<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fatih poçan &#8211; Fatih Poçan</title>
	<atom:link href="https://fatihpocan.com/tag/fatih-pocan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fatihpocan.com</link>
	<description>Etkili Liderlik ve Hedef Yönetimi İçin</description>
	<lastBuildDate>Thu, 07 Sep 2023 21:56:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.2.8</generator>
	<item>
		<title>EĞİTİMDE KARANLIK ÇAĞDAN ÇIKMAK MÜMKÜN MÜ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/09/07/egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/09/07/egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Sep 2023 17:07:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fatih poçan]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=22499</guid>

					<description><![CDATA[Çağ Kapatıp Çağ Açan Bu Millet Eğitimde Karanlık Çağı da Sonlandırabilir Türkiye’de adı ‘millî’ olan yalnız dört kamu kurumu var: Millî Savunma Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî İstihbarat Teşkilâtı. Üçü doğrudan güvenlik ve beka ile ilgili. Eğitim için de bütünüyle beka meselesidir desek yanlış olmaz. Bu bile Eğitim Bakanlığı’nın aslında ne [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><strong>Çağ Kapatıp Çağ Açan Bu Millet Eğitimde Karanlık Çağı da Sonlandırabilir</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’de adı ‘millî’ olan yalnız dört kamu kurumu var: Millî Savunma Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî İstihbarat Teşkilâtı. Üçü doğrudan güvenlik ve beka ile ilgili. Eğitim için de bütünüyle beka meselesidir desek yanlış olmaz. Bu bile Eğitim Bakanlığı’nın aslında ne ölçüde önemli olduğunu anlamaya yetiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Soru şu; eğitim sistemimiz kendisine atfedilen bu önemi anlamış mı? Bir eğitim bakanlığının üslendiği sorumluluk ve sahip olduğu önemi anlamış olması için; toplum, ülke, coğrafya ve gelecek çağın gereklerini karşılayan bir eğitim politikası oluşturması ve bunu sürdürebilmesi gerekir. Ülkemizde birkaç yılda bir eğitim müfredatının, sınav ve yerleştirme sisteminin değişmesi, sil baştan “aslında en iyisi bu, hepsini değiştiriyoruz” anlayışı sorunun cevabını olumsuza çeviriyor. Son iki yılda üç bakan değişikliğini ise görmezden geliyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir önceki yazıda belirttiğim gibi eğitimde karanlık çağı yaşıyoruz. Çocuklarımızın akademik başarıları diğer ülkelerdeki yaşıtlarının altında. Meslek sahibi yetişkinler de ezici çoğunlukla işini sevmiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Herkes eğitimden şikayetçi. Eğitim sistemindeki zaman aşımından eğitim yöneticilerinin ve öğretmenlerin kalitesine, okulların fiziki alt yapısından fırsat eşitsizliğine, okul bütçelerinden aile ve toplumun tutumuna, öğrencinin eğitime bakışına kadar birçok sorundan bahsedilebilir. Peki çözüm ne?</p>
<p style="font-weight: 400;">Ben çözümün 3 kategoride ele alınması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<ul>
<li>Eğitim Politikaları</li>
<li>Eğitim Yöneticileri ve Öğretmenler</li>
<li>Ebeveyn ve Öğrenci Tutumu</li>
</ul>
<p><strong>1. EĞİTİM POLİTİKALARI</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Eğitim politikası dört ana başlıkta incelenmelidir.</p>
<ul>
<li>Eğitim Vizyonu ve Stratejisi</li>
<li>Temel Eğitimin Kurgulanması</li>
<li>Yönelim ve Yeteneğe Göre Tasarlanan Orta Öğretim</li>
<li>Üniversiteleşme</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Eğitim politikası, devletin en üst seviyesinde en az elli yıllık projeksiyonla oluşturulmalı ve çağın gerektirdiği düzenlemeler hariç değiştirilmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Eğitim Vizyonu ve Stratejisi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Önce şu iki soru ülkeyi ve eğitimi idare edenler tarafından sorulmalı:</p>
<ul>
<li>Toplumun bugünkü maddi ve manevi ihtiyaçları nedir ve bu ihtiyaçları karşılamak için çocuklara ne öğretilmelidir?</li>
<li>Elli yıl sonra modern dünyayla rekabet edecek çocuklarımızı, bugün hangi yetkinliklere sahip olacak şekilde yetiştirmeliyiz?</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Buradan eğitimin hem milli ve hem de evrensel olması gerektiği ortaya çıkıyor. Bu iki soruya doğru ve objektif cevap vermeden ve tüm eğitim sistemini verilecek cevaplara göre kurgulamadan, eğitim adına atılan her adım beyhude. Stratejik planlama buradan çıkacak vizyona göre yapılmalı. Aksi halde elli yıl sonra da göz süzerek ve öykünerek Finlandiya eğitim sisteminden bahsediyor oluruz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Temel Eğitimin Kurgulanması</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Eğitimci ve Yazar Salih Uyan’dan alıntıladığım bir anekdotu paylaşmak istiyorum. Bir okulda deprem tatbikatı yapılacakmış. Okul müdürü farklı bir şey denemeye karar vermiş. Toplamış öğretmenleri ve &#8221; Bu defa sirenleri çocuklar teneffüsteyken çalalım, bakalım ne olacak?&#8221; demiş. Bazı öğretmenler amaca uygun olmadığı gerekçesiyle itiraz etse de çocuklar bahçede neşeyle oynarken sirenleri çalmışlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuklar sireni duyar duymaz büyük bir hızlı koşturarak, gerçek bir depremde yıkılması zarar görmesi muhtemel, okul binasına girmişler. Ne olduğunu anlayamayan öğretmenler de çocukların peşinden koşup okula girmiş. Sınıflara çıktıklarında, öğrencileri yaşam üçgeni oluşturmak için sıraların yanına çömelmiş halde bulmuşlar. Tıpkı daha önce sirenler dersteyken çaldığında yaptıkları gibi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Eğitim adına yapılan en büyük ihanet nedir biliyor musunuz? Çeşitli sebeplerle ki ülkemizde pek çok sebep var, çocukların zihinlerine zincir vurmak, onların düşünmesine engel olmak. Merak etmeyen, sormayan ve sorgulamayan zihinlerden filozof, bilim insanı, dünya çapında sanatçı beklemek abesle iştigal değil de nedir? Son beş asırdır hiçbir disiplinde otorite olamamanın sebebi bu değil mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Altı yaşındaki ana kuzusunun okula adım attığı gün, çok önemli bir şey yapıyormuş gibi sınav ve testle tanışması, daha ilk gün rekabet havasına sokulması başka bir eğitim komplikasyonu. Rekabet ortamı ve başarısızlık duygusunun, onların minik anlam dünyasındaki dalgalanmalarının yarattığı depremi düşünsenize bir an. Temeli, kolon ve kirişleri yani kabası sağlam olmayan bir binaya göze hoş gelmesi adına yapılacak tüm imalatların beyhude olması gibi taze bir zihnin doğru yapılandırılmadan mekanik bilgiyle doldurulması da gayret sarfının ötesinde tüm tanımlamaların yetersiz kaldığı bir garabette başka bir şey değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sınav odaklı eğitim anlayışı, yerini süratle düşünme, anlam arama, sorgulama, bilgiye olan ihtiyacı anlama, bilgiye ulaşma, bilgiyi kullanma ve yeni bilgiler yaratma anlayışına devretmeli. Sınav odaklı eğitim anlayışı dediğime bakmayın siz. Mevcut eğitim ortamı bırakın öğrenciyi sınava hazırlamayı, yetersiz geldiğini adeta haykırarak, öğrenciyi okul dışı saatlerde de dershanelere ve özel ders almaya adeta zımni olarak zorluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuklarımızı topluma, iyi vatandaş olmaya ve öğretime hazırlamadan yani eğitmeden, aşırı bilgi yüklemesi yapıyoruz. Bu sebeple okulu seven çocuğa rastlamak Finlandiya’da deve görmekten daha zor. Bu sebeple yeterlilik ve beraberinde özdeğer duygusu aç bırakılmış çocuklar çoğalıyor. Bu sebeple sonuca odaklı mutsuz bireyler yetişiyor. Bu sebeple basit soruları bile seçenekleri olmadan cevaplayamayan yetişkinlere dönüşüyorlar. Bu sebeple dört işlemi beceremeyen üniversite mezunları ile dolu caddeler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuklar okul öncesi eğitimden 10 yaşına kadar (pedagoglar bilir doğrusunu) yalnız birey olmak, birey bilinciyle toplum içinde yaşamak, toplumsal düzenin önemini anlamak, bilinçli vatandaşlık, görgü kuralları, merhamet ve şefkat, vicdan sahibi olmak, değerlerin ve doruk deneyimlerin hayatımızdaki önemi gibi başlıklarda eğitilmeli. Eş zamanlı olarak da konvansiyonel derslere asla girmeden, çocuğun bilgi işleme hızını, bölünmüş-sürdürülebilir-seçici dikkatini, işitsel ve görsel algısını, kısa ve uzun süreli belleğini geliştirmek için oyun formatında ama çok yoğun bir zihinsel kapasite geliştirme programına tabi tutulmalı. Temel eğitim bittiğinde kırmızı ışıkta duran, yere çöp atmayan, diğer bireylere saygılı, hoş görülü, haddini-hududunu-sırasını bilen ama hakkını da savunan, hayalleri olan, dünyayı daha iyi bir yer yapmaya hevesli aynı zamanda beyin kapasiteleri okula geldikleri ilk günle kıyaslanmayacak kadar artmış süper insanlara dönüşmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kurgulanacak olan sistem kanları deli akan çocukların sekiz saat boyunca bir sırada hareketsiz durmaları üzerine değil öğrenci merkezli ve sürekli hareket üzerine bina edilmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Spor ve güzel sanatlar daha okulun ilk gününden itibaren hayatının bir rutini olmalı çocuklarımızın.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yönelim ve Yeteneğe Göre Tasarlanan  Orta Öğretim</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Öğrenciler temel eğitimden sonra mizaçları, eğilimleri, yetenekleri, yetkinlikleri ve isteklerinin analiz edilmesini müteakip, kendisine uygun orta eğitim kurumlarına yönlendirilmeli. Sayısal seven sayısal okumalı. Tarihten hoşlanan tarih, resim yapmayı seven güzel sanatlar okumalı. Temel matematikte sorunları olan ya da matematiği sevmeyen bir öğrencinin türev, trigonometri, binom integral çözmesini beklemek, çözemediği için yargılamak ve kendisini kötü hissetmesini sağlamak sahi ne işimize yarıyor?</p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’nin her yerinde fırsat eşitliğinin sağlandığı ilk ve orta dereceli okullarda öğrenciler birbirine yakın kalitede eğitim alabilmeli. Mümkün değil dediğinizi duyar gibiyim. Önce bir soru sorayım: İmkânı olan ya da imkânını zorlayan ebeveyn çocuğunu neden özel okula veriyor? Daha rafine eğitim ortamı ve daha kaliteli eğitim alması için değil mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">O halde devlet okullarıyla özel okullar arasındaki farkı ortadan kaldırmak için tüm okullar özelleştirilmeli. Sakin olun imkânsız değil sadece üzerinde biraz düşünmek gerekiyor. Millî Eğitim Bakanlığında 1 milyon öğretmen görev yapıyor. Yani sokakta karşılaştığınız çalışma yaşındaki her kırk kişiden biri devlet okullarında öğretmen. Buna bakanlıkta diğer görevlerdeki işçi ve memurlar dahil değil. Okul kitaplarını devlet ücretsiz veriyor. Bakanlığın ücretsiz desteklediği ya da bizzat yaptığı pek çok etkinlik var. Tüm okulların ödeneğini ve harcamalarını da hesap edin. Bunların hepsi 2023 Türkiye bütçesinin %10’u demek. Millî Savunma ve Sağlık Bakanlıklarının bütçelerinin toplamı kadar neredeyse.</p>
<p style="font-weight: 400;">Devlet eğitimi özelleştirerek birbirine yakın kalitedeki eğitimi tüm yurda yayabilir. Devlet eğitimde hem icracı hem denetçi rolden yalnız denetçi rolüne geçmeli. Temel görevi; elli yıllık eğitim vizyonu ve stratejik plana uygun müfredat hazırlamak, okulların bu müfredata ve bakanlığın ana fikrine uygun eğitim öğretim yapıp yapmadıklarını denetlemek olmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Veli özel okul parasını nasıl mı denkleştirecek? Devlet biraz önce bahsettiğim bütçeden karşılayacak o ücretleri. Eğitimi zaten ücretsiz veren devlet bu harcama kalemini özel okullara aktaracak.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sen Türkiye’nin coğrafyasını bilmiyorsun galiba? Türkiye büyük şehirlerden ibaret değil. Köyü var mezrası, komu var. Buradaki çocuklar nasıl okuyacak mı dediniz? Merakınızı gidereyim, coğrafyamızın çetinliğini biliyorum. Şu an bu bölgelerimizdeki çocuklar nasıl okuyorlarsa öyle okuyacaklar. Bölge okulları ve taşımalı sistemle. Tek fark oradaki okulda da İstanbul Nişantaşı’ndaki okulda var olan sistem geçerli olacak. Oralara öğretmen gitmez diye düşünüyorsanız endişelenmeyin özel sektör o işi halleder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Okulların verimlilik ve etkinliklerinin artacağı, yetenekli ama imkânı kısıtlı olan çocukların çok iyi eğitim alacağı ve hatta özel okul öğretmen maaşlarının da düzeleceği konusunda en küçük şüphem yok. Kamu ve özel sektör kurumları arasındaki verimlilik ve performans farkını hepimiz bilecek yaşam deneyimine sahibiz. Bu okullar içinde geçerli.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Üniversiteleşme</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ülkemizdeki üniversiteleşme hızı ve üniversiteli olma algısı (ki bana göre çözümün en zor ayağı bu ülkemizde) bütünüyle ele alınmalı ve değiştirilmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’de üniversite öğrencilerinin sayısının genel nüfusa oranı, Avrupa ülkelerinin iki hatta üç katı. Başka bir deyişle biz Avrupalıdan en az iki kat daha eğitimli bir toplumuz! Avrupalı çocuğunun boş-beleş üniversite diploması alması yerine onu kısa sürede ve istediği mesleğin sahibi yapacak okullara yönlendiriyor. Bizdeki meslek lisesi ve meslek yüksek okulu benzeri okullara ilgi çok fazla. Üstelik kimse de bu okullara gidenleri küçük görmüyor. Hollandalı bir genç “Tanrım bana bir masa başı işi ver n’olur” diye hayal kuruyor mudur bilmiyorum ama Hollanda kurduğu 28 üniversitenin 13’ünü ilk 200’e 20’sini ise ilk 500’e sokmayı başarmış.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nüfusu bize yakın olan İngiltere’de 144, Almanya’da bizdeki anlamda 150, Fransa’da 83 üniversite var. Türkiye’de ise 206 üniversite bulunuyor ki ben bu makaleyi yazarken bile birkaç tane açılmış olabilir <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Dağa taşa üniversite açıp uçan kuşu mezun etme sevdası son bulmalı. Medyada okumuştum birkaç sene önce üniversitelerimizde 273 bölümde profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi yoktu. Şaka gibi ama gerçek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Holding binasını üniversite yapan, bırakın güzel geniş bir kampüsü basketbol oynamak için dahi yeterli genişlikte bahçesi olmayan, lise yerleşkelerinin dahi gölgesinde kalan birçok üniversite mevcut ülkemizde. Bu ortamda eğitim ve öğretimden kalite beklenebilir mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Üniversitelerimiz çok kaliteli olmalı. YÖK’ün açıklamasına göre dünya sıralamasında ilk 500 üniversite içinde yalnız 3 (yazıyla; üç) üniversitemiz var. Seneye bir üniversite daha bu listeye girerse milletçe sevinir başarımızı %30 artırdığımız için düğün bayram yaparız. İlk 1000’de ise 10 üniversitemiz bulunuyor. Anadolu’nun falanca şehrine ekonomik, sosyo-kültürel, politik sebeplerle üniversite açmışız, 25 bin öğrencisi var. Öğrenci orayı yazarken memnun değil, kazanınca da memnun değil. İş iş aramaya gelince işe alacak da memnun değil. Çünkü herkes biliyor ki mezunun lise öğrencisinden farkı yok.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gerçekten herkes üniversite mezunu olmak zorunda mı? Gerçekten üniversiteli olmak bir mecburiyet mi? Neden meslek liseleri daha nitelikli ve daha itibarlı bir hale getirilmez?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu arada berber çırak bulamıyor, sanayi de tekniker yok. Herkesin beyaz yakalı olduğu bir dünyada köyde tarlayı kim sürecek, inşaatta demiri kim bağlayacak?</p>
<p style="font-weight: 400;">Üniversite eğitimi mutlaka ücretli olmalı. Parası olan ve üniversite okumak isteyen genç parasını verip okumalı. Fırsat eşitliği nerede kaldı mı dediniz? Akademik bakımdan başarılı olan gençler devletten burs alabilmeli. Parası olmayan, burs da alamayan genç illa okumak istiyorsa devlete borçlanmalı. Bu borcunu ya belli bir süre devlet hesabına çalışarak ya da zaman içinde maddi karşılığını vererek ödeyebilmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böylece hem herkesin üniversiteli olmak gibi sonu belli olmayan bu saçma yoldan dönülür, hem de önce üniversitelerin sonra mezunlarının kalitesi artar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>2. EĞİTİM YÖNETİCİLERİ VE ÖĞRETMENLER</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Dünyanın en harika eğitim vizyonuna da sahip olsanız, stratejik planlamanız mükemmel ve eğitim politikanız parmakla gösterilecek kadar iyi de olsa, yapılabilecek en modern okul binalarını da yapsanız tüm bunların eğitime katacağı değer, öğretmenle öğrencinin kalpleri arasında mesafe kadardır. Öğretmenlik kutsaldır tiradı yapmayacağım. Karşılığında ücret alınan hiçbir işe kutsiyet atfedilemez. Sözde kutsiyet atfettiğimiz öğretmenlik mesleğine verdiğimiz değer de meydanda. Öğretmen yetiştiren bölümlerin puanları son yıllarda artmış olsa da “falanca bölüm olmuyorsa bari öğretmenlik olsun” anlayışı öğretmenliğin hak ettiği itibarı olumsuz etkiliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmen, maalesef ülkemizde son elli yılda öğrencileri lise ve üniversite sınavlarına hazırlayan mekanikleşmiş bir varlığa dönüştü. İşin garip yanı kendi meslek hinterlandındaki itibarı da sınavda çıkan soru sayısıyla şekillenir hale geldi. Matematik öğretmeni kıymetli müzik öğretmeni eh işte! ÖSYM 2024’te TYT’de on beş müzik sorusu sormaya karar verse en kıymetli ders müzik en itibarlı öğretmen müzik öğretmeni olur. Anlayışımız işte bu kadar sakat.</p>
<p style="font-weight: 400;">Okul öncesini de dikkate alırsak 4-5 yaşından itibaren, yavrularımız için öğretmen her şeydir. Bir öğretmen, annesinden ve babasından alacağı eğitimden çok daha metodolojik, bilimsel, verimli ve hızlı bir şekilde çocukları şekillendirebilir. Keza ülkeler için de öğretmen her şeydir. Öğretmenin kalitesi ölçüsünde önce eğitim sonra toplumun kalitesi artar. Öğretmen algısı mutlaka değişmeli Türkiye’de. Öğretmen öğrencinin sınava hazırlanmasını kolaylaştıran bir birey ya da asırlar önce elde edilmiş var olan bilgiyi aktaran bir kişi olmaktan kurtarılmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmenin en temel işi öğrencinin yüreğine dokunmak, onun kendini tanımasını sağlamak, farkındalığını geliştirmek ve nihayetinde bitip tükenmek bilmeyen bir merak ve öğrenme tutkusu yaratmak olmalı. Öğretmene sınav kolaylaştırıcılığı işi ihale ederseniz onun fonksiyonundan tam yararlanmamış olursunuz. Bugün bazı öğrencilerin yaptığı hatta anne babasının da yönlendirdiği gibi dersi öğretmenden bizzat dinlemek ve tartışmak yerine Youtube’a kaydedilmiş derslerin yeterli olduğu yanılması bir gerçekliğe dönüşür. Evet sınavı belki kazandırır o kayıttaki mekanik ses ama hayatı ıskalar öğrenci.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zaman geçmeden öğretmenin itibarı ve toplumdaki statüsü artırılmalı. Nasıl mı? Beş temel düzenleme yapılmalı.</p>
<ul>
<li>Öğretmen Ücretleri Artırılmalı</li>
<li>Öğretmenlere Performans Değerlendirmesi Yapılmalı</li>
<li>Öğretmenler Sözleşmeli Olmalı</li>
<li>Öğretmenler Akademik Kariyere Özendirilmeli</li>
<li>Öğretmenler Performansa Dayalı Primler Almalı</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öğretmen Ücretleri Artırılmalı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Devlet okullarındaki öğretmenlerin aldıkları ücret, yaptıkları işin önemiyle mukayese edilemeyecek kadar düşük. Kimileri gibi “ama üç ay tatil yapıyorlar, ama ders sayıları az, ama az çalışıyorlar” zevzekliği yapmayacağım. Öğretmen demirci ustası mı ki hiç boş vakti olmadan demir bağlasın. Öğretmene ne verilse azdır. Özel okullardaki ücretlendirme daha kötü durumda. Üstelik mesaileri de çok ağır. Dün medyada okudum: Özel okuldaki öğretmenlere ders yılı başlamadan önce rızaları dışında bahçe temizliği yaptırmışlar. Öğrenmene böyle bakan patron ya da okul müdürünün eğitime katkısı ne olabilir ki?</p>
<p style="font-weight: 400;">Ay sonunu getiremeyen, tek maaşla evini geçindiremeyen bir öğretmenin öğrencisinin kalbine dokunmasını beklemek safdillikten başka bir şey değil. İkinci işte çalışmaya mecbur bırakılan öğretmenin küpünden fedakârlık ve ilham yerine bıkkınlık ve boş vermişlik sızar. Çocuklarımızı ve geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerin ücretleri mutlaka artırılmalı. Bu yapılırken belli mesleklerin ücretleri ile mesela bir hekimin mesela bir subayın maaşı ile oran tesis edilerek bu oran sürekli korunmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Performans Değerlendirmesi Yapılmalı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bana katılacağınızdan eminim. Özellikle ilkokul birinci sınıfta veliler, hatırı sayılır bağışlar karşılığında, şehrin diğer ucundaki okulda bulunan falanca öğretmenin sınıfına vermeye çalışır çocuğunu. Neden yan sokaktaki okula değil ya da yan sınıftaki öğretmene değil de o öğretmene? Cevap bellidir; öğretmenin kalitesi. Her meslekte, mensuplarını çok kötüden mükemmele doğru sıralamak mümkündür, sıra dışı da değildir bu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Peki o zaman öğretmen kimliğine sahip olup da değer yaratamayan kişilere katlanmak zorunda mıyız? Bu gibi kişiler kolayca sistem dışına çıkartılabilmeli. Çalışanla çalışmayan, değer yaratanla yaratamayan, iyi ile kötü ayırt edilebilmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayırt etmenin iki yolu var: Birincisi belli aralıklarla, meselâ Türk Silahlı Kuvvetlerinde askerî öğretmenlere uygulandığı gibi, senede bir öğretmenleri meslekî alan bilgisi sınavına tabi tutmak. İkincisi; yine orduda yapılageldiği gibi öğrencilerin dönem sonu performanslarını öğretmen bazlı ölçmek. Böylece öğretmenin o seneki performansı kolayca ölçülebilir, kendisine güçlü geri bildirim verilirken aynı zamanda gelişim imkânı da tanınmış olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şu an performans değerlendirmesi yapan okul var mı? Çok emin değilim. Ölçmediğimiz şeyin kalitesini senede bir defa derse giren müfettişin iki defa derse giren okul müdürünün raporundan öğrenebilir miyiz? Hiç sanmam.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öğretmenler Sözleşmeli Çalışmalı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmenlik de diğer kamu mesleklerinde olması gerektiği gibi sözleşmeli olmalı. Yirmi iki yaşında devlete yanlayıp (tabirimi mazur görün iyi olan yüzbinlerce öğretmeni tenzih ederim) EYT ya da diğer ballı emeklilik yasaları çıkıncaya kadar maaşın sağlama alındığı garantili çalışma koşulları, en hafifinden sıradanlık, atalet ve gerilemeye sebep olur. Özel okulların performansının yüksek olmasının sebebi biraz da bu değil mi? Uygun olmayanla kolayca yolu ayır, performansı iyi olanla yola devam et! Biat edecek, bahçe temizleyeceklerin istihdamından bahsetmiyorum elbette.</p>
<p style="font-weight: 400;">Haftada üç gün 15 saat derse girip diğer iki gün okula gidilmeyen, iş başında çalışılmayan kaç meslek var bilmiyorum. Yukarıda söylediklerimle, kendimle çelişmek istemiyorum, elbette öğretmenin çalışma koşulları hafif, ders sayısı az olmalı ki kendini geliştirebilsin. Artan vakti cuma ve pazartesiye bağlayarak tatile dönüştürmeden yine mesleki gelişim ve öğrenci için kullanmak kaydıyla öğretmenlerin ders sayısı ve çalışma yoğunluğu mümkün olduğu ölçüde az olmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sınıfındaki akıllı tahtayı kullanamayan, e-Okul’a sınav notlarını giremeyen, eğitim fakültesinde aldığı bilgi üzerine hiçbir şey koymamış öğretmelere emanet edilen bir çocuk düşünemiyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sözleşme hem öğretmenin kendini kontrol ve geliştirmesi hem de belli performans kriterlerini yerine getiremeyen öğretmenle yolu kolayca ayırabilmek için büyük önem taşıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öğretmenler Akademik Kariyere Özendirilmeli</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Oranları bilememekle beraber kişisel gözlemimle şunu iddia edebilirim: Öğretmenlerin akademik kariyer yapma oranları diğer mesleklerle mukayese edildiği zaman hiç de olması gereken düzeyde değil. La Manchalı Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşmaya gerek yok. İnsanlar iki sebeple yüksek lisans yapar; ya meraktan doğan bilimsel bir iddiayı ispat etmek ya da maddi-manevi kazanım elde etmek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir fizik ya da coğrafya öğretmeninin bilimsel bir iddiası yoksa veya var ama bunu ispat etmek gibi bir motivasyonu yoksa bu motivasyon o öğretmene göz ardı edemeyeceği bir kazanç vaat ederek sağlanmalı. Meslektaşlarından onu belli belirsiz silik bir çizgiyle değil net bir şekilde ayırt edecek terfi-ücret artışı, öğretmenlerin akademik kariyer yolculuğunu kolaylaştıracaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmenler kendini geliştirmeye, yayın ya da makale yazmaya, yüksek lisans ve doktora programlarına özendirilmelidir. Akademik kariyer öğretmenin, dolaylı olarak eğitimin kalitesini artırırken mesleğin itibarına da yüksek katkı sağlar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Performansa Dayalı Primler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir öğretmenin çok iyi olmasının ona katkısı ne olacak? Bir öğretmen neden çok iyi olmak için çabalasın, fedakârlık yapsın? Vatan, ülke, görev bilinci…bunlar tamam. Fakat bu değerler çalıştığının karşılığını almayan öğretmeni ne kadar idare edebilir? Savaşta yararlık gösteren bir askere neden madalya verirler? Barışta başarılı olan askerler neden göğüslerinde şerit rozet taşır? Görevinde olağanüstü fedakârlık gösteren polis neden para ödülü alır? Eşinin ameliyatını yapan doktora Hasan Amca neden 2 kilo köy yoğurdu getirir?</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanın formel bir organizasyon içinde bulunduğu ilk çağlardan itibaren ödüller bir motivasyon aracı olarak kullanılagelmiştir. Bu ödüller hem hak edeni hem de diğerlerini motive eder. Kişi bilir ki diğerleri dinlenirken çalışırsa, diğerleri vasat çıktılar ortaya koyarken o standardı yükseltirse, diğerlerinin cesaret edemediği şeye cesaret ederse yani olağanüstü işler yaparsa diğerlerinin elde demeyeceği maddi ve manevi kazanımlara sahip olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">O halde sınıfı daha yüksek puan alan, öğrencilerini daha iyi üst seviye okullara gönderen, etkinliklerde daha fazla rol oynayan öğretmen de Bakanlık ve idare tarafından daha fazla ve daha çarpıcı ödüllerle ödüllendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3. EBEVEYN VE ÖĞRENCİ TUTUMU</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Toplum, anne ve babalar başarı algısını yeniden ele almalı. Bir lisans bölümü okumanın minimum başarı sayıldığı, lise mezunu ve zanaat sahibi olmanın hor görüldüğü garip bir dönemdeyiz. Çok değil daha otuz sene önce çok iyi eğitim veren meslek liseleri ve buradan yetişen kaliteli ustabaşı adayları varken bugün akademik yeterlilik bakımından sonlardaki gençler bu liseleri tercih etmek zorunda kalıyor. Dikkat edin makine, bilgisayar, sekreterlik ya da çocuk gelişimi bölümlerinde istediği için değil mecbur kaldığı için okumak zorunda kalıyor. İnsan sevmediği işi yapabilir mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Önceki yazı da dediğim gibi, balık uçmaya kuş yüzmeye zorlanmamalı. Anne ve babalar geçmişte kendilerinin yaşayamadığı ya da eksik bıraktığı hayatı evlatları üzerinden yaşamaya çalışmamalı. Çocuğun yetenek ve yönelimi neyse o istikamette bir eğitim yolculuğu planlanmalı. Aksi halde tozu çamuru sevmeyen oğlunuz bir inşaat mühendisi, insanlara dokunmayı sevmeyen kızınız bir hekim olabilir ve kariyeri boyunca işinden nefret edebilir. Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre insanımızın %84’ü işinden memnun değil, %72’si fırsat olsa mesleğini hemen değiştirmeyi düşünüyor. İbretlik sonuçlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her çocuk kendi mizacı, yeteneği, bilişsel kapasitesi, ilgi alanı ve yönelimine uygun eğitim verecek okula yönlendirilmeli. Bu çocuk hangi eğitimi alırsa mutlu ve üretken olur? Anne baba ile temel eğitimin esas görevi de bu soruya cevap vermek olmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Başarılı çocuk testlerde çok net çıkartan çocuk değil, bilinçli ve hakkaniyetli birey olabilen, zihinsel kapasitesini artırabilen çocuktur. Sonraki yıllarda aldığı alacağı her eğitim her ders her başlık detaydan başka bir şey değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kurumsal bir şirketin genel müdürünün işini tutkuyla ve iyi yapan bir ilk okul müdüründen, bir diş hekiminin işini tutkuyla ve iyi yapan bir çiftçiden daha başarılı olduğunu iddia etmek toplumuzdaki başarı algısındaki bozukluktan başka bir şey değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">18 yaşında iken Bill Gates size gelse ve Harvard’tan ayrılmak istediğini söyleseydi cevabınız ne olurdu? “Saçmalama Bill dünyada kaç çocuk senin yerinde olmak istiyor haberin var mı?” gibi bir cevap sanırım. İçinizden de “çakacaksın iki tane şımarığa” diye geçerdi eminim. Allah’tan Bill sizi dinlemeyerek Harvard’tan ayrılmış. Tutkuyla yaptığı işi sayesinde kariyerinde çok zor günler geçirse de bugün dünyanın en zengin ilk beşinde. Başarıyı zenginlikle izah etmeye çalışmıyorum elbette. Profesyonel başarı sevdiğin işi elinden gelenin en iyisini ortaya koyarak yapmak ve bundan tatmin olmaktan başka bir şey değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuklara bilişsel kapasite merkezli ve belli dersleri önceleyerek yaptığımız tüm yönlendirmeler onlara büyük zarar veriyor. Bu onların yeteneklerini dikkate almamak ve onları kaybetmekten başka işe yaramıyor. Oysa yetenek ve yönelimlerinin dikkate alındığı eğitimlere tabi tutulan çocuklar, var olan potansiyeline ulaşıncaya kadar yüksek kapasitede çalışabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşini, yaşamı seven, verimli ve mutlu insanlar toplumu ancak böyle oluşturulabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&#038;title=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/09/07/egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu/" data-a2a-title="EĞİTİMDE KARANLIK ÇAĞDAN ÇIKMAK MÜMKÜN MÜ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/09/07/egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PATRON MUSUN YOKSA LİDER Mİ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/04/10/patron-musun-yoksa-lider-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=patron-musun-yoksa-lider-mi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/04/10/patron-musun-yoksa-lider-mi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 15:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[fatih poçan]]></category>
		<category><![CDATA[iş yerinde güven ortamı]]></category>
		<category><![CDATA[iş yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[mentor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16637</guid>

					<description><![CDATA[4 Adımda Kendinizi Test Edin ABD’de yapılan bir araştırmaya göre; iş dünyasındaki profesyonellerin %82&#8217;si, “patron” gibi davranan patronlar yüzünden işlerini bırakma düşüncesinde olduklarını söylemiş. Türkiye’de de her geçen gün daha fazla çalışan toksik patronlar sebebiyle işini bırakıyor. Adeta tırnaklarıyla kazıyarak kurulan bir girişim, işletme veya fabrika, kurucu patronu aynı gün “varsayılan” bir lider yapmıyor. Bazı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><strong>4 Adımda Kendinizi Test Edin</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">ABD’de yapılan bir araştırmaya göre; iş dünyasındaki profesyonellerin %82&#8217;si, “patron” gibi davranan patronlar yüzünden işlerini bırakma düşüncesinde olduklarını söylemiş. Türkiye’de de her geçen gün daha fazla çalışan toksik patronlar sebebiyle işini bırakıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Adeta tırnaklarıyla kazıyarak kurulan bir girişim, işletme veya fabrika, kurucu patronu aynı gün “varsayılan” bir lider yapmıyor. Bazı patronlar bir liderin sahip olması gereken birçok yetkinliğe sahip olmadığı gibi kimi lider görevlerini de zorlayıcı ve gereksiz buluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Patron olmakla lider olmak arasında farklar var. Peki sen hangisisin? Bu soruya isterseniz aşağıdaki yetkinlikleri gözden geçirdikten sonra cevap verin.</p>
<ol>
<li><strong>Patron emreder, lider etkiler.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Şunu öncelikle kabul edin. Patronun otoritesi sahip olduğu konumdan gelir. Öyle ya o olmazsa işletme de olmaz, onun sayesinde çalışanların bir işi vardır! Bu da ona neredeyse sınırsız yönetme yetkisi verir! Oysa bir lider otoritesini pozisyonundan değil başkalarını etkileme yeteneğinden alır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Patron, çalışanların işletmenin kurallarına uymasını sağlamak için oradadır. Çalışanlara ne yapacaklarını öğretmek ve söylemek için patronun emir vermesi yeterlidir. Lider ise diğerlerini, amaca ulaşmalarını sağlamak için düşünmeye teşvik eder. Potansiyellerini daha yukarı çıkarmaları için onları motive eder, ilham verir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışanlarınızla mesafeyi azaltmak iyi olabilir. Böylece onların düşünce ve önerilerini dinleyerek ortak aklı tesis edebilirsiniz. Aynı zamanda verdiğiniz karar ve eylemlerin arkasındaki “neden”i paylaşarak onların zor ve yıpratıcı olsa dahi süreçleri sahiplenmesini sağlarsınız. Kabul ediyorum bu sizin için zor bir adım ama buna değecek çünkü insanlar sizi sadece mecbur oldukları için değil artık istedikleri için takip etmeye başlayacaklar, böylece kısa sürede etkiniz de artacak.</p>
<ol start="2">
<li><strong>Patron disiplini, lider mentorluğu esas alır.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Bir patron için kurallar ve disiplin çok önemlidir. Bu öncelik performansı artırmak için iş görenin beceri boşluklarına saldırmayı ve hatalarının hesabını sormayı da gerektirir. Oysa çalışanlar da hata yapabilir, zaman zaman çalışmalarındaki verim ve performansları düşebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir patron olarak kim olduğunuz aslında kriz ortamlarıyla nasıl başa çıktığınızdan belli olur. Liderliğin temel becerilerinden birisi de hedefe ulaşmak için takım üyelerinin yeteneklerini kullanabilmektir. Farkında olmasa da her insanın performansının yüksek olduğu alanlar vardır. Çalışanların güçlü ve zayıf yönlerini tanımak, onların performanslarını artırmanın ön koşuludur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Performansı artırmak ve hataların tekrarını önlemek için, ödül ve ceza sistemini kullanma temayülü patronlarda çok yüksektir. Liderler ise çalışanları mentorluk yöntemleriyle teşvik ederler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir çalışan belirli bir iş ya da alanda iyi performans gösteriyorsa, bu gücü fark etmeli ve amaca uygun yönlendirmelisiniz. Onlara eksiklikleriyle ilgili rehberlik etmeli, hata yaptıklarında ve yeni alanlarda kendilerine güvenmelerini sağlamalısınız.</p>
<ol start="3">
<li><strong>Patron açıklar, lider tutku oluşturur.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Bir patron çalışanlarına sık sık ne yapmaları gerektiğini söyler ve işlerini çok iyi anlamalarını ister. Lider ise çalışanları destekler, heyecanlandırır ve onlara bir yol arkadaşı gibi sürekli rehberlik yapar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir işi ya da görevi anlatıp çalışanınızın ilgi ve gayretine öylece bırakmamalısınız. Sürdürülebilir başarı tutkudan beslenir. Çalışanların tutkusu eksikse yüksek performans gösterme konusunda isteksiz davranabilirler. Onları, işin önemi konusunda ikna etmeli, zorlandıklarında dahi başarabilecekleri konusunda motive etmelisiniz.</p>
<ol start="4">
<li><strong>Patron görev devreder, lider yetki devreder.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Patronlar genellikle mikro yönetim eğilimindedir. Görevleri astlarına devrederler ve başta kâr olmak üzere temel hedeflere ulaşmak için süreçleri yakından takip ederler. Amaç-araç, sorumluluk-yetki dengesini gözetme konusunda çok hevesli gözükmezler. Bu sebeple yetki devretme hususunda hiç rahat değillerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir liderin önceliği ise misyon, hedef, amaç ve vizyon arasında bir bağlantı kurmak ve bunu sürekli muhafaza etmektir. Liderler bu stratejik yapının muhafazasının ancak yetki devri ile mümkün olduğunu bilirler. Mikro yönetim yerine sorumluluk-yetki dengesini esas alırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle Y ve Z kuşağı çalışanların, insanın merkeze alınmadığı nobran yönetim iklimi ve mikro yönetim konusunda çok daha tepkili olduğu gerçeğini de unutmamalısınız. Tepkili insanlardan sadakat ve aidiyet bekleyemezsiniz.</p>
<ol start="5">
<li><strong>Patron takımın üstündedir, lider takımın bir üyesidir.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Patron, hiyerarşiye önem verir ve insanları, yerine her an yenisi konabilir bir nesne olarak görür. Onları tanımak için zaman harcamaz. Liderler ise hiyerarşik ayrıma odaklanmadan herkesi eşit katkıda bulunan takım arkadaşı olarak görürler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Lider olmak için, çalışanlarınızla olumlu ilişkiler kurmanız çok önemlidir. İhtiyaçlarını dikkate alırken aynı zamanda açık iletişimi teşvik eden bir iklim oluşturun. Performansı en üst seviyeye çıkarmak ancak çalışana göre kişiselleştirilmiş motivasyon uygulamalarıyla mümkündür. Bunun için tüm çalışanlarınızı yakından tanımanız ve nasıl motive olduklarını bilmeniz gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&#038;title=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/04/10/patron-musun-yoksa-lider-mi/" data-a2a-title="PATRON MUSUN YOKSA LİDER Mİ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/04/10/patron-musun-yoksa-lider-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEĞERSİZLİK HİSSİ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/12/17/degersizlik-hissi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=degersizlik-hissi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/12/17/degersizlik-hissi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2020 11:48:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[fatih poçan]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[öz değer]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16327</guid>

					<description><![CDATA[İnsan Değerlidir Allah Kuranı Kerim’de &#8220;Biz insanı en güzel şekilde yarattık&#8221; diyor. İnsan doğası değerli hissetmek üzerine kurgulanmıştır. İnsan kendini değerli hissetmek ister. Çünkü değerli olduğunun farkındadır. Değerli olduğunu zihinsel olarak bilmese bile duygusal olarak hisseder. Kendisindeki mükemmelliği görür. Kendisine hayran olur ve herkesin de ona hayran olmasını bekler. Ama bu hayranlık dozunun tam kararında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan Değerlidir</strong></p>
<p>Allah Kuranı Kerim’de &#8220;Biz insanı en güzel şekilde yarattık&#8221; diyor. İnsan doğası değerli hissetmek üzerine kurgulanmıştır. İnsan kendini değerli hissetmek ister. Çünkü değerli olduğunun farkındadır. Değerli olduğunu zihinsel olarak bilmese bile duygusal olarak hisseder. Kendisindeki mükemmelliği görür. Kendisine hayran olur ve herkesin de ona hayran olmasını bekler. Ama bu hayranlık dozunun tam kararında olması gerekir. Hayranlık derecesi artarsa bir sorundur kibre dönüşür.</p>
<p>Hayranlık derecesi olması gerekenden aşağıya düşerse bu defa değersizlik duygusu başlar. Kendisi ile ilgili memnuniyetsizliği memnuniyetinden fazla olan, kendisinde güzellik ve beceri yerine kusur ve kabahat gören kişide değersizlik duygusu oluşur. Bu kişi kendisini hep eksik, hep yarım, hep yetersiz, beceriksiz, zayıf, aciz ve zavallı hisseder.</p>
<p>Değersizlik duygusu, kişinin kendisini toplum içerisinde veya içsel olarak önemsiz görmesi genel olarak varlığının bir değer taşımadığı inancına sahip olmasıdır.</p>
<p><strong>Öz değer ve Özsaygı</strong></p>
<p>Öz-değer, kendimize ne kadar değer verdiğimize dair bir inançtır. Özsaygı, kendimizi nasıl gördüğümüzün, nasıl algıladığımızın ve ne şekilde değerlendirdiğimizin hayatımıza yansımasıdır. Yani, içsel olarak değersiz hissediyorsanız, özsaygı da geliştiremezsiniz demektir.</p>
<p><strong>Kendinizi Değersiz Hissetmenize Sebep Olabilecek Bazı Durumlar Şöyledir;</strong></p>
<ol>
<li><strong>Sağlık: </strong>Fiziksel olarak sağlıksızsanız, kendinizi değersiz hissetmeniz de olasıdır. Örneğin, yürüyememek, belirli yiyecekleri yiyememek veya bazı aktiviteler yapamamak gibi fiziksel sağlık bütünlüğünüzü kaybettiyseniz, bu değersiz hissetmenizde doğrudan rol oynayabilmektedir.</li>
<li><strong>Davranışlar: </strong>Depresyondan mustarip kişiler ve çocukken ihmal/istismar edilmiş yetişkinlikler, sıklıkla değersizlik duygusunu taşımaktadır.</li>
</ol>
<ul>
<li>Başkalarına bağımlılık</li>
<li>Özgüven eksikliği</li>
<li>Hayır demekte zorlanmak</li>
<li>Sürekli kendinden ödün vermek</li>
<li>Başkalarının gözünde cepte olmak</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong>Karşılaştırmalar: </strong>Herkes hayatının bir döneminde kendisini biriyle kıyaslamış ya da kıyaslanmıştır. Her insan ayrı bir varlık, farklı bir karakter, değişik bir yapıdır. Psikolog Doktor Milton H. Erickson; “Her insan tam ve bütündür” der. Hiçbir insan diğerine benzemez. Adeta kar taneleri, tıpkı parmak izleri gibi her insan, farklı yapı ve stile sahiptir. Unutmayın ki, kendinizi başkalarıyla karşılaştırdığınız ve bu karşılaştırmalarda olumsuz hissettiğiniz sürece, kendinizi değersiz hissedersiniz. Bu duygularla baş etmek için, başkalarında görebileceğiniz mükemmelliğin, gerçek olmadığını anlamanız önemlidir. Sizin sahip ol(a)madığınızı düşündüğünüz çekici özelliklerinin altında, kusurlar her zaman mevcuttur. Herkesin kendinden şüpheleri ve kusurları vardır.</li>
<li><strong>Rol Kaybı: </strong>Yaşamımızın farklı aşamalarında, çeşitli roller üstleniyoruz. Özel hayatımızda evlat, eş, ebeveyn, dost, arkadaş, yeğen, amca, teyze vb. rollerimiz olur. Ayrıca, iş yaşamımızda da belirli kademe ve seviyelerde roller ediniriz. Bu rollerden biri veya birden fazlası beklenmedik şekilde sarsıldığında, değersiz hissetmeye başlamamız olasıdır. Özellikle bu ülkemizde emeklilik çağındaki erkeklerde sık görülüyor.</li>
<li><strong>Yıkıcı Eleştiri: </strong>Hayatımızın bir döneminde hata yapmış ve eleştiriye maruz kalmış olabiliriz. Yıllar içinde birikebilir, doğallaşabilir ve iyileşmesi zor bir özsaygı ve öz-değer sorununa dönüşebilir.</li>
</ol>
<p><strong>Öz-Değeri Artırmanın Yolları</strong></p>
<ol>
<li><strong>Geçmişinizle ve Kendinizle Barışın: </strong>Geçmişinizden gelen her ne olursa olsun (aile, köken, ekonomik, etnik-dini özellikler vs.) tümünü kabul edin. Bunlar utanılacak şeyler değil, insanların sizi bunlardan dolayı yargılamasına veya suçlamasına izin vermeyin. İnsanların gözünde değerli olma düşüncesinden ziyade kendiniz için saygın biri olma yönünde çaba sarf edin. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edip sevin. Ne kadar eşsiz ve benzersiz olduğunuzu fark edin. Sizden bir daha yok. Giderseniz yedeğiniz yok. Kendinizle savaşmayın. Kendinizle yıkıcı ve olumsuz bir şekilde konuştuğunuzu fark ettiğiniz zaman, durup bir düşünün; konuştuğunuz bir başkası olsaydı onunla da bu kadar acımasız konuşur muydunuz? Muhtemelen cevabınız hayır olacak. Kendinize bir sorun &#8220;Kendimle bu şekilde konuşmak bana ne şekilde yardımcı oluyor?”. Aslında hedeflerinize ve hayallerinize ulaşmanıza yardımcı olacak motive edici içsel bir diyalogu hak etmiyor musunuz? Bu nedenle, kendinizi sabote eden eleştiri, düşünce ve eylemlerden uzak durun. Bugünkü kendiniz ve onu yaratan her şey ile gurur duyun!</li>
<li><strong>Herkes Tarafından Onaylanmak ve Sevilmek Zorunda Olmadığınızı Anlayın: </strong>Sizi olduğunuz halle (Geçmişiniz, inancınız, değerlerinizi, görüşünüz, kökeniniz, mesleğiniz vs…) kabul edecekler ve sevecekler tarafından kendinizi sevilmeye bırakın. Diğerleri için zaman kaybetmeyin. Koşullu sevgi ciddi bir komplikasyondur, yakayı kurtarmaya bakın.</li>
<li><strong>Kendi Değerlemenizi Kendiniz Yapın: </strong>Siz şu anki halinizle bir değer bulursunuz. Bu değeri başkalarının eksiltmesi ya da artırması mümkün değildir. Sizin değerinizi aileniz de dahil başkaları değil ancak sizin tayin edeceğinizi unutmayın. Size değer vermeyen ya da değersiz olduğunuzu her fırsatta hissettiren insanları hayatınızdan çıkartın. Başkasının size nasıl davrandığı sizin değerinizi belirlemez. Sadece o davranışı gerçekleştiren insanların nasıl insanlar olduğunu gösterir!</li>
<li><strong>Başkalarına Yardım Edin: </strong>Topluma bir katkı sağlayarak başlayın. Gönüllü olarak topluma fayda sağladığınızda bir fark yarattığınızı görüp hissetmek, ruh halinizi düzeltip öz-değerinizi artıracaktır. Bilimsel araştırmalar tanımadıkları yabancılara yardım eden insanların özsaygılarının arttığı gözlemlenmiş.</li>
<li><strong>Müteşekkir Olun: </strong>Sahip olduklarınıza, sizi sevenlere, değer verenlere ve güçlü yönlerinize, geliştirmekte olduğunuz yönlerinize, başardıklarınıza, deneyim ve tecrübelerinize, potansiyelinize. Her gün minnettar hissedeceğiniz 3 şey bulup bir yere listeleyin. Bir süre sonra, listenin uzunluğuna siz de inanamayacaksınız.</li>
<li><strong>Başka İnsanların Sizin İçin Yakıştırdıklarını Sahiplenmeyin: </strong>Size açık ya da gizli başkaları tarafından verilen hedefleri kabullenmeyin. Bu üzerinizde gereksiz stres ve baskı yaratabilir. Bunun yerine, kendi değerlerinizle uyumlu, daha yaratıcı ve üretken hedefler bulun.</li>
<li><strong>Çıkın, Dışarı Çıkın ve Sosyalleşin: </strong>Özsaygı ve öz değere sahip olabilmek için öncelikle kişinin kendisini sevmeyi öğrenmesi ve hayatının merkezine kendisini koyması gerekir. Kendimizle bolca baş başa vakit geçirmeli ve iç dünyamıza yönelmeliyiz. Kendimizi her halimizle kabul etmeli, barışmalıyız. Özgüvenimizi artırabilecek yeteneklerimize odaklanmalı ve geliştirmeliyiz. Yeni bir saç, kıyafet ve imaj değişikliği yaratabiliriz. Keyif aldığımız ve bizi mutlu eden uğraşlarla ilgilenebiliriz. Çok vermekten ziyade almayı da öğrenebiliriz.</li>
<li><strong>Egzersiz Yapın:</strong> 38 ayrı bilimsel çalışma tek başına fiziksel aktivitenin özsaygıyı artırabildiğini gösteriyor.</li>
<li><strong>Düşünce Kalıplarınızı Değiştirin: </strong> Olumsuz düşünce ve davranış kalıplarınızı, olumlularıyla değiştirin. Olumsuz kalıplar çok güçlü olabilir ve onlardan kaçmak çok zor görünebilir. Unutmayın ki, onlar öğrenilmiş davranış ve düşüncelerdir. Yani bu olumsuz kalıpları bırakıp yerine sizi iyileştiren olumlu kalıpları seçip geliştirebilirsiniz. Sadece sizden üstün olanlarla değil, sizinle eşit veya statü itibariyle sizden düşük düzeyde olanlarla da ilişkilerinizi geliştirin. Olumlama (Afirmasyon)  bir şekilde, yavaş tempoda, hissederek yapılmalıdır. Sabah ilk uyandığınızda ve gece yatmadan 2-3 er kere yapılan olumlamalar bilinçaltına daha fazla ulaşırlar. Kendinizle yaptığınız bu konuşmalar bir süre sonra içsel egonuzun size inandırdıklarını silecek ve yerine yenilerini koyacaktır. Bilinçaltına kodladığınız yeni söz ve düşünceler inançları yeniler ve çekim yasasını harekete geçirir.</li>
</ol>
<table style="height: 210px;" width="743">
<tbody>
<tr>
<td width="244">·      Kendimi seviyorum.</p>
<p>·      Beni sadece iyi şeyler bekliyor.</p>
<p>·      Güvendeyim.</p>
<p>·      Hayat beni seviyor.</td>
<td width="396">·      Her gün daha sağlıklı oluyorum.</p>
<p>·      Hayatım çok güzel ve huzurlu.</p>
<p>·      Düşüncelerimi değiştirmek kolay ve rahatlatıcı.</p>
<p>·      Beni takdir eden insanlarla yaşıyorum, çalışıyorum</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="10">
<li><strong>Aşamıyorsanız Destek Alın: </strong>Değersizlik hissini aşamıyorsanız mutlaka profesyonel yardım alın.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&#038;title=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/12/17/degersizlik-hissi/" data-a2a-title="DEĞERSİZLİK HİSSİ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/12/17/degersizlik-hissi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya Bağımlılığı</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/12/03/sosyal-medya-bagimliligi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sosyal-medya-bagimliligi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/12/03/sosyal-medya-bagimliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2020 07:40:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[fatih poçan]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[online]]></category>
		<category><![CDATA[online oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalmedyabağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16318</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal Medya Bağımlılığı İnternet ve dijital erişimlerin eğitim ve gelişime katkıları tartışmaya açık olmayacak kadar fazla. Konu ne olursa olsun bilgiye ulaşabiliyor ve kendinizi geliştirebiliyorsunuz. Eğitim ve gelişim dışında internet ve sosyal medyada geçirilen zamanlar da aslında bir çeşit hobi, kararında ve yeterli süre zaman ayrıldığında insan üzerindeki etkisi de pozitif. Ama makul ölçülerde! We [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sosyal Medya Bağımlılığı</strong></p>
<p>İnternet ve dijital erişimlerin eğitim ve gelişime katkıları tartışmaya açık olmayacak kadar fazla. Konu ne olursa olsun bilgiye ulaşabiliyor ve kendinizi geliştirebiliyorsunuz. Eğitim ve gelişim dışında internet ve sosyal medyada geçirilen zamanlar da aslında bir çeşit hobi, kararında ve yeterli süre zaman ayrıldığında insan üzerindeki etkisi de pozitif. Ama makul ölçülerde!</p>
<p>We are Social’ın dünyada 16-64 yaş aralığındaki bireyler arasında yaptığı anketin sonuçları çok çarpıcı. Digital-2020 raporuna göre Türkiye’nin %74 online, %64’ünün sosyal medya hesabı var. İnternette günde ortalama geçirdiğimiz zaman 7,5 saat. Bu sürenin 3 saatini de sosyal medyada harcıyoruz. Hepimizin ortalama 9 sosyal medya platformunda hesabı var. İstatistik böyle uzayıp gidiyor. İlginç olan Türk kullanıcıların dijital dünyadaki trafiği dünya ortalamasının çok çok üzerinde. Hatta çoğu zaman ilk sıralarda. Dedik ya hobiler güzel. Bununla birlikte bu rakamlar bir şeylerin ters gittiğini gösteriyor bize. Düşünsenize günde 3 saat sosyal medyada vakit geçiriyoruz.</p>
<p><strong>İnsanlar Neden Sosyal Medyaya Girer?</strong></p>
<ol>
<li>Gelişmek, Bilgi Edinmek</li>
<li>Profesyonel Bir Ağ Oluşturmak ya da Dahil Olmak</li>
<li>Zaman Geçirmek, Eğlence ve Heyecan</li>
<li>Sosyalleşmek</li>
<li>Kendini İfade Etmek</li>
<li>Şöhret Olmak</li>
</ol>
<p>Burada ilk iki madde gelişim ve dönüşüm için son derece elzem. Dünyanın her geçen gün biraz daha fazla dijitalize olduğu bir çağa girilmişken dijitalden uzak yaşamak olacak iş değil. Fakat diğer kullanım sebepleri başlangıçta masum gibi gözükseler de istismara ya da kötü kullanıma müsait.</p>
<p>Sosyal yaşam öyle bir noktaya geldi ki gücü olan iktidarını, parası çok olan satın alma gücünü, eğitimi çok olan diplomasını, fiziği güzel olan vücudunu teşhir ediyor. Takip edilen rol modellerin paylaştığı resimler, etkinlikler, mekanlar, janjanlı lafları kişide eksiklik ve yetersizlik duygusu oluşturuyor.</p>
<p>Başta gençler olmak üzere gittikçe yalnızlaşan insanlar ancak online olarak kabul göreceklerini zannediyorlar. Sosyal medyadaki her hareket ‘ben de buradayım, beni de fark edin’ çabasına dönüşmüş artık. ‘Diğer insanlar ne yapıyorsa ben de onu yapmalıyım. Aynı şekilde giyinmeli, aynı saç modeline sahip olmalı, neye gülüyorsa ona gülmeli, ne yiyorsa ben de onu yemeliyim. Ötekilerin yaptıklarını yaparsam ilgi toplar ve beğenilirim’.</p>
<p>İnsanlar özellikle rol modeller ve idoller sosyal medya hesaplarından en iyi anlarını paylaşır. Gerçeğin yalnız parlak kısmını gösterirler. Paylaşımın geri planında ne var bilmiyoruz. Bu yüzden sosyal medyadaki her paylaşıma inanmamak gerekiyor. Başkalarının hayatlarına sürekli dahil olmak kişinin kendisi gibi olmasına engel oluyor. Sosyal medyada fazla zaman harcamak, hayatımızda gereğinden fazla boşluklar olduğuna işaret ediyor. Neden kaçıyoruz, neleri ihmal ediyoruz acaba?</p>
<p><strong>Dijital Teknoloji Sahiden Bağımlılık Yapıyor mu?</strong></p>
<p>Bu soruya önce başka bir soruyla cevap vereyim. Hemen şu an, iş ve eğitim için mücbir olan uygulamalar hariç, bilgisayarınızın ve telefonlarınızın tüm uygulamalarını kapatıp 24 saat yaşayabilir misiniz? Evet mi? Emin misiniz? O zaman bu yazıyı okuduktan sonra denemeye var mısınız? Cevabınız “hayır” ise ya da “evet” deyip süre dolmadan çevrimiçi oluyorsanız başlıktaki soruya verilecek cevap yavaş yavaş belli oluyor demektir. Tıp çevreleri dijital teknoloji ve oyun bağımlılığını tedavi edilmesi gereken ruhsal hastalık kategorisine sokuyor. Çünkü bu platformlarda geçirilen aşırı zaman pek çok yönüyle zarar veriyor.</p>
<ul>
<li>Düşük benlik saygısı</li>
<li>Artan sosyal izolasyon ve yalnızlık</li>
<li>Anksiyete veya depresyon</li>
<li>(FOMO-Fear of Missing Out-Diğer insanların deneyimlediği şeylerden eksik kalma duygusu)</li>
<li>Fiziksel aktivitenin azalması</li>
<li>Düşen akademik ve iş performansı</li>
<li>Sanal ilişkilerin gerçek hayattaki gerçek ilişkilerin önüne geçmesi</li>
<li>Başkalarıyla empati kurma becerisinin azalması gibi zararları var</li>
</ul>
<p>İşin bir de fiziksel bağımlılık tarafı var. Harvard Üniversitesi&#8217;nin 2012&#8217;de yaptığı araştırmaya göre, kendini anlatmak, dopamin salgımızı artırıyor. Dopamin pek çok işlevi yanında ödül ve haz mekanizmalarını tetikliyor. Arkadaşlarımızla, eşimizle yaptığımız günlük fiziksel konuşmalarda %30 ila %40&#8217;lık bir oranda kendimizden bahsederken, sosyal medyada bu oran %80&#8217;e çıkıyor. Aynı araştırmada, katılımcılara MR ile taramalar yapılıyor. İnsanlar kendilerinden bahsederken de dopamin salgılanıyor. Başka bir ifade ile kendimizden bahsederken tatmin oluyoruz. Bu sebeple uzmanlar, sosyal medya bağımlılığının sadece psikolojik değil aynı zamanda fiziksel olarak da bir bağımlılık olduğunu ifade ediyor. Tıpkı, şeker gibi, sigara gibi, uyuşturucu gibi.</p>
<p>Aşağıdaki haller sürekli bir şekilde sizde de varsa, geçmiş olsun, aramıza hoş geldiniz. Siz de bir bağımlısınız.</p>
<ul>
<li>Sosyal medyada geçirilen sürenin iş/akademik çalışmaları olumsuz etkileyecek kadar artması</li>
<li>Aile, arkadaş veya yemek ortamında etkinlik yerine sosyal medyaya odaklanmak</li>
<li>Sanal arkadaşlıkların artması</li>
<li>Sosyal medya kullanılamadığında oluşan, yoksunluk hissi ve huzursuzluk</li>
<li>Verilen aradan sonra sosyal medyaya dahil olmanın verdiği aşırı mutluluk</li>
<li>Daha az çevrimiçi olma çabalarının başarısızlıkla sonuçlanması</li>
</ul>
<p>Psikologlara göre sosyal medya bağımlılığı sigara ya da alkol bağımlılığından daha tehlikeli. Çünkü sosyal medya hem legal hem de kullanıcılarının sayısı çok fazla. Çoğu kullanıcı bağımlılığının farkında bile değil, üzerinde de durmuyor zaten. Bu sebeple düzeltme ihtiyacı da hissetmiyorlar.</p>
<p><strong>Sosyal Medya Bağımlılığı ile Nasıl Başa Çıkarız?</strong></p>
<p>Sosyal medya kullanımını disipline etmeyi SAKADA ile formülledim ki sakata gelmeyelim <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<ol>
<li><strong>Sı</strong>nırlandırın: Kontrolsüz, hudutsuz kullanım yerine, kendinize bir kural koyun ve her gün belirli bir zaman, örneğin 1 saat ayırın. Bu 1 saati günün çeşitli zamanlarına bölebilirsiniz. Zamanı verimli geçirmek ve çok kullandığınız platformlara yoğunlaşmak için az kullandığınız uygulamaları da silin.</li>
<li><strong>A</strong>ktivite Edinin: Kalan zamanı kendinizi geliştirmeye ayırın. Teknolojiyle ilgisi olmayan sanat, spor, STK, yardım kuruluşları gibi yeni ilgi alanları edinin. Belki bir yabancı dil, belki enstrüman veya mesleğinizde niş alanlara yönelme. Alternatif aktiviteleriniz olur ve bunları uygulamak için bir plan yaptığınızda sürecin daha sağlıklı ilerlediğini göreceksiniz.</li>
<li><strong>K</strong>apatın: Telefonunuzu iş-ders çalışırken, yemekte, aileniz ve arkadaşlarınızla birlikte iken telefonunuzun bildirimlerini kapatın.</li>
<li><strong>A</strong>ile-Arkadaşlara Zaman Ayırın: Sanal dostluklar yerine gerçek dostluklar sizi daha çok tatmin edecektir. Kaliteli zaman geçirebileceğiniz gerçek dostlar edinin.</li>
<li><strong>D</strong>estek: Gerekirse uzmanlardan destek alın.</li>
<li><strong>A</strong>sla Vazgeçmeyin: Başaramamışsanız yılmayın baştan başlayın.</li>
</ol>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&#038;title=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/12/03/sosyal-medya-bagimliligi/" data-a2a-title="Sosyal Medya Bağımlılığı"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/12/03/sosyal-medya-bagimliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
