ÖFKE YÖNETİMİ

ÖFKE YÖNETİMİ

ÖFKE YÖNETİMİ

Sizin de hiç korktuğunuz, çekindiğiniz tipler oldu mu? Hani çok sevseniz bile tepkilerine güvenemediğiniz, yanında kendinizi rahat hissetmediğiniz, kendinizi rahat ifade edemediğiniz tipler. Tam sohbetin en güzel, işin demini aldığı yerde bir öfke patlaması ile ortalığı inleten ve tüm sihri bozan insanlar tanıdınız mı? Evet mi? Hiç çekilmezler değil mi?

Peki, siz onlardan biri misiniz? Hiç düşündünüz mü?

Öyle bir misafir düşünün ki; eve geldiğinde eşlerin birbiriyle, çocuğun anne babasıyla arasını açıyor. Severek evlenen insanları canından bezdiriyor, babayı evlat düşmanı yapıyor. İş yerine geldiğinde patronunuzu size düşmanmış gibi gösterirken mesai arkadaşlarınızın sizi küçümsediğini düşündürüyor. İşverenseniz çalışanlarınızın işi savsakladığını düşündürüyor. Okula gelse öğretmeni çileden çıkartıyor, öğrencilerin kavga etmesine sebep oluyor.

Öyle bir misafir düşünün ki gittiği her yerde insanlara hayatı zorlaştırıyor, zehir ediyor. Bu misafiri kabul eder misiniz? O’nu evinize almak çocuklarınızla görüştürmek ister misiniz? Hayır dediğinizi biliyorum. Kim ister ki böyle misafiri.

Ama öfke işte tam da böyle bir misafir! Kimsenin istemediği, ama evimizden, işyerinizden ya da sosyal yaşantımızdan nasıl uzaklaştıracağımızı bilemediğimiz bir misafir. Yönetmeyi bilsek, olumlu yanlarını kullanıp olumsuz taraflarını atsak aslında bırakmak isteyeceğimiz bir misafir. Yani iki yönlü bir olgu öfkedir.  (KAYAOĞLU, 2013)

ÖFKE NEDİR?

Önce öfkenin ne olduğunu anlayarak başlayalım söze.

Sevgili Okuyucu öfke; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen, son derece doğal, evrensel ve insani bir duygusal tepkidir.  (SOYKAN, 2003)

Engelleme, kışkırtma, incinme veya tehdit-gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi-kızgınlıktır. Tıpkı üzüntü, mutluluk, korku gibi temel duygularımızdan birisidir, insani yanımızın bir parçasıdır. Yani normaldir ve bir sağlık belirtisidir. Aksine hiç öfkelenmeyen insan normal değildir. (KAYAOĞLU, 2013)

İnsan haz yaşamaya dönük bir canlıdır. Haz dünyasını engelleyecek her durum, olay veya kişi, insandaki öfke duygusunun en başta gelen sebebidir. (BALTAŞ, 1987)

Öfke, farkında olunan, günlük hayatımızı kolaylaştıran bir duygu olarak kaldığı sürece sorun yoktur.

Burada ana problem öfkenin varlığı değil, kontrol edilmemesi ve iç dünyamızda işleme tabi tutulmamaktan kaynaklanan saldırganlık ve şiddete dönüşme halidir.

Öfke gerçek ya da gerçek olduğu zannedilen bir zarar görme endişesinden ortaya çıkar. Birey zarar göreceğini düşündüğü duruma karşı intikam ve cezalandırma duygusuna kapılır. Göreceği muhtemel zararı kendisinden uzaklaştırmak ister.

Hiçbir insan öfkeli olarak dünyaya gelmez. Ancak anne karnında geçirilen zaman, aile içi ilişki biçimleri, yakın ve sosyal çevreden öğrenilenler insana öfkeyi öğretir. Öfkenin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir desek yanlış söylememiş oluruz. Habil ve Kabil’den günümüze kadar yaşanan ve bundan sonrada yaşanacak bir duygudur.

Öfke Öğrenilen Bir Süreçtir?

Günlük yaşantınıza dikkat ettiğinizde ilişkiler ve sosyal yapılanmanın kişilerin öfkeli davranışlarını beslediğini görürsünüz. Evde işlerin istediği gibi gitmediğini düşünen eş, surat asmaya, bağırıp çağırmaya başladığında çoğunlukla hedefine ulaşır. Dolayısıyla eşine ya da çocuklarına isteklerini yaptırmanın kolay yolu olarak öfke davranışını kullanmaya başlar. Niçin böyle davrandığı sorulduğunda cevap ani ve net gelir:

“Ne yapayım, başka türlü dediğimi yapmıyorlar. Onların anladığı dil bu!…”

Toplumda büyüğünden küçüğüne herkesin anladığı dil öfke dili olunca, öfkeyi amaca ulaşmanın en kolay yolu olarak kullanmamak çok acayip bir durum gibi algılanıyor. (KAYAOĞLU, 2013)

İNSANLAR NEDEN VE NE ZAMAN ÖFKELENİR?

      Öfke hiçbir zaman sebepsiz değildir, ama gerçekten iyi bir nedeni olan nadirdir demiş Benjamin FRANKLIN.

      Yağmura yaşa, kara çamura, havaya suya ama her şeye öfkelenen insanoğlu elbette öfkeli olarak dünyaya gelmemiştir. Biraz önce de ifade ettiğim gibi öfke öğrenilen bir davranıştır. Öfkeli insanların çoğu çocukluk yıllarından itibaren ya işi bağırıp çağırmakla yaptırabileceklerini ya da dünyanın kötü ve acımasız bir yer olduğu, hiç kimseye güvenilmeyeceği fikriyle büyürler. Bu düşünce tarzı bireyin kendini tehdit altında hissetmesine ve bir savunma mekanizması geliştirmesine sebep olur. Bu mekanizma da genellikle öfkedir.

Peki, insanlar hangi durumlarda öfkelenir? Görelim…

  • Bana haksızlık yapılıyor!
  • Yapılan incitilmelere dayanacak gücüm kalmadı!
  • Tehdit altındayım, kendimi savunmalıyım!
  • Değerlerime saldırılıyor!
  • Ben doğarken ölmüşüm, her şey-herkes bana karşı!”
  • Ben de buradayım. Beni aşağılıyorlar. Ben değersiz miyim?”
  • Tabii ki ben haklıyım!
  • Gücümü göstereyim de benden korksunlar. Karşımdakini sindirirsem bana bir şey yapamaz!

      Bahsettiğim durumlara dikkat edildiğinde aslında insanların ne zaman öfkelendiğini de anlayabiliriz.

  • Bize karşı saldırıya geçildiğini düşündüğümüz zaman.
  • Kışkırtıldığımız zaman.
  • Değer görmediğimizi düşündüğümüz zaman.
  • Hayal kırıklığına uğradığımız zaman.
  • Stres altında olduğumuz zaman.
  • Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zaman.
  • Kendimizi ifade edemediğimiz zaman.
  • Yorgun ve savunmasız olduğumuz zaman.
  • Uykusuz olduğumuz zaman.
  • Üst üste can sıkıcı olumsuz olaylar yaşadığımız zaman.
  • İnsanlar bizi anlamadığı zaman.
  • Engellenme duygusunu sıklıkla yaşadığımız zaman.
  • Alaya alındığımızı düşündüğümüz zaman.

Gerçekçi olmak gerekirse öfkelenmenin nedenleri ve zamanı saymakla bitmez.  İnsan yeter ki öfkelenmek istesin. Çevrenizdeki insanlara en çok neye öfkelendiğini sorsanız belki de şu cevapları alırsınız:

  • Daha yeşil yanmadan korna çalınması beni çıldırtıyor.
  • Beni kimse bekletemez
  • Eşimin tartışma anlarında arkasını dönmesine hasta oluyorum.
  • Adamın her maçtan sonra balkonuna bayrak asması beni öfkelendiriyor.
  • O kadar para veriyoruz…
  • Adam sabahtan akşama kadar yatıyor, müdür tüm işi bana yaptırıyor.
  • 1 saat sıra bekle 2 dakika dolmadan ve suratına bakmadan doktor göndersin, çıldırıyorum.

Her insanın bir farklı öfkelenme sebebi olsa dahi insanoğlu 7 milyar ayrı sebepten, günün her dakikası, yaşamının her anı öfkelenebiliyor. Rakam müthiş.

Peki, siz neye öfkelenirsiniz? J

ÖFKENİN BELİRTİLERİ

Öfke; çok hafif tepkiden, şiddetli tepkiye kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. Diğer bütün duygularda olduğu gibi öfkeyi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle birlikte hissedebiliriz. Vücudumuz, bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir.  (SANCAK, 2012)

Fiziksel Belirtiler:

  • Stres ve gerginlik
  • Nefes alıp-vermenin sıklaşması
  • Kalp atışının hızlanması
  • Nabız ve kan basıncının artması
  • Baş ağrıları
  • Mide rahatsızlıkları
  • Kas, sırt, boyun ağrıları
  • Duygusal rahatsızlıklar (depresyon gibi)

Ruhsal belirtiler:

  • Bağırma
  • Küfür
  • Alkolizm
  • Aşırı yemek
  • İlaç kullanımı

Diğer belirtiler:

  • Düşük performans
  • Unutkanlık
  • Uykusuzluk
  • Dikkatsizlik
  • Ani tepkiler

ÖFKENİN ÖZELLİKLERİ

  • Yaşandığı anı temsil etmez: Öfkelenen bireyler üzerinde yapılan araştırmalar, aslında öfkenin temel sebebinin o anda yaşadığı olay olmadığı, daha önce yaşanan bir ya da bir dizi olayın yarattığı birikimin artık iç dünyada hapsedilemediğini gösteriyor. Bu hadisenin bir kısmı önemli olabiliyorken bir kısmı incir çekirdeğini dahi doldurmayacak sebeplere dayanabiliyor. (KAYAOĞLU, 2013)

Müflis tüccar gibi eski defterler açılmamalı, o anki olay önceden meydana gelen ilgili ilgisiz diğer olaylarla ilişkilendirilmemeli, birlikte değerlendirilmemelidir.

  • Alınganlık, olayları kişiselleştirmek: Sebebi ne olursa olsun öfkeli insanlar aynı zamanda çok alıngandırlar. Ortamda gelişen olaylar, yaşanan sorunlarda hep üzerlerine alınacakları, kişiselleştirecekleri, üzerlerine alıp kendilerini önce üzüp sonra kızdıracakları bir şey mutlaka bularak, kendi kendilerini kışkırtırlar. Hatta gökyüzünden meteor düşse kendi üzerine alınıp kendisine inat olsun diye düştüğünü düşünen insanlar olabilir J.

Oysa bilinmelidir ki başa gelen sorunların çoğu başka insanların da başına gelir. Trafik herkes için tıkanır, su o gün pek çok evde aynı anda kesilmiştir.

Böyle anlarda kendinizi yatıştırmak için olayların sizin sandığımız kadar ters gitmediğini kendimize hatırlatmalı ve elimizden geldiğince olumlu düşünmeliyiz.

  • “Kontrolü kaybediyorum” duygusu: İnsanlar kendi yaşantılarına, çevrelerindeki insanlara hatta tüm hayata hükmetmek, kesin bir şekilde yönetmek isterler. İşler hep kendi kontrollerinde yürüsün, plan dışı hiçbir şey yaşanmasın ister. Oysa hayatta her türlü aksilik herkesin başına gelebilir. Olası sorunların başa gelmesi, bizim hayatımız üzerindeki kontrolümüzün kaybedildiği anlamına gelmez.

Her şeyi planlıyoruz, önümüze büyük hedefler koyuyoruz, her şeyi başarmak istiyoruz, hayatı üretiyoruz ve ürettiklerimiz maalesef çoğu zaman bizi öfkelendirmekten başka işe yaramıyor.

  • Tehdit altında hissetmek: Öfkeli insanların büyük bir kısmı kendilerini tehdit altında hissederler. Bu tehdit daha ziyade duygusal bir tehdit algısıdır. Ya birileri kendisinin karşısındadır ya da birileri tarafından zarar verileceğini düşünür. Kişi tehdit altında hissederse farkında olmadan savunmacı davranır. Örneğin patron odasına çağırdığında, dünkü istediği raporun beğenilmediğini ve sağlam bir fırça yiyeceğini düşünen çalışan gardını alarak içeri girer. Ya refleks bir tavırla sert yapar gözden düşer, işinden olur ya da aşırı bir şekilde alttan alır, konuşup hakkını araması gereken noktada, işinden atılma endişesi ile uğradığı haksızlığı içine atar. Ancak bu durum da onu öfkelendirmekten başka işe yaramaz.
  • Öfkeyi yaşam biçimi haline getirmek: Öfkeli insanlar, sürekli öfkeli davranmaya o kadar alışırlar ki, zamanla bu onların yaşam şekli haline gelir. Çevrelerini öfkeleriyle kontrol etmeye çalışırlar. Öfke dışında hiçbir davranış ya da düşünsel malzeme kullanmazlar. Hatta bazı yöresel tanımlamalarla öfkelerini legal hale getirmeye çalışırlar.

-“Karadenizliyiz ne yapalım.”

-“Arnavut damarımı kaldırma benim”

-“Dedeme çekmişim, rahmetli de böyleydi.”

ÖFKENİN ZARARLARI

Öfke bir ruhsal intihar (S. SIVINANDA), kötü bir öğütçü (B. SHAW), kısa bir deliliktir (H.CORNEİLLE). Öfke ile beraber akıl da uçup gider (E. LESSING). Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmanına ya varır ya da varmaz (SADİ).

Pek çok insan için işe yarayan bir yöntem gibi gözükse de öfkenin çok zararı vardır.

En hafifinden erken yaşlanmaya, organların yıpranmasına, yüzün kırışmasına, sinir sisteminin dahi bozulmasına sebep oluyor. Ayrıca sosyal ilişkilerimizi de altüst ediyor. (KAYAOĞLU, 2013)

  • Vücut stres yüklenir. Aşırı stres organları yıpratır: Fiziksel gerilimle birlikte karamsarlık, endişe, odaklanamama ve korku başlar. Bu beraberinde kan basıncının artmasına sebep olur. Öfkenin bu duygularla birlikte yaşanması bir kısır döngü oluşturur, kişi uzun süre öfke-stres sarmalının etkisinde kalır.
  • Başta kanser olmak üzere pek çok hastalığın sebebi öfkedir: Bugün pek çok hastalığın altında yatan sebebin öfke ve beraberinde stres olduğu gerçeği herkes tarafından bilinmektedir. Öfke bünyeyi zayıf düşürür, organları yıpratır. Kanser ve kalp krizlerinin temelinde yatan sebeplerin başında öfke gelir. Baş ağrısı, mide bulantısı, el-ayak-kafa uyuşması öfkenin meydana getirdiği en hafif fiziksel tepkilerdir.
  • Vücutta istenmeyen hormonal değişimlere sebep olur: Testesteron, cortisol ve daha pek çok hormon normal seviyelerin üzerine çıkar. Bağışıklık sistemi zayıflar.
  • Öfke arttıkça çevremizdeki insanların bize karşı tolerans seviyeleri düşer: Ataların rüzgar eken fırtına biçer dediği gibi, öfke anlarımızda karşımızdaki insanlar da çeşitli pasif, agresif tanıdıksa proaktif savunmalar geliştirirler.
  • Yanlış karar almamıza sebep olabilir: Öfke anında verilen tepkiler gibi kararlar da tüm yönleriyle düşünülmeden verildiği için genellikle pişmanlıkla sonuçlanır.
  • Öfke performans düşüklüğüne sebep olur: Kişi öfke eksenindeki olaylara odaklandığından psikolojik, fizyolojik ya da yetkinlikler noktasındaki eylemlere dikkat toplamakta güçlük çeker, bu da onun performansını düşürür.
  • Öfke sosyal anlamda kişiyi yalnızlığa iter: Rüzgâr eken fırtına biçiyorsa, öfkeyle kalkan zararla oturuyorsa, öfke gelir göz kararır öfke gider yüz kızarırsa bir süre sonra öfkeli insanların çevresinde dostu yakını da kalmaz, gittikçe daha izole ve yalnız bir hayat içinde bulur kendini.
  • Öfke saygınlık kaybına sebep olur: Özellikle modern iş yaşamında eli belinde, kavgacı sürekli kızarıp köpüren insanları seven, sayan herhalde fazla insan olmayacaktır.
  • Öfke zaman kaybettirir: Hayat kısa yapılacak iş çok. İç mutluluğumuzu, sosyal dengemizi ve iş yeri ahengini bozacak başta öfke olmak üzere hiçbir şeye izin verilmemelidir.
  • Öfke saldırganlaştırır: Sürekli tekrarlayan öfke patlamaları bir süre sonra insanı fiziksel cebir uygulayan insana da dönüştürebilir. Hukuki problemlerle karşı karşıya bırakabilir.

ÖFKENİN FAYDALARI DA VARDIR

Yukarıda yazının başında öfkenin doğal bir duygu olduğunu, farkında olunan, günlük hayatımızı kolaylaştıran bir duygu olarak kaldığı sürece sorun olmayacağını söylemiştik.

O halde gelin biraz da öfkenin faydalarından bahsedelim.

  • Etrafınızdaki insanları sabrınızı fena halde zorladıkları konusunda uyarır: İsteklerinizi karşınızdaki kişiye güzel bir dille ifade edersiniz, yerine getirmez. Kızdığınızda, öfkelendiğinizde, burnunuzdan solumaya başladığınız anda karşınızdaki kim olursa olsun önce durur sonra geri adım atmaya başlar. Daha sonra isteklerinizi bir bir yerine getirir. Sizi bu hale getirdiği için üzülüp özür dilemek ya da kendine hayıflanmak yerine, sanki doğru olanı nihayet yapmışsınız gibi yansıtma yapar;

“Ne bağırıyorsun? Tamam, anladık işte, yapıyoruz.” Gel de çıldırma.

Yemek masasında eşinin tüm ısrarlarına rağmen kimseyi beklemeden yemeğe başlayan evin babasına atılan fırça buna örnek olabilir.  Bu anlar öfkenin işe yaradığı hoş anlardan biridir. Güzel güzel söylediğinizde, rica ettiğinizde yerine gelmeyen her şey, tek tek yerine getirilmeye başlanır. Bu yönüyle aslında öfke güzel ülkemizdeki geleneksel iletişim yollarından biri haline gelivermiştir.

  • İtici bir güçtür, lokomotiftir: Arzu ettiğiniz standartta yaptıramadığınız, yerine getirilmesi konusunda sıkıntı çektiğiniz pek çok hususu hızlandırdığınızı siz de görmüşsünüzdür. Günlerdir odasını toplamayan küçük çocuğunuzun temiz bir fırçadan sonra odasını hemen topladığını siz de yaşamışsınızdır.
  • Adrenalinden bile iyi bir motivasyon aracıdır, yavaşlayan tempoyu artırır: Bir çoğumuz öfke sayesinde motive olur. Yanındaki arkadaşı vurulan asker, ya da antrenöründen azar işiten basketbolcu, rakipten tekme yiyen futbolcu, okul müdüründen ikaz alan öğrenci bu duruma örnek olabilir. Bilinçli ellerde, doğru yer ve zamanda çok işe yarayabilen bu metot farkında olmadan yaşantımızın birçok noktasına girmiştir. (KAYAOĞLU, 2013)

Ünlü filozof Aristo, öfkeyle ilgili şöyle demiştir: “Herkes öfkelenebilir, bu kolaydır. Ancak; doğru kişiye, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde öfkelenmek, işte bu zordur.”

ÖFKE YÖNETİMİ NASIL YAPILIR?

Öfke bir davranış değil, duygu halidir. Dolayısıyla kontrol altına alınması gereken duygu değil bu duygunun davranışa yansıyan şeklidir. Amaç öfkeyi tamamen yok etmek değil, öfkelenen kişinin bu duyguyu kabul edilebilir sınırlarda duyumsamasını sağlamak ve buna bağlı geliştirilecek olumsuz davranışları kontrol altına almaktır.

Öfke patlamaları, aile-dost çevrenizi etkilemeye mutsuz etmeye başlamışsa, öfke duygusunu saatlerce yaşıyor atlatamıyorsanız onu yönetmenin zamanı gelmiştir.

Öfke kontrolü ne değildir?

  • Hiç öfkelenmemek,
  • Bir daha sizi öfkelendiren konuyu konuşmamak,
  • Öfkeyi belli etmemek,
  • Her şeyi alttan almak,
  • Hakkını savunmamak değildir.

Öfke Kontrolü Nedir?

Öfke kontrolü sonradan pişman olacak ani-düşünülmeden yapılmış tepkilerden kaçınmak, sorunu tam olarak anlamaya çalışmak ve medeni çözümler üretmektir. İnsan öfkelenmeye başladığını hisseder. Yukarıda ifade ettiğimiz el-ayak uyuşması, çarpıntı, baş ağrısı gibi fiziksel değişimleri zaten çoktan fark etmiştir. Kabarıp gelen bu dalga hemen engellenmezse yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Sevgili Okuyucu aşağıda sıralamaya çalıştığım yöntemler asırlardır üstatların uyguladığı öfke kontrol yöntemidir.

  1. Önce öfke kabul edilmelidir: Öfkeli insanlar öfkeli olduklarını ya kabul etmezler ya da bunu meşrulaştırdıkları için duygunun davranışa evrilmesinin oluşturacağı travmayı kabul etmezler. Rahat olun, öfkelendiniz işte, önce bunu kendinize itiraf edin. Şu an bir eşiktesiniz, kırmızı çizginin önündesiniz ve dikkat edin sınırı geçmek üzeresiniz. Kabul edin, rahatlarsınız.
  2. Öfke ifade edilmelidir. Kendiniz kabul ettiniz öfkelendiğinizi. Sıra karşınızdakine bunu söylemekte. Olabildiğince sakin bir şekilde sözel olarak neyin öfkelendirdiği öfkelendiren insana ifade edilmelidir. Burada saldırganlıkla ya da bağıra-çağıra bir eylem önerilmediği gibi sorunu-öfkeyi bastırmak, içeride bir yere gömmek de doğru bir yöntem değildir. Bizi neyin öfkelendirdiğini karşımızdakine medeni bir şekilde söylemekten bahsediyoruz. Kafasını kırarken bağırmaktan değil.
  3. Sonra süratle kendimizi sakinleştirmeliyiz.
  • Mümkünse önce ortamı değiştirmeliyiz
  • Sonra ayakta isek oturmalı, oturuyor isek mümkünse uzanmalıyız.
  • Müteakiben nefes egzersizleri çok faydalı olacaktır.
  • Burundan hemen derin bir nefes almak, bu nefesi 7-8 saniye tutmak ve ağızdan kocaman vermek iyi bir seçenektir. Bu egzersiz 20-25 kez tekrar edilmelidir.
  • Nefes egzersizi daha sonra 3 saniyede al, 3 saniye tut, 3 saniyede ver şekline dönüşmeli ve bu da en az 1 dakika devam ettirilmelidir.
  • Ortalama 4-5 dakika sürecek bu egzersizler sizin sıklaşan nefesinizi, normalleştirecek, kalp ritminiz yavaşlayacak, tansiyonunuz düşecektir.
  • Gevşeme egzersizi, bir çeşit otohipnoz son aşamada devreye girmelidir.
  • Bunun için sakinleştirici bir müzik seçin.
  • Uzanın ya da ayaklarınızı açarak uzatın.
  • Gözler kapalı, nefes egzersizine devam ederken olumlu şeyler düşünün. Sevdiklerinizi hatırlayın. Varoluş nedeninizi sorgulayın. Bir musibetle karşılaştığınızda “Dünya çok kısa, yalan bu dünya yahu” diyorsunuz ya işte bunu o anda en öfkeli olduğunuz anda söyleyin.
  • Sağ elinizi çok sıkı bir şekilde kapatın, 7-8 saniye bekleyin ve elinizi açarak tüm kolunuzun gevşediğini hissedin. Aynı işlemi sol elinizle de yapın. Tüm bu germe-sıkma ve gevşetme egzersizini, bacaklarınız, kalçanız, ağız ve yüz kaslarınızla da yapın. Sizi gören elektroşok tabancası ile vurulduğunuzu ya da felç oluyorsunuz sansın. Sıkın iyice sıkın.
  • Son olarak zihninizde sanal bir yolculuğa çıkın. Düşler ülkesinde nerede olmak istiyorsanız orada olduğunuzu düşünün.

Evet Sevgili Okuyucu, insan aslında öfkeyi patlatmak için harcadığı çabayı öfkesini yönetmek için kullansa toplumda öfke diye bir problem kalmayacak.

“Kahretsin her şey berbat oldu” yerine “dünyanın sonu değil ya daha iyisini yaparız” diyen, insanları değiştirmeye çalışmayan, onları olduğu gibi kabul eden, onların güçlü yanlarını öne çıkartan zayıf yanlarını kapatan ya da kapattıran, olayı büyüterek sorunun bir parçası olmak yerine, çözüme odaklanan, hiç değilse ortamı terk eden, öfkeli iken önemli karar vermeyen hatta mümkünse hiç karar vermeyen, karar vermek için 24 saat bekleyen, hoşgörüyü, empatiyi, kanaatkârlığı, tüm egolardan kurtulmuş alçak gönüllü bir yaklaşımı ve sabrı yaşam tarzı haline getirmiş, suçlayıcı bakış açısı yerine affedici-öğretici tarafta yer alan, topluma verdikleri mesaj ve öğretileri bakımından, rol modeliniz olmuş her kim varsa (Lenny Kravitz ya da Pink’i kastetmiyorum elbette) onu düşünen ve “O olsaydı şimdi nasıl davranırdı? Ya da davranmazdı?” diyen insanlar olun.

Son olarak Yüce Allah kitabında affedici olmanın ve öfkeyi kontrol etmenin önemini “O (Allah’tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever” diyerek emretmiştir.

Şartlar ne olursa olsun, popüler kültürün, sokak dünyasının insanı olmak yerine, kibar ve saygılı davranışı elden bırakmayan, karşısındakinin hak edip-etmediğini düşünmeksizin “bana böyle davranmak yaraşır” diyerek nezaketi elden bırakmayan insanların ve onların yetiştirdiği çocukların geleceğimizi şekillendirmesi dileğiyle.

 

KAYNAKÇA

BALTAŞ, A, Z.  1987. Stres ve Başa Çıkma Yolları. 5. Baskı dü. İstanbul: Remzi Kitapevi.

KAYAOĞLU, M., 2013. Öfke Kontrolü. 9. Baskı. İstanbul: Nesil Yayınları.

SANCAK, N. y., 2012. Öfke ve Öfke Kontrolü Nedir?. Psikoanaliz, pp. 52-54.

SOYKAN, Ç., 2003. Öfke ve Öfke Yönetimi. Kriz, 11(2), pp. 19-27.

 

 

 

 

Yorumlar: 7

Yorum bırakın