SİZ SİZ OLUN SANDALYEYE BAKMAYIN

SİZ SİZ OLUN SANDALYEYE BAKMAYIN

Odaklanma ve Aslan’dan Alınacak Dersler

Sirk gösterisi izlediniz mi hiç? Özellikle aslan, kaplan gibi hayvanların gösterisini. Bu kocaman, vakur, güçlü, özgür ve vahşi kedilerin, ormanda caka satmak yerine, boğaz tokluğuna insanları eğlendiren bir sirk soytarısına nasıl dönüştüğünü ben hep merak etmişimdir. Üşenmedim araştırdım karşıma ders alınması gereken ibretlik bir olay çıktı.

1900’lerin başında ABD’de doğdu. Çok da imrenilecek bir gençlik yaşamadı. Hayat çok zordu. Büyük Buhran’ın ayak sesleri artık iyice duyulmaya başlamıştı. İş bulmanın neredeyse imkansız olduğu günlerde kendisini bir sirkte kafesleri temizlerken buldu. Uzun süre bu işi yaptı. Sonra bir gün ondan aslan terbiyeciliği yapması istendi, bu işi çok sevdi. Meslektaşlarının çoğunun hayatını erken yaşta iş kazası! sebebiyle kaybettiği bir ortamda, 60 yaşında doğal sebeplerle ölünceye kadar aslan terbiyeciliğine devam etti.

Peki nasıl hayatta kaldı? Çok basit bir farklılıkla; Clyde Beatty bu koca kedileri eğitirken bir sandalye kullanıyordu, dört ayaklı basit bir sandalye. Bunu dünyada yapan ilk insandı.

Hatırlayın sirkteki aslan gösterisini. Aslan terbiyecisi arenaya çıkar ve bazen elindeki kırbacı havada şaklatır bazen de yüksek sesle aslanlara talimat verir. Seyirciler aslanlara gösteriyi yaptıranın kırbaç olduğunu zanneder oysa gerçek göründüğü gibi değildir. Aslında tüm maharet aslan terbiyecisinin eğitimde kullandığı sandalyededir.

Aslan terbiyecisi vahşi kedileri eğitirken bir sandalyenin dört ayağını aslanın yüzüne doğru tutar ve kırbacını şaklatarak komutlar verir. Aslan burnunun ucundaki sandalyenin ayaklarından birine pençe atar. Terbiyeci bu sırada sandalyeyi sürekli hareket ettirerek aslanın odağını bozar. Aslan önce çok sinirlenir, daha da vahşileşir. Fakat pençesi hedefi bulamayan aslan sonraki hamlesine bir türlü karar veremez. Sürekli hareket eden 4 hedef vardır ve hangisine saldırması gerektiği konusunda kafası oldukça karışmış, odağı bölünmüştür. Kısa bir süre sonra o güçlü, mağrur aslandan geriye süt dökmüş bir kedi kalmıştır artık.

Sizin de kendinizi bu aslan gibi hissettiğiniz anlar oluyor değil mi? Yapmak istiyorsunuz ama ne yapacağınızı ne zaman yapacağınızı, hangisinden başlayacağınızı bilemez halde buluyorsunuz kendinizi. Yanılıyor muyum?

İnsanlar birden fazla iş, çok fazla seçenek arasında çelişkiye düşüyor. Kilo vermek, egzersiz yapmak istersiniz. Karşınıza birçok diyetisyen, diyet listesi, spor salonu, egzersiz tekniği çıkar ama bir türlü seçim yapamaz ve karar veremezsiniz. Yabancı dil öğrenmek istersiniz biri Korece öğren der diğeri geleceğin dilinin Çince olduğunu söyler. Hatta gün içinde yapılacak basit işleriniz vardır, ödeme yapmak, alış-veriş, veli toplantısı vb. Hangisinden başlayacağınıza bir türlü karar veremezsiniz.

Kariyerinin başındaki gencin paradoksu hiç değişmez: İş mi, askerlik mi, yüksek lisans mı, çalışmak mı yoksa lisan eğitimi mi? Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir, yöneticiler, çalışanlar, ebeveynler, öğrenciler yaşayan herkes için çeşitlendirilebilir. İster ama başlayamaz, başlar ama devamını getiremezsiniz. Yerinizde sayar ve ilerleme kaydedemezsiniz. Sorun şu ki en doğru seçeneği ve zamanı bulmak, en doğru kararı vermekle geçen zaman bir süre sonra yapacağınız işin önemini soluklaştırır. Bu durum sık yaşandıkça hayal kırıklıkları başlar. Bir süre sonra yetersizlik ve değersizlik tuzağına düşmüşsünüzdür bile.

Peki bu negatif rutini kırmanın yolu nedir?

Asla sirkteki bir aslan gibi davranmayın. Arenadaki aslan yerine ormanda tavşan, sirkteki kaplan yerine bozkırdaki ceylan olun. Özgür ve kafası karışmadan kendi kararlarını veren bir tavşan, bir ceylan. Burnunuzun ucunda bir sandalye gördüğünüzde terbiye edilen aslanın aslında bizzat kendiniz olduğunu fark edin. O sandalyeyi yani sonsuz seçenekler dünyasını gördüğünüz an, sandalyenin dört ayağına bakıp karar felci yaşamak yerine en doğru seçimi, en mükemmel anı beklemeden bir adım atın. Seçenekler arasında odağınızın bölünmesine izin vermeyin. Az da olsa, küçük de olsa, önemsiz de olsa bir adım atın. Bu adım sizi rahatsız edecek ama ilerlemenin tek yolu ileriye doğru atılan adımdır.

Kabul etsek de etmesek de farkında olsak da olmasak da bir arenadayız. Arenada olmak arenadaki aslan olmayı gerektirmiyor. İnsanların çoğu zamanının önemli bir kısmını orda öylece durup burnuna uzatılan sandalyeyi incelemek, hangi ayağın daha önemli ve kritik olduğunu tartışmakla geçirir.

Arenada iken burnunuza doğru bir sandalye sallandığında, sonu gelmeyen analizler, sonuca ulaşmayan yorumlar yerine tek yapmanız gereken tek bir adım atmaktır. Tam orada ve tam o anda. Unutmayın akıllı köprüyü buluncaya kadar deli ırmağı geçer.

 

 

Yorum bırakın