İNANÇLARLA BAŞARI ARASINDAKİ İLİŞKİ

İNANÇLARLA BAŞARI ARASINDAKİ İLİŞKİ

Bırakın Olumsuz İnançlarınıza Sahip Çıkmayı

Roger Banister adını duydunuz mu? Bir tıp doktoru, nörolog. Aynı zamanda tutku derecesinde koşmayı seven bir atlet.

Amatör bir koşucu iken 1952 Helsinki olimpiyatları 1500 m yarışına İngiltere adına katılmaya hak kazanıyor. Yarışmada dördüncü oluyor ve madalya kazanamıyor. Büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak ülkesine dönüyor.

Fakat yılmıyor, bu başarısızlık onu pozitif etkiliyor. Kendisine o dönem çok popüler olan 1 mil yani yaklaşık 1600 metre yarışında rekor kırmak gibi çok zor bir hedef koyuyor. O gün bu mesafede rekor 4:01,40 ile İsveçli atlet Gunter Hagg’a ait.

Hedef çok zor zira hiç kimse 1 mili 4 dk’nın altında koşamamış. Spor çevreleri bunun imkânsız olduğu konusunda hemfikir. Hatta insanın anatomik yapısının bunu başarmasını imkansızlaştırdığına ilişkin bir dizi uzman görüşü de var.

Ama Banister bunu umursamıyor. Oxford Üniversitesi Tıp Okulunda okurken her gün yalnız 45 dk ve kendi geliştirdiği antrenman programı ile hazırlık yapmaya başlıyor.

Bu azimli çalışma ona başarıyı getiriyor. 6 Mayıs 1954 ‘te Oxford’da büyük bir kalabalığın önünde 1 mil rekorunu 3:59,40 ile kırıyor.

Bannister’in aslında kırdığı sıradan bir yarışma rekoru değil, bir insanın 1 mili 4 dakikanın altında koşamayacağına dair geliştirilen zihinlerdeki katı-olumsuz inançtı.

Sonra çok ilginç bir şey daha oluyor. Yalnız 46 gün sonra İsveçli John Landy 3:58.00 ile yeni rekorun sahibi oluyor.

O günden bugüne yaklaşık 1400 atlet 1 mili 4 dakikanın altında koştu ve koşmaya da devam ediyor. Bugün bu rekor 3:43.13′ ile Faslı Hişam El Geruc’a ait.

Ya Banister gibi biri çıkmasaydı?

İnanç nedir diye sorsam ne cevap verirdiniz?

İnanç kelimesi günlük yaşantıda genellikle dinle ilişkilendirilen bir kelime. Aklınıza ilk gelen de zannediyorum bu eksende bir cevap oldu. Yanlış değil. Oysa din dışında farkında olmadan şaşılacak kadar çok şey için inanç geliştiriyor ve körü körüne ona inanıyoruz.

İnanç, kişinin yaşantısını, eylemlerini, bugün ve yarınını kısaca bireyin bizzat kendisini şekillendiren kişi, olay, görüş ve öğretilere yüklediği anlama bağlanma biçimidir. Bilinçaltımızda doğruluğu peşinen kabul edilmiş hükümlerdir. Karşılaştığımız ve gelecekte de karşılaşacağımız tüm fırsatları artırma ya da yok etme kabiliyetidir.

Sahip olduğumuz andan itibaren hayatımızın direksiyonuna inançlar oturur. O nereye isterse oraya gideriz. Hayatımızı bilinçli yönetmek istiyorsak inançlarımız üzerinde çalışmalı, onları tanımalı, olumlu inançları güçlendirirken olumsuz inançları yaşantımızdan çıkarmalıyız.

Çok küçük yaşlardan itibaren şahit olduğumuz olayların bıraktığı izler, deneyimler, başarısızlıklar ve rol model söylemleri, çeşitli varsayımların oluşmasına sebep olurken çekirdek inançlara da kaynaklık eder. Kaynak ne denli güçlü ise varsayımlara bağlanma ve terk edememe hali de o kadar kuvvetli olur. Sorgulama yeteneği ise aynı ölçüde azalır.

Kaynağın doğruluğundan ziyade kişinin algıları ve yorumları öne çıkar. Korku, belirsizlik ve kaygıdan beslenen varsayımlar inanca dönüşür. İnançlara sıkı sıkıya sarıldığımız yetmiyormuş gibi çevremizi de doğru olduğuna ikna etmeye çalışırız.

İnançlar olumlu mudur yoksa olumsuz mu?

Kişinin geliştirdiği inançlar olumlu da olabilir olumsuz da. Olumlu inançlar, kişilerin engellerin üstesinden gelmesini ve hedeflerine ulaşmasını sağlar. Desteklenmesi gerekir.

  • Başkası yapmışsa ben de yaparım.
  • Bilgim ve deneyimim ile üstesinden gelirim.
  • Daha önce ne engelleri aştım ben, bunu da aşarım.

Olumsuz inançlar ise tam tersi etki gösterir. Bireyin önüne bariyerler koyar, harekete geçmesini engeller.

  • Neyi başardım ki bugüne kadar? Yine elime gözüme bulaştıracağım.
  • ……’dan yönetici olmaz.
  • Torpilin yoksa bu memlekette hiçbir şeysin.

Korku, bilinmezlik ve başarısız olma kaygısından tetiklenen olumsuz inançlar bir süre sonra eylemsizliğe dönüşür. Harekete geçemeyen kişi çevresine yıkılmaz duvarlarla bir alan inşa etmeye başlar. İnançlar bir süre sonra kişinin işine de gelir. Zira harekete geçememesinin “geçerli” bir sebebi vardır artık. Başarısız olma korkusuyla, zora girmek, yüzleşmek yerine bu mazeretin arkasına saklanmayı tercih eder.

Buda: “Ne düşünürsek oyuz. Biz her ne isek düşüncelerimizden doğar, dünyamızı biz düşüncelerimizle yaparız” diyor yüzyıllar öncesinden. Celalettin Rumi ise “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün, gülistan olursun, diken düşünürsün dikenlik olursun” der.

Yazının başındaki Banister’in yaptığı gibi, olumsuz inançlara sahip çıkmayı bıraktığınız anda hayatınızda nelerin değişebileceğini bir an için düşünmek ister misiniz?

 

Yorum bırakın