NE KADAR AZ ŞÜKREDİYORUZ FARKINDA MISINIZ?

NE KADAR AZ ŞÜKREDİYORUZ FARKINDA MISINIZ?

Neden Şükretmeliyiz?

Siz bu birkaç kelimeyi okurken dünyada 2 insan öldü, 4 bebek doğdu. Evren 14,8 km genişledi. 30 yıldız yok olurken 4000 yıldız yoktan var oldu. 16 milyon litre su yeryüzünden buharlaştı. Yağmur ormanlarından 34 ağaç kesildi. Arı 270 kez kanat çırptı. 60 yıldırım düştü. 1000 varil petrol tüketildi. Güneş uzay boşluğuna 1 milyon ton madde püskürttü.

Oysa biz bunların hiçbirinden haberimiz ve dahlimiz olmadan yine umutsuzca uyandık. Şikâyeti keyifsiz bir kahvaltıya katık ederek güne başladık. İşten, aştan, aşktan, trafikten, ekonomiden, gittiğimiz kafe, seyrettiğimiz film, aldığımız dersten her şeyden sürekli şikâyet ediyoruz. Çok mu dramatize ettim? Hiç sanmıyorum! Maalesef tanıdığım çok insan gününü şikâyet etmekle geçiriyor. Çünkü insanlar dünyanın her geçen gün daha fenalaştığına, insanların kötü ve beceriksiz, hayatın çok zor, hak ettikleri yaşantının çok uzağında olduklarına inandırılmış durumdalar. Aynı dünyanın bir parçası olduklarına ve aslında değişimin bizzat kendilerinden başlayabileceğini bir an olsun düşünmeden şikayet etmeye devam ediyorlar.

Allah’a şükretmek, hayata ve getirdiklerine minnettar olmak, son yıllarda maalesef gadre uğramış, unutulmaya yüz tutmuş iki önemli değer. Oysa hayat gerçekten üzülmek ve mutsuz olmak için çok kısa. Dün yaşantımızda olanlar bugün artık yaşamıyor. Bu cümle bir gün bizim için de kurulacak farkında mısınız?

Geçmişte üstesinden gelemediğiniz hangi şeyi şimdi kendinize dert ediyorsunuz? Bu gerçekten de üzerinde düşünmemiz gereken bir soru. Sizi sıkıntıya sokan, uykularınızı kaçıran o şey neyse çoktan gülüp geçtiğiniz bir anıya dönüştü bile.

Hayat adeta sonsuzmuş ve hiç ölmeyecekmişiz gibi zamanımızı hayıflanmalarla, pişmanlıklarla, kıyaslamalarla harcıyoruz. Gerçeklikten uzak sanal ortamların, özenilen hayatların, dayatılan yaşam tarzlarının etkisine maruz kalıyoruz. İşin garibi bu etkinin bizi uyuşturmasından hiç rahatsız olmadan kendimizi teslim ediyoruz.

Erişemediğimiz şartlı başarılar ve şarta bağlı mutluluk tanımları bizi üzüyor. Kendimizi mutsuz etmenin, üzülmenin, dünün sıkıntısından bir şey eksiltmediği gibi bugünün gücünü tükettiğini idrak edemiyoruz. Mutluluk şarta bağlı ulaşılacak nokta değil bir yaşama halidir. Mutlu olunmaz mutlu yaşanır. Sıcak ince belli bir bardak çayla mutlu olamayan insan, kocaman teknesi ile boğazdaki yalısına yanaşsa yine mutlu olamaz.

Honoré de Balzac daha orta okul çağlarında iken okuduğum bir sözü ile beni çok etkilemişti: “Ayakkabım olmadığına üzülüyordum ta ki ayakları olmayan birini gördüğüm ana kadar.”

Gerçek şu ki yazının başından beri 100 deprem oldu. 60’ı engelli olmak üzere 450 çocuk, içme suyuna hiç ulaşamayacakları bir hayata doğdu. 80 kişi açlıktan, 45 kişi inme, 52 kişi kalp hastalıkları sebebiyle öldü. 125 milyon öğretim çağındaki çocuk bugün de önceki günlerde olduğu gibi okula gidemedi. Binlerce şirket iflas etti. On binlerce iş görüşmesinden adaylar işi alamadan ayrıldı. Yüz binlerce öğrenci sınavdan kaldı. İstanbul’da, Newyork’ta, Londra’da hatta Konya’da, Tokat’ta trafik yoğundu. Aşıklar ayrıldı, evliler boşandı. Ama dünya yörüngesinden sapmadı, güneş ışınlarını esirgemedi, hayat durmadı,

Yere basmayan kanaatkârlık, bir lokma bir hırka anlayışından bahsetmiyorum. Elbette mücadele, şüphesiz çalışıp daha iyisine ulaşma heves ve arzusunu yok saymadığım gibi aksine bizi hayata bağlayan, sabahları uyanma sebebimiz olan hedeflerin gerekliliğini bir kez daha ifade ediyorum. Çünkü bir kaya ne kadar büyük ve sağlam olursa olsun hareketsiz olduğunda yosun bağlar. Makine çalışmazsa paslanır. Hayaller, hedefler, çalışma, hareket, devinim olmazsa yaşam durur.

Dikkat çekmeye çalıştığım şey hayatımızda kontrol edip yönetebildiğimiz şeyler için planlı ve çok çalışıp, sahip olduklarımız için şükür ve minnet duyarken, kontrol edemediklerimiz için keyfimizin kaçmasına izin vermememiz gerektiği.

“Şikâyet etme şükret demek kolay. İyi de nasıl?” dediğinizi duyar gibiyim.

Hemen etrafınıza bakın. Sizi emniyetle içine alan bir evde mi yaşıyorsunuz? Dünyada 100 milyondan fazla insanın hiç evi yok.

Sizi seven insanlar var mı hayatınızda? Varlığınız onlar için dünyalara bedeldir.

Bir sonraki öğünde yiyecek yemek olmadan kaç gün yaşadınız? Şu an 800 milyon insanın bir lokma yiyeceği yok.

Organlarınız tam sağlığınız yerinde mi? Dünyada 1 milyardan fazla engelli var.

Tüm bunlar şükretmek ve minnet duymak için yeterli değil mi?

Sümeyye Boyacı örnek alınacak bir kızımız. Sümeyye’nin doğuştan iki kolu yok. İç dünyasına çekilip kendini hayata kapatmak yerine 5 yaşında yüzmeye başlıyor. 18 yaşına gelmeden paralimpik yüzmede Avrupa ve Dünya şampiyonu oldu.

Doğuştan görme yeteneği olmayan Eşref Armağan elleriyle yaptığı muhteşem tablolarla tüm dünyada sergiler açıyor. Bu örnekler çoğaltılabilir.

12 Adımda Daha Az Şikâyet Daha Fazla Şükür

  1. Her ne hatalı karar vermiş ya da her nasıl yanlış bir hayat yaşamış olursanız olun kendinizi affedin. Siz harikasınız, siz dünyada teksiniz. Sizden bir tane daha yok. Bundan daha değerli bir şey olabilir mi? İçinizdeki o kıpır kıpır yumurcağa o 12 yaşındaki halinizi karşınıza alın, hayata karşı daha sağlam, daha dirençli, daha akılcı olacağınıza ve o çocuğu şu an bulunduğunuz yaşta daha mutlu edeceğinize dair söz verin.
  2. Gülümseyin. Hayat somurtmaya değmeyecek kadar kısa. Özellikle işler planladığınız gibi gitmediğinde her zamankinden daha fazla gülümseyin.
  3. İnsan olduğunuzu unutmayın. Biz eksiklerimizle, kusur ve hatalarımızla varız. Yaşadığınız sürece hata yapmaya devam edeceğinizi de unutmayın. Ama şunu da hep hatırlayın; bugünkü bizi biz yapan geçmişteki hatalar ve eksikliklerimizdi.
  4. Evinize almadığınız kişilere düşüncelerinizde de yer vermeyin. Zihninizi kirletmelerine izin vermeyin. Onları hayatınızdan çıkartın. Sizi önemseyen, değer veren, enerjinizi yükselten, içtenlikle seven insanları çevrenizde bulundurun.
  5. Sorgulayın, araştırın, anlamaya çalışın ama yargılamayın. İlk önce de kendinizi yargılamayın.
  6. Eleştiriye açık olun ama başkasının hayatını yaşamayın. Başkalarının zamanınızı ve gücünüzü almasına izin vermeyin. Sizinle hayatı, üzüntüleri zorlukları paylaşmayan ‘başkaları’ için yaşamaktan vazgeçin. Zor gününüzde yanınızda olmayanlara, hak ettiklerinden fazla değer vermeyin.
  7. Suçluluk duymadan, borçlu hissetmeden hayır demeyi bilin. Böylece size iyi gelmeyen kişi, tercih ya da olayların hayatınızı işgal etmesine de izin vermemiş olursunuz.
  8. Herkesin derdi kendine büyük, herkesin yaşanmışlıkları kendisine aittir. Başkalarından etkilenmeyin. Hele ki sanal yaşantıların sizi gerçeklikten uzaklaştırmasına asla izin vermeyin.
  9. Sizi yükseltecek ve zihni istikrara kavuşturacak olan değerler ile sizi aşağıya çeken olumsuz inançların farkında olun. Bu sayede hayatınızın kontrolünü bilinç seviyesinde ele alabilirsiniz.
  10. Kendiniz, işiniz ve hayat hakkında yeni şeyler öğrenmeye açık olun. Bu öğrenme keşiflerinde değişiklik yapmaktan korkmayın. Denemeye korktuğunuz o şeyi denemenin zamanı geldi de geçiyor bile.
  11. Sizi değersiz hissettirenlerin, hayal kırıklığı, reddedilme ve başarısız olmanın sizi negatif etkilemesine, sizi en iyisini yapmaktan alıkoymasına izin vermeyin. Hayatta olan ya da olmayan her şeyin ilâhi bir nedeni olduğunu ve daha iyi bir şeyin gerçekleşmek üzere olduğunu bilin.
  12. Her şey için şükretmeyi, günlük rutininiz haline getirin. Doğan güneş, yağan yağmur, aldığınız nefes, dost eli, anne nasihati, sıcak ekmek kokusu, çocuğunuzun mutluluğu…. Sahip olduğunuz sayısız nimete şükretmek için bu nimetlerin elinizden alınmasını beklemeyin.

Şükretmek ve şikâyet etmemek sizi daha mutlu ve pozitif yapar. Hayat kaliteniz artar. Kendinizle olan ilişkinizi düzeltirsiniz. Bu olumlu hal çevrenizi de olumlu etkiler.

Haydi içtenlikle, size sizi ve sahip olduklarınızı veren Allah’a şükredin.

Hayatın Anlamını ve Amacını Keşfetmek İçin tıklayınız

 

Yorumlar: 2

Yorum bırakın