<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatih Poçan</title>
	<atom:link href="https://fatihpocan.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fatihpocan.com</link>
	<description>Etkili Liderlik ve Hedef Yönetimi İçin</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Oct 2023 20:35:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.2.8</generator>
	<item>
		<title>CUMHURİYET NE DEĞİLDİR?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/10/27/cumhuriyet-ne-degildir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cumhuriyet-ne-degildir</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/10/27/cumhuriyet-ne-degildir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Oct 2023 20:35:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündeme Dair]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=22532</guid>

					<description><![CDATA[&#160; İki gün sonra Cumhuriyet Bayramı. Bu yıl diğerlerinden çok farklı zira tam 100 yıl önce dikilen minik fidanın kocaman görkemli bir çınara dönüşmesini kutlayacağız. Birkaç gündür çeşitli platformlar kutlamalara sahne olmaya başladı. Önümüzdeki iki günde kutlamaların hak ettiği doruk noktaya ulaşacağını tahmin etmek zor değil. Kimisini bizzat kimisini de ana akım ya da sosyal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;">İki gün sonra Cumhuriyet Bayramı. Bu yıl diğerlerinden çok farklı zira tam 100 yıl önce dikilen minik fidanın kocaman görkemli bir çınara dönüşmesini kutlayacağız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Birkaç gündür çeşitli platformlar kutlamalara sahne olmaya başladı. Önümüzdeki iki günde kutlamaların hak ettiği doruk noktaya ulaşacağını tahmin etmek zor değil. Kimisini bizzat kimisini de ana akım ya da sosyal medya mecralarından tanıdığım bazı kişilerin geçmişteki veya şu anki duruşuna ve cumhuriyet değerleri ile ilişkisine baktığımda “bir insanda eksik olan şey, aslında en çok bahsettiği şeymiş” diye düşünmeden edemedim. Eline kan bulaşmış kimi politikacının demokrasiden, emek hırsızı patronların cumhuriyetten, cumhuriyetin temel kazanımlarına düşmanlık edenlerin 100. yıl coşkusundan bahsetmesi beni hem güldürdü hem de gayri ihtiyari bu satırlar döküldü.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, kravatlı soğuk bakışlı insanların, liderinin gözüne girmek için, inanmasa da mecliste elini kaldırıp indirdiği bir yönetim şekli değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, burjuvazinin efendiliğe, proletaryanın modern köleliğe dönüşmesini kolaylaştıran bir ali cengiz oyunu değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, daha yüksek sesle bağıranı, daha güçlü referansı olanı, daha nobran davrananı haklı sayan bir üst akıl değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, sanki bir ideal, bir ütopyaymış gibi, cumhuriyeti korumak ve kollamak için hiçbir fedakârlık yapmadan, okunan lirik şiirleri en önde hülyalı gözlerle dinleyerek alkışlamak değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, söylenmemiş sözleri söylemek, açılmamış yolları açmak, düşünülmemiş vizyonlar yaratmak yerine geçmişte yaşanmış olaylar üzerinden nemalanmaya çalışmak değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, temel hak ve özgürlükleri kullanarak cumhuriyetin altının oyulmasına göz yummak değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, yine temel hak ve özgürlükleri kullanarak bizi biz yapan değerlerin yozlaştırılmasına müsaade etmek değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, etnik, siyasi, inanç, kıyafet vb farklılıkların bir avantaj ya da dezavantaj olarak kullanılmasına ses çıkarmamak değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet, kahvehanelerde sigara dumanından, meyhanelerde alkol buharından sislenmiş kafalarla, akşam kurtarılan sabah kendi haline bırakılan sahipsiz çocuk değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet amaca giden yolda kullanılacak bir araç da değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyetimizin Banisi Atatürk’ün dediği gibi “Cumhuriyet fazilettir.” Fazilet nedir? Ahlâkın övdüğü iyi olma hali. Alçakgönüllülük, yiğitlik, doğruluk gibi tüm nitelikler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyetin faziletli olabilmesi ancak ahlâklı, alçakgönüllü, yiğit ve doğru olmasıyla mümkün. Bunun ölçüsünü belirleyen, kişiler arası sınırların birbirine tecavüz etmesini engelleyen şey ise demokrasinin ta kendisidir. O yüzden cumhuriyet demek tek başına demokrasi demek de değildir. Cumhuriyet bir beden ise demokrasi ona duygu ve akıl yükleyen anlamların bütünüdür. Cumhuriyet eğer demokrasi olsaydı Kuzey Kore’de, İran’da, Çin’de, İsrail’de sözde cumhuriyetle idare edildikleri halde, bırakınız diğerlerini, en temel insan hakkı olan yaşama hakkı ihlal ediliyor olmazdı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyetimizin fazilete sahip olabilmesi ve gerçek bir demokrasi olabilmesi; kapsayıcı, hoşgörülü, sınıfların birbirine üstten bakıp parmak sallamadığı, aynı zamanda tutarlı, adaletli, haklıdan ve yasadan yana olmasına bağlıdır. Bu, kim olduğuna bakılmaksızın, devletin tüm kurumlarının tüzel kişiliği ile kravatlı-kravatsız tüm organlarını bağladığı gibi aynı şekilde tüm organizasyonların, tüm STK’ların ve tüm vatandaşların da içselleştirmesi ve hayatına dahil etmesi gereken bir ön koşuldur. Aksi halde şu ana kadar olageldiği gibi kendimize demokrat karşımızdakine monark davranmaya devam ederiz ki anlaşmazlık ve çatışmaların altında yatan amir sebep de bu değil mi zaten?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir başkasını hiçbir sebeple ve hiçbir şekilde küçük ve değersiz görmeyen demokrat insanların Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyetimizin 100. Yılı kutlu olsun.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F27%2Fcumhuriyet-ne-degildir%2F&amp;linkname=CUMHUR%C4%B0YET%20NE%20DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F27%2Fcumhuriyet-ne-degildir%2F&amp;linkname=CUMHUR%C4%B0YET%20NE%20DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F27%2Fcumhuriyet-ne-degildir%2F&amp;linkname=CUMHUR%C4%B0YET%20NE%20DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F27%2Fcumhuriyet-ne-degildir%2F&amp;linkname=CUMHUR%C4%B0YET%20NE%20DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F27%2Fcumhuriyet-ne-degildir%2F&amp;linkname=CUMHUR%C4%B0YET%20NE%20DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F27%2Fcumhuriyet-ne-degildir%2F&amp;linkname=CUMHUR%C4%B0YET%20NE%20DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F27%2Fcumhuriyet-ne-degildir%2F&amp;linkname=CUMHUR%C4%B0YET%20NE%20DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F27%2Fcumhuriyet-ne-degildir%2F&#038;title=CUMHUR%C4%B0YET%20NE%20DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/10/27/cumhuriyet-ne-degildir/" data-a2a-title="CUMHURİYET NE DEĞİLDİR?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/10/27/cumhuriyet-ne-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BATI NEDEN İSRAİL&#8217;İ KOŞULSUZ DESTEKLİYOR?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/10/21/bati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/10/21/bati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Oct 2023 10:30:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündeme Dair]]></category>
		<category><![CDATA[arzı mevud]]></category>
		<category><![CDATA[evanjelist]]></category>
		<category><![CDATA[evanjelizm]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[vaat edilmiş topraklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=22518</guid>

					<description><![CDATA[ABD ve Batılı Ülkeler, İsrail’in Sivil Halka Karşı Savaş Suçu Teşkil Eden Orantısız Eylemlerini Neden Destekliyor? Eminim pek çok kişinin aklına takılan bir soru bu. Çayınızı, kahvenizi alın, arkanıza yaslanın ve bana kulak verin. Biraz zamanınızı alacak ama inanın okuduktan sonra pişman olmayacaksınız. Başlangıçta belirtmem gereken bir şey var. Niyetim din eleştirisi yapmak değil. Amacım; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><strong>ABD ve Batılı Ülkeler, İsrail’in Sivil Halka Karşı Savaş Suçu Teşkil Eden Orantısız Eylemlerini Neden Destekliyor?</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Eminim pek çok kişinin aklına takılan bir soru bu. Çayınızı, kahvenizi alın, arkanıza yaslanın ve bana kulak verin. Biraz zamanınızı alacak ama inanın okuduktan sonra pişman olmayacaksınız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Başlangıçta belirtmem gereken bir şey var. Niyetim din eleştirisi yapmak değil. Amacım; bir insanın inandığı kitabın vaaz ettiği değerlerin aksine davranmasına sebep olan motivasyonu anlamaya çalışmak. Her kesimde olduğu gibi inanç grupları içinde de fundamentalist kişilerin yanında vicdan sahiplerinin de bulunduğunu bilmek geleceğe dair umudumuzu diri tutuyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ahlâk, vicdan ve adaletin bir gün mutlaka galip geleceğine yürekten inanırken, mazlum Filistinli çocuklara selam olsun.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sevgili Okuyucu;</p>
<p style="font-weight: 400;">Bizim kuşağın çocukluk yıllarının depresif anılarından birisidir; okul yolunda yürürken, boş arsada top koştururken ya da evinde uyurken, acımasız İsrail askerleri tarafından dövülen, öldürülen insanları televizyondan seyretmek. Biraz büyüyünce öğrendim ölenlerin Filistinli, ölüm sebeplerinin ise kuşaklar boyu sahip oldukları evini işgalci İsrail’e vermek istememeleri olduğunu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu devlet terörü maalesef zaman içinde işe yaradı. Filistin son 80 yılda sahip olduğu toprakların %85’ini kaybetti.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Filistin Topraklarını Nasıl Kaybetti?</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Bunun dört temel sebebi var;</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Balfour Deklerasyonu:</strong> İngiltere Başbakanı Balfour’un Lord Rothschild’a yazdığı ve Filistin’i Yahudilere yurt yapmanın Majesteleri Hükümeti tarafından uygun görüldüğünü bildiren mektuptan<sup>1</sup> sonra Filistin’deki İngiliz Manda Yönetimi, toprak vergilerini aşırı arttırdı. Vergilerini ödeyemeyen Filistinlilerin arazilerine el koyup Yahudi yerleşimcilere verdi.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Birleşmiş Milletler Taksim Kararı:</strong> 29 Kasım 1947 tarihli BM kararı ile Filistin&#8217;de Filistinlilerin sayısı Yahudilerin sayısının iki katından fazla olmasına rağmen 27.000 kilometrekarelik ülkenin %56&#8217;sı Yahudi devletine, %42&#8217;si Filistin devletine bırakıldı. Filistin&#8217;in %2&#8217;sini teşkil eden Kudüs ve Beytullahim şehirlerinde ise bir dini tarafsız bölge oluşturuldu ve bu bölgenin kontrolü BM&#8217;ye bırakıldı.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> İşgal:</strong> İsrail Ordusu ve milis kuvvetlerinin Filistin topraklarını hukuksuz işgali. Uluslararası hukukun görmezden geldiği süregelen bir eylem.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Satış:</strong> Çok küçük de olsa bir kısım Filistinlinin toprağını Yahudilere satması. Bu satışın son derece düşük miktarda olduğunu uzmanlar söylüyor zira Osmanlı İmparatorluğu döneminde haram ilan edilen satış, sonraki dönemlerde de Filistinli kanaat önderleri tarafında kesinlikle yasaklanmış, sürekli kontrol edilmiş, toplumu tarafından damgalanmamak için satış en az düzeyde gerçekleşmiş.</li>
</ol>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Filistin’de Neler Oluyor?</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Batı Şeria ve Gazze’de çok küçük bir alanda yaklaşık 5,5 milyon insan yaşamaya çalışıyor. Özellikle Gazze, metrekare başına dünyada en çok insanın yaşadığı yerlerden biri. Büyüklüğü bizim Kilis’in merkezi kadar. Kilis’te yalnızca 146.000 insan yaşıyor Gazze’de 2,5 milyon.</p>
<p style="font-weight: 400;">Son Filistin-İsrail çatışmasının bugün 12. günü ve hayatını kaybeden Filistinli sayısı 4.000’i buldu. Bunun yarısına yakını çocuk ve kadın. İsrail sivil yerleşim yeri, okul, kilise ve cami demeden ezici bir güçle Gazze’yi yok ediyor. Dün (17/10/2023) Gazze’deki El-Ehli Baptist Hastanesi’ni vurdu. Yalnız hastanede hayatını kaybedenlerin sayısı en az 500 kişi ve tamamına yakını tedavi gören hasta, yaralı, sağlık personeli ve çocuk.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşin en acı ve garip tarafı da bedenleri uçak bombardımanı ile parçalanan çocuklara, İsrail Savunma Bakanı&#8217;nın “insansı hayvanlar” demesi. Savaşın ve savaşmanın da bir namusu varken, Bakan Yoav Golant&#8217;ın fütursuzca bu cümleyi ifade etmesi, genetik nefretin dışa vurumundan başka bir şey değil. Sözün bittiği yerdeyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone size-full wp-image-22520" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/insansi-hayvan.webp" alt="" width="1200" height="750" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/insansi-hayvan.webp 1200w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/insansi-hayvan-300x188.webp 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/insansi-hayvan-1024x640.webp 1024w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/insansi-hayvan-768x480.webp 768w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Fransa’dan Türkiye sınırına kadar neredeyse tüm Avrupa’da kurulan yaklaşık 20.000 kampta, yanlış duymadınız yirmi bin Nazi kampında, gördükleri zulümden kaçan Yahudiler, <em>“Almanlar ailelerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin”</em> diyerek Filistin&#8217;e gelmişlerdi. O gün mazlum misafirlerine kucak açan Filistinlilerin çocukları bugün o misafirlerin çocuklarından zulüm görüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Avrupa’da yalnız İspanya net bir şekilde İsrail’i kınadı. Diğer tüm batılı ülkeler destek verdi. Son bir hafta içinde ABD Başkanı, Almanya Cumhurbaşkanı, ABD Dışişleri Bakanı, ABD Merkezi Kuvvetler Komutanı, İngiltere Başbakanı, Avrupa Komisyonu Başkanı İsrail’e bizzat giderek her türü maddi ve manevi desteğe hazır olduklarını söylediler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dünyanın en büyük iki vurucu gücü olan USS Gerald R. Ford ve USS Dwight D. Eisenhower uçak gemileri önderliğinde koca ABD filosu, her an müdahale edebilecek mesafede, Akdeniz’e demir attığı dakikalarda, İsrail uçakları da 100.000 kişiye ekmek çıkartan Gazze’nin en büyük ekmek fabrikasını vuruyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gazzelilerin günlük su kullanımı artık yarım litre ile sınırlı zira İsrail şehrin alt yapısını da vurdu. Şehirde suyun yanında elektrik ve doğal gaz da yok. Şehir eskiden açık hava hapishanesiydi, şimdi üzeri açık mezarlığa dönüştü.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone size-full wp-image-22521" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/bombalama1.webp" alt="" width="1200" height="675" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/bombalama1.webp 1200w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/bombalama1-300x169.webp 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/bombalama1-1024x576.webp 1024w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/bombalama1-768x432.webp 768w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Peki İsrail bunları yaparken batılı devletler tarafından bırakın kınanmasını ve BM tarafından yaptırım uygulanmasını tam aksine neden destek görüyor? Filistin’deki kanlı mücadelenin sebebi sanılanın aksine su ve enerji havzalarına sahip olmak değil. Bu genişleme arzusunun ve batının kayıtsız şartsız İsrail’i desteklemesinin altında yatan temel sebep; tamamen kutsal kabul ettikleri öğretilerin ve dogmaların birbiriyle uyumlu olması. Temel sebep dinsel buyruklarla dünyanın sonunu tayin etme isteği Sevgili Okuyucu başka bir şey değil.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunu anlayabilmek için önce birkaç bilgiyi hatırlamaya ihtiyacımız var.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Hristiyan ve Yahudi İnançlarının Dayanakları</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hristiyanlarda Tanrı İnancı:</strong> Hristiyanlar yasak ağacın meyvesinden yiyen Âdem ve Havva’nın, Tanrı’ya karşı günah işlediğine, Tanrı ile insan arasındaki ilişkiyi bozduklarına, bu sebeple cennetten çıkartılarak Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldıklarına inanırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Onlara göre günah demek olan dünya, insanlık için hem ruhsal hem de fiziksel bir travmadır. Bu sebeple lütuf sahibi Tanrı, sonsuz aşkınlığının içinde kalamazdı, insanlığı korumak için dünyaya inmesi gerekirdi. Fakat bir Tanrı dünyaya nasıl inebilir? İnsan bedeninde tezahür ederek. Bu da teslis (trinity, üçleme) adı verilen tanrı inancını beraberinde getirdi. Buna göre Tanrı&#8217;nın kendini gösterdiği üç kimliği var: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh (Father, Son ve Holy Spirit). Tanrı yeryüzünde önce oğlu Nasıralı Yeşua bar Yosef (Jesus, Christ, Kristos, İsa) bedeninde gözüktü, sonra zamandan bağımsız, kıyamete kadar, Kutsal Ruhu ile her insanda tezahür etti, etmeye de devam ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hristiyanlarda Mesih Anlayışı</strong>: Eski Ahit’te bahsedilen mesihin varlığını ve dünyaya gökyüzünden ineceğini kabul ederler. Hristiyanlar bu mesihin Nasıralı İsa olduğuna inanırlar. İsa, bedeninde hem Baba Tanrı’nın hem de insan özelliklerini taşır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hristiyanlarda Kıyamet Anlayışı</strong>: Tüm ana mezheplerde dünyanın ömrünün Âdem’den itibaren 7.000 yıl olduğu 6 bininci yılda Mesih İsa’nın, Hristiyanları içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtarmak ve yaşayan ya da ölü tüm insanları yargılamak için ikinci defa yeryüzüne ineceğine inanırlar. Bu inanca göre İsa Gog-Megog (Yecüc-Mecüc) ve onların ordusuyla yapacağı çok şiddetli savaştan (armageddon) sonra 1.000 yıl sürecek Tanrı’nın Krallığı ile Hristiyanlara altın çağ yaşatacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hristiyanların sayısı yaklaşık 2,4 milyardır, bu sayı dünya nüfusunun %30’una tekabül eder.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yahudilerde Tanrı İnancı:</strong> Yahudilikte tanrı tekdir ve adı YHVH (Yahve)’ dir. El, Eloah, Elohim, Şaddai, Eḥyeh ve Tzevaot da dedikleri tanrının eşi, benzeri ve ortağı yoktur. Abraham Peygamber ile Tanrı aralarında bir ahit yaptılar. Ortaya Tevrat’ı da içine alan 39 kitap ortaya çıktı ki adına Eski Ahit dediler. Eski Ahit’e göre doğurulmuş bir insanı, İsa’yı tanrı ya da tanrının oğlu olarak kabul etmeleri mümkün değildir. Bunu putperestlik olarak görürler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yahudilerde Mesih Anlayışı:</strong> Yahudilerin beklediği mesih, Eski Ahit’te yazılmış olan bir dizi görevi yerine getirecek ve baba tarafından Davud&#8217;un soyundan gelecek birisidir. Bu sebeple Nasıralı İsa onlara göre mesih değildir hatta onu sahte mesihlerin en zarar vericisi olarak adlandırırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yahudi inancına göre Mesih gelmeden önceki yedi yıllık dönemde birtakım olağanüstü olaylar ve felâketler yaşanacak. Birinci yılda, yağmur bir yere yağacak diğer yere yağmayacak. İkinci yılda, kıtlığın alametleri belirecek. Üçüncü yılda büyük bir kıtlık olacak; çoluk çocuk, genç ihtiyar, kadın erkek, dindar günahkâr ayrımı olmadan pek çok insan ölecek ve Tevrat unutulacak. Dördüncü yılda, kısmi, beşinci yılda ise büyük bir bolluk meydana gelecek ve Tevrat tekrar hatırlanacak. Altıncı yılda semavi sesler duyulacak, yedinci yılda ise büyük bir savaş (har megiddo) meydana gelecek. Gog-Magog (Yecüc-Mecüc) savaşı bu dönemde gerçekleşecek. Yedinci yılın sonunda Davut soyundan Mesih gelecek. Mesih dönemi 1.000 yıl (400 yıl diyen de var) sürecek. Nihayetinde dünya 7.000 yaşında iken kıyamet kopacak, bu dünya tamamen yok olacak ve yerine yeni bir dünya yaratılacak. Büyük savaş har magiddo olmadan Mesih gelmeyecek.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yahudilerde Kıyamet Anlayışı:</strong> Mesih dağılmış İsrailoğullarını bir araya getirerek, Arz-ı Mev’ud yani Tanrı’nın vaat ettiği Nil ve Fırat nehirleri arasındaki bölgeyi (Kenan Diyarı-Mısır’ın bir bölümü, Filistin, Lübnan, Irak, Suriye ve Fırat havzasına kadar Anadolu’yu kısmen içine alan bölge) ele geçirmeden, diğer milletlerin İsrailoğullarına yaptıkları yanlışları onlara kabul ettirmeden, Tanrı’nın Krallığını merkezi Kudüs ve tahtı Sion Tepesinde olacak şekilde kurmadan, dünyayı Tevrat&#8217;a göre barış ve huzur içinde yönetmeden ve Süleyman Tapınağını yeniden inşa etmeden kıyamet kopmayacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tüm dünyadaki Yahudilerin sayısı yaklaşık 15 milyondur, bu sayı dünya nüfusunun %0,0019’una tekabül eder.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone wp-image-22523" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/sukot.jpeg" alt="" width="948" height="632" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/sukot.jpeg 768w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/sukot-300x200.jpeg 300w" sizes="(max-width: 948px) 100vw, 948px" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Hristiyanların, İsa’nın öldürülmesinden Yahudileri sorumlu tutması ve Yahudilerin İsa’yı mesih olarak kabul etmemesi, Hristiyanlarla Yahudiler arasında sorunun fitilini daha ilk yüzyılda ateşledi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tarsuslu Aziz Pavlus’un Mektupları’nda İsa’yı tanrılaştırması ile sorun şiddetlendi.</p>
<p style="font-weight: 400;">İznik Konsülünden sonra beşerî hayatın tamamen Hristiyanlığa göre tanzim edilmesi ise sorunu düşmanlığa çevirdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tarih boyunca Hristiyanlar Yahudilere büyük zulümler yaşattılar. Orta Çağ Avrupası Yahudilerin toplu katliamlarına ve sürgünlerine şahitlik etti. 13, 14 ve 15. yüzyıllarda Yahudiler İngiltere, Fransa ve Avusturya’dan tamamen kovuldu. Kaçan Yahudiler genellikle Polonya’da yeni bir hayata başladı. Avrupa’daki veba salgınlarından bile onlar sorumlu tutuldu. Tam bir akıl ve vicdan tutulması!</p>
<p>II. Beyazid döneminde, 1492&#8217;de İspanya’dan, 1497&#8217;de Portekiz&#8217;den kaçan yüzbinlerce Yahudi Osmanlı kadırgalarıyla taşınarak, başta İstanbul, Edirne ve Selanik olmak üzere, İzmir, Manisa, Bursa, Gelibolu, Amasya, Patros, Korfu, Larissa ve Manastır&#8217;a yerleştirildiler. Bursa&#8217;nın Orhan Gazi tarafından alınmasıyla Yahudilerle resmen tanışan Türkler onların inanç ve geleneklerine müdahale etmedi. Yahudilerin tamamen güvenle yaşayabildiği yegâne ülke asırlar boyunca Osmanlı İmparatorluğu oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ama Nazi Holokost’unda 6 milyon Yahudi öldürüldü.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Siyonist Hristiyanlar ve Üst Aklın Gelecek Tasarımı</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">İnançları bakımından birbiri ile taban tabana zıt bu iki dinin mensupları yani Hristiyanlarla Yahudiler, bugün nasıl oluyor da finanstan sanata, jeopolitikten medyaya, bilimden askeri güce aynı dili konuşabiliyor, aynı duyguları paylaşıyor?</p>
<p style="font-weight: 400;">Üstelik aralarında neredeyse 2.000 yıllık büyük bir husumet varken.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üstelik İsrail seküler görünümlü bir şeriat ülkesi, geleneksel bir Yahudi ailesi de dogmalara son derece bağlı ve inançlarından ödün vermeyen bir yapıya sahipken.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada bir terslik yok mu? Var tabii. Bu terslik zurnanın zırt dediği yerde aniden kozmik karadelikte kayboluveriyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunun için İsrail’i ve batı ülkelerini yönetenlerin dinamiklerini de anlamamız gerekiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Esasen 19. yüzyıla kadar Yahudilik de Müslümanlık ve Hristiyanlık gibi kutsal metinlere bağlı olarak inanılan ve yaşanılan dinlerden biriydi. Teodor Herlz başta olmak üzere fundamentalist Yahudiler, Yahudi inancını yaşamı ve Yahve’ye kulluğu dizayn eden bir dinden, yayılmacı ve faşist bir öğretiye dönüştürdüler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün İsrail bütünüyle, Eski Ahit&#8217;in köktendinci ve ırkçı yorumuyla şekillenmiş Siyonist ideoloji ile yönetilen bir ülke durumundadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Siyonizmin temel ve en önemli ideali Filistin’in yani Kenan Diyarı’nın Yahudiler için millî yurt haline getirilmesi ki bu Tevrat’a da uygun. Şu farkla; aynı Tevrat On Emir’de, “öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin, komşunun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin” de diyor. Samimi bir Yahudi’nin son 60 yıldır yaptığı ve son on beş gündür de sınır tanımaksızın devam ettiği gibi komşusu bir Filistinlinin canını en vahşi bir şekilde alıp, evini fiziksel güç ve silahla gasp etmesini hiçbir vicdan açıklayamaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Siyonizm, dünyanın her tarafına dağılmış Yahudileri kimi zaman gönülden kimi zaman cemaat baskısı ile bu Kenan Diyarı idealine bağlar. Bu sebeple İsrail topraklarına göç Yahudi ibadetlerinde sık tekrarlanan bir konudur. Diaspora’da yaşamayı reddetmek, Siyonizmin merkezinde yer alır çünkü diaspora bir Yahudinin ve Yahudi millî bilincinin tamamıyla gelişmesini engellemektedir onlara göre.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şunu belirtmeden geçmemem gerekir; Siyonist Yahudiliğe şiddetle karşı çıkan çok sayıda samimi Yahudi dünyanın her yerinde olduğu gibi İsrail’de de bulunmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Siyonist İsrail ülküsünden sonra batının anlayışına da göz atalım. Batı dediğimiz yer, İngiltere ve ABD’nin birlikte fikir babalığı yaptığı, geriye kalan ülkelerin hoşlanmasa da bu ikilinin hazırladığı reçeteyi uyguladığ bir Hristiyan kulübü.</p>
<p style="font-weight: 400;">Elbette bu fikir kısırlığı ve özgür davranamamanın tarihi mecburiyetten ekonomik sorunlara, dinsel gruplaşmalardan emperyalist bakışa çeşitli sebepleri var.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada bir parantez açıp batılı yöneticilerin ve yönetimlerin üzerinde mutlak etkisi olan Evanjelizmi incelememiz gerekir. 18. yüzyılda yine İngiltere ve ABD’de temelleri atılan Evanjelizm, Protestanlık mezhebinin rijit bir yorumu. Hristiyanlığın en tutucu ve radikal dinci kanadı. ABD’nin kurucu babalarının dini.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hani Hollywood filmlerinde duyduğumuz ve şaşırtıcı bir replik vardır:”Hangi kiliseye gidiyorsun?” Ne yani tüm kiliseler aynı değil mi? Değil özellikle Evanjelistlerinki daha aynı değil. Metodist, Baptist, Presbiteryen, Kongregasyonalist ve İsa Mesih Havarileri Evanjelist kiliseleridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İngiltere ve ABD, Evanjelik ortak paydada dünya siyasetini derinden etkiliyor. ABD Başkanları Truman, Nixon, Reagan, Carter, Oğul Bush, Trump hepsi Evanjelist. Diğer başkanlar Evanjelist değilse de onların sempatisini kazanmak ya da kaybetmemek için iyi geçinmeye çalıştılar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Trump’ın Başkanlığı döneminde İsrail lehine davranışları, ABD Büyükelçiliğini Kudüse taşıması ve Kudüsün İsrail’in başkenti olmasını desteklemesi sebebiyle kendisine yapılan övgüler öyle bir seviyeye gelmişti ki adamcağızın hiç dinle imanla alakası olmamasına rağmen, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Trump’ı 2.500 yıl önce yaşamış olan ve Eski Ahit&#8217;e göre M.Ö. 6. Babil&#8217;i fethederek İsrailoğulları&#8217;nın sürgününe son veren Pers Kralı Kiros (Cyrus)&#8217;a benzetmişti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Oğul Bush’tan sonra Evanjelizm, adeta ABD devlet dini haline geldi. Bush&#8217;la birlikte artık ABD hükümetlerinde önemli noktalarda hep Evanjelistler görevlendirildi. Başkan Biden çekinmeden &#8220;ben bir siyonistim&#8221; derken önceki Başkan Yardımcısı Pence her fırsatta Siyonist Yahudilere sevgi ve muhabbetini sergilemekte bir sakınca görmüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone wp-image-22522" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/pence.jpeg" alt="" width="942" height="530" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/pence.jpeg 864w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/pence-300x169.jpeg 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/pence-768x432.jpeg 768w" sizes="(max-width: 942px) 100vw, 942px" /></p>
<p style="font-weight: 400;">İsrail’in Gazze’de işlemeye devam ettiği savaş suçuna tüm dünyadan tepki yağarken, ABD Senatosu’nda dün yapılan oylamada, İsrail’i destekleme kararı 97-0 oyla kabul edildi. Bir tane dahi ret ya da çekimser oy çıkmadı!</p>
<p style="font-weight: 400;">ABD&#8217;de Pew Araştırma Merkezi tarafından 2010 yılında, yapılan bir araştırmada ABD halkının %42&#8217;si kendini Evanjelist olarak tanımladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kapitalizmin dini Evanjelizm’dir desek yanlış olmaz. Ezoterik ve masonik yapılar Evanjelizmin bir çeşit alt tarikatı konumundalar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hristiyanlığın temel ilkeleri bakımından Evanjelistlerin Katolik ve Ortodoks’lardan bazı farkları var. En çarpıcı farklılık; Yahudilerin seçilmiş millet ve kendilerine Tanrı Yahve tarafından vaat edilen toprakların da onların öz malı olduğuna inanmaları. Bu sebeple Yahudilerin vaat edilen bu topraklara yerleşmeleri için halen orada ikamet eden Filistinlileri düşman görürler ve Hristiyanların Yahudileri mutlaka desteklemeleri gerektiğini düşünürler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evanjelistlerin referans aldığı Scofield İncili şöyle der:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>&#8220;İsa&#8217;nın tekrar dönüşünü sağlamak için Yahudiler kendilerinden beklenilen şeyi yapmalıdırlar. Armageddon Savaşı&#8217;nda galip geldikten sonra İsa, Kral Davud&#8217;un tahtına oturacak ve dünyayı Kral Davud&#8217;un tahtından yönetecektir.&#8221;</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Evanjelizme göre de diğer Hristiyan mezheplerinde olduğu gibi, Hristiyanlık bütün dünyaya hâkim olacak ve daha sonra kıyamet kopacaktır. Ama olaylar doğal akışına bırakılırsa bu çok uzun sürebilir. Bu nedenle süreç hızlandırılmalıdır. Bunun için bazı şartlar önceden sağlanmalıdır.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Mesih İsa’nın Dünyaya İkinci Kez Gelmesi İçin Gerekli Şartlar</strong></h4>
<ul>
<li>Yahudilerin Filistin’e geri dönmeleri ve kendilerine ait toprağı olan bir devlet kurmaları</li>
<li>Kudüs’ün başkent yapılması</li>
<li>Tanrı’nın Yahudilere vaat ettiği Kenan Diyarının ele geçirilerek Büyük İsrail’in kurulması.</li>
<li>Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine Süleyman tapınağının inşa edilmesi</li>
<li>Kargaşa ve kaos yaşanması. Yukarıda daha detaylı bahsettiğim konu. Eski Ahit’e göre 7 yıl sürecek bir felaket dönemi İsrailoğullarını ve Evanjelistleri bir süre kaos ve türbülansa sürükleyecek.</li>
</ul>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone wp-image-22524" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/brunson.jpeg" alt="" width="949" height="534" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/brunson.jpeg 800w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/brunson-300x169.jpeg 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/brunson-768x432.jpeg 768w" sizes="(max-width: 949px) 100vw, 949px" /></strong></h4>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Mesih İsa’nın Dünyaya İkinci Kez Gelmesi İçin Evanjelistlerin Uyguladığı Plan</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Mesih İsa’nın yeryüzüne gelmesi ve Tanrı’nın Krallığının kurulabilmesi için Evanjelistlerin 200 yıldır uygulamaya çalıştıkları dört safhalı bir plan var.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Birinci Safha-Yahudilerin Filistin’e Dönmesi:</strong> Bu aşama gerçekleşmiş durumda. Filistinlilerin halen bulundukları Batı Şeria ve Gazze’den tamamen uzaklaştırılmaları için oluşturulan suni sorunları, orantısız güç kullanımı ile çözerek bölgenin tamamına hâkim olma çalışmaları devam ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İkinci Safha-Büyük İsrail’in Kurulması:</strong> Türkiye’nin de bir kısmını içine alan vaat edilmiş toprakların ele geçirilerek Büyük İsrail’in kurulması aşaması. ABD ve Avrupa’nın, İsrail’i ve yaptığı her türlü eylemi, insanlık onurunu ve insan haklarını hiç düşünmeden koşulsuz desteklemesinin nedeni de tam olarak bu. Büyük Orta Doğu Projesi de arz-ı mev’udun janjanlı bir pakete sarılarak köpürtülmesinden başka bir şey değil. Bu uğurda Irak’ta, Suriye’de yüzbinlerce masum kanının dökülmesi planın tahakkuku için küçük bir detay adeta. PKK&#8217;ya verilen destek, El Kaide ve IŞİD ile alengirli ilişkileri hep bu safhanın gerekleri. Bölgede PYD üzerinden kurmaya çalıştıkları geçici Kürt devletinin Anadolu’ya atlama taşı olacağını anlamak için bilge olmak gerekmiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Üçüncü Safha-İncil’in Mesajının Tüm İnsanlığa Ulaştırılması:</strong> Bu sebeple iki asırdır, başta ABD’liler olmak üzere Hristiyan misyonerleri oldukça metodolojik, kurumsal ve devlet desteği ile tüm dünyada faaliyet gösteriyor. Aksi halde Evanjelik Papaz Andrew Craig Brunson Türkiye’de neden 23 yıl yaşasın? Neden yüzlerce defa ne bileyim Samsun ya da Bodrum yerine Suruç, Mardin ve Diyarbakır’a gitsin? Misyonerlikle birlikte casusluk yaptığı kesinleşen bu papaz için ABD Başkanı Trump neden Türkiye ile tüm ilişkiyi bitirme aşamasına gelsin?</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dördüncü Safha-Armegeddon: </strong>İsa Mesih’in liderliği ve Evanjelistlerle Yahudilerin ittifakıyla Deccal’e (diğer Hristiyanlar ve Yahudiler Gog-Magog diyor) yani Müslümanlar’a karşı çok büyük bir savaş verilecek ve Evanjelistlerin etkin rolü ile bu savaşı Tanrı ittifakı kazanacak. Sonunda Evanjelizmin hakimiyeti söz konusu olduğundan, bu savaşın bir an önce çıkması için İsrail desteklenmelidir. İşte “Tanrı’nın kıyamete zorlanması” hadisesi de tam olarak bu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Armageddon’un kazanılmasıyla bir altın çağ başlayacak. Mesih İsa’nın yönettiği Tanrı’nın Krallığında 1.000 yıllık Hristiyan egemenliği yaşanacak ve sonunda kıyamet kopacak.</p>
<p style="font-weight: 400;">Onlara göre, insanlığın kaderi Baba Tanrı’nın eliyle önceden yazılmış. Tanrı&#8217;nın Evanjelist Hristiyanlar için uhrevi, Yahudiler için dünyevi bir kader planının olduğunu düşünüyorlar. Bu ilahi plan gereği Yahudilerin vaat edilen topraklara dönerek, Büyük İsrail&#8217;i kuracağına, Evanjelistlerin ise bu plana destek olmaları gerektiğine ve bu sayede ahirette kurtulmuşlardan olacaklarına inanırlar. Herkes gibi Yahudiler de bu ilahi oyunda kendisine yazılan rolü (Büyük İsrail&#8217;i kurmak) oynamaktadır. Tanrı yalnız onların tanrısı!</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone wp-image-22526" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/masonic-symbolism.jpg" alt="" width="947" height="512" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/masonic-symbolism.jpg 740w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/10/masonic-symbolism-300x162.jpg 300w" sizes="(max-width: 947px) 100vw, 947px" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Sevgili Okuyucu;</p>
<p style="font-weight: 400;">Senin de fark ettiğin gibi Siyonizm ile Evanjelizm hedefleri tamamen örtüşüyor. Evanjelistlere bu nedenle Siyonist Hristiyanlar da deniyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">İsa’dan tam 1.800 yıl sonra, Hristiyanlığın içinden Siyonizm ile bu kadar uyumlu bir inancın kendiliğinden geliştiğini varsaymak safdillikten başka bir şey olmaz. Bu şüphesiz Siyonistlerin planlı çabasının ürünü. Siyonist Hristiyanlığa yani Evanjelizm’e mesafeli hatta karşı duran başta Katolik ve Ortodokslar olmak üzere pek çok Hristiyan’ın var olduğunu bilmek güzel. Bunun en güçlü örneği İspanya’nın son İsrail saldırılarında takındığı onurlu tutum ve duruş.</p>
<p style="font-weight: 400;">Akıl sahibi her yurtsever Türk vatandaşının şu sorular üzerinde düşündüğünden eminim.</p>
<ul>
<li>Amerika Yunanistan’da dokuz askeri üste en seçkin unsurlarını neden ve kime karşı konuşlandırdı?</li>
<li>ABD’nin Irak ve Suriye’de ne işi var?</li>
<li>ABD neden PYD’yi hesapsız bir şekilde, üstelik NATO’daki dostu Türkiye’yi kaybetme pahasına destekliyor?</li>
<li>ABD Kongresi NATO’daki dostu ve stratejik müttefiki Türkiye’ye parasıyla satmadığı Javelin güdümlü tanksavar füzesini PYD’ye neden ücretsiz verdi?</li>
<li>Huzurevinde pijamasıyla bingo oynaması gerekirken, bir anda üzerine giydirilen ABD Başkanı elbisesiyle boşluklara selam veren, sürekli hiç kimseyle konuşan Siyonist Biden, utanmadan “Türkiye bölgede güvenliğimizi tehdit ediyor” cümlesini 1.000 yıldır zaten burada olduğumuzu hesaba katmadan neden kuruyor?</li>
<li>Ortadoğu’da Amerika’nın 82 adet üs kurmasına Müslüman ülke yöneticileri neden izin verdi?</li>
<li>İngiltere, Rumlardan aldığı Ağrotur ve Dikelya üslerinde, Rumları Türklerden korumak için mi mesai ve para harcıyor zannediyorsunuz yoksa zamanı gelince yaklaşık 300 km uzaklıktaki İsrail’e el uzatmak için mi?</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Hepsi bir planın parçası ve yeri ve zamanı geldiğinde kendisine verilen görevi yapmayı bekliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kıyameti öne çekmeye kimsenin gücü yetmeyeceği gibi Tanrı’yı kıyamete zorlamak da düşük zekâlı bir espride dahi kendine yer bulamayacak bir söylem. Bırakın biraz oynasınlar, oyalansınlar diyebilirsin ama birkaç tane eğitimli ve paralı meczubun dünyayı bir nükleer felakete yeni bir dünya savaşına sürüklediğini anlamamak için kör, sağır ve akılsız olmak gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hristiyan, Yahudi, Müslüman ya da inançsız tüm akıl sahibi insanlara büyük görev düşüyor.</p>
<p>_______________________________________________________________________________________________</p>
<p style="font-weight: 400;"><sup>1 “</sup><em>Saygıdeğer Lord Rothschild, Majestelerinin Hükûmeti adına kabineye sunulan ve kabul edilen Yahudî Siyonist isteklerini sempati ile karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyarım.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Majestelerinin Hükûmeti, Filistin&#8217;de Yahudîler için bir millî yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin&#8217;deki mevcut Yahudî olmayan toplumların sivil ve dinî haklarına ve başka ülkelerde yaşayan Yahudîlerin sahip oldukları haklara ve siyasî statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Bu deklarasyonu, Siyonist Federasyonu&#8217;nun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım.”</em></p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F21%2Fbati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor%2F&amp;linkname=BATI%20NEDEN%20%C4%B0SRA%C4%B0L%E2%80%99%C4%B0%20KO%C5%9EULSUZ%20DESTEKL%C4%B0YOR%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F21%2Fbati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor%2F&amp;linkname=BATI%20NEDEN%20%C4%B0SRA%C4%B0L%E2%80%99%C4%B0%20KO%C5%9EULSUZ%20DESTEKL%C4%B0YOR%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F21%2Fbati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor%2F&amp;linkname=BATI%20NEDEN%20%C4%B0SRA%C4%B0L%E2%80%99%C4%B0%20KO%C5%9EULSUZ%20DESTEKL%C4%B0YOR%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F21%2Fbati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor%2F&amp;linkname=BATI%20NEDEN%20%C4%B0SRA%C4%B0L%E2%80%99%C4%B0%20KO%C5%9EULSUZ%20DESTEKL%C4%B0YOR%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F21%2Fbati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor%2F&amp;linkname=BATI%20NEDEN%20%C4%B0SRA%C4%B0L%E2%80%99%C4%B0%20KO%C5%9EULSUZ%20DESTEKL%C4%B0YOR%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F21%2Fbati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor%2F&amp;linkname=BATI%20NEDEN%20%C4%B0SRA%C4%B0L%E2%80%99%C4%B0%20KO%C5%9EULSUZ%20DESTEKL%C4%B0YOR%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F21%2Fbati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor%2F&amp;linkname=BATI%20NEDEN%20%C4%B0SRA%C4%B0L%E2%80%99%C4%B0%20KO%C5%9EULSUZ%20DESTEKL%C4%B0YOR%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F10%2F21%2Fbati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor%2F&#038;title=BATI%20NEDEN%20%C4%B0SRA%C4%B0L%E2%80%99%C4%B0%20KO%C5%9EULSUZ%20DESTEKL%C4%B0YOR%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/10/21/bati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor/" data-a2a-title="BATI NEDEN İSRAİL’İ KOŞULSUZ DESTEKLİYOR?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/10/21/bati-neden-israili-kosulsuz-destekliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DORUK DENEYİMLER, DEĞERLER VE MUTLULUK</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/09/30/doruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=doruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/09/30/doruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2023 15:18:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[doruk deneyimler]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[içsel motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[öz değer]]></category>
		<category><![CDATA[öz değerler]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<category><![CDATA[zirve deneyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=22508</guid>

					<description><![CDATA[Bizi Biz Yapan Değerlerimizdir Amerikalı Psikolog Abraham Maslow’un ihtiyaçlar piramidini hatırlarsınız. Kısaca şöyle özetleyebiliriz sanırım: Her insanın önce doğuştan gelen, daha sonra sosyal bir gruba dahil olduktan sonradan oluşan ihtiyaçları vardır. Bunlar fizyolojik ihtiyaçlardan başlayan kendini gerçekleştirme aşamasına kadar devam eden ihtiyaçlar. Doğduğu andan itibaren acıkır, susar, uyuma ihtiyacı duyar. İlerleyen dönemde yaşadığı sosyal grup [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Bizi Biz Yapan Değerlerimizdir</h3>
<p style="font-weight: 400;">Amerikalı Psikolog Abraham Maslow’un ihtiyaçlar piramidini hatırlarsınız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kısaca şöyle özetleyebiliriz sanırım: Her insanın önce doğuştan gelen, daha sonra sosyal bir gruba dahil olduktan sonradan oluşan ihtiyaçları vardır. Bunlar fizyolojik ihtiyaçlardan başlayan kendini gerçekleştirme aşamasına kadar devam eden ihtiyaçlar. Doğduğu andan itibaren acıkır, susar, uyuma ihtiyacı duyar. İlerleyen dönemde yaşadığı sosyal grup içinde başka ihtiyaçları oluşur, mesela sahiplenme. Üç aylık bebek bile annesine sahip çıkar, iki yaşına gelince oyuncağına. Çünkü mülkiyet bilinci gelişmiştir. Sevme, sevilme, arkadaşlık, sevgili olma, sayma, sayılma gibi ihtiyaçları sonraki yıllarda oluşur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Maslow’a göre insanlar herhangi bir kategorideki ihtiyaçlarını karşıladıklarında bu defa kendi içinde bir hiyerarşi oluşturan daha ‘üst seviye ihtiyaçlar’ı tatmin etme arayışına girerler. Yani piramidin bir üst basamağına çıkmaya çalışırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kişi en üst basamağa ulaşınca yani kendini gerçekleştirince &#8216;doruk deneyimler&#8217; yaşamaya başlar. Maslow oraya &#8216;kişisel cennet&#8217; diyor. Orası işte tüm potansiyelin açığa çıktığı, yargısız, hoşgörülü, yaratıcı, üretken ve sürekli haz veren bir alan.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone  wp-image-22511" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/MP.png" alt="" width="992" height="449" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/MP.png 2638w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/MP-300x136.png 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/MP-1024x464.png 1024w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/MP-768x348.png 768w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/MP-1536x696.png 1536w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/MP-2048x928.png 2048w" sizes="(max-width: 992px) 100vw, 992px" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Ona göre doruk deneyimleri yaşamak için bazı koşullar oluşmalı.</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Psikolojik bakımdan olgunlaşmış olmak ilk koşul.</li>
<li style="font-weight: 400;">Alt basamaklardaki tüm ihtiyaçlarını yani fizyolojik, güvenlik, sevgi ve saygı ihtiyaçlarını tatmin etmiş olmalı.</li>
<li style="font-weight: 400;">Kişi hem kendi beklentilerini ve hem de toplumun o kişiden beklentilerini gerçekleştirmiş olmalı.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Buradan şu anlam çıkıyor; doruk deneyimler herhangi bir eksiklik duygusu taşımayan bireyler tarafından yaşanılan bir haldir. Buraya dikkat! Herhangi bir eksikliği olmayan değil o eksiklik duygusunu taşımayan bireylerin yaşadı hal.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yatın katın, Miami’de yazlığın, İsviçre’de kışlığın olur ama kişisel cennetinde değilsindir. Bir lokma bir hırka dersin, kişisel cennetin en güzel köşkünde yaşarsın. Tam bir bütünleşme, gerçeğe ulaşma, tam bir yeterlilik duygusu. Maslow’un ‘öz değerler’ ya da &#8216;özün temel ve gerçek değerleri’ olarak adlandırdığı bu deneyimlerden bazıları şunlar:</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone  wp-image-22510" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/doruk-degerler.png" alt="" width="669" height="251" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/doruk-degerler.png 1942w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/doruk-degerler-300x112.png 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/doruk-degerler-1024x384.png 1024w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/doruk-degerler-768x288.png 768w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/doruk-degerler-1536x576.png 1536w" sizes="(max-width: 669px) 100vw, 669px" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlar elbette kişiye göre değişiklik gösterebilir, onlarca sayıda çoğaltılabilir. Yapılan birçok araştırmada araştırmacılar, insanların ancak %50’sinin en yüksek düzeyde ve sürekli doruk deneyim yaşadığını tespit etmiş. Bu deneyimleri sadece kendini gerçekleştiren bireyler yaşamıyor. Maslow, tüm insanların doruk deneyimleri zaman zaman, kendini gerçekleştiren insanların ise çok daha sık, hatta sürekli yaşayabileceklerini ifade ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">En yoğun deneyimler genellikle objektif, yargısız, hesapsız, saf sevinç ya da sevgi anlarında ortaya çıkıyor. Aşk bunlardan biri. Bu sebeple sevdiğimizin hatalarını görmezden gelebiliyor belki hiç görmüyoruz. Bu yüzden ona karşı son derece yargısız oluyoruz. Bu yüzden kendimizden çok onu düşünüyor ve hep verici oluyoruz. Bu tür anların hafızası da duygular yoğun yaşandığı için kalıcı oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Başka bir araştırmada, insanların doruk deneyimleri sanatsal, sportif veya dini deneyimler sırasında yaşadığı fark edilmiş. Bu yüzden sanatçı ruhlu ya da saf samimi inançlı insanlar daha affedici daha yardımsever daha toleranslı oluyor. Başarı ve motivasyon ile de sıkı bir ilişkisi var doruk deneyimlerin. Yaptığı işe karşı tutkusu olan insanların engelle karşılaştıklarında bile kendilerini yeniden motive edebilmelerini bu şekilde açıklayabiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gönüllü insanların bir STK’da çalışma koşullarına bakmaksızın fedakârca çalışabilmesi veya ibadeti sırasında dünyadan elini çeken birisinin dingin ruh hali.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlar biraz da Mihaly Csikszentmihalyi’in akış teorisini hatırlatıyor değil mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Tam burada değerlerden bahsetmek gerekiyor. Felsefe etiği açısından değerler konusunda pek çok tanım yapılmış. En genel anlamda değer; kişinin özgür iradesi ile istediği gerek kişisel gerekse toplumsal hayatında yol gösterici olan, halen var olan durumun ötesinde anlam taşıyan yaşam hedefleridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">CEO olmak bir hedef ama değer değil, başarı bir değer. Mahkemede davayı kazanmak bir hedef ama değer değil, adalet ise bir değer. Çok para kazanmak bir hedef ama değer değil, saygı görmek, ihtiyacı olanlara yardım etmek ve itibarlı olmak bir değer. Bazı değerleri aşağıda görüyorsunuz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone size-full wp-image-22509" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/degerler.png" alt="" width="2806" height="830" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/degerler.png 2806w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/degerler-300x89.png 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/degerler-1024x303.png 1024w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/degerler-768x227.png 768w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/degerler-1536x454.png 1536w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2023/09/degerler-2048x606.png 2048w" sizes="(max-width: 2806px) 100vw, 2806px" />Bu arada ne pahasına olursa olsun terfi etmeyi, o davayı mutlaka kazanmayı ya da çok para sahibi olmayı hayattaki tek amacı haline getiren insanları nasıl izah etmeliyiz? Bunlar yalın halleriyle değer değil ama başarı ve itibar değerlerinin aşırılaşmış, toksik hale gelmiş durumları. Her durumda olduğu gibi değerler de dengeli yaşanmalı, kararında sahiplenilmeli. Aksi halde bir çocuk tacizcisine yargısız ve hoşgörülü bakabilir, başarıya giden yolda her şeyi olağan sayabilir insan.</p>
<p style="font-weight: 400;">Değerler insanların tercih ve arzularını yansıtan belirleyici bir kıymet ölçüsü. Kişisel kuralları ve kararları belirleyen birer yol gösterici pusula adeta.</p>
<p style="font-weight: 400;">Değerler hayata bakışımızı, hedeflerimizi, ilişkilerimizi, atak olmamızı ya da geriye çekilmelerimizi düzenler. Değerler davranışlarımızı yönlendirir, dış dünyaya yansımamızı belirler. Özü-sözü bir olmak deyişi, kişinin değerleri ve davranışları arasında bir çelişki olmadığını gösterir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kişiden kişiye değişebildiği gibi bazen aynı kişi için farklı zamanlarda farklı değerler öne çıkabilir. İşe yeni başlayan biri için &#8216;en iyi olmak&#8217; en önemli değer iken ilerleyen yıllarda &#8216;takım çalışması&#8217; içinde başarılı olmak en önemli bir değer olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Romantik, profesyonel ya da akademik pek çok komplikasyonun, tatminsizliğin, çatışmanın altında yatan şey değer çatışmasından başka bir şey değildir aslında.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir tarafta maaşı çok da yüksek olmamasına rağmen yirmi yıldır aynı şirkette çalışan adam. Diğer tarafta üst seviye yönetici pozisyonunda astronomik ücret alırken bir anda üstelik daha düşük bir paket için işten ayrılan kadın.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir tarafta hiçbir davranışını değiştirmemesine rağmen ikinci evliliğinde çok mutlu olan kadın, diğer tarafta beşinci evliliğinde de mutluluğu bulamamış adam.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir tarafta çocuklarının birisiyle arası çok iyi iken diğeriyle arası kötü olan baba. Diğer tarafta çocuklarıyla sürekli çatışan ama öğrencileriyle çok iyi anlaşan öğretmen anne. Bu örnekler çoğaltılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı durum, olay ya da kişiyle ilgili farklı insanlar çok farklı tepki verip çok farklı davranabiliyor. Sizce neden? Bazı sebeplerle birlikte değer çatışması oldukça etken.</p>
<p style="font-weight: 400;">Profesyonel yaşamdan örneği genişleteyim. İş hayatında insanlar genelde mutsuzdur. Mutsuzluklarını da aldığı ücret, yaptığı fazla mesai ya da maruz kaldığı mobingle izah ederler. Oysa gözlemim şudur; büyük çoğunluğun mutsuzluğunun temelinde yatan sebep, yapılan iş, çalışılan kişi, amir ya da iş yeri ile ilgili herhangi bir şeyin o kişinin değerleri ile çatışmasıdır. Değer çatışması ya da kişinin değerlerinin değersiz görülmediği yerde ilişkişsel problem ya çok az yaşanır ya da kolaca çözüme kavuşturulur. Bu durum sosyal ve romantik yaşamımız için de geçerlidir. Bu sebeple çevremizde bulunmasını istediğimiz insanları da değerlerimize uygun insanlardan seçiyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olası mutsuzluğa bu gözle bakanlar çözümü de doğru bir adımla başlatabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kamuflaj Yakalı CEO kitabımda da yazdığım bir araştırmayı anlatmanın tam yerine geldik.</p>
<p style="font-weight: 400;"><span style="color: #333333;"><em>1980’lerin başında Alman sosyologlar Güth, Schmittberger ve Schwarze, ikişer kişilik gruplarla bir deney (Ultimatum Game) yaptılar. Aralarından birini kurayla seçerek kendisine 100 dolar verdiler ve bu parayı kendisiyle diğer kişi arasında istediği oranda paylaştırmasını istediler. İkinci kişinin paylaşım kararını kabul etmesi halinde her ikisinin de paralarını alıp hemen gidebileceklerini fakat diğer kişinin paylaşımı kabul etmemesi halinde kimsenin para alamayacağını söylediler.</em></span></p>
<p style="font-weight: 400;"><span style="color: #333333;"><em>Klasik iktisat teorisi, insanların akılcı olduklarını, kendi çıkarlarını düşünerek karar aldıklarını varsayar. Kendisine düşen para miktarı ne kadar az olursa olsun, ikinci kişinin teklifi kabul edip, ‘havadan gelen’ bu parayı alması gerekirdi. Çünkü her akılcı insanın böyle yapması beklenir. Ama deney hiç de beklendiği gibi gelişmedi.</em></span></p>
<p style="font-weight: 400;"><span style="color: #333333;"><em>Paylaşım %50’den farklı olduğu zaman, en fakir ülkelerde bile birinci kişinin ikinciye verdiği miktar adil değilse ikinci kişi parayı almadı. Birinci kişinin ‘reva gördüğü’ ‘havadan gelen’ parayı alıp evlerine dönmek yerine parayı almayarak onu cezalandırmayı tercih ettiler.</em></span></p>
<p style="font-weight: 400;">Evet değerler herkes için çoğu zaman, prensipli ve tutarlı insanlar için ise her zaman kendi menfaatlerinden bile önemlidir. Adalet değerleri çiğnenen bu deneydeki kişiler, paylaşımı yapan kişiyle bir daha asla karşılaşmayacak olsalar bile havadan gelen parayı ellerinin tersiyle ittiler.</p>
<p style="font-weight: 400;">O zaman soru şu: “Dünya üzerinde hiçbir değer kalmasa dahi bu bana yeter” dediğiniz tek değer ne olurdu?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F30%2Fdoruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk%2F&amp;linkname=DORUK%20DENEY%C4%B0MLER%2C%20DE%C4%9EERLER%20VE%20MUTLULUK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F30%2Fdoruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk%2F&amp;linkname=DORUK%20DENEY%C4%B0MLER%2C%20DE%C4%9EERLER%20VE%20MUTLULUK" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F30%2Fdoruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk%2F&amp;linkname=DORUK%20DENEY%C4%B0MLER%2C%20DE%C4%9EERLER%20VE%20MUTLULUK" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F30%2Fdoruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk%2F&amp;linkname=DORUK%20DENEY%C4%B0MLER%2C%20DE%C4%9EERLER%20VE%20MUTLULUK" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F30%2Fdoruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk%2F&amp;linkname=DORUK%20DENEY%C4%B0MLER%2C%20DE%C4%9EERLER%20VE%20MUTLULUK" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F30%2Fdoruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk%2F&amp;linkname=DORUK%20DENEY%C4%B0MLER%2C%20DE%C4%9EERLER%20VE%20MUTLULUK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F30%2Fdoruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk%2F&amp;linkname=DORUK%20DENEY%C4%B0MLER%2C%20DE%C4%9EERLER%20VE%20MUTLULUK" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F30%2Fdoruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk%2F&#038;title=DORUK%20DENEY%C4%B0MLER%2C%20DE%C4%9EERLER%20VE%20MUTLULUK" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/09/30/doruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk/" data-a2a-title="DORUK DENEYİMLER, DEĞERLER VE MUTLULUK"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/09/30/doruk-deneyimler-degerler-ve-mutluluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİMDE KARANLIK ÇAĞDAN ÇIKMAK MÜMKÜN MÜ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/09/07/egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/09/07/egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Sep 2023 17:07:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fatih poçan]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=22499</guid>

					<description><![CDATA[Çağ Kapatıp Çağ Açan Bu Millet Eğitimde Karanlık Çağı da Sonlandırabilir Türkiye’de adı ‘millî’ olan yalnız dört kamu kurumu var: Millî Savunma Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî İstihbarat Teşkilâtı. Üçü doğrudan güvenlik ve beka ile ilgili. Eğitim için de bütünüyle beka meselesidir desek yanlış olmaz. Bu bile Eğitim Bakanlığı’nın aslında ne [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><strong>Çağ Kapatıp Çağ Açan Bu Millet Eğitimde Karanlık Çağı da Sonlandırabilir</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’de adı ‘millî’ olan yalnız dört kamu kurumu var: Millî Savunma Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî İstihbarat Teşkilâtı. Üçü doğrudan güvenlik ve beka ile ilgili. Eğitim için de bütünüyle beka meselesidir desek yanlış olmaz. Bu bile Eğitim Bakanlığı’nın aslında ne ölçüde önemli olduğunu anlamaya yetiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Soru şu; eğitim sistemimiz kendisine atfedilen bu önemi anlamış mı? Bir eğitim bakanlığının üslendiği sorumluluk ve sahip olduğu önemi anlamış olması için; toplum, ülke, coğrafya ve gelecek çağın gereklerini karşılayan bir eğitim politikası oluşturması ve bunu sürdürebilmesi gerekir. Ülkemizde birkaç yılda bir eğitim müfredatının, sınav ve yerleştirme sisteminin değişmesi, sil baştan “aslında en iyisi bu, hepsini değiştiriyoruz” anlayışı sorunun cevabını olumsuza çeviriyor. Son iki yılda üç bakan değişikliğini ise görmezden geliyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir önceki yazıda belirttiğim gibi eğitimde karanlık çağı yaşıyoruz. Çocuklarımızın akademik başarıları diğer ülkelerdeki yaşıtlarının altında. Meslek sahibi yetişkinler de ezici çoğunlukla işini sevmiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Herkes eğitimden şikayetçi. Eğitim sistemindeki zaman aşımından eğitim yöneticilerinin ve öğretmenlerin kalitesine, okulların fiziki alt yapısından fırsat eşitsizliğine, okul bütçelerinden aile ve toplumun tutumuna, öğrencinin eğitime bakışına kadar birçok sorundan bahsedilebilir. Peki çözüm ne?</p>
<p style="font-weight: 400;">Ben çözümün 3 kategoride ele alınması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<ul>
<li>Eğitim Politikaları</li>
<li>Eğitim Yöneticileri ve Öğretmenler</li>
<li>Ebeveyn ve Öğrenci Tutumu</li>
</ul>
<p><strong>1. EĞİTİM POLİTİKALARI</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Eğitim politikası dört ana başlıkta incelenmelidir.</p>
<ul>
<li>Eğitim Vizyonu ve Stratejisi</li>
<li>Temel Eğitimin Kurgulanması</li>
<li>Yönelim ve Yeteneğe Göre Tasarlanan Orta Öğretim</li>
<li>Üniversiteleşme</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Eğitim politikası, devletin en üst seviyesinde en az elli yıllık projeksiyonla oluşturulmalı ve çağın gerektirdiği düzenlemeler hariç değiştirilmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Eğitim Vizyonu ve Stratejisi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Önce şu iki soru ülkeyi ve eğitimi idare edenler tarafından sorulmalı:</p>
<ul>
<li>Toplumun bugünkü maddi ve manevi ihtiyaçları nedir ve bu ihtiyaçları karşılamak için çocuklara ne öğretilmelidir?</li>
<li>Elli yıl sonra modern dünyayla rekabet edecek çocuklarımızı, bugün hangi yetkinliklere sahip olacak şekilde yetiştirmeliyiz?</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Buradan eğitimin hem milli ve hem de evrensel olması gerektiği ortaya çıkıyor. Bu iki soruya doğru ve objektif cevap vermeden ve tüm eğitim sistemini verilecek cevaplara göre kurgulamadan, eğitim adına atılan her adım beyhude. Stratejik planlama buradan çıkacak vizyona göre yapılmalı. Aksi halde elli yıl sonra da göz süzerek ve öykünerek Finlandiya eğitim sisteminden bahsediyor oluruz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Temel Eğitimin Kurgulanması</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Eğitimci ve Yazar Salih Uyan’dan alıntıladığım bir anekdotu paylaşmak istiyorum. Bir okulda deprem tatbikatı yapılacakmış. Okul müdürü farklı bir şey denemeye karar vermiş. Toplamış öğretmenleri ve &#8221; Bu defa sirenleri çocuklar teneffüsteyken çalalım, bakalım ne olacak?&#8221; demiş. Bazı öğretmenler amaca uygun olmadığı gerekçesiyle itiraz etse de çocuklar bahçede neşeyle oynarken sirenleri çalmışlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuklar sireni duyar duymaz büyük bir hızlı koşturarak, gerçek bir depremde yıkılması zarar görmesi muhtemel, okul binasına girmişler. Ne olduğunu anlayamayan öğretmenler de çocukların peşinden koşup okula girmiş. Sınıflara çıktıklarında, öğrencileri yaşam üçgeni oluşturmak için sıraların yanına çömelmiş halde bulmuşlar. Tıpkı daha önce sirenler dersteyken çaldığında yaptıkları gibi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Eğitim adına yapılan en büyük ihanet nedir biliyor musunuz? Çeşitli sebeplerle ki ülkemizde pek çok sebep var, çocukların zihinlerine zincir vurmak, onların düşünmesine engel olmak. Merak etmeyen, sormayan ve sorgulamayan zihinlerden filozof, bilim insanı, dünya çapında sanatçı beklemek abesle iştigal değil de nedir? Son beş asırdır hiçbir disiplinde otorite olamamanın sebebi bu değil mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Altı yaşındaki ana kuzusunun okula adım attığı gün, çok önemli bir şey yapıyormuş gibi sınav ve testle tanışması, daha ilk gün rekabet havasına sokulması başka bir eğitim komplikasyonu. Rekabet ortamı ve başarısızlık duygusunun, onların minik anlam dünyasındaki dalgalanmalarının yarattığı depremi düşünsenize bir an. Temeli, kolon ve kirişleri yani kabası sağlam olmayan bir binaya göze hoş gelmesi adına yapılacak tüm imalatların beyhude olması gibi taze bir zihnin doğru yapılandırılmadan mekanik bilgiyle doldurulması da gayret sarfının ötesinde tüm tanımlamaların yetersiz kaldığı bir garabette başka bir şey değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sınav odaklı eğitim anlayışı, yerini süratle düşünme, anlam arama, sorgulama, bilgiye olan ihtiyacı anlama, bilgiye ulaşma, bilgiyi kullanma ve yeni bilgiler yaratma anlayışına devretmeli. Sınav odaklı eğitim anlayışı dediğime bakmayın siz. Mevcut eğitim ortamı bırakın öğrenciyi sınava hazırlamayı, yetersiz geldiğini adeta haykırarak, öğrenciyi okul dışı saatlerde de dershanelere ve özel ders almaya adeta zımni olarak zorluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuklarımızı topluma, iyi vatandaş olmaya ve öğretime hazırlamadan yani eğitmeden, aşırı bilgi yüklemesi yapıyoruz. Bu sebeple okulu seven çocuğa rastlamak Finlandiya’da deve görmekten daha zor. Bu sebeple yeterlilik ve beraberinde özdeğer duygusu aç bırakılmış çocuklar çoğalıyor. Bu sebeple sonuca odaklı mutsuz bireyler yetişiyor. Bu sebeple basit soruları bile seçenekleri olmadan cevaplayamayan yetişkinlere dönüşüyorlar. Bu sebeple dört işlemi beceremeyen üniversite mezunları ile dolu caddeler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuklar okul öncesi eğitimden 10 yaşına kadar (pedagoglar bilir doğrusunu) yalnız birey olmak, birey bilinciyle toplum içinde yaşamak, toplumsal düzenin önemini anlamak, bilinçli vatandaşlık, görgü kuralları, merhamet ve şefkat, vicdan sahibi olmak, değerlerin ve doruk deneyimlerin hayatımızdaki önemi gibi başlıklarda eğitilmeli. Eş zamanlı olarak da konvansiyonel derslere asla girmeden, çocuğun bilgi işleme hızını, bölünmüş-sürdürülebilir-seçici dikkatini, işitsel ve görsel algısını, kısa ve uzun süreli belleğini geliştirmek için oyun formatında ama çok yoğun bir zihinsel kapasite geliştirme programına tabi tutulmalı. Temel eğitim bittiğinde kırmızı ışıkta duran, yere çöp atmayan, diğer bireylere saygılı, hoş görülü, haddini-hududunu-sırasını bilen ama hakkını da savunan, hayalleri olan, dünyayı daha iyi bir yer yapmaya hevesli aynı zamanda beyin kapasiteleri okula geldikleri ilk günle kıyaslanmayacak kadar artmış süper insanlara dönüşmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kurgulanacak olan sistem kanları deli akan çocukların sekiz saat boyunca bir sırada hareketsiz durmaları üzerine değil öğrenci merkezli ve sürekli hareket üzerine bina edilmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Spor ve güzel sanatlar daha okulun ilk gününden itibaren hayatının bir rutini olmalı çocuklarımızın.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yönelim ve Yeteneğe Göre Tasarlanan  Orta Öğretim</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Öğrenciler temel eğitimden sonra mizaçları, eğilimleri, yetenekleri, yetkinlikleri ve isteklerinin analiz edilmesini müteakip, kendisine uygun orta eğitim kurumlarına yönlendirilmeli. Sayısal seven sayısal okumalı. Tarihten hoşlanan tarih, resim yapmayı seven güzel sanatlar okumalı. Temel matematikte sorunları olan ya da matematiği sevmeyen bir öğrencinin türev, trigonometri, binom integral çözmesini beklemek, çözemediği için yargılamak ve kendisini kötü hissetmesini sağlamak sahi ne işimize yarıyor?</p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’nin her yerinde fırsat eşitliğinin sağlandığı ilk ve orta dereceli okullarda öğrenciler birbirine yakın kalitede eğitim alabilmeli. Mümkün değil dediğinizi duyar gibiyim. Önce bir soru sorayım: İmkânı olan ya da imkânını zorlayan ebeveyn çocuğunu neden özel okula veriyor? Daha rafine eğitim ortamı ve daha kaliteli eğitim alması için değil mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">O halde devlet okullarıyla özel okullar arasındaki farkı ortadan kaldırmak için tüm okullar özelleştirilmeli. Sakin olun imkânsız değil sadece üzerinde biraz düşünmek gerekiyor. Millî Eğitim Bakanlığında 1 milyon öğretmen görev yapıyor. Yani sokakta karşılaştığınız çalışma yaşındaki her kırk kişiden biri devlet okullarında öğretmen. Buna bakanlıkta diğer görevlerdeki işçi ve memurlar dahil değil. Okul kitaplarını devlet ücretsiz veriyor. Bakanlığın ücretsiz desteklediği ya da bizzat yaptığı pek çok etkinlik var. Tüm okulların ödeneğini ve harcamalarını da hesap edin. Bunların hepsi 2023 Türkiye bütçesinin %10’u demek. Millî Savunma ve Sağlık Bakanlıklarının bütçelerinin toplamı kadar neredeyse.</p>
<p style="font-weight: 400;">Devlet eğitimi özelleştirerek birbirine yakın kalitedeki eğitimi tüm yurda yayabilir. Devlet eğitimde hem icracı hem denetçi rolden yalnız denetçi rolüne geçmeli. Temel görevi; elli yıllık eğitim vizyonu ve stratejik plana uygun müfredat hazırlamak, okulların bu müfredata ve bakanlığın ana fikrine uygun eğitim öğretim yapıp yapmadıklarını denetlemek olmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Veli özel okul parasını nasıl mı denkleştirecek? Devlet biraz önce bahsettiğim bütçeden karşılayacak o ücretleri. Eğitimi zaten ücretsiz veren devlet bu harcama kalemini özel okullara aktaracak.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sen Türkiye’nin coğrafyasını bilmiyorsun galiba? Türkiye büyük şehirlerden ibaret değil. Köyü var mezrası, komu var. Buradaki çocuklar nasıl okuyacak mı dediniz? Merakınızı gidereyim, coğrafyamızın çetinliğini biliyorum. Şu an bu bölgelerimizdeki çocuklar nasıl okuyorlarsa öyle okuyacaklar. Bölge okulları ve taşımalı sistemle. Tek fark oradaki okulda da İstanbul Nişantaşı’ndaki okulda var olan sistem geçerli olacak. Oralara öğretmen gitmez diye düşünüyorsanız endişelenmeyin özel sektör o işi halleder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Okulların verimlilik ve etkinliklerinin artacağı, yetenekli ama imkânı kısıtlı olan çocukların çok iyi eğitim alacağı ve hatta özel okul öğretmen maaşlarının da düzeleceği konusunda en küçük şüphem yok. Kamu ve özel sektör kurumları arasındaki verimlilik ve performans farkını hepimiz bilecek yaşam deneyimine sahibiz. Bu okullar içinde geçerli.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Üniversiteleşme</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ülkemizdeki üniversiteleşme hızı ve üniversiteli olma algısı (ki bana göre çözümün en zor ayağı bu ülkemizde) bütünüyle ele alınmalı ve değiştirilmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’de üniversite öğrencilerinin sayısının genel nüfusa oranı, Avrupa ülkelerinin iki hatta üç katı. Başka bir deyişle biz Avrupalıdan en az iki kat daha eğitimli bir toplumuz! Avrupalı çocuğunun boş-beleş üniversite diploması alması yerine onu kısa sürede ve istediği mesleğin sahibi yapacak okullara yönlendiriyor. Bizdeki meslek lisesi ve meslek yüksek okulu benzeri okullara ilgi çok fazla. Üstelik kimse de bu okullara gidenleri küçük görmüyor. Hollandalı bir genç “Tanrım bana bir masa başı işi ver n’olur” diye hayal kuruyor mudur bilmiyorum ama Hollanda kurduğu 28 üniversitenin 13’ünü ilk 200’e 20’sini ise ilk 500’e sokmayı başarmış.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nüfusu bize yakın olan İngiltere’de 144, Almanya’da bizdeki anlamda 150, Fransa’da 83 üniversite var. Türkiye’de ise 206 üniversite bulunuyor ki ben bu makaleyi yazarken bile birkaç tane açılmış olabilir <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Dağa taşa üniversite açıp uçan kuşu mezun etme sevdası son bulmalı. Medyada okumuştum birkaç sene önce üniversitelerimizde 273 bölümde profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi yoktu. Şaka gibi ama gerçek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Holding binasını üniversite yapan, bırakın güzel geniş bir kampüsü basketbol oynamak için dahi yeterli genişlikte bahçesi olmayan, lise yerleşkelerinin dahi gölgesinde kalan birçok üniversite mevcut ülkemizde. Bu ortamda eğitim ve öğretimden kalite beklenebilir mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Üniversitelerimiz çok kaliteli olmalı. YÖK’ün açıklamasına göre dünya sıralamasında ilk 500 üniversite içinde yalnız 3 (yazıyla; üç) üniversitemiz var. Seneye bir üniversite daha bu listeye girerse milletçe sevinir başarımızı %30 artırdığımız için düğün bayram yaparız. İlk 1000’de ise 10 üniversitemiz bulunuyor. Anadolu’nun falanca şehrine ekonomik, sosyo-kültürel, politik sebeplerle üniversite açmışız, 25 bin öğrencisi var. Öğrenci orayı yazarken memnun değil, kazanınca da memnun değil. İş iş aramaya gelince işe alacak da memnun değil. Çünkü herkes biliyor ki mezunun lise öğrencisinden farkı yok.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gerçekten herkes üniversite mezunu olmak zorunda mı? Gerçekten üniversiteli olmak bir mecburiyet mi? Neden meslek liseleri daha nitelikli ve daha itibarlı bir hale getirilmez?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu arada berber çırak bulamıyor, sanayi de tekniker yok. Herkesin beyaz yakalı olduğu bir dünyada köyde tarlayı kim sürecek, inşaatta demiri kim bağlayacak?</p>
<p style="font-weight: 400;">Üniversite eğitimi mutlaka ücretli olmalı. Parası olan ve üniversite okumak isteyen genç parasını verip okumalı. Fırsat eşitliği nerede kaldı mı dediniz? Akademik bakımdan başarılı olan gençler devletten burs alabilmeli. Parası olmayan, burs da alamayan genç illa okumak istiyorsa devlete borçlanmalı. Bu borcunu ya belli bir süre devlet hesabına çalışarak ya da zaman içinde maddi karşılığını vererek ödeyebilmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böylece hem herkesin üniversiteli olmak gibi sonu belli olmayan bu saçma yoldan dönülür, hem de önce üniversitelerin sonra mezunlarının kalitesi artar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>2. EĞİTİM YÖNETİCİLERİ VE ÖĞRETMENLER</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Dünyanın en harika eğitim vizyonuna da sahip olsanız, stratejik planlamanız mükemmel ve eğitim politikanız parmakla gösterilecek kadar iyi de olsa, yapılabilecek en modern okul binalarını da yapsanız tüm bunların eğitime katacağı değer, öğretmenle öğrencinin kalpleri arasında mesafe kadardır. Öğretmenlik kutsaldır tiradı yapmayacağım. Karşılığında ücret alınan hiçbir işe kutsiyet atfedilemez. Sözde kutsiyet atfettiğimiz öğretmenlik mesleğine verdiğimiz değer de meydanda. Öğretmen yetiştiren bölümlerin puanları son yıllarda artmış olsa da “falanca bölüm olmuyorsa bari öğretmenlik olsun” anlayışı öğretmenliğin hak ettiği itibarı olumsuz etkiliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmen, maalesef ülkemizde son elli yılda öğrencileri lise ve üniversite sınavlarına hazırlayan mekanikleşmiş bir varlığa dönüştü. İşin garip yanı kendi meslek hinterlandındaki itibarı da sınavda çıkan soru sayısıyla şekillenir hale geldi. Matematik öğretmeni kıymetli müzik öğretmeni eh işte! ÖSYM 2024’te TYT’de on beş müzik sorusu sormaya karar verse en kıymetli ders müzik en itibarlı öğretmen müzik öğretmeni olur. Anlayışımız işte bu kadar sakat.</p>
<p style="font-weight: 400;">Okul öncesini de dikkate alırsak 4-5 yaşından itibaren, yavrularımız için öğretmen her şeydir. Bir öğretmen, annesinden ve babasından alacağı eğitimden çok daha metodolojik, bilimsel, verimli ve hızlı bir şekilde çocukları şekillendirebilir. Keza ülkeler için de öğretmen her şeydir. Öğretmenin kalitesi ölçüsünde önce eğitim sonra toplumun kalitesi artar. Öğretmen algısı mutlaka değişmeli Türkiye’de. Öğretmen öğrencinin sınava hazırlanmasını kolaylaştıran bir birey ya da asırlar önce elde edilmiş var olan bilgiyi aktaran bir kişi olmaktan kurtarılmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmenin en temel işi öğrencinin yüreğine dokunmak, onun kendini tanımasını sağlamak, farkındalığını geliştirmek ve nihayetinde bitip tükenmek bilmeyen bir merak ve öğrenme tutkusu yaratmak olmalı. Öğretmene sınav kolaylaştırıcılığı işi ihale ederseniz onun fonksiyonundan tam yararlanmamış olursunuz. Bugün bazı öğrencilerin yaptığı hatta anne babasının da yönlendirdiği gibi dersi öğretmenden bizzat dinlemek ve tartışmak yerine Youtube’a kaydedilmiş derslerin yeterli olduğu yanılması bir gerçekliğe dönüşür. Evet sınavı belki kazandırır o kayıttaki mekanik ses ama hayatı ıskalar öğrenci.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zaman geçmeden öğretmenin itibarı ve toplumdaki statüsü artırılmalı. Nasıl mı? Beş temel düzenleme yapılmalı.</p>
<ul>
<li>Öğretmen Ücretleri Artırılmalı</li>
<li>Öğretmenlere Performans Değerlendirmesi Yapılmalı</li>
<li>Öğretmenler Sözleşmeli Olmalı</li>
<li>Öğretmenler Akademik Kariyere Özendirilmeli</li>
<li>Öğretmenler Performansa Dayalı Primler Almalı</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öğretmen Ücretleri Artırılmalı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Devlet okullarındaki öğretmenlerin aldıkları ücret, yaptıkları işin önemiyle mukayese edilemeyecek kadar düşük. Kimileri gibi “ama üç ay tatil yapıyorlar, ama ders sayıları az, ama az çalışıyorlar” zevzekliği yapmayacağım. Öğretmen demirci ustası mı ki hiç boş vakti olmadan demir bağlasın. Öğretmene ne verilse azdır. Özel okullardaki ücretlendirme daha kötü durumda. Üstelik mesaileri de çok ağır. Dün medyada okudum: Özel okuldaki öğretmenlere ders yılı başlamadan önce rızaları dışında bahçe temizliği yaptırmışlar. Öğrenmene böyle bakan patron ya da okul müdürünün eğitime katkısı ne olabilir ki?</p>
<p style="font-weight: 400;">Ay sonunu getiremeyen, tek maaşla evini geçindiremeyen bir öğretmenin öğrencisinin kalbine dokunmasını beklemek safdillikten başka bir şey değil. İkinci işte çalışmaya mecbur bırakılan öğretmenin küpünden fedakârlık ve ilham yerine bıkkınlık ve boş vermişlik sızar. Çocuklarımızı ve geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerin ücretleri mutlaka artırılmalı. Bu yapılırken belli mesleklerin ücretleri ile mesela bir hekimin mesela bir subayın maaşı ile oran tesis edilerek bu oran sürekli korunmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Performans Değerlendirmesi Yapılmalı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bana katılacağınızdan eminim. Özellikle ilkokul birinci sınıfta veliler, hatırı sayılır bağışlar karşılığında, şehrin diğer ucundaki okulda bulunan falanca öğretmenin sınıfına vermeye çalışır çocuğunu. Neden yan sokaktaki okula değil ya da yan sınıftaki öğretmene değil de o öğretmene? Cevap bellidir; öğretmenin kalitesi. Her meslekte, mensuplarını çok kötüden mükemmele doğru sıralamak mümkündür, sıra dışı da değildir bu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Peki o zaman öğretmen kimliğine sahip olup da değer yaratamayan kişilere katlanmak zorunda mıyız? Bu gibi kişiler kolayca sistem dışına çıkartılabilmeli. Çalışanla çalışmayan, değer yaratanla yaratamayan, iyi ile kötü ayırt edilebilmeli.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayırt etmenin iki yolu var: Birincisi belli aralıklarla, meselâ Türk Silahlı Kuvvetlerinde askerî öğretmenlere uygulandığı gibi, senede bir öğretmenleri meslekî alan bilgisi sınavına tabi tutmak. İkincisi; yine orduda yapılageldiği gibi öğrencilerin dönem sonu performanslarını öğretmen bazlı ölçmek. Böylece öğretmenin o seneki performansı kolayca ölçülebilir, kendisine güçlü geri bildirim verilirken aynı zamanda gelişim imkânı da tanınmış olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şu an performans değerlendirmesi yapan okul var mı? Çok emin değilim. Ölçmediğimiz şeyin kalitesini senede bir defa derse giren müfettişin iki defa derse giren okul müdürünün raporundan öğrenebilir miyiz? Hiç sanmam.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öğretmenler Sözleşmeli Çalışmalı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmenlik de diğer kamu mesleklerinde olması gerektiği gibi sözleşmeli olmalı. Yirmi iki yaşında devlete yanlayıp (tabirimi mazur görün iyi olan yüzbinlerce öğretmeni tenzih ederim) EYT ya da diğer ballı emeklilik yasaları çıkıncaya kadar maaşın sağlama alındığı garantili çalışma koşulları, en hafifinden sıradanlık, atalet ve gerilemeye sebep olur. Özel okulların performansının yüksek olmasının sebebi biraz da bu değil mi? Uygun olmayanla kolayca yolu ayır, performansı iyi olanla yola devam et! Biat edecek, bahçe temizleyeceklerin istihdamından bahsetmiyorum elbette.</p>
<p style="font-weight: 400;">Haftada üç gün 15 saat derse girip diğer iki gün okula gidilmeyen, iş başında çalışılmayan kaç meslek var bilmiyorum. Yukarıda söylediklerimle, kendimle çelişmek istemiyorum, elbette öğretmenin çalışma koşulları hafif, ders sayısı az olmalı ki kendini geliştirebilsin. Artan vakti cuma ve pazartesiye bağlayarak tatile dönüştürmeden yine mesleki gelişim ve öğrenci için kullanmak kaydıyla öğretmenlerin ders sayısı ve çalışma yoğunluğu mümkün olduğu ölçüde az olmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sınıfındaki akıllı tahtayı kullanamayan, e-Okul’a sınav notlarını giremeyen, eğitim fakültesinde aldığı bilgi üzerine hiçbir şey koymamış öğretmelere emanet edilen bir çocuk düşünemiyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sözleşme hem öğretmenin kendini kontrol ve geliştirmesi hem de belli performans kriterlerini yerine getiremeyen öğretmenle yolu kolayca ayırabilmek için büyük önem taşıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öğretmenler Akademik Kariyere Özendirilmeli</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Oranları bilememekle beraber kişisel gözlemimle şunu iddia edebilirim: Öğretmenlerin akademik kariyer yapma oranları diğer mesleklerle mukayese edildiği zaman hiç de olması gereken düzeyde değil. La Manchalı Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşmaya gerek yok. İnsanlar iki sebeple yüksek lisans yapar; ya meraktan doğan bilimsel bir iddiayı ispat etmek ya da maddi-manevi kazanım elde etmek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir fizik ya da coğrafya öğretmeninin bilimsel bir iddiası yoksa veya var ama bunu ispat etmek gibi bir motivasyonu yoksa bu motivasyon o öğretmene göz ardı edemeyeceği bir kazanç vaat ederek sağlanmalı. Meslektaşlarından onu belli belirsiz silik bir çizgiyle değil net bir şekilde ayırt edecek terfi-ücret artışı, öğretmenlerin akademik kariyer yolculuğunu kolaylaştıracaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmenler kendini geliştirmeye, yayın ya da makale yazmaya, yüksek lisans ve doktora programlarına özendirilmelidir. Akademik kariyer öğretmenin, dolaylı olarak eğitimin kalitesini artırırken mesleğin itibarına da yüksek katkı sağlar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Performansa Dayalı Primler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir öğretmenin çok iyi olmasının ona katkısı ne olacak? Bir öğretmen neden çok iyi olmak için çabalasın, fedakârlık yapsın? Vatan, ülke, görev bilinci…bunlar tamam. Fakat bu değerler çalıştığının karşılığını almayan öğretmeni ne kadar idare edebilir? Savaşta yararlık gösteren bir askere neden madalya verirler? Barışta başarılı olan askerler neden göğüslerinde şerit rozet taşır? Görevinde olağanüstü fedakârlık gösteren polis neden para ödülü alır? Eşinin ameliyatını yapan doktora Hasan Amca neden 2 kilo köy yoğurdu getirir?</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanın formel bir organizasyon içinde bulunduğu ilk çağlardan itibaren ödüller bir motivasyon aracı olarak kullanılagelmiştir. Bu ödüller hem hak edeni hem de diğerlerini motive eder. Kişi bilir ki diğerleri dinlenirken çalışırsa, diğerleri vasat çıktılar ortaya koyarken o standardı yükseltirse, diğerlerinin cesaret edemediği şeye cesaret ederse yani olağanüstü işler yaparsa diğerlerinin elde demeyeceği maddi ve manevi kazanımlara sahip olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">O halde sınıfı daha yüksek puan alan, öğrencilerini daha iyi üst seviye okullara gönderen, etkinliklerde daha fazla rol oynayan öğretmen de Bakanlık ve idare tarafından daha fazla ve daha çarpıcı ödüllerle ödüllendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3. EBEVEYN VE ÖĞRENCİ TUTUMU</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Toplum, anne ve babalar başarı algısını yeniden ele almalı. Bir lisans bölümü okumanın minimum başarı sayıldığı, lise mezunu ve zanaat sahibi olmanın hor görüldüğü garip bir dönemdeyiz. Çok değil daha otuz sene önce çok iyi eğitim veren meslek liseleri ve buradan yetişen kaliteli ustabaşı adayları varken bugün akademik yeterlilik bakımından sonlardaki gençler bu liseleri tercih etmek zorunda kalıyor. Dikkat edin makine, bilgisayar, sekreterlik ya da çocuk gelişimi bölümlerinde istediği için değil mecbur kaldığı için okumak zorunda kalıyor. İnsan sevmediği işi yapabilir mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Önceki yazı da dediğim gibi, balık uçmaya kuş yüzmeye zorlanmamalı. Anne ve babalar geçmişte kendilerinin yaşayamadığı ya da eksik bıraktığı hayatı evlatları üzerinden yaşamaya çalışmamalı. Çocuğun yetenek ve yönelimi neyse o istikamette bir eğitim yolculuğu planlanmalı. Aksi halde tozu çamuru sevmeyen oğlunuz bir inşaat mühendisi, insanlara dokunmayı sevmeyen kızınız bir hekim olabilir ve kariyeri boyunca işinden nefret edebilir. Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre insanımızın %84’ü işinden memnun değil, %72’si fırsat olsa mesleğini hemen değiştirmeyi düşünüyor. İbretlik sonuçlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her çocuk kendi mizacı, yeteneği, bilişsel kapasitesi, ilgi alanı ve yönelimine uygun eğitim verecek okula yönlendirilmeli. Bu çocuk hangi eğitimi alırsa mutlu ve üretken olur? Anne baba ile temel eğitimin esas görevi de bu soruya cevap vermek olmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Başarılı çocuk testlerde çok net çıkartan çocuk değil, bilinçli ve hakkaniyetli birey olabilen, zihinsel kapasitesini artırabilen çocuktur. Sonraki yıllarda aldığı alacağı her eğitim her ders her başlık detaydan başka bir şey değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kurumsal bir şirketin genel müdürünün işini tutkuyla ve iyi yapan bir ilk okul müdüründen, bir diş hekiminin işini tutkuyla ve iyi yapan bir çiftçiden daha başarılı olduğunu iddia etmek toplumuzdaki başarı algısındaki bozukluktan başka bir şey değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">18 yaşında iken Bill Gates size gelse ve Harvard’tan ayrılmak istediğini söyleseydi cevabınız ne olurdu? “Saçmalama Bill dünyada kaç çocuk senin yerinde olmak istiyor haberin var mı?” gibi bir cevap sanırım. İçinizden de “çakacaksın iki tane şımarığa” diye geçerdi eminim. Allah’tan Bill sizi dinlemeyerek Harvard’tan ayrılmış. Tutkuyla yaptığı işi sayesinde kariyerinde çok zor günler geçirse de bugün dünyanın en zengin ilk beşinde. Başarıyı zenginlikle izah etmeye çalışmıyorum elbette. Profesyonel başarı sevdiğin işi elinden gelenin en iyisini ortaya koyarak yapmak ve bundan tatmin olmaktan başka bir şey değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuklara bilişsel kapasite merkezli ve belli dersleri önceleyerek yaptığımız tüm yönlendirmeler onlara büyük zarar veriyor. Bu onların yeteneklerini dikkate almamak ve onları kaybetmekten başka işe yaramıyor. Oysa yetenek ve yönelimlerinin dikkate alındığı eğitimlere tabi tutulan çocuklar, var olan potansiyeline ulaşıncaya kadar yüksek kapasitede çalışabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşini, yaşamı seven, verimli ve mutlu insanlar toplumu ancak böyle oluşturulabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F09%2F07%2Fegitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu%2F&#038;title=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EDAN%20%C3%87IKMAK%20M%C3%9CMK%C3%9CN%20M%C3%9C%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/09/07/egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu/" data-a2a-title="EĞİTİMDE KARANLIK ÇAĞDAN ÇIKMAK MÜMKÜN MÜ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/09/07/egitimde-karanlik-cagdan-cikmak-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİMDE KARANLIK ÇAĞI YAŞIYORUZ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/08/24/egitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=egitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/08/24/egitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Aug 2023 15:38:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[ayt]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[pisa]]></category>
		<category><![CDATA[yks]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=22492</guid>

					<description><![CDATA[Kaliteli Eğitim Alamamak Üniversite yerleştirme sonuçlarının açıklandığı bugünlerde aklıma bir hikâye geldi. İnsanlar tarafından rahatsız edilmekten ve avlanmaktan bıkan hayvanlar kralları Aslan&#8217;a müracaat etmişler. Aslan derhal Orman Meclis Genel Kurulunu toplayarak sorunun tüm boyutlarıyla tartışılmasının istemiş. Herkes fikrini söylüyor her kafadan bir ses çıkıyormuş. Bazıları “silahlanalım” derken bazıları “ormanı terk edelim” demiş. Kimisi de hiç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Kaliteli Eğitim Alamamak</p>
<p style="font-weight: 400;">Üniversite yerleştirme sonuçlarının açıklandığı bugünlerde aklıma bir hikâye geldi.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlar tarafından rahatsız edilmekten ve avlanmaktan bıkan hayvanlar kralları Aslan&#8217;a müracaat etmişler. Aslan derhal Orman Meclis Genel Kurulunu toplayarak sorunun tüm boyutlarıyla tartışılmasının istemiş. Herkes fikrini söylüyor her kafadan bir ses çıkıyormuş. Bazıları “silahlanalım” derken bazıları “ormanı terk edelim” demiş. Kimisi de hiç beklemeden, misliyle insanlara saldırmayı teklif etmiş. Herkesi dikkatle dinleyen Kral Aslan, en çok Tilki’nin önerisini beğenmiş ve kararını yoğun alkışlar arasında bildirmiş: Bir okul yapılacak, tüm hayvanlar o okulda eğitim görecek, insanlara karşı koymayı ve hayatta kalmayı öğrenecekler!</p>
<p style="font-weight: 400;">Okul binası, zaten inşaat sektöründe oldukça marifetli oldukları için çok hızlı yapılmış. Sıra müfredatı belirlemeye gelmiş. Orman Milli Eğitim Şurası, kralla arası çok iyi olan Horoz’un başkanlığında, üyeler Tavşan, Sincap, Leylek ve Sazan&#8217;ın katılımıyla toplanmış.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tavşan, insanlardan kaçabilmek için müfredatta mutlaka hızlı koşma dersi bulunmasını önermiş. Horoz desteklemiş, diğer üyeler haklısın demiş, müfredata yazmışlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sincap: “Koşmak yetmez, ağaca çıkmak ve tünel kazmak da gerekir” demiş. Horoz desteklemiş, herkes alkışlamış, ağaca çıkma ve tünel kazma dersi de müfredata konmuş.</p>
<p style="font-weight: 400;">Leylek: “Hepsinden daha yararlı ve kolay bir şey var; uçmak. Müfredatta mutlaka uçmak da bulunmalı” demiş. Horoz desteklemiş, diğerleri haklısın demiş, yazmışlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sazan: “Ya karşınıza göl veya nehir çıkarsa ne yapacaksınız?” diye sormuş. Horoz &#8220;aferin&#8221; demiş. Diğerleri alkışlamış, yüzmeyi de müfredata eklemişler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Akademik yıl, görkemli bir tören ve büyük bir beklentiyle başlamış. Teorik dersler fena gitmiyormuş ama sıra pratiğe gelince beklenmeyen sonuçlar ortaya çıkmış.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tavşan, koşu dersinde çok başarılı oluyor ama sıra ağaca tırmanmaya gelince sürekli düşüyormuş. Bir süre sonra ayağını sakatlamış. Diğer dersleri de zaten iyi değilmiş. Fakat en başarılı olduğu koşu dersinden de ayağı sakat olduğu için zayıf almış.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sincap ağaca yıldırım gibi çıkıyor, çok hızlı koşuyor, harika tünel kazıyor, iyi seviyede yüzüyor ama sıra uçmaya gelince yere çakılıyormuş. İkinci hafta kolunu kırmış, iş göremez raporu almış, öğrenciliği sona ermiş.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sazan çok güzel yüzüyor ama başka hiçbir şey yapamıyor, hatta suyun dışına bile çıkamıyormuş. Defalarca havasız kalıp ölme tehlikesi geçirmiş. Düşük performansı yüzünden okuldan atılmış.</p>
<p style="font-weight: 400;">Leylek uçmuş, ağacın tepesine çıkmış, yüzmüş ama sıra tünel kazmaya gelince gagasını kırmış, kanadını yaralamış. Gözyaşlarıyla okuldan ayrılmış.</p>
<p style="font-weight: 400;">Derken herkesin suyuna giden, çok konuşmaktan ve bol alkışlamaktan başka bir iş yapmayan, biraz aptal ama kralla arası iyi olan horoz, çok az da olsa, tüm dersleri yapabildiği için sınıf birincisi olarak mezun olmuş.</p>
<p style="font-weight: 400;">Meclis Genel Kurulu, geniş tabanlı eğitim sistemi sebebiyle çok memnunmuş, Tilki’yi teklifinden, Horoz&#8217;u da üstün başarısından dolayı ödüllendirmişler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hikâye tanıdık geldi mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Enderun mekteplerinin kapısında; “burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz” yazarmış. Yüzyıllar sonra Einstein benzeri bir söylemle “Aslında herkes dahidir. Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir” demiş.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geleceği şekillendiren bugün yaptıklarımızdır. Gelecek ya bilgiyle ya da güç ile şekillendirilir. Fakat zaman içinde güçlü olan dahi bilgi karşısında aciz kalır. 2. Dünya Savaşı sonrası nerdeyse bütünüyle harabe haline gelen Almanya ve Japonya‘nın kısa sürede, büyük küresel güçlere rağmen tekrar büyük güç haline gelebilmesi, elbette ki bilgili, eğitimli ve iyi yetişmiş insan kaynağının eseridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilgi yaşamsal.  Gerçekte eğitim; var olan eski bilgileri öğretmek değil yeni bilgilere ulaşmak için sınırları ortadan kaldırmaktır. Eğitim bilgi hamallığı yaptırmak değil, kişinin ne bildiğini ve neyi bilmediğini tanımlamasına imkân sağlamaktır. Bilginin genişletilmesinde ve yaygınlaştırılmasında eğitim çok önemli. Ancak ülkemizde eğitimin seviyesindeki düşüklük herkesin malumu. Çok uzağa gitmeden geçen hafta açıklanan 2023 AYT sınavının sonuçlarına bakalım: Gençlerimizin Matematik net ortalaması 40 soruda 8.2 net, Fizik 14 soruda 2.5 net, Kimya 13 soruda 1.3 net, Türk Dili ve Edebiyatı 24 soruda 5.7 net, Biyoloji ise 13 soruda 2.0 net oldu. 12 yıl boyunca her gün ortamalama 7-10 ders saati örgün eğitim gören çocuklarımızın hali pürmelali bu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kore ve Japonya’da ilk ve ortaokul öğrencileri derslik, kafeterya ve koridorları kendileri temizliyor. Japon öğrenciler ilaveten tuvaletleri de temizliyor. Okullarda hizmetli istihdam edilmiyor. Tuvalet temizleyen Japon çocukların aileleri okulları basmıyor, idareyi mahkemeye vermiyor. Çocukları ise PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) sınavlarında en üst sıralarda yer alıyor. Estonya ve Polonya öğrencileri de PISA&#8217;da ilk 10’da sıralanıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Altı yaşında okula adım attığı ilk gün sınavla tanışan bizim çocuklarımız ise aynı PISA sınavında 79 ülkenin çocukları arasında, okuduğunu anlamada 41, fen bilimlerinde 40, matematik de ise 43. oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Verilen bu eğitimin kalitesinin uzun erimli sonucunu da Avrupa Patent Ofisinin 2018 raporu söylüyor bize. ABD&#8217; de 2018 yılında 44 bin patent başvurusu yapılırken, Almanya’da  27 bin, Japonya’da 23 bin patent başvurusu yapılmış. 46 milyon nüfuslu İspanya&#8217;da 1776, 5 milyon nüfuslu İrlanda&#8217;da 801, 5,5 milyonluk Norveç&#8217;te 610 patent başvurusu yapılıyor. 86 milyonluk Türkiye’de ise sıkı durun sadece 572 patent başvurusu yapılmış.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu başarısızlığı üç şekilde izah edebiliriz.</p>
<ol>
<li>Çocuklarımızın bilişsel zekâsı diğer ülke gençlerinin gerisinde!</li>
<li>Öğretmen kadromuzun yetenek ve yetkinlikleri diğer ülkelerin öğretmenlerinden daha düşük!</li>
<li>Eğitim anlayışımız ve bu anlayışın çocuğu olan eğitim sistemimiz, merak uyandırmaya, sorgulamaya, okuduğunu anlamaya, problem çözmeye, insan doğasına ve modern dünya gerçeklerine uygun değil.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Tüm profesyonel kariyerini 18-15 yaş grubuyla geçiren birisi olarak; gençlerimizin bilişsel zekâlarının yüksek, aynı gençlerin öğretmen olduğunda kalitelerinin de dünya standartlarının üzerinde olduğunu en yüksek sesle ifade edebilirim. O zaman gecikmeden, derhal, behemehâl eğitim sistemimiz masaya yatırılmalı. Göz süzerek Finlandiya eğitim sisteminden bahsedip, gelecek zamanlı cümleler kurup, ertesi sabah elini taşın altına koymadan idareimaslahata devam etmek bizi her geçen gün biraz daha gerçeklerden ve gerekliliklerden uzaklaştırıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gençler bir şekilde okudu, mezun oldu ve iş buldu diyelim. İşin başka bir yönü daha var. 2014’te Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre çalışanların %84’ü işinden memnun değil. Öğrencinin yetenek ve ilgi alanı yerine, toplumda yerleşmiş başarı algısını doyurmaya yönelik eğitim gayretleri, mutsuz ve başarısız yetişkinler yaratmaktan başka işe yaramıyor. Yani hem eğitimde başarılı değiliz hem de çalışan insanımız işinden memnun değil. Hayata bak!</p>
<p style="font-weight: 400;">Kaşıdıkça kanayan, kanadıkça kaşınan bir yara ülkemizde eğitim. Üstelik tüm tarafların şikâyet ettiği, gidişattan mutlu olmadığı buna rağmen çözümsüzlüğe mahkûm edilen bir karanlık çağ yaşıyoruz eğitimde.</p>
<p style="font-weight: 400;">Okullar, anne-babanın çocuğundan, çocuğun anne-babasından kısıtlı süreyle de olsa kurtulma vasıtası. Devlet okulları artık fonksiyonunu yerine getiremiyor. Biraz parası olan veli devlet okulu yerine özel okul tercih ediyor. Öğretmen, öğrenci, veli ya da kantine mal getiren vatandaşı kıyafetinden ayırt edemiyorsunuz. Bunu da rahatlık-özgürlük olarak anlamamız isteniyor. Okul koridorlarının afilli kahve mekanlarından farkı yok, sosyalleşme yeri. YouTube öğretmeni makaraya alan, posta koyan hatta şiddet uygulayan öğrenci videolarıyla dolu. Gençlerimiz kuralları, başkalarına rağmen başkalarıyla yaşamayı, güçlü birey ama aynı zamanda toplumun da sorumlu bir üyesi olmayı okulda değilse nerede öğrenecekler?</p>
<p style="font-weight: 400;">Sınıfta kalmak neredeyse imkânsız. Sınavdan kaç aldığının önemi yok, nefes alsın yeter, öğrenci bir üst sınıfa geçiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">LGS&#8217;de başarılı olamayanın mecbur edildiği okullar haline getirilen meslek lisesine gitmek demek, toplum tarafından küçümsenmek demek. O zaman hangi öğrenci gitmek ister bu okullara?</p>
<p style="font-weight: 400;">Okula gerçekten öğrenmeye gelen öğrenciler de araştırmaya-sorgulamaya-anlamaya-düşünmeye-yorumlamaya yönlendirilmek yerine testlere ve bilgi hamallığına mahkûm ediliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yüksek başarının yalnız birkaç ünlü okulu kazanmakla izah edildiği, hiç olmazsa bir lisans bölümü okumanın &#8220;yetmez ama evet&#8221; düzeyinde tek başarı kriteri sayıldığı, tarif edilemez ölçüde garip bir döneme rastladık.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çözüm mü? O da sonraki yazının konusu olsun.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F24%2Fegitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EI%20YA%C5%9EIYORUZ" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F24%2Fegitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EI%20YA%C5%9EIYORUZ" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F24%2Fegitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EI%20YA%C5%9EIYORUZ" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F24%2Fegitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EI%20YA%C5%9EIYORUZ" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F24%2Fegitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EI%20YA%C5%9EIYORUZ" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F24%2Fegitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EI%20YA%C5%9EIYORUZ" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F24%2Fegitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz%2F&amp;linkname=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EI%20YA%C5%9EIYORUZ" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F24%2Fegitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz%2F&#038;title=E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MDE%20KARANLIK%20%C3%87A%C4%9EI%20YA%C5%9EIYORUZ" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/08/24/egitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz/" data-a2a-title="EĞİTİMDE KARANLIK ÇAĞI YAŞIYORUZ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/08/24/egitimde-karanlik-cagi-yasiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZOR BİR GEOMETRİ KONUSU; DRAMA ÜÇGENİ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/08/19/zor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/08/19/zor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Aug 2023 09:46:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[drama üçgeni]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=22488</guid>

					<description><![CDATA[Drama Üçgeni İlk kez Psikolog Stephen Karpman tarafından dile getirilen ve kendi ismi ile anılan Drama Üçgeni, çok sık görülen bir ilişki modelidir. Aile içi, sosyal ya da iş yaşamında kısaca hayatın her alanındaki ilişkilerde ortaya çıkan ve insanları aşağıya çeken dramatik bir oyun aslında. Üçgende en az iki kişi fakat her zaman üç rol [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><strong>Drama Üçgeni</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">İlk kez Psikolog Stephen Karpman tarafından dile getirilen ve kendi ismi ile anılan Drama Üçgeni, çok sık görülen bir ilişki modelidir. Aile içi, sosyal ya da iş yaşamında kısaca hayatın her alanındaki ilişkilerde ortaya çıkan ve insanları aşağıya çeken dramatik bir oyun aslında.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçgende en az iki kişi fakat her zaman üç rol var: kurban, suçlayıcı ve kurtarıcı. Roller genelde sabit. Bununla birlikte değişiklik gösterip, taraflar zaman içinde farklı roller de üstlenebilir. Bu ilişkide mutlu taraf yok ve işin ilginci insanlar  değiştirmek için bir şey de yapmıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kurban</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Önce kurbandan bahsedelim. Zaten kurban yoksa diğer roller de oluşmuyor. Burası önemli, mutlaka bir kurban ya da kurban rolü oynayan biri olmalı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kurban için yaşam acı ve ıstıraptan başka bir şey değildir. O hep haksızlığa uğramıştır. Bütün olumsuzluklar hep onun başına gelir. Dünyanın en şanssız insanıdır. Herkesten daha fazla bilir, okur, yapar, çalışır, çabalar, herkesten fazla hak etmiştir ama değer görmemiştir, kıymeti anlaşılamamamıştır. Bu yüzden elde etmesi gerekenleri elde edemediği gibi başına da işte bunlar gelmiştir. Yorulmuştur artık. Kendini kırgın hisseder. Garip olan yaşamını değiştirmek için bir şey yapmaz. Çünkü gidişatı değiştirmek için sorumluluk alması gerekir oysa bu rolden beslenmek onun hoşuna gider.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kurtarıcı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kurban varsa bir kurtarıcı da mutlaka ortaya çıkar. Kurban için üzüntü duyar. Haksızlık ve zulmü engellemeye ve kurbanı kurtarmaya çalışır. Oysa kimseyi kurtaramaz. Kendi problemleri ile başa çıkamadığı için başkalarının problemlerine odaklanmayı tercih eder. Dikkatini kurbanın sorunlarına odaklayarak gerçekte kendinden kaçar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Suçlayıcı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">O kurbana karşı hep sinirli ve hep yargılayıcıdır. “Nasıl olur da bir insan bunlara katlanabilir?” En çok bu cümleyi duyarsınız ondan. Bir kısmı kurbanın kurban olmasından gizliden gizliye hoşlanır. Zira bu sayede onun üzerinde kontrol sağlayabilir, onu sürekli eleştirebilir. Onun enerjisinin kaynağı da kurbana olan öfkesidir ve zamanını o kurbanı suçlu çıkarmak için harcar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şimdi şu ortamı hayal edin. Birisi kurban rolü oynar. Bunu bilinçli ya da bilinçsiz yapar. Yardım etmeyi akıl vermeyi çok sevdiğimiz için kurban ortaya çıktığı anda biri veya birileri de kurtarıcı rolüne bürünür. Drama üçgeni oluşmaya başlamıştır bile. Kimi zaman üçüncü bir kişi suçlayıcı olarak üçgene dahil olur kimi zaman kurtarıcı aynı zamanda suçlayıcıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazı ilişkilerde kurtarıcı, rolü gereği kurbanı kurtardığı andan itibaren kurbanla yavaş yavaş yer değiştirmeye başlar. Bir süre sonra eski kurban artık suçlayıcı olmuştur ve körün gözü açılınca ilk önce bastonunu atması gibi daha önce kendisini kurtaranı suçlamaya başlar. Bu durumda daha önce kurtarıcı olan kişi suçlandığı için artık kurban durumundadır ve bir kurtarıcıya ihtiyacı vardır. Onun kurtarıcısı ise daha önce kurtardığı kurban olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Karışık mı geldi? Bir örnekle anlatayım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Varsayın ki A kişisi kuruma yeni katılmış, iş ve süreçlere tam olarak hâkim olmayan, işlerin altında ezilen bir çalışan yani kurban olsun. B kişisi ise A kişisinde kendi geçmiş yıllarını gören ve A kişisine acıyan ona destek olan kıdemli bir çalışan olsun.</p>
<p style="font-weight: 400;">B kişisi A kişisine yardım etmek ve onun oryantasyonunu kolaylaştırmak için işlerinin bir kısmını üstlenir yani kurtarıcı olur. Bir süre sonra A kişisinin işleri B kişisinin işi olmuştur artık. Bir gün bu işleri yapamayacak duruma geldiğinde, zamanında kurtardığı kurbana yani A kişisine artık yardımcı olamayacağını söyler. O andan itibaren kurban kurtarıcıyı yardımsever olmamakla, işleri ona yıkmakla suçlamaya başlar ve onu kurban durumuna düşürür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuğunun ev ödevlerine sürekli destek olan annenin çocuğuna bir gün işten yorgun döndüğünde yardım edemediğini düşünün. Annesine o çocuk dünyanın en kötü annesiymiş gibi hissettirebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Profesyonel hayatta da kurban olmayı seven çalışanlara çok rastlanır. Eğer yönetici sürece kurtarıcı rolü ile dahil olursa bir süre sonra kurtarmayı bıraktığında astı tarafından suçlanması kaçınılmazdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayatınızdaki kurban rolü oynayanları hiç düşündünüz mü? Belki evliliğinizde eşiniz, ailenizde anne, baba, kardeş ya da kuzenlerinizden biri, iş yerinde ya da sosyal yaşamınızda bir arkadaşınız, birileri mutlaka ama mutlaka vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Drama üçgeni ilişkileri olumsuz etkileyen, aşağıya çeken bir dramatik oyundan başka bir şey değildir.</p>
<h3><strong>Drama Üçgeninden Çıkış Mümkün mü?</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Öz farkındalık, istek ve irade ile elbette mümkündür. Her şeyden önce birey yaşamından ve arzularından sorumlu olan tek kişinin kendisinin olduğunun farkına varmalıdır. Birey kontrolü eline alırsa manipülasyondan da uzak hareket edebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir kurbansanız;</strong></p>
<ol>
<li>Artık şikâyeti bırakın önce sizi ne mutsuz ediyor onu tanımlayarak düzeltmenin yollarını arayın.</li>
<li>Sizi kimse kurtaramaz, kurtarılmayı beklemeyin, harekete geçin.</li>
<li>Yaptıklarınızdan siz sorumlusunuz. Eğer bir kişi ya da bir şey size iyi gelmiyorsa başka bir seçim yapmakta özgürsünüz.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir kurtarıcıysanız;</strong></p>
<ol>
<li>Yardım istenmemişse yardım etmeyin.</li>
<li>Yardım gerekmiyorsa yardım etmeyin.</li>
<li>Kendinizi kahraman gibi görmeyi, şükran ve övgü beklemeyi bırakın. Kimseyi borçlandırmayın, yardımlarınız karşılıksız yapın.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir suçlayıcıysanız;</strong></p>
<ol>
<li>İnsanların yaşamlarında ne yaşadığını, neye maruz kaldığını bilemezsiniz. Sorunlar ve çözümleri için diğer insanları ve koşulları suçlamayın.</li>
<li>İnsanlar o an “yapabildiğinin” en iyisini yaparlar. Kimse sizin görüş ve kriterlerinize göre hareket etmek zorunda değildir.</li>
<li>Sorunları öfkelenmeden sükunetle çözün.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Üçgenin dışında kalmak, kendiniz için yapacağınız en önemli psikolojik yatırımdır, unutmayın. Dışına çıktığınızda kısa sürede enerjinizin ve zihinsel aktivitenizin yükseldiğini göreceksiniz. Zaman zaman farkında olmadan çeşitli gruplarda üçgenin içine çekilebilirsiniz. Bu aşamada üçgenin işlevini bilmeniz katılımcı olmanızın önüne geçer.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F19%2Fzor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni%2F&amp;linkname=ZOR%20B%C4%B0R%20GEOMETR%C4%B0%20KONUSU%3B%20DRAMA%20%C3%9C%C3%87GEN%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F19%2Fzor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni%2F&amp;linkname=ZOR%20B%C4%B0R%20GEOMETR%C4%B0%20KONUSU%3B%20DRAMA%20%C3%9C%C3%87GEN%C4%B0" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F19%2Fzor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni%2F&amp;linkname=ZOR%20B%C4%B0R%20GEOMETR%C4%B0%20KONUSU%3B%20DRAMA%20%C3%9C%C3%87GEN%C4%B0" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F19%2Fzor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni%2F&amp;linkname=ZOR%20B%C4%B0R%20GEOMETR%C4%B0%20KONUSU%3B%20DRAMA%20%C3%9C%C3%87GEN%C4%B0" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F19%2Fzor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni%2F&amp;linkname=ZOR%20B%C4%B0R%20GEOMETR%C4%B0%20KONUSU%3B%20DRAMA%20%C3%9C%C3%87GEN%C4%B0" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F19%2Fzor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni%2F&amp;linkname=ZOR%20B%C4%B0R%20GEOMETR%C4%B0%20KONUSU%3B%20DRAMA%20%C3%9C%C3%87GEN%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F19%2Fzor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni%2F&amp;linkname=ZOR%20B%C4%B0R%20GEOMETR%C4%B0%20KONUSU%3B%20DRAMA%20%C3%9C%C3%87GEN%C4%B0" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F08%2F19%2Fzor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni%2F&#038;title=ZOR%20B%C4%B0R%20GEOMETR%C4%B0%20KONUSU%3B%20DRAMA%20%C3%9C%C3%87GEN%C4%B0" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/08/19/zor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni/" data-a2a-title="ZOR BİR GEOMETRİ KONUSU; DRAMA ÜÇGENİ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/08/19/zor-bir-geometri-konusu-drama-ucgeni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>17 YAŞIMA MANİFESTO</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/07/07/17-yasima-manifesto/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=17-yasima-manifesto</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/07/07/17-yasima-manifesto/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jul 2023 13:39:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[içsel motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=19756</guid>

					<description><![CDATA[Kaliteli Yaşamın Ön Koşulu: Kaliteli Gençlik İnsanların özellikle gençlerin sevmediği şeylerin başında nasihat dinlemek gelir ki elbette haklılar. Kimse ne yapması gerektiğinin söylenmesinden ya da eksiğinin ifade edilmesinden hoşlanmaz. Bu sebeple aşağıdaki öğütler size değil bizzat kendime, liseli Fatih’e. Bir mucize olur da 17 yaşıma geri dönebilirsem aynı hataları yapmamak için kendime bir manifesto. Aile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Kaliteli Yaşamın Ön Koşulu: Kaliteli Gençlik</h3>
<p style="font-weight: 400;">İnsanların özellikle gençlerin sevmediği şeylerin başında nasihat dinlemek gelir ki elbette haklılar. Kimse ne yapması gerektiğinin söylenmesinden ya da eksiğinin ifade edilmesinden hoşlanmaz. Bu sebeple aşağıdaki öğütler size değil bizzat kendime, liseli Fatih’e. Bir mucize olur da 17 yaşıma geri dönebilirsem aynı hataları yapmamak için kendime bir manifesto.</p>
<ol>
<li><strong>Aile Önemlidir:</strong> Ailenden kopma çünkü o dünyadaki en önemli ve değerli varlığın. Unutma ilk arkadaşların, ilk öğretmenlerin onlardı. Tüm tasaları senin zarar görmeden hayata hazırlanman. Bazen sana karşı incitici davrandıklarını zannetsen de senin için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadıklarını biliyorsun. Bir gün çevrendeki herkes dağılır gider ama ailen hep yanındadır. Onlar yaşlanmadan, çok geç olmadan keyfini sür.</li>
<li><strong>Deneyimlerden Faydalan:</strong> Dünyanın en akıllı insanı başkalarının tecrübelerinden faydalanabilen insandır. Tecrübe bizzat yaşanıyorsa acımasız bir öğretmendir çünkü önce sınav yapar, dersi sonra öğretir. Oysa başkalarının tecrübesinden faydalanmak ikinci bir akla sahip olmak demektir. Senden önce deneyimleyenlerin tecrübelerine kulak ver. Tecrübeyi bir daha tecrübe etmek zaman, enerji, gayret sarfı hatta ahmaklıktır.</li>
<li><strong>Olumlu Alışkanlıklar Edin:</strong> Olumlu rutinlere sahip ol. Erken yat, erken kalk. Her gün elli sayfa kitap oku. En az bir tane hobin olsun. Bir sanat dalında derinleş, bir enstrüman çal. Şarkı söyle, dans et. Her gün 10 yabancı kelime öğren. Eğer gününü bunlarla doldurmazsan zamanını bu defa olumsuz alışkanlıklar dolduracak. Onlar en çok gençleri sever. Yaşıtların ders çalışırken, yabancı dil öğrenirken sen oyun ya da sosyal medyada zaman geçirme. Sigara, alkol ve uyuşturucuya başlama yaşı Türkiye’de 11-12 yaşa kadar düştü. Şeytandan kaçar gibi bunlardan kaç.</li>
<li><strong>Gruplara Dikkat Et:</strong> Dünyayı değiştirecekmişsin gibi geliyor. Çok güçlüsün, en doğrusunu biliyorsun, kanın kaynıyor, için içine sığmıyor. Bu yüzden söylediğin her şeyin karşılık bulmasını istiyorsun ama ailen ama öğretmenlerin sana beklediğin karşılığı vermiyor. Onlarla konuşurken sesin sana boş bir odada yankılanıyor gibi geliyor, haklısın. Fakat bir gün karşına birileri çıkıp sena seni can kulağı ile dinlediklerini söylerse inanma onlara. Aksi halde bir siyasi ya da dini grubun esiri oluverirsin. Başlangıçta kendini ifade etmene izin veren bu gruplar bir süre sonra sesinin çıkmasına, aykırı davranmana hatta düşünmene bile izin vermezler çünkü senin adına onlar düşünüyordur! Sana bu şeklide yaklaşanları mutlaka ailene söyle.</li>
<li><strong>Arkadaşlık Önemli:</strong> Tüm hayatın boyunca en çok arkadaşa bu yaşında sahip olacaksın, bu çok güzel. Arkadaşlık her açıdan çok önemli hele senin yaşında. Ama kötü haber; bunların %99’u hayatından çıkacak ve bir daha görmeyeceksin. Hiçbir arkadaşının eğitiminle, gelişiminle, başarıyla, mutlulukla ve ailenle senin arana girmesine izin verme. Negatif, seni aşağıya çeken, sürekli mutsuz, sürekli acı çeken, kendini beğenmiş, seni değersiz hissettiren, seni kontrol etmeye, yönetmeye çalışan, duygu vampiri, kıskanç tiplerden uzak dur. Performansının çoğunu bu tipler emer yok eder.</li>
<li><strong>Utanma:</strong> Tevazu güzel şey, alçakgönüllü olmak harika, eksiklerinin farkında olmak büyük erdem. Bununla birlikte, ailenden, etnik kökeninden, inançlarından, değerlerinden, ekonomik durumundan, kıyafetinden, geleneklerinden, fiziksel görünüşünden ve daha nice sözde! yetersizliklerinden asla utanma. İnsan yüz kızartacak eylem yaptığında utanır, boyu kısa olduğu ya da ailesi falanca yerden olduğu için değil. İnsanlar eşit fırsatlarla dünyaya gelmiyor fakat koşulları değiştirmek senin elinde.</li>
<li><strong>Karamsarlık Yaşama:</strong> Hiçbir şey yolunda gitmiyor değil mi? Kimse seni anlamıyor, seni dinleyen yok, zaman geçmiyor, hayatın okul, herkes senden üstün başarı bekliyor….Enseyi karartma. Yaşadığın melankoli ve ümitsizlik tamamen yaşınla ve hormonlarınla ilgili. İnan bana bu günler geçecek. Pozitif düşün pozitif olsun. İddia ederim ama ispatlayamam; düşündüğün 100 olumsuz şeyin ancak 1’ini yaşayacaksın. Kalan 99’un seni aşağı çekmesine izin verme.</li>
<li><strong>Kaliteli Beslen ve Spor Yap:</strong> Bu yaşta kendine yapabileceğin en muhteşem yatırım temiz beslenmek ve spor yapmaktır. Ambalajlı şeyler yerine annenin yaptığı yemekleri ye. Hareketsizlik ve atalet kötüdür, hem zihnen hem de fiziksel bakımdan seni hasta eder. Amatör de olsa yalnız yürüyüşten ibaret de olsa düzenli hareket et.</li>
<li><strong>Kendini Sürekli Geliştir:</strong> Okulunu ve eğitimi önemse, derslerine düzenli çalış ama bunlar yetmez. Okullarda her şeyi öğrenmen mümkün değildir. Okullar bilgiye nasıl ulaşacağını ve kullanacağını öğretir. Bu sebeple kitaplarla, araştırmalarla aranı hoş tut. Geleceğini mükemmelleştirmek ancak onu planlamanla mümkün.</li>
<li><strong>Hata Yapmaktan Korkma:</strong> Öyle güzel bir yaştasın ki her şeyi deneyebilirsin. Hayatını riske atmadan ve değerler içinde kalarak her şeyi dene ve hata yap. İcat çıkar, kendini ve sınırlarını zorla, bir daha hata yap. El alem ne der düşüncesi seni engellemesin. Herkesten onay bekleme. Bu sayede kendini, kapasiteni, ilgi duyduğun alanları anlayabilirsin.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Gözlerinden öperim 17 Yaşım.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F07%2F07%2F17-yasima-manifesto%2F&amp;linkname=17%20YA%C5%9EIMA%20MAN%C4%B0FESTO" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F07%2F07%2F17-yasima-manifesto%2F&amp;linkname=17%20YA%C5%9EIMA%20MAN%C4%B0FESTO" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F07%2F07%2F17-yasima-manifesto%2F&amp;linkname=17%20YA%C5%9EIMA%20MAN%C4%B0FESTO" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F07%2F07%2F17-yasima-manifesto%2F&amp;linkname=17%20YA%C5%9EIMA%20MAN%C4%B0FESTO" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F07%2F07%2F17-yasima-manifesto%2F&amp;linkname=17%20YA%C5%9EIMA%20MAN%C4%B0FESTO" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F07%2F07%2F17-yasima-manifesto%2F&amp;linkname=17%20YA%C5%9EIMA%20MAN%C4%B0FESTO" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F07%2F07%2F17-yasima-manifesto%2F&amp;linkname=17%20YA%C5%9EIMA%20MAN%C4%B0FESTO" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F07%2F07%2F17-yasima-manifesto%2F&#038;title=17%20YA%C5%9EIMA%20MAN%C4%B0FESTO" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/07/07/17-yasima-manifesto/" data-a2a-title="17 YAŞIMA MANİFESTO"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/07/07/17-yasima-manifesto/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PATRON MUSUN YOKSA LİDER Mİ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/04/10/patron-musun-yoksa-lider-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=patron-musun-yoksa-lider-mi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/04/10/patron-musun-yoksa-lider-mi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 15:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[fatih poçan]]></category>
		<category><![CDATA[iş yerinde güven ortamı]]></category>
		<category><![CDATA[iş yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[mentor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16637</guid>

					<description><![CDATA[4 Adımda Kendinizi Test Edin ABD’de yapılan bir araştırmaya göre; iş dünyasındaki profesyonellerin %82&#8217;si, “patron” gibi davranan patronlar yüzünden işlerini bırakma düşüncesinde olduklarını söylemiş. Türkiye’de de her geçen gün daha fazla çalışan toksik patronlar sebebiyle işini bırakıyor. Adeta tırnaklarıyla kazıyarak kurulan bir girişim, işletme veya fabrika, kurucu patronu aynı gün “varsayılan” bir lider yapmıyor. Bazı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><strong>4 Adımda Kendinizi Test Edin</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">ABD’de yapılan bir araştırmaya göre; iş dünyasındaki profesyonellerin %82&#8217;si, “patron” gibi davranan patronlar yüzünden işlerini bırakma düşüncesinde olduklarını söylemiş. Türkiye’de de her geçen gün daha fazla çalışan toksik patronlar sebebiyle işini bırakıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Adeta tırnaklarıyla kazıyarak kurulan bir girişim, işletme veya fabrika, kurucu patronu aynı gün “varsayılan” bir lider yapmıyor. Bazı patronlar bir liderin sahip olması gereken birçok yetkinliğe sahip olmadığı gibi kimi lider görevlerini de zorlayıcı ve gereksiz buluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Patron olmakla lider olmak arasında farklar var. Peki sen hangisisin? Bu soruya isterseniz aşağıdaki yetkinlikleri gözden geçirdikten sonra cevap verin.</p>
<ol>
<li><strong>Patron emreder, lider etkiler.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Şunu öncelikle kabul edin. Patronun otoritesi sahip olduğu konumdan gelir. Öyle ya o olmazsa işletme de olmaz, onun sayesinde çalışanların bir işi vardır! Bu da ona neredeyse sınırsız yönetme yetkisi verir! Oysa bir lider otoritesini pozisyonundan değil başkalarını etkileme yeteneğinden alır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Patron, çalışanların işletmenin kurallarına uymasını sağlamak için oradadır. Çalışanlara ne yapacaklarını öğretmek ve söylemek için patronun emir vermesi yeterlidir. Lider ise diğerlerini, amaca ulaşmalarını sağlamak için düşünmeye teşvik eder. Potansiyellerini daha yukarı çıkarmaları için onları motive eder, ilham verir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışanlarınızla mesafeyi azaltmak iyi olabilir. Böylece onların düşünce ve önerilerini dinleyerek ortak aklı tesis edebilirsiniz. Aynı zamanda verdiğiniz karar ve eylemlerin arkasındaki “neden”i paylaşarak onların zor ve yıpratıcı olsa dahi süreçleri sahiplenmesini sağlarsınız. Kabul ediyorum bu sizin için zor bir adım ama buna değecek çünkü insanlar sizi sadece mecbur oldukları için değil artık istedikleri için takip etmeye başlayacaklar, böylece kısa sürede etkiniz de artacak.</p>
<ol start="2">
<li><strong>Patron disiplini, lider mentorluğu esas alır.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Bir patron için kurallar ve disiplin çok önemlidir. Bu öncelik performansı artırmak için iş görenin beceri boşluklarına saldırmayı ve hatalarının hesabını sormayı da gerektirir. Oysa çalışanlar da hata yapabilir, zaman zaman çalışmalarındaki verim ve performansları düşebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir patron olarak kim olduğunuz aslında kriz ortamlarıyla nasıl başa çıktığınızdan belli olur. Liderliğin temel becerilerinden birisi de hedefe ulaşmak için takım üyelerinin yeteneklerini kullanabilmektir. Farkında olmasa da her insanın performansının yüksek olduğu alanlar vardır. Çalışanların güçlü ve zayıf yönlerini tanımak, onların performanslarını artırmanın ön koşuludur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Performansı artırmak ve hataların tekrarını önlemek için, ödül ve ceza sistemini kullanma temayülü patronlarda çok yüksektir. Liderler ise çalışanları mentorluk yöntemleriyle teşvik ederler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir çalışan belirli bir iş ya da alanda iyi performans gösteriyorsa, bu gücü fark etmeli ve amaca uygun yönlendirmelisiniz. Onlara eksiklikleriyle ilgili rehberlik etmeli, hata yaptıklarında ve yeni alanlarda kendilerine güvenmelerini sağlamalısınız.</p>
<ol start="3">
<li><strong>Patron açıklar, lider tutku oluşturur.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Bir patron çalışanlarına sık sık ne yapmaları gerektiğini söyler ve işlerini çok iyi anlamalarını ister. Lider ise çalışanları destekler, heyecanlandırır ve onlara bir yol arkadaşı gibi sürekli rehberlik yapar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir işi ya da görevi anlatıp çalışanınızın ilgi ve gayretine öylece bırakmamalısınız. Sürdürülebilir başarı tutkudan beslenir. Çalışanların tutkusu eksikse yüksek performans gösterme konusunda isteksiz davranabilirler. Onları, işin önemi konusunda ikna etmeli, zorlandıklarında dahi başarabilecekleri konusunda motive etmelisiniz.</p>
<ol start="4">
<li><strong>Patron görev devreder, lider yetki devreder.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Patronlar genellikle mikro yönetim eğilimindedir. Görevleri astlarına devrederler ve başta kâr olmak üzere temel hedeflere ulaşmak için süreçleri yakından takip ederler. Amaç-araç, sorumluluk-yetki dengesini gözetme konusunda çok hevesli gözükmezler. Bu sebeple yetki devretme hususunda hiç rahat değillerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir liderin önceliği ise misyon, hedef, amaç ve vizyon arasında bir bağlantı kurmak ve bunu sürekli muhafaza etmektir. Liderler bu stratejik yapının muhafazasının ancak yetki devri ile mümkün olduğunu bilirler. Mikro yönetim yerine sorumluluk-yetki dengesini esas alırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle Y ve Z kuşağı çalışanların, insanın merkeze alınmadığı nobran yönetim iklimi ve mikro yönetim konusunda çok daha tepkili olduğu gerçeğini de unutmamalısınız. Tepkili insanlardan sadakat ve aidiyet bekleyemezsiniz.</p>
<ol start="5">
<li><strong>Patron takımın üstündedir, lider takımın bir üyesidir.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Patron, hiyerarşiye önem verir ve insanları, yerine her an yenisi konabilir bir nesne olarak görür. Onları tanımak için zaman harcamaz. Liderler ise hiyerarşik ayrıma odaklanmadan herkesi eşit katkıda bulunan takım arkadaşı olarak görürler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Lider olmak için, çalışanlarınızla olumlu ilişkiler kurmanız çok önemlidir. İhtiyaçlarını dikkate alırken aynı zamanda açık iletişimi teşvik eden bir iklim oluşturun. Performansı en üst seviyeye çıkarmak ancak çalışana göre kişiselleştirilmiş motivasyon uygulamalarıyla mümkündür. Bunun için tüm çalışanlarınızı yakından tanımanız ve nasıl motive olduklarını bilmeniz gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&amp;linkname=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F04%2F10%2Fpatron-musun-yoksa-lider-mi%2F&#038;title=PATRON%20MUSUN%20YOKSA%20L%C4%B0DER%20M%C4%B0%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/04/10/patron-musun-yoksa-lider-mi/" data-a2a-title="PATRON MUSUN YOKSA LİDER Mİ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/04/10/patron-musun-yoksa-lider-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LİDER NEDEN ADİL OLMALIDIR?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/03/29/lider-neden-adil-olmalidir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=lider-neden-adil-olmalidir</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/03/29/lider-neden-adil-olmalidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Mar 2023 21:03:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[iş yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16625</guid>

					<description><![CDATA[Beleş Para Reddedilir mi? Alman sosyologlar Güth, Schmittberger ve Schwarze 1982’ de Ultimatum Game ismini verdikleri çok ilginç bir sosyal deney yaptılar. İkişer kişiden oluşan rastgele gruplar kurdular. Her gruptaki deneklerden birini kurayla seçip kendisine bir miktar verdiler ve bu parayı kendisiyle diğer kişi arasında istediği oranda paylaştırmasını istediler. Tek bir kural vardı: İkinci kişi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Beleş Para Reddedilir mi?</h3>
<p style="font-weight: 400;">Alman sosyologlar Güth, Schmittberger ve Schwarze 1982’ de Ultimatum Game ismini verdikleri çok ilginç bir sosyal deney yaptılar. İkişer kişiden oluşan rastgele gruplar kurdular. Her gruptaki deneklerden birini kurayla seçip kendisine bir miktar verdiler ve bu parayı kendisiyle diğer kişi arasında istediği oranda paylaştırmasını istediler. Tek bir kural vardı: İkinci kişi paylaşım kararını kabul etmesi halinde her ikisi de paralarını alıp hemen gidebileceklerdi fakat diğer kişi paylaşımı kabul etmezse kimse para alamayacaktı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Klasik iktisat teorisi, insanların akılcı olduklarını, kendi çıkarlarını düşünerek karar aldıklarını varsayar. Kendisine düşen para miktarı ne kadar az olursa olsun, ikinci kişinin teklifi kabul edip, ‘havadan gelen’ bu parayı alması gerekirdi değil mi? Çünkü akılcı düşünen her insanın böyle yapması beklenir. Ama deney hiç de beklendiği gibi gelişmedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">En fakir ülkelerde bile ikinci kişiye verilen para oranı %40’ın altına düştüğünde ikinci kişi parayı almadı. Deneğin ‘reva gördüğü’ ‘havadan gelen’ parayı alıp evlerine dönmek yerine parayı almayarak bu adaletsizliğe sessiz kalmadılar ve onu cezalandırmayı tercih ettiler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Adalet duygusu, çoğu zaman insanın kendi çıkarlarından bile önemlidir. Bu deney de insanların adaletsizliğe derin tepki gösterdiklerini kanıtlıyor. İnsanlar bir daha karşılaşmayacaklarını bildikleri insanlarla bir iş birliğine girdiklerinde bile, bu ilişki sırasında adil olmayan bir davranışla karşılaştıkları takdirde içgüdüsel olarak adaletten yana tavır alırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kuş sürüsüne uçarken hiç dikkat ettiniz mi? Ters V’ye benzeyen belirli bir formda uçarlar. En öndeki kuşu takip ederlerse, karşı rüzgârın etkisini çok az hissederler. Bu sayede daha uzaklara ve konforlu uçabilirler. Buna uymadıkları takdirde mevsimlik uçuşlarını tamamlamaları imkânsızdır. Brezilya’nın ücra bir köyündeki futbol takımında, Levent’teki plazalardan birinde ya da telsiz, GPS ve telefonlarının şarjı bitmiş olarak düşman topraklarında bulunan bir özel görev kuvvetinde, nerede olursanız olun sürekli ve hesapsız takip edilenler ancak dürüst ve adil insanlar olmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Lider takip edilen demektir. İlişkide bulunduğu tarafları, ortak amaca ulaştırmak için etkiler. Bir liderin en önemli özelliği şüphesiz dürüst ve adil olmasıdır. Aksi halde onları sürekli etkileyemez, ilham veremezsiniz. Astlarınızdan adanmışlık ve özveri bekleyemezsiniz. Liderlik liderin ne yaptığından çok takımının ne yaptığıyla ilgili bir kavramdır. Lider, tavır, davranış, ahlak, dürüstlük ve adil kararları ile tüm organizasyona örnek olur. Huzur ve güven ortamı böyle oluşur. Sözünüz ve davranışlarınız tutarlı olmalı, doğruluktan ayrılmamalısınız. Organizasyon içi ve dışı tüm ilişkiler dürüstlük ve etik eksende yürümelidir. Adalet; organizasyon binasının kilit taşı, kişileri bir arada tutan mıknatıstır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ahlak, dürüstlük ve adaletten taviz verirseniz, sahip olduğunuz diğer vasıflarla organizasyona belirli bir dönem yüksek değer katsanız bile bir süre sonra entropi kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F03%2F29%2Flider-neden-adil-olmalidir%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%20NEDEN%20AD%C4%B0L%20OLMALIDIR%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F03%2F29%2Flider-neden-adil-olmalidir%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%20NEDEN%20AD%C4%B0L%20OLMALIDIR%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F03%2F29%2Flider-neden-adil-olmalidir%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%20NEDEN%20AD%C4%B0L%20OLMALIDIR%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F03%2F29%2Flider-neden-adil-olmalidir%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%20NEDEN%20AD%C4%B0L%20OLMALIDIR%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F03%2F29%2Flider-neden-adil-olmalidir%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%20NEDEN%20AD%C4%B0L%20OLMALIDIR%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F03%2F29%2Flider-neden-adil-olmalidir%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%20NEDEN%20AD%C4%B0L%20OLMALIDIR%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F03%2F29%2Flider-neden-adil-olmalidir%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%20NEDEN%20AD%C4%B0L%20OLMALIDIR%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F03%2F29%2Flider-neden-adil-olmalidir%2F&#038;title=L%C4%B0DER%20NEDEN%20AD%C4%B0L%20OLMALIDIR%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/03/29/lider-neden-adil-olmalidir/" data-a2a-title="LİDER NEDEN ADİL OLMALIDIR?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/03/29/lider-neden-adil-olmalidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İŞ YERİNDE GÜVEN ORTAMI VE MOTİVASYON</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/02/05/is-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=is-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/02/05/is-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2023 16:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[içsel motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[iş yerinde güven ortamı]]></category>
		<category><![CDATA[iş yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici koçluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16573</guid>

					<description><![CDATA[Ruh Fiziği Döver Harp etme sanatı, tüm ihtimallerin önceden değerlendirilmesi ve bazı ihtimallerin rastlantıya bırakılabileceğinin matematiksel olarak hesaplanması esasına dayanır. Ama muharebede her şey matematik değildir. Psikolojik etkenler genellikle taktik ilkelerin önüne geçer. Bu sebeple dünya harp tarihi, asker sayısı ve teçhizat bakımından üstün kuvvetlerin daha zayıf ama morali yüksek kuvvetler karşısında mağlup olduğu sayısız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><strong>Ruh Fiziği Döver</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Harp etme sanatı, tüm ihtimallerin önceden değerlendirilmesi ve bazı ihtimallerin rastlantıya bırakılabileceğinin matematiksel olarak hesaplanması esasına dayanır. Ama muharebede her şey matematik değildir. Psikolojik etkenler genellikle taktik ilkelerin önüne geçer. Bu sebeple dünya harp tarihi, asker sayısı ve teçhizat bakımından üstün kuvvetlerin daha zayıf ama morali yüksek kuvvetler karşısında mağlup olduğu sayısız örnekle doludur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Alman General Dirk W. Oetting Motivasyon, Muharebe Değeri kitabında “bir birliğin savaşma kabiliyeti, asker ve silah sayısı, teçhizatının modernliği, hareket kabiliyeti, muhabere vasıtalarının işlerliği, lojistik yeteneğinin yanında askerlerin eğitim kalitesi ve savaşma azmi ile komutanların liderlik yetkinliklerine bağlıdır” der.</p>
<p style="font-weight: 400;">Napolyon, başarı üzerinde moral gücün etkisinin %75, fiziki gücün ise ancak %25 oranında etkili olduğunu söyleyecek kadar bu konuyu esasa bağlamıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yaklaşık 20 yıl süren Vietnam Savaşı, ABD harp silah, araç, gereçlerinin kıyaslanamaz üstünlüğüne, hayal bile edilemeyecek sayı ve yoğunluktaki hava bombardımanına, tonlarca kimyasal harp maddesi kullanmasına, üstelik Vietnam’ın 1,5 milyon kayıp vermesine rağmen ABD hezimeti ile sonuçlandı. Savaş boyunca 10.000’e yakın ABD uçak ve helikopteri düşürüldü. Amerikalıların kayıpları savaşla sınırlı kalmadı. Askerlerin önemli bir kısmı da ülkelerine döndükten sonra intihar etti. Savaş amacına ulaşamadı, birkaç yıl sonra 1975’te Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam birleşti.</p>
<p style="font-weight: 400;">ABD savaşı neden kaybetmişti? Çünkü ABD askeri, evinden 19.000 km uzakta ve ne için orada olduğunu bilmeden üstelik çoğu insani değeri de yok sayarak savaşırken, Amerikalıların gook* dediği Kuzey Vietnam ve Vietkong askerleri ülkelerini böldürmemek gibi yüce bir kavram için mücadele ediyordu. ABD ordusundaki küçük birlik komutanlarının yetersizliği, askerlerin motivasyonunu daha da düşürüyordu. Bu yenilgi ve lider kadrosunun zayıflığı, ABD ordusunu 1972’de başlayan devrimsel bir yeniden yapılanma sürecine mecbur bırakmıştı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rütbesi ne olursa olsun bir asker salt itaat ya da görev anlayışı sebebiyle savaşmaz. Askerler, vatan gibi bayrak, aile, demokrasi gibi korumaya ant içtiği tüm değerler ya da şehadet gibi ulaşmayı arzu ettiği makam için savaşırlar. Fakat muharebenin en zorlu anlarında, bu değerlerden oluşan anlamı silah arkadaşı ve en yakın komutanının kişiliğine yükleyerek, arkadaşları ve en yakın komutanı için ölüme cesaretle atılırlar. Organizasyonel yapıdaki en yakın komutan askerler üzerinde en etkili liderdir. Bir komutanın hiyerarşik mevkisi yükseldikçe birliğin de çapı büyür, fakat o komutanın askerler üzerindeki doğrudan etkisi azalır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yazının konusu elbette askerlik ve askerler değil. Askerlerin moral dediği ruhsal gücü, maneviyat kavramını, iş yaşantısına motivasyon adıyla taşıyarak devam ediyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir organizasyonun gücünün ilk ve son basamağı, istinat noktası insandır. Organizasyonun sahip olduğu üstünlüğün veya yetersizliğin sebebi de insandır. Kurumdaki güven ortamı ve motivasyonla çalışanların performansı arasındaki bağlantı zannedildiğinden daha fazladır. Güven ve motivasyonun temel kaynağı ise liderlerin davranışları ile oluşturdukları yönetim iklimidir. Bu iklim, çalışanların takım arkadaşlarıyla ilişkisindeki kaliteyi de belirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üst kademedeki liderler, ancak dolaylı hiyerarşik titreşimlerle aşağıya etki ederler. Fakat en küçük birim yöneticisi o birimde çalışanların motivasyonlarını çok kısa sürede olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Çünkü çalışanlara gün içinde sıklıkla temas edebilir, yalnız o gerçek anlamda çalışanlarla bütünleşebilir. Zira o dokunulabilen, nazlanılabilen, hayatı, sorunları veya mutlulukları paylaşılabilendir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Roma’ya o eşsiz siluetini kazandıran Aziz Petrus Bazilikasını, dünyanın en ünlü heykeli Davut’u, Son Yargı ve Adem’in yaratılışı resimlerini yapan, Rönesans’ın ve tüm zamanların en eşsiz sanatçılarından Michalengelo di Lodovico Buonarroti Simoni “Her taş içinde bir anıt barındırır. Bunu keşfetmek heykeltıraşın işidir. Mermere sıkışmış bir melek gördüm ve onu özgürlüğüne kavuşturuncaya dek mermeri oydum” der. İnsanı görmek, anlamak, ilişkiyi yönetmek ve geliştirmek bağlamında ne kadar da veciz bir ifade değil mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Teknoloji, otomasyon, yapay zekâ ve yönetimde kullanılan araçlar ne kadar gelişirse gelişsin, kararı veren, sorgulayan, revize eden, inisiyatif kullanan insandır ve makinelerden oluşan fütüristik bir dünyada yaşamıyorsak böyle kalmaya da devam edecek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu sebeple iş görene en yakın yönetici astlarını çok iyi tanımalı, onların güçlü yanlarını ortaya çıkarmalı ve astlarının performansını etkileyecek ayrıntıları iyi bilmelidir. Astlarının makul ölçülerde sevinç ve kederine ortak olmalıdır. Çalışanın performansı ile yöneticinin çalışana gösterdiği ilgi arasındaki bağ yadsınamaz. Astlarının motivasyonunu yükseltebilen ve kurumda karşılıklı güveni tesis edebilen liderler, kurumun iş yapma yeteneğini ve toplam değerini arttırırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Güven olmadan motivasyon sağlamak çok zor. Güven ve sadakati satın alamazsınız. Bunlar akşamdan sabaha oluşmaz. Zamana ve tutarlılığa ihtiyaç duyar. Görüş ve düşüncelerini ifade edebilen, değer gören, takdir edilen, onuruna ve değerlerine saygı duyulan çalışanlar kendini güvende hisseder. Karşılıklı güven duygusu başarının, zor karar ve kriz anlarında bütünlüğü ve takım ruhunu korumanın temelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Lider takip edilendir. Astlar yaptıkları işi sürekli sorgulamaz, çoğu zaman doğru veya yanlış olduğuyla dahi ilgilenmezler. İşin doğruluğu ve meşruiyetini sürekli kontrol etmek yerine güvendikleri liderlerini takip etmeyi tercih ederler. En yakın yöneticisine güvendikleri ölçüde kurum misyonu, amacı, hedefleri ve değerleri ile bütünleşirler. Bu huzur ve güven ortamı beraberinde yüksek motivasyonu getirir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada yöneticinin çizgisinin belli ve dengeli olması, dalgalanan ruhsal ve duygusal durumunu mesaisine ve yönetim erkine taşımaması büyük önem taşıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">* Pislik, çamur, Çinli</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F02%2F05%2Fis-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E%20YER%C4%B0NDE%20G%C3%9CVEN%20ORTAMI%20VE%20MOT%C4%B0VASYON" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F02%2F05%2Fis-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E%20YER%C4%B0NDE%20G%C3%9CVEN%20ORTAMI%20VE%20MOT%C4%B0VASYON" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F02%2F05%2Fis-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E%20YER%C4%B0NDE%20G%C3%9CVEN%20ORTAMI%20VE%20MOT%C4%B0VASYON" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F02%2F05%2Fis-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E%20YER%C4%B0NDE%20G%C3%9CVEN%20ORTAMI%20VE%20MOT%C4%B0VASYON" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F02%2F05%2Fis-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E%20YER%C4%B0NDE%20G%C3%9CVEN%20ORTAMI%20VE%20MOT%C4%B0VASYON" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F02%2F05%2Fis-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E%20YER%C4%B0NDE%20G%C3%9CVEN%20ORTAMI%20VE%20MOT%C4%B0VASYON" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F02%2F05%2Fis-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E%20YER%C4%B0NDE%20G%C3%9CVEN%20ORTAMI%20VE%20MOT%C4%B0VASYON" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F02%2F05%2Fis-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon%2F&#038;title=%C4%B0%C5%9E%20YER%C4%B0NDE%20G%C3%9CVEN%20ORTAMI%20VE%20MOT%C4%B0VASYON" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/02/05/is-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon/" data-a2a-title="İŞ YERİNDE GÜVEN ORTAMI VE MOTİVASYON"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/02/05/is-yerinde-guven-ortami-ve-motivasyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İŞ-YAŞAM DENGESİ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2023/01/18/is-yasam-dengesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=is-yasam-dengesi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2023/01/18/is-yasam-dengesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2023 16:55:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[iş yaşam dengesi]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici koçluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16568</guid>

					<description><![CDATA[Evi İşe, İşi Eve Götürme Şirketin otomatik kapısı davetkâr bir hışırtıyla açılırken kocaman bir gülümsemeyle kendisine bakan karşılama hostesini soğuk bir şekilde selamladı. Turnikelere yaklaştığında zihninden ilk defa “ben ne yapıyorum?” düşüncesi geçti. Daha önce hiç hissetmediği bir şeyi daha fark etmişti; bugün ayakları geri geri gidiyordu. Hiyerarşinin en altından başladığı beyaz yaka dünyasındaki iş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><strong>Evi İşe, İşi Eve Götürme</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;"><em>Şirketin otomatik kapısı davetkâr bir hışırtıyla açılırken kocaman bir gülümsemeyle kendisine bakan karşılama hostesini soğuk bir şekilde selamladı. Turnikelere yaklaştığında zihninden ilk defa “ben ne yapıyorum?” düşüncesi geçti. Daha önce hiç hissetmediği bir şeyi daha fark etmişti; bugün ayakları geri geri gidiyordu.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Hiyerarşinin en altından başladığı beyaz yaka dünyasındaki iş yaşamında on sekizinci yılını tamamlamak üzereydi. Yıllarca haftada altmış saatten fazla çalışmıştı. Buna evde ya da tatillerinde yaptığı işler dahil değildi. Çok çabalamış, çok uzun süreler mesaiye kalmış ama bunun karşılığını hep almıştı. Yüklü bir paketle geçen yıl transfer olduğu şirkette genel müdürden sonra geliyordu. Kartviziti dolu, odası şık, aracı güzeldi. Bu onu daha da motive etmiş ve adeta işinden başka bir şey düşünemez olmuştu.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Turnikeden geçmek için kartını çıkartırken kızının geçen haftaki on üçüncü doğum gününü hatırladı. Bu defa unutmaması evde sevinç çığlıklarıyla karşılanmıştı. “Ne garip! Artık doğum gününü unutmamam bile sevinçle karşılanıyor” diye düşündü. Sabıkası yalnız doğum günleriyle sınırlı değildi. Onun nasıl büyüdüğünü görememiş çoğu özel gününe hiç şahitlik edememişti. Aynı hatayı küçük kızı için de yapma düşüncesi birden ürpermesine sebep oldu. Birlikte sinemaya giden ailelere, düzenli spor yapan insanlara hep özenmişti. İşi yanında özel hayatına da zaman ayıranlara hem hayranlık duyuyor hem de içten içe onları kıskanıyordu. Memleketindeki yaşlı annesini en son ne zaman ziyaret ettiğini hatırlayamadı birden.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>İşi ve sosyal hayatı arasına hiç sınır koyamamıştı. Zaten özel yaşantısı diye bir şeyden de neredeyse bahsedilemez hale gelmişti. Dinlenebildiği tek gün pazardı, elbette iş seyahatinde değilse. Son günlerde eşiyle arasında sıklaşan tartışmaların merkezinde de bu vardı. Asansör 24’üncü kata doğru hızla yol alırken tekrar “ben ne yapıyorum?” diye düşündü.</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Sevgili Okuyucu;</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu muhasebeyi ellili yaşlarınızda yaptığınızı düşünün. Çocuklar siz fark edemeden büyümüş, anne babanız yaşlanmış, arkadaşlarınızla iletişiminiz kopmuş, çok sevdiğiniz hobileriniz küllenmiş. Yaşantınızda otuz yıllık bir kara delik var. Gecenizi gündüzünüzü verdiğiniz ilk şirket batmış, ikinci departmanınız kapanmış, üçüncü pozisyon lağvedilmiş, dördüncü yöneticiniz çoktan emekli olmuş. Çok büyük anlam atfettiğiniz her şey çok uzakta ve oldukça sönük bir anı olarak kalmış. Büyük evinizin geniş balkonundan ufka (görülebiliyorsa eğer) bakarken “ben ne yaptım?” dediğinizi hayal edin lütfen bir an. Kabus gibi değil mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışanların büyük kısmının ilerleyen çalışma dönemlerinde karşılaştığı üç durum var; fiziksel ve ruhsal tükenmişlik, ailesine-kendisine zaman ayırmamanın verdiği pişmanlık ve hayatın ellerinden kaçıverdiği hissi. Yani iş-yaşam dengesinin kurulamadığı bir hayat.</p>
<p style="font-weight: 400;">Profesyonel iş yaşantısı, beraberinde getirdiği hız, rekabet, bilinmezlik ve krizlerle birlikte süreçlerin merkezine insan ve insan ruhu yerine hedefler ve kârlılığı koydu. Yoğun iş yaşamı insanı psikolojik ve sosyal bir varlık olmaktan başka bir yere, biyolojik mekanikliğe evirdi. İnsanların ihtiyaçları, özel yaşantısı, beden ve ruh sağlığı geri görmezden gelindi. Üstelik bu bakış açısı “ben 15 sene hiç tatil yapmadım” gibi eski ve sağlıksız yönetici-patron anılarıyla rasyonelize edilmeye çalışıldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışan performansı elbette ölçülebilir hedeflere ve başarıya odaklanmalıdır. Fakat üstün performansın ancak kişinin çalışmaktan zevk alması ama aynı zamanda hayattan da zevk alarak yaşamının diğer alanlarında da var olması yani dengede olmasına bağlı olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İş-yaşam dengesi, iş ve özel hayatın uyum içinde yaşanmasını ama birbirinden zaman ve enerji çalmamasını ifade eder. Bu uyum işin verimliliği yanında, bireyin, ailesinin ve yakın çevresinin yaşam kalitesini de artırır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İş dünyasındaki yoğunluk ve anlamsız karmaşa çoğu zaman bu dengeyi kurmaya izin vermez. Bilgisayar ve akıllı telefonlar işin tuzu biberi olurken, patron, üst yönetim ve müşterilerin tatil-bayram demeden her an ulaşabilme istediğini de beraberinde getirdi. Görmezden gelinen bir nokta var; yoğun tempoda çalışıp sağlığına dikkat etmeyen ve iş-yaşam dengesini kuramayan çalışanlar tükenme riski ile karşı karşıyadır. Tükenmişlik, bir acizlik ya da işini sevmemenin göstergesi değil, kişinin ve üst yönetimin yaptığı seçimlerin bir sonucu oluşan fiziksel ve ruhsal bir rahatsızlık halidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşgörenlerin yaptığı iş ile hayattaki varlık nedeni arasında bir bağlantı kurması önemlidir. Aynı zamanda kişinin değerlerini yaşaması ve kurumda bu değerlere saygı gösterilmesi de göz ardı edilmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İş hayatında insanlar genelde mutsuzdur. Fakat bu mutsuzluğun gerçek sebebini çoğunlukla bilmezler. Genellikle bunu maddi sebepler, iş yükü, fazla mesai ya da mobingle izah ederler. Mutsuzluğunu maaşının düşüklüğü ile açıklayan birinin maaşı, beklentisinin iki katı artıktan iki ay sonra yine sirke içmiş gibi iş yerinde dolaştığı çoğumuzun şahit olduğu bir gerçektir. Mutsuzluğun temelinde yatan şey; yapılan iş, çalışılan kişi, amir ya da iş yeri ile ilgili herhangi bir şeyin kişinin değerleri ile çatışmasıdır. Yüksek maaşlı ama mutsuz insanların yanında düşük maaşlı ama mutlu insanların da olması onların paraya daha az ihtiyaç duyduğunu değil değerlerini yaşayabildiğini gösterir. Olası mutsuzluğa bu gözle bakılınca doğru çözüm de kendiliğinden gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yapılan işe yüklenen anlam da önemlidir. Çalışanın işi yaparken aldığı haz, o işten kazandığı parayı harcarken aldığı hazdan daha fazla ise iş-özel yaşam dengesini kurmakta da o denli başarılı olur.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>İş-Yaşam Dengesini Bozan Etkenler</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">İlginç olan bir gerçek var ki; çalışan insanların mutluluğunu etkileyen parametrelerin çoğu doğrudan veya dolaylı olarak iş hayatıyla ilgilidir. Genel mutluluk ve yaşam doyumunu doğrudan etkileyen hususlar bilinirse çözüm bulmak da kolaylaşır. Bu etkenleri şöyle sıralayabiliriz:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Uzun Çalışma Saatleri:</strong> Gittikçe vahşileşen rekabet ortamında fazla mesainin işin doğal bir parçası haline gelmesi yaşam doyumunu da olumsuz etkiler. İnsan onuru, sağlığı, sosyal ihtiyaçları ve yasal mevzuat, sınırı haftada 45 saat olarak çizmiştir. Senede birkaç mücbir durum hariç bu süreyi aşmamalısınız. Sizden bir tane var ve size yine bizzat sizin, eşinizin, çocuklarınızın, anne-babanızın, arkadaşlarınızın da ihtiyacı var. Yöneticiler de bu hususa dikkat etmeli fazla mesainin maddi ve manevi karşılığını çalışanlara vermelidir.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> İşe Giderken Yolda Harcanan Zaman:</strong> Büyük illerde, özellikle İstanbul’da yaşayanların enerjilerinin önemli bir bölümünü işe gelip giderken harcaması başlı başına bir mutsuzluk sebebidir. Çözüm, iş yerine yakın bir muhitte yaşamak gibi gözükse de zaman içinde bunu sağlamak neredeyse imkânsızdır. O zaman bu sürenin verimli geçirilmesi üzerinde durulmalıdır. Nasıl mı? Kitaplar ya da podcastler ne güne duruyor?</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Yönetici-Patron Baskısı:</strong> Uyum sağlayamadığınız bir yönetici ve yönetim iklimi, iş doyumunuzu doğrudan, mutlak bir şekilde ve olumsuz etkiler. Yöneticinizi ve onun yöntemlerini değiştiremiyorsanız işinizi değiştirin.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Tatiller:</strong> Yılda en az iki hafta iki ayrı tatil önemli. Yazın Bodrum, kışın Kartalkaya tatilinden bahsetmiyorum. Olsa iyi olur ama bundan daha iyi, güzel ve faydalısı kendinizle ve ailenizle geçireceğiniz kaliteli zamanlardır. Bu tatil evinizin salonunda olsa dahi zihin ve bedeninizin kendisini yenilemesi bakımından çok faydalıdır. Hobilerinize, ailenize ve sevdiklerinize ayıracağınız vakit yenilenmenin kalitesini artırır ve sürekli olmmasını sağlar.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Sosyalleşememe:</strong> Nasıl ki işe sosyal yaşamınızı getirmemeniz gerekiyorsa, sosyal yaşamınıza da işinizi götürmeyin. Sosyal medyada geçirilen uzun saatler bataklığına da düşmeyin. Mesai sonrası ve hafta sonlarında ailenize ve arkadaşlarınıza zaman ayırın. İşten sonra aile ve arkadaşlarla geçirilen zaman kişisel doyumu arttıran ve kişiyi rahatlatan bir çeşit topraklama anlarıdır.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Tutum:</strong> Kendilerinden ve hayatlarından memnun olan insanların, daha az hastalandıkları, daha mutlu ve verimli oldukları görülmüş. Yaşam doyumu önemli ölçüde kişinin tutumu ile yakından ilgilidir. Kişi, olay ve olgulara yüklediğiniz anlam tutumunuzu da etkiler. Önem ve önceliklerinizi yeniden gözden geçirmek ve bunların yaşam amacınızla bağlantısını aramakla işe başlayabilirsiniz.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Akıl Hocalığı:</strong> Yapılan araştırmalarda başarılı olmanın yanında başkalarına işle ilgili konuları öğretme ve mentorluk yapmanın da iş doyumunu artırdığı görülmüş. Mesainizin bir bölümünde gençlere, işe yeni başlayanlara bildiklerinizi öğretmek yaşam doyumunuzu olumlu etkiler.</li>
</ol>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>İş-Yaşam Dengesinin Faydaları </strong></h3>
<ul>
<li>Yaşam doyumunuz ve kaliteniz artar.</li>
<li>Akıl, ruh ve beden sağlığınızı olumlu etkiler.</li>
<li>Verimlilik ve yaratıcılığınız artar ki bu üst yönetimin de işine gelir.</li>
<li>Kurum içi huzur artar.</li>
<li>Kuruma aidiyet, sadakat dolayısıyla devamsızlık ve çalışan devri azalır.</li>
<li>Kendinizi değerli hissedersiniz.</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F01%2F18%2Fis-yasam-dengesi%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E-YA%C5%9EAM%20DENGES%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F01%2F18%2Fis-yasam-dengesi%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E-YA%C5%9EAM%20DENGES%C4%B0" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F01%2F18%2Fis-yasam-dengesi%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E-YA%C5%9EAM%20DENGES%C4%B0" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F01%2F18%2Fis-yasam-dengesi%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E-YA%C5%9EAM%20DENGES%C4%B0" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F01%2F18%2Fis-yasam-dengesi%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E-YA%C5%9EAM%20DENGES%C4%B0" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F01%2F18%2Fis-yasam-dengesi%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E-YA%C5%9EAM%20DENGES%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F01%2F18%2Fis-yasam-dengesi%2F&amp;linkname=%C4%B0%C5%9E-YA%C5%9EAM%20DENGES%C4%B0" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2023%2F01%2F18%2Fis-yasam-dengesi%2F&#038;title=%C4%B0%C5%9E-YA%C5%9EAM%20DENGES%C4%B0" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2023/01/18/is-yasam-dengesi/" data-a2a-title="İŞ-YAŞAM DENGESİ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2023/01/18/is-yasam-dengesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BÜROKRASİYİ ANLAMAK VE KORUNMANIN YOLLARI</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/10/05/burokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=burokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/10/05/burokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Oct 2022 08:53:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[bürokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[iş yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[kırtasiyecilik]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsallaşma]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[ofis yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16557</guid>

					<description><![CDATA[Bürokrasiden Kurtulma Kurumun stratejik tasarımı yapılırken, misyonla vizyon arasındaki çizgi kesintiye uğramamalı, arada kontrol istasyonu olan hedefler, amaçlar ve işler vizyona hizmet etmelidir. Organizasyonun amacına ve vizyonuna faydası olmayan gayretlerin kurum stratejisine zarar vermesi hususu, üzerinde dikkatle durulması gereken bir olgudur. Aksi takdirde gereksiz uygulama ve süreçler, işleri artırmaktan ve karmaşıklaştırmaktan başka işe yaramaz. Bunların [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Bürokrasiden Kurtulma</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kurumun stratejik tasarımı yapılırken, misyonla vizyon arasındaki çizgi kesintiye uğramamalı, arada kontrol istasyonu olan hedefler, amaçlar ve işler vizyona hizmet etmelidir. Organizasyonun amacına ve vizyonuna faydası olmayan gayretlerin kurum stratejisine zarar vermesi hususu, üzerinde dikkatle durulması gereken bir olgudur. Aksi takdirde gereksiz uygulama ve süreçler, işleri artırmaktan ve karmaşıklaştırmaktan başka işe yaramaz. Bunların başında lüzumundan fazla bürokrasi gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bürokrasi, yönetimin somutlaşması, örgütlenmenin sonucudur. İşleri, çalışma şeklini, yetki ve sorumlulukları düzenlemek için, Mezopotamya uygarlıklarından beri uygulanan bürokrasi, organizasyonun bir ruhunun olduğunu görmemesi, mekanikleştirmesi ve yavaşlatması sebebiyle eleştirilir. Her ne kadar Alvin Toffler 1970 yılında yayınladığı Şok: Gelecek Korkusu kitabında bürokrasinin gelecekte sona ereceğini iddia etmişse de bu defa yanılmış ve günümüzde bile çoğu kurum yöneticisi bürokrasiden vazgeçememiştir. Şu semptomlar sizde de varsa aman dikkat!</p>
<ul>
<li>Yönetim anlayışınızda otorite ve tutuculuk hakimse,</li>
<li>Yetki üst kademelerde toplanmışsa,</li>
<li>Sınırlayıcı kurallar çok yoğun hissediliyorsa,</li>
<li>İnisiyatif kültürü gelişmemişse,</li>
<li>Değişen koşullara uyum sağlamak yerine eski uygulama ve alışkanlıklara sıkı sıkıya bağlılık ön plandaysa,</li>
<li>Kırtasiyecilik ve kendini sağlama alma temel amaç haline gelmişse bürokrasinin tuzağına düşmüşsünüz demektir.</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Kuruma faydası olmayan, değer katmayan her şey, organizasyonun var olan işlerini daha da artıracak, karmaşıklaştırarak sadelikten uzaklaştırır. Çeviklik kültürünün bürokrasiyle arası iyi değildir. Bürokratik yönetimlerde analiz ve karar mekanizmalarının yavaş, adaptasyonun az olması sebebiyle verimlilikten bahsedilemez.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bürokrasiden Kaçınmak İçin Neler Yapılabilir?</strong></p>
<ol>
<li>Kuralları ve prensipleri olan bir çalışma ortamı oluşturun. Bu bir tenakuz değil zira kurallar beraberinde çalışma disiplini, düzen ve sadeliği de getirir. Çalışanlar yazılı politikalar, süreçler ve yönergelerle zaman ne yapacağını bilirler.</li>
<li>Bununla birlikte kurallara kutsal yazıtlar gibi körü körüne inatla bağlı olmayın. Koşullardaki değişikliklere çabuk uyum sağlayabilen bir yapı tasarlayın.</li>
<li>Tüm işler, süreçler, hedefler misyondan beslenmeli ve kurumu vizyona taşımalıdır. Esasa tesir etmeyen, vizyona hizmet etmeyen hiçbir uygulamaya izin vermeyin.</li>
<li>İnisiyatif kültürünün gelişmesine imkân tanıyın.</li>
<li>Çalışanların kendini ifade edebildiği, özgür, huzurlu ve güven içinde hissettiği bir iş ortamı oluşturun.</li>
<li>Excel tablolarının doğru karar vermek için kullanılan araçlardan sadece biri olduğunu unutmayın. Yalnız tablolara bakarak ve buradaki verilerden yola çıkarak karar vermeyin. İşin saha, müşteri ve operasyon kısmında yaşananları da dikkate alın.</li>
<li>Kırtasiyeciliğe kurumsal yapıya girdi sağlaması için belli bir seviyeye kadar müsaade edin ama vakit ve gayret sarfı yaratmasına izin vermeyin.</li>
<li>Tanzim edilen dosya-tablo, tutulan defter, imzalanan kâğıt, izne tabi işler, rutin raporlar… sorgulayın. Gerek var mı? Faydası var mı? Gelecekte olabilir mi? “Hayır” ise kaldırın gitsin.</li>
<li>Yetki devri ile yöneticilere hareket alanı yaratın.</li>
<li>Bürokrasi ofisleri, ofis çalışanları da tabloları, kağıtları, kırtasiyeciliği çok sever. Ama bunlar işin asıl yapıldığı yeri sahayı sevmez, sahadakileri küçük görür. Sahayı ofise ezdirmeyin.</li>
<li>Toplantı ve raporlamalarınızı asgari seviyede tutun. Fazlasının atalete sebep olacağını unutmayın.</li>
<li>Kurumlarda en büyük zaman kaybı yöneticilerin masasındaki zaman kaybıdır. İşleri, projeleri, yapılması gerekenleri, kararları asla bekletmeyin. Bekleyiş atalet demektir. Bürokrasi bundan çok hoşlanır ve güç alır.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F10%2F05%2Fburokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari%2F&amp;linkname=B%C3%9CROKRAS%C4%B0Y%C4%B0%20ANLAMAK%20VE%20KORUNMANIN%20YOLLARI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F10%2F05%2Fburokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari%2F&amp;linkname=B%C3%9CROKRAS%C4%B0Y%C4%B0%20ANLAMAK%20VE%20KORUNMANIN%20YOLLARI" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F10%2F05%2Fburokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari%2F&amp;linkname=B%C3%9CROKRAS%C4%B0Y%C4%B0%20ANLAMAK%20VE%20KORUNMANIN%20YOLLARI" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F10%2F05%2Fburokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari%2F&amp;linkname=B%C3%9CROKRAS%C4%B0Y%C4%B0%20ANLAMAK%20VE%20KORUNMANIN%20YOLLARI" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F10%2F05%2Fburokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari%2F&amp;linkname=B%C3%9CROKRAS%C4%B0Y%C4%B0%20ANLAMAK%20VE%20KORUNMANIN%20YOLLARI" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F10%2F05%2Fburokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari%2F&amp;linkname=B%C3%9CROKRAS%C4%B0Y%C4%B0%20ANLAMAK%20VE%20KORUNMANIN%20YOLLARI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F10%2F05%2Fburokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari%2F&amp;linkname=B%C3%9CROKRAS%C4%B0Y%C4%B0%20ANLAMAK%20VE%20KORUNMANIN%20YOLLARI" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F10%2F05%2Fburokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari%2F&#038;title=B%C3%9CROKRAS%C4%B0Y%C4%B0%20ANLAMAK%20VE%20KORUNMANIN%20YOLLARI" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/10/05/burokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari/" data-a2a-title="BÜROKRASİYİ ANLAMAK VE KORUNMANIN YOLLARI"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/10/05/burokrasiyi-anlamak-ve-korunmanin-yollari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NE KADAR AZ ŞÜKREDİYORUZ FARKINDA MISINIZ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/05/25/ne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/05/25/ne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2022 12:22:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[öz değer]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16523</guid>

					<description><![CDATA[Neden Şükretmeliyiz? Siz bu birkaç kelimeyi okurken dünyada 2 insan öldü, 4 bebek doğdu. Evren 14,8 km genişledi. 30 yıldız yok olurken 4000 yıldız yoktan var oldu. 16 milyon litre su yeryüzünden buharlaştı. Yağmur ormanlarından 34 ağaç kesildi. Arı 270 kez kanat çırptı. 60 yıldırım düştü. 1000 varil petrol tüketildi. Güneş uzay boşluğuna 1 milyon [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4 style="font-weight: 400; text-align: left;"><strong>Neden Şükretmeliyiz?</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Siz bu birkaç kelimeyi okurken dünyada 2 insan öldü, 4 bebek doğdu. Evren 14,8 km genişledi. 30 yıldız yok olurken 4000 yıldız yoktan var oldu. 16 milyon litre su yeryüzünden buharlaştı. Yağmur ormanlarından 34 ağaç kesildi. Arı 270 kez kanat çırptı. 60 yıldırım düştü. 1000 varil petrol tüketildi. Güneş uzay boşluğuna 1 milyon ton madde püskürttü.</p>
<p style="font-weight: 400;">Oysa biz bunların hiçbirinden haberimiz ve dahlimiz olmadan yine umutsuzca uyandık. Şikâyeti keyifsiz bir kahvaltıya katık ederek güne başladık. İşten, aştan, aşktan, trafikten, ekonomiden, gittiğimiz kafe, seyrettiğimiz film, aldığımız dersten her şeyden sürekli şikâyet ediyoruz. Çok mu dramatize ettim? Hiç sanmıyorum! Maalesef tanıdığım çok insan gününü şikâyet etmekle geçiriyor. Çünkü insanlar dünyanın her geçen gün daha fenalaştığına, insanların kötü ve beceriksiz, hayatın çok zor, hak ettikleri yaşantının çok uzağında olduklarına inandırılmış durumdalar. Aynı dünyanın bir parçası olduklarına ve aslında değişimin bizzat kendilerinden başlayabileceğini bir an olsun düşünmeden şikayet etmeye devam ediyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah’a şükretmek, hayata ve getirdiklerine minnettar olmak, son yıllarda maalesef gadre uğramış, unutulmaya yüz tutmuş iki önemli değer. Oysa hayat gerçekten üzülmek ve mutsuz olmak için çok kısa. Dün yaşantımızda olanlar bugün artık yaşamıyor. Bu cümle bir gün bizim için de kurulacak farkında mısınız?</p>
<p style="font-weight: 400;">Geçmişte üstesinden gelemediğiniz hangi şeyi şimdi kendinize dert ediyorsunuz? Bu gerçekten de üzerinde düşünmemiz gereken bir soru. Sizi sıkıntıya sokan, uykularınızı kaçıran o şey neyse çoktan gülüp geçtiğiniz bir anıya dönüştü bile.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayat adeta sonsuzmuş ve hiç ölmeyecekmişiz gibi zamanımızı hayıflanmalarla, pişmanlıklarla, kıyaslamalarla harcıyoruz. Gerçeklikten uzak sanal ortamların, özenilen hayatların, dayatılan yaşam tarzlarının etkisine maruz kalıyoruz. İşin garibi bu etkinin bizi uyuşturmasından hiç rahatsız olmadan kendimizi teslim ediyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Erişemediğimiz şartlı başarılar ve şarta bağlı mutluluk tanımları bizi üzüyor. Kendimizi mutsuz etmenin, üzülmenin, dünün sıkıntısından bir şey eksiltmediği gibi bugünün gücünü tükettiğini idrak edemiyoruz. Mutluluk şarta bağlı ulaşılacak nokta değil bir yaşama halidir. Mutlu olunmaz mutlu yaşanır. Sıcak ince belli bir bardak çayla mutlu olamayan insan, kocaman teknesi ile boğazdaki yalısına yanaşsa yine mutlu olamaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her ne kadar Honoré de Balzac’a atfedilse de kendisinden 600 sene önce Şadi Şirazi, Gülistan isimli eserde ifade ettiği bir sözle beni çok etkilemişti: “Ayakkabım olmadığına üzülüyordum ta ki ayakları olmayan birini gördüğüm ana kadar.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Gerçek şu ki yazının başından beri 100 deprem oldu. 60’ı engelli olmak üzere 450 çocuk, içme suyuna hiç ulaşamayacakları bir hayata doğdu. 80 kişi açlıktan, 45 kişi inme, 52 kişi kalp hastalıkları sebebiyle öldü. 125 milyon öğretim çağındaki çocuk bugün de önceki günlerde olduğu gibi okula gidemedi. Binlerce şirket iflas etti. On binlerce iş görüşmesinden adaylar işi alamadan ayrıldı. Yüz binlerce öğrenci sınavdan kaldı. İstanbul’da, Newyork’ta, Londra’da hatta Konya’da, Tokat’ta trafik yoğundu. Aşıklar ayrıldı, evliler boşandı. Ama dünya yörüngesinden sapmadı, güneş ışınlarını esirgemedi, hayat durmadı,</p>
<p style="font-weight: 400;">Yere basmayan kanaatkârlık, bir lokma bir hırka anlayışından bahsetmiyorum. Elbette mücadele, şüphesiz çalışıp daha iyisine ulaşma heves ve arzusunu yok saymadığım gibi aksine bizi hayata bağlayan, sabahları uyanma sebebimiz olan hedeflerin gerekliliğini bir kez daha ifade ediyorum. Çünkü bir kaya ne kadar büyük ve sağlam olursa olsun hareketsiz olduğunda yosun bağlar. Makine çalışmazsa paslanır. Hayaller, hedefler, çalışma, hareket, devinim olmazsa yaşam durur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dikkat çekmeye çalıştığım şey hayatımızda kontrol edip yönetebildiğimiz şeyler için planlı ve çok çalışıp, sahip olduklarımız için şükür ve minnet duyarken, kontrol edemediklerimiz için keyfimizin kaçmasına izin vermememiz gerektiği.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Şikâyet etme şükret demek kolay. İyi de nasıl?” dediğinizi duyar gibiyim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hemen etrafınıza bakın. Sizi emniyetle içine alan bir evde mi yaşıyorsunuz? Dünyada 100 milyondan fazla insanın hiç evi yok.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sizi seven insanlar var mı hayatınızda? Varlığınız onlar için dünyalara bedeldir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir sonraki öğünde yiyecek yemek olmadan kaç gün yaşadınız? Şu an 800 milyon insanın bir lokma yiyeceği yok.</p>
<p style="font-weight: 400;">Organlarınız tam sağlığınız yerinde mi? Dünyada 1 milyardan fazla engelli var.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tüm bunlar şükretmek ve minnet duymak için yeterli değil mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Sümeyye Boyacı örnek alınacak bir kızımız. Sümeyye’nin doğuştan iki kolu yok. İç dünyasına çekilip kendini hayata kapatmak yerine 5 yaşında yüzmeye başlıyor. 18 yaşına gelmeden paralimpik yüzmede Avrupa ve Dünya şampiyonu oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Doğuştan görme yeteneği olmayan Eşref Armağan elleriyle yaptığı muhteşem tablolarla tüm dünyada sergiler açıyor. Bu örnekler çoğaltılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>12 Adımda Daha Az Şikâyet Daha Fazla Şükür</strong></p>
<ol>
<li>Her ne hatalı karar vermiş ya da her nasıl yanlış bir hayat yaşamış olursanız olun kendinizi affedin. Siz harikasınız, siz dünyada teksiniz. Sizden bir tane daha yok. Bundan daha değerli bir şey olabilir mi? İçinizdeki o kıpır kıpır yumurcağa o 12 yaşındaki halinizi karşınıza alın, hayata karşı daha sağlam, daha dirençli, daha akılcı olacağınıza ve o çocuğu şu an bulunduğunuz yaşta daha mutlu edeceğinize dair söz verin.</li>
<li>Gülümseyin. Hayat somurtmaya değmeyecek kadar kısa. Özellikle işler planladığınız gibi gitmediğinde her zamankinden daha fazla gülümseyin.</li>
<li>İnsan olduğunuzu unutmayın. Biz eksiklerimizle, kusur ve hatalarımızla varız. Yaşadığınız sürece hata yapmaya devam edeceğinizi de unutmayın. Ama şunu da hep hatırlayın; bugünkü bizi biz yapan geçmişteki hatalar ve eksikliklerimizdi.</li>
<li>Evinize almadığınız kişilere düşüncelerinizde de yer vermeyin. Zihninizi kirletmelerine izin vermeyin. Onları hayatınızdan çıkartın. Sizi önemseyen, değer veren, enerjinizi yükselten, içtenlikle seven insanları çevrenizde bulundurun.</li>
<li>Sorgulayın, araştırın, anlamaya çalışın ama yargılamayın. İlk önce de kendinizi yargılamayın.</li>
<li>Eleştiriye açık olun ama başkasının hayatını yaşamayın. Başkalarının zamanınızı ve gücünüzü almasına izin vermeyin. Sizinle hayatı, üzüntüleri zorlukları paylaşmayan ‘başkaları’ için yaşamaktan vazgeçin. Zor gününüzde yanınızda olmayanlara, hak ettiklerinden fazla değer vermeyin.</li>
<li>Suçluluk duymadan, borçlu hissetmeden hayır demeyi bilin. Böylece size iyi gelmeyen kişi, tercih ya da olayların hayatınızı işgal etmesine de izin vermemiş olursunuz.</li>
<li>Herkesin derdi kendine büyük, herkesin yaşanmışlıkları kendisine aittir. Başkalarından etkilenmeyin. Hele ki sanal yaşantıların sizi gerçeklikten uzaklaştırmasına asla izin vermeyin.</li>
<li>Sizi yükseltecek ve zihni istikrara kavuşturacak olan değerler ile sizi aşağıya çeken olumsuz inançların farkında olun. Bu sayede hayatınızın kontrolünü bilinç seviyesinde ele alabilirsiniz.</li>
<li>Kendiniz, işiniz ve hayat hakkında yeni şeyler öğrenmeye açık olun. Bu öğrenme keşiflerinde değişiklik yapmaktan korkmayın. Denemeye korktuğunuz o şeyi denemenin zamanı geldi de geçiyor bile.</li>
<li>Sizi değersiz hissettirenlerin, hayal kırıklığı, reddedilme ve başarısız olmanın sizi negatif etkilemesine, sizi en iyisini yapmaktan alıkoymasına izin vermeyin. Hayatta olan ya da olmayan her şeyin ilâhi bir nedeni olduğunu ve daha iyi bir şeyin gerçekleşmek üzere olduğunu bilin.</li>
<li>Her şey için şükretmeyi, günlük rutininiz haline getirin. Doğan güneş, yağan yağmur, aldığınız nefes, dost eli, anne nasihati, sıcak ekmek kokusu, çocuğunuzun mutluluğu…. Sahip olduğunuz sayısız nimete şükretmek için bu nimetlerin elinizden alınmasını beklemeyin.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Şükretmek ve şikâyet etmemek sizi daha mutlu ve pozitif yapar. Hayat kaliteniz artar. Kendinizle olan ilişkinizi düzeltirsiniz. Bu olumlu hal çevrenizi de olumlu etkiler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Haydi içtenlikle, size sizi ve sahip olduklarınızı veren Allah&#8217;a şükredin.</p>
<p><a href="https://7zone.com.tr/course/yasamda-anlami-ve-amaci-kesfetme-atolyesi/">Hayatın Anlamını ve Amacını Keşfetmek İçin tıklayınız</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F05%2F25%2Fne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz%2F&amp;linkname=NE%20KADAR%20AZ%20%C5%9E%C3%9CKRED%C4%B0YORUZ%20FARKINDA%20MISINIZ%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F05%2F25%2Fne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz%2F&amp;linkname=NE%20KADAR%20AZ%20%C5%9E%C3%9CKRED%C4%B0YORUZ%20FARKINDA%20MISINIZ%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F05%2F25%2Fne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz%2F&amp;linkname=NE%20KADAR%20AZ%20%C5%9E%C3%9CKRED%C4%B0YORUZ%20FARKINDA%20MISINIZ%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F05%2F25%2Fne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz%2F&amp;linkname=NE%20KADAR%20AZ%20%C5%9E%C3%9CKRED%C4%B0YORUZ%20FARKINDA%20MISINIZ%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F05%2F25%2Fne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz%2F&amp;linkname=NE%20KADAR%20AZ%20%C5%9E%C3%9CKRED%C4%B0YORUZ%20FARKINDA%20MISINIZ%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F05%2F25%2Fne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz%2F&amp;linkname=NE%20KADAR%20AZ%20%C5%9E%C3%9CKRED%C4%B0YORUZ%20FARKINDA%20MISINIZ%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F05%2F25%2Fne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz%2F&amp;linkname=NE%20KADAR%20AZ%20%C5%9E%C3%9CKRED%C4%B0YORUZ%20FARKINDA%20MISINIZ%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F05%2F25%2Fne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz%2F&#038;title=NE%20KADAR%20AZ%20%C5%9E%C3%9CKRED%C4%B0YORUZ%20FARKINDA%20MISINIZ%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/05/25/ne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz/" data-a2a-title="NE KADAR AZ ŞÜKREDİYORUZ FARKINDA MISINIZ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/05/25/ne-kadar-az-sukrediyoruz-farkinda-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MANTIK MI? YOKSA DUYGULAR MI?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/04/07/mantik-mi-yoksa-duygular-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=mantik-mi-yoksa-duygular-mi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/04/07/mantik-mi-yoksa-duygular-mi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2022 11:41:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16516</guid>

					<description><![CDATA[İyi Hissetmek veya Doğru Olanı Yapmak Yaman sorudur; mantığımızla mı hareket etmeliyiz yoksa duygularımızla mı? Önce bizi harekete geçiren motivasyonu anlamamız gerekir. Bir şey yapmak istememizin esas itibarıyla iki sebebi var: İyi hissettirdiği için veya doğru/gerekli olduğuna inandığımız için. Eğer bu iki sebep aynı anda bir araya gelmişse, harika anların habercisidir. İç motivasyonumuz inanılmaz yükselir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İyi Hissetmek veya Doğru Olanı Yapmak</strong></p>
<p>Yaman sorudur; mantığımızla mı hareket etmeliyiz yoksa duygularımızla mı?</p>
<p>Önce bizi harekete geçiren motivasyonu anlamamız gerekir. Bir şey yapmak istememizin esas itibarıyla iki sebebi var: İyi hissettirdiği için veya doğru/gerekli olduğuna inandığımız için.</p>
<p>Eğer bu iki sebep aynı anda bir araya gelmişse, harika anların habercisidir. İç motivasyonumuz inanılmaz yükselir. O işe şevkle başlamaktan ve sonuna kadar götürmekten hiçbir şey bizi alıkoyamaz.</p>
<p>Bazen iki sebep örtüşmez. Hatta bu durum oldukça sık başımıza gelir. Burada karşımıza iki seçenek çıkar. Birinci seçenekte, sabah 6’da kalkıp spora gitmek istemeyiz. Dargın olduğumuz dostumuzu arayamayız.  Beş test daha çözmemiz gerekirken dizi seyretmeyi tercih ederiz. İkinci seçenekte ise bazı bedelleri göze alarak, duygularımıza yenilmeden doğru bildiğimizi ve gerekli olduğuna inandığımız şeyi yaparız. Sabahın köründe o spor yapılır, dargın dost aranır, fazladan testler çözülür.</p>
<p>İyi hissetmeyi her insan sever. Bu sebeple duygularımızı takip etmeyi ve onlara göre hareket etmek bizi cezbeder. Duyguları tatmin edecek şeyi yapmaktan daha hoş ne olabilir ki? Tıpkı kaşıntıyı kaşımak gibi. Kaşıdıkça hoşumuza gider, hoşumuza gittikçe kaşırız. Çok hızlı haz duyarız. Ama bu haz geldiği gibi de hızlı gider. Geride fazla kaşımaktan kızarmış hatta yara olmuş bir cilt kalır.</p>
<p>Mantığımızla hareket edip doğru ve gerekli olanı yaptığımızda, yaparken çekilen sıkıntı yerini çok uzun soluklu, kolay yok olmayan büyük bir keyfe bırakır. Yıllar sonra hatırlarken bile mutlu olur kendimizle gurur duyarız. Doğru olanı yapmak özsaygımızı geliştirirken aynı zamanda hayatımıza anlam katar. Geçici zevk ve tatminler yerine doğru ve gerekli olanı yapmak hayatımızın anlam yolculuğunda kilometre taşı teşkil eder.</p>
<p>Fakat neyin doğru ve gerekli olduğu maalesef her zaman net değildir. Üzerinde samimiyetle kafa yormak gerekir. İnsanlık belki de 15 bin yıldır doğru ve yanlışı birbirinden ayırt etmeye çalışıyor. Çok da başarılı olduğu söylenemez. Bunun için önce önyargılarımızı ve ilkel dürtülerimizi terbiye etmemiz gerekir.</p>
<p><strong>Duygu ve Mantık Arasında Kalmışken Beyin Ne Yapar?</strong></p>
<p>Duygular limbik sistemde, bilinçli-sistematik düşünme ve mantık yürütme frontal (ön) lobda işlenir. Fakat burada önemli bir sorunumuz var; beyin karar verirken tenakuzdan hiç hoşlanmaz. A ile B arasında kalmışsak, duygularımız ve mantığımız arasında sıkışmışsak, şüphe veya belirsizlik ortaya çıkmışsa, yönetimi bilinçaltı fark ettirmeden devralır. Bilinçaltı seçim ve kararları rasyonelize etmek konusunda çok mahir, iyi hissettiren şeyin aynı zamanda gerekli olduğuna bizi inandırmakta çok başarılıdır. Size sonradan pişman olacağınız şeyler yaptırabilir.</p>
<p>Bir an için sosyal medyada takip ettiğin kişinin bir paylaşım yaptığını düşün. Tam da senin siyasi görüşüne uygun. Okumak sana iyi hissettirdi, paylaşmak daha da iyi hissettirecek. Bu noktada önünde iki seçenek var: Birincisi gerçekliğini araştırıp teyit etmek, sonra paylaşmak ki doğru olan bu. İkincisi ise gelişine vurmak, sorgulamadan paylaşmak. Bilinçaltın tam da burada seslenir sana: “Ülke elden gidiyor, elinden bir şey gelmiyorsa bari bunu yap. Kesin doğrudur aksi halde neden göndersin bu iletiyi? Hem takipçilerin de beğenir bunu.” Sorgulamadan paylaşırsın. Karşı mahalleye sanal da olsa vurmak seni çok iyi hissettirir. İyi de paylaşım ya doğru değilse?</p>
<p>Varsayalım ki diyete başladın ve tatlı yemeyi kestin. Diyarbakır fıstıklı burma kadayıfı biraz uzağında sana bakarken bilinçaltın el sallar: “Zaten sabah fazladan 2 km koştun. Günün geri kalanında da çok işin var, ye o tatlıyı. Merak etme öldürmez.”</p>
<p>Çalıştığın şirket iş sırasında kullanman için bazı malzemeleri sana tahsis etmiştir. Bu malzemeyi özel işlerinde de kullanma düşüncesi aklına geldiği anda karar veremez ve bir çelişki yaşarsın. Bilinçaltın mental akrobasiye başlar hemen: “Herkesten fazla çalışıyorsun. Buna rağmen fazla mesai ücreti vermiyorlar. Böyle küçük şeyleri kafana takma, bu senin hakkın.”</p>
<p>Örnekleri çoğaltabileceğinizden eminim. Bu ve benzeri çelişkileri gün içinde pek çok defa yaşarız. Bilinçaltı iyi hissettirecek olan şeyi doğru olmasa bile doğru ve gerekli imiş gibi bizi ikna etmeye çalışır. Duygularınıza ne kadar kulak verir ve önemserseniz o ölçüde sizi yönetir. Buna izin verdiğiniz ölçüde beyin doğru ile yanlışı ayırt etmek yerine sizi iyi hissettirip hissettirmediğine odaklanır. Hedonist bir insan olup çıkarsınız.</p>
<p>Modern zamanlar ve kişisel gelişim dünyası da burada üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor. Bir taraftan bireyleri dünyanın merkezi olduklarına inandırmaya çalışırken diğer taraftan yaşamdan beklenenin iyi hissetmek ve haz almak olduğunu sürekli sufle ediyor. &#8220;İyi hissetmek” kavramına hak ettiğinden daha fazla değer atfedip, “iyi hissettiren şey doğru olandır&#8221; gibi koca bir balonu ellerimizle şişiriyoruz. Gerekli ve doğru olanı ihmal ederek duygularımızla hareket ettiğimizde dünyadaki anlam arayış yolculuğumuzun, iyi hissetmek dışında hiçbir istasyona uğramayacağını idrak etmemiz gerekir.</p>
<p>Duygular her zaman doğru söyler mi? Biraz tartışmalı bir konu. Ben her zaman doğruyu söylemeyeceğine bahse girsem de bir an için hep doğru söylediğini kabul edelim. Peki bu doğruları kim için söyler? Ülke, toplum, anne-babanız, eşiniz, çocuklarınız, işiniz, kariyeriniz, akademik başarınız, sağlığınız, kişisel gelişiminiz için yani sizin de içinde bulunduğunuz tüm çevreniz için mi söyler? Hayır! Duygular bu saydığım ya da diğer şeyler için en iyinin ne olduğunu söylemezler. Duygular sizin haz, konfor ve emniyetinize hitap eden tarafınız için sözde doğruları söyler. Genellikle yaptığı şey bizzat sizin için, ki bu da şüphelidir, en iyinin ne olduğunu söylemektir.</p>
<p>Duygularımız yanlış olabilir. Ön yargılarımız, inançlarımız, kendi algı sistem ve filtrelerimiz ile kişi, olay ve olgulara atfettiğimiz anlam ve buradan süzülen duygular tamamen yanlış olabilir. Sudan bir sebeple hatta belki de hiç var olmayan bir nedenle arkadaşımıza küsmek hangimizin başına gelmedi ki? Doğum günü sabah erkenden kutlanmadığı için tüm günü eşine dar eden ama akşam sürpriz yemek ve hediye ile sarsılarak pişman olan birini düşünün. Sanırım tanıdık geliyor.  Duygularımızın bazen (hatta ekseriyetle) aldatıcı olabileceğini bilmeliyiz.</p>
<p>Duygular geçicidir. Bu ana ve bu anın hissettirdiklerine odaklıdır. Geleceğe dönük kararlar almanıza yaramadığı gibi destek de olamaz. Sizi sabahın köründe kaldırıp spor yapmaya iten güç, doğruları söyleyen mantığınız iken, sıcak yatağa mahkûm eden, terlemenizi ve zorlanmanızı istemeyen duygularınızdır.</p>
<p><strong>Mantık Ama Nereye Kadar?</strong></p>
<p>Duygularımızı yok mu saymalıyız? Onlara ket mi vurmalıyız? Elbette hayır. İnsan sosyal bir varlıktır. Duygular bizi daha fazla insan yapar.  Yaşantımızı daha zengin, daha derin ve daha keyifli hale getirir. İlişkilerimizi esnek yaşamamızı sağlar. Bununla birlikte seçim ve kararlarımızı bütünüyle duyguların yönetmesinin tehlikelerini göz ardı etmemeliyiz. Aksi halde en aptalca kararları yine duygularımız yüzünden veririz.</p>
<p>Mantık iyidir. Fakat duygularımızı yok sayar ve yalnız mantığımızla karar vermeye başlarsak programlanmış bulaşık makinesinden farkımız kalmaz. Her zaman mantıklı karar vermek yaşantıyı renksiz, tek düze, sıkıcı hatta distopik hale getirir. Tıpkı yin ve yang felsefesinde vücut bulduğu gibi yaşam, ifrat (haddi aşma) ve tefrit (yetersiz kalma) arasında bir yerde denge üzerinde olmalıdır.</p>
<p>İnsan iddia edildiği gibi, finansal düzenlemeler yaparken kişisel faydasını maksimize etmek için akılcı ve mantıklı kararlar alan bir &#8216;homoeconomicus&#8217; olsaydı, muhtaç birine maddi yardımda bulunan kimse kalmazdı dünyada. Hiçbir mantık önermesiyle izah edilememesine rağmen son lokma ekmeğimizi, cebimizdeki son lirayı karşılık beklemeden paylaşmayı tercih ederiz.</p>
<p>İnsanların savaşta düşman üzerine sonuçlarını düşünmeden gitmesini sağlayan şey mantık değil duygularıdır.</p>
<p>Yaşam her zaman mantıkla yönetilen bir makine ya da sürekli duygularla idare edilen lunapark olmak zorunda değil.</p>
<p>Hayat hem renkli ve coşkulu hem de planlı ve programlı olabilir. Kalori hesabı yapmadan muhteşem bir dondurmayı afiyetle bitirip çocukça mutlu olmak fakat sağlıklı beslenmeyi de elden bırakmadan bunu sıklıkla tekrar etmemek bir seçimdir.</p>
<p>Sürdürülebilir mutluluk mantıklı seçim ve kararlar alırken gerektiğinde muzip kaçamaklar yapmaktan geçiyor.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F04%2F07%2Fmantik-mi-yoksa-duygular-mi%2F&amp;linkname=MANTIK%20MI%3F%20YOKSA%20DUYGULAR%20MI%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F04%2F07%2Fmantik-mi-yoksa-duygular-mi%2F&amp;linkname=MANTIK%20MI%3F%20YOKSA%20DUYGULAR%20MI%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F04%2F07%2Fmantik-mi-yoksa-duygular-mi%2F&amp;linkname=MANTIK%20MI%3F%20YOKSA%20DUYGULAR%20MI%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F04%2F07%2Fmantik-mi-yoksa-duygular-mi%2F&amp;linkname=MANTIK%20MI%3F%20YOKSA%20DUYGULAR%20MI%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F04%2F07%2Fmantik-mi-yoksa-duygular-mi%2F&amp;linkname=MANTIK%20MI%3F%20YOKSA%20DUYGULAR%20MI%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F04%2F07%2Fmantik-mi-yoksa-duygular-mi%2F&amp;linkname=MANTIK%20MI%3F%20YOKSA%20DUYGULAR%20MI%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F04%2F07%2Fmantik-mi-yoksa-duygular-mi%2F&amp;linkname=MANTIK%20MI%3F%20YOKSA%20DUYGULAR%20MI%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F04%2F07%2Fmantik-mi-yoksa-duygular-mi%2F&#038;title=MANTIK%20MI%3F%20YOKSA%20DUYGULAR%20MI%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/04/07/mantik-mi-yoksa-duygular-mi/" data-a2a-title="MANTIK MI? YOKSA DUYGULAR MI?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/04/07/mantik-mi-yoksa-duygular-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ERTELEMEK BİR KAÇINMA STRATEJİSİDİR</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/03/22/ertelemek-bir-kacinma-stratejisidir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ertelemek-bir-kacinma-stratejisidir</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/03/22/ertelemek-bir-kacinma-stratejisidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2022 05:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[erteleme]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16512</guid>

					<description><![CDATA[Şimdi Değilse Ne Zaman? Acaba aramızda hiç ertelememiş olan var mıdır? Neyi mi? Her şeyi; işi, toplantıyı, okumayı, yürüyüşe başlamayı, sağlıklı beslenmeyi, sevmeyi, evlenmeyi, boşanmayı, evet ya da hayır demeyi…. Bir türlü başlayamayız veya başladığımızı tamamlayamayız. Ya yorgunluk yakamıza yapışır ya cesaret eksiği ya da zaman yoksunluğu… Ertelemek aslında bizzat kendimizle yaptığımız mücadelenin kaybedilmesinden başka [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şimdi Değilse Ne Zaman?</strong></p>
<p>Acaba aramızda hiç ertelememiş olan var mıdır? Neyi mi? Her şeyi; işi, toplantıyı, okumayı, yürüyüşe başlamayı, sağlıklı beslenmeyi, sevmeyi, evlenmeyi, boşanmayı, evet ya da hayır demeyi…. Bir türlü başlayamayız veya başladığımızı tamamlayamayız. Ya yorgunluk yakamıza yapışır ya cesaret eksiği ya da zaman yoksunluğu…</p>
<p>Ertelemek aslında bizzat kendimizle yaptığımız mücadelenin kaybedilmesinden başka bir şey değil. İç sesimizle görünmez bir savaşa girer ve genellikle kaybederiz. İç ses rahat ve güven odaklı bakar dünyaya. Bizim iyiliğimizi! ve emniyetli alanda kalmamızı ister hep. Rahatımız bozulmasın, mahcup olmayalım, yorulmayalım, üşümeyelim, terlemeyelim yani başımıza iş çıkarmayalım… Onun çalışma yöntemi budur. Bu iç sese “sabotajcı” diyen de var, Steven Pressfield gibi “direnişçi” diyen de. Adına ne derseniz deyin önümüzde bariyer olduğu kesin. Mücadeleyi kaybetmek de ileri gidememek demek.</p>
<p>Hayatımızın bütününden biz sorumluyuz. Bu sorumluluğu almamak yani mahcup olmamak, terlememek, üşümemek, rahatımızı bozmamak için bahaneler ve suçlayacak kişiler, olaylar icat ederiz. Bizde bir kabahat yok! Aslında erteleyen biz değiliz, bir şeyler yüzünden ertelenir işlerimiz! Şu cümleler tanıdık geliyor mu?</p>
<p>“Benim de arkamda birisi olsa ben de başarırdım.”</p>
<p>“Böyle bir ortamda kim çalışabilir ki her kafadan bir ses çıkıyor.”</p>
<p>“Çok yoğunum.”</p>
<p>“Yeterli teknik donanımım yok.”</p>
<p>“Hele oğlanın okul bitsin.”</p>
<p>“Kız üniversiteyi kazansın, bakarız.”</p>
<p>“Dur önce emekli olalım.”</p>
<p>Genellikle herkes hayatında en az bir defa bir şeylerden kaçar-erteler. Belki de her gün onlarca kez…</p>
<p>Kamuflaj Yakalı CEO’yu yazarken bu tuzağa o kadar çok düştüm ki. Bu sebeple kitap basıma en az 1 yıl geç girdi. Araştırmak, okumak, yorumlamak, düşünmek, hikayeleştirmek, yazmak ve düzenlemek yerine zaman yetersizliğini kendime kalkan yaparak ertelemeyi tercih ettim. Dostum Eren Gökyer’in koçvari sohbeti beni kendime getirmişti. Bu örnekleri kendi hayatımda bile çoğaltabilirim.</p>
<p>Aslında herkes ihtiyacının ne olduğunu ne yapması gerektiğini bilir. Bununla birlikte harekete geçmek yerine eylemsiz kalmayı ya da rutin dışına çıkmamayı, risk almamayı, rahatını bozmamayı tercih eder. En kötüsü ise platformlarda dizi-film seyretmek, sosyal medyada zaman geçirmek gibi kararında yapılmadığında bizi dibe çeken başka şeylerle zamanını doldurur.</p>
<p>Düşülen başka bir tuzak da sözde ertelememek ama işe hak ettiğinden fazla süre vermektir. Ne diyordu Cyril Northcote? “Bir iş, daima bitirilmesi için kendisine ayrılan sürenin hepsini kapsayacak şekilde uzar.” Yani bir işi tamamlamak için ne kadar süre tanırsanız o işi yapmanız o kadar süre uzayacaktır.</p>
<p>Madalyonun bir de diğer yüzü var. Ertelemek zannedildiği gibi bizi rahatlatan konfor alanına çeken bir tembellik rutini değil. Psikolog William James ertelemeye başka bir anlam yüklüyor. Ona göre hiçbir şey tamamlanmamış bir görevin asılı kalması kadar yorucu değil. Ki ben de bu söze sonuna kadar katılıyorum. Gün içinde beni en çok rahatsız eden hususlardan biri başlayamadığım ya da başlayıp bitiremediğim, kendi deyimimle “öldüremediğim” (benimle çalışanlar hatırlayacaktır) işlerdir. O işi, öldürmemiş olmak, zihnimde açık klasör bırakmak beni çok yorar, rahatsız eder. Sizin için de farklı olduğunu sanmıyorum.</p>
<p>Peki ertelememek için neler yapmalıyız? Bunun için üç basit yöntem öneriyorum.</p>
<p><strong>Farkındalığınızı Artırın</strong></p>
<p>Öncelikle minfulness ve pragmatizm üzerine okuma ve pratik yapın. Böylece sizin için gerçekten gerekli olanın ne olduğunu, gerçekten istediğinizin ne olduğunu, sis perdesi gerisindeki yüzlerce iş ve eylem arasından netleştirmeniz daha kolay olabilir. Bütünüyle pragmatik olmaktan bahsetmiyorum ki bunu elbette önermem. Faydasız işlerin tüm zamanımızı engellediğini görmek için bu felsefeden birazcık beslenmenin faydalı olacağını ifade ediyorum. Faydasızsa bunu anlama ve yapmama farkındalığına sahip olmaktan bahsediyorum. Bu sayede iç sesinizin kölesi değil efendisi olabilirsiniz.</p>
<p><strong>Metodolojik Çalışın</strong></p>
<p>İkincisi, günlük ve haftalık iş listeleri yapmayı temel alışkanlığınız haline getirin. Bu listeleri Einsenhower matrisi ile düzenleyin, revize edin. Gün içinde o kadar küçük ve detay işlere zaman ayırıyoruz ki genellikle farkına bile varmıyoruz. Burada yalnız Instagram ve Twitter’da geçirilen zamandan bahsetmiyorum. Faydalı ve gerekli olduğuna inandığımız ama bizi ilerletmeyen işlerden bahsediyorum. Tıpkı otoyolun sağ şeridinde egzersiz bisikletine pedal basarak seyahat ettiğimizi düşünmek gibi. Eylem var, yüksek enerji harcanıyor ama ileri hareket yok.  İş ve zaman tutsaklarının farkına ancak bu matrisle farkına varabilirsiniz.</p>
<p><strong>İki Dakika Kuralını Unutmayın</strong></p>
<p>Son olarak bir iş iki dakikadan az sürede tamamlanacaksa hemen yapın. Eğer işin iki dakikadan uzun süreceğini düşünüyorsanız yalnız iki dakika çalışmak için harekete geçin. İki dakika sonra çalışmak istemiyorsanız işe son verin. Göreceksiniz çoğunlukla çalışmaya devam etmek isteyeceksiniz.</p>
<p>Sevgili Okuyucu; erteleme hastalığını bugünden yarına yenmek ve iç sesimizle yaptığımız savaşı sürekli kazanmak elbette kolay değil. Fakat bunun için dağları delmek, ölüyü diriltmek, şapkadan tavşan çıkarmak da gerekmiyor. Eminim sizin de kendinize göre farklı yöntemleriniz vardır. Bir yerden ama hemen başlamak yeterli.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F22%2Fertelemek-bir-kacinma-stratejisidir%2F&amp;linkname=ERTELEMEK%20B%C4%B0R%20KA%C3%87INMA%20STRATEJ%C4%B0S%C4%B0D%C4%B0R" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F22%2Fertelemek-bir-kacinma-stratejisidir%2F&amp;linkname=ERTELEMEK%20B%C4%B0R%20KA%C3%87INMA%20STRATEJ%C4%B0S%C4%B0D%C4%B0R" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F22%2Fertelemek-bir-kacinma-stratejisidir%2F&amp;linkname=ERTELEMEK%20B%C4%B0R%20KA%C3%87INMA%20STRATEJ%C4%B0S%C4%B0D%C4%B0R" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F22%2Fertelemek-bir-kacinma-stratejisidir%2F&amp;linkname=ERTELEMEK%20B%C4%B0R%20KA%C3%87INMA%20STRATEJ%C4%B0S%C4%B0D%C4%B0R" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F22%2Fertelemek-bir-kacinma-stratejisidir%2F&amp;linkname=ERTELEMEK%20B%C4%B0R%20KA%C3%87INMA%20STRATEJ%C4%B0S%C4%B0D%C4%B0R" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F22%2Fertelemek-bir-kacinma-stratejisidir%2F&amp;linkname=ERTELEMEK%20B%C4%B0R%20KA%C3%87INMA%20STRATEJ%C4%B0S%C4%B0D%C4%B0R" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F22%2Fertelemek-bir-kacinma-stratejisidir%2F&amp;linkname=ERTELEMEK%20B%C4%B0R%20KA%C3%87INMA%20STRATEJ%C4%B0S%C4%B0D%C4%B0R" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F22%2Fertelemek-bir-kacinma-stratejisidir%2F&#038;title=ERTELEMEK%20B%C4%B0R%20KA%C3%87INMA%20STRATEJ%C4%B0S%C4%B0D%C4%B0R" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/03/22/ertelemek-bir-kacinma-stratejisidir/" data-a2a-title="ERTELEMEK BİR KAÇINMA STRATEJİSİDİR"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/03/22/ertelemek-bir-kacinma-stratejisidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SİZ SİZ OLUN SANDALYEYE BAKMAYIN</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/03/09/siz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=siz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/03/09/siz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 06:36:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[odaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16504</guid>

					<description><![CDATA[Odaklanma ve Aslan&#8217;dan Alınacak Dersler Sirk gösterisi izlediniz mi hiç? Özellikle aslan, kaplan gibi hayvanların gösterisini. Bu kocaman, vakur, güçlü, özgür ve vahşi kedilerin, ormanda caka satmak yerine, boğaz tokluğuna insanları eğlendiren bir sirk soytarısına nasıl dönüştüğünü ben hep merak etmişimdir. Üşenmedim araştırdım karşıma ders alınması gereken ibretlik bir olay çıktı. 1900’lerin başında ABD’de doğdu. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Odaklanma ve Aslan&#8217;dan Alınacak Dersler</h3>
<p>Sirk gösterisi izlediniz mi hiç? Özellikle aslan, kaplan gibi hayvanların gösterisini. Bu kocaman, vakur, güçlü, özgür ve vahşi kedilerin, ormanda caka satmak yerine, boğaz tokluğuna insanları eğlendiren bir sirk soytarısına nasıl dönüştüğünü ben hep merak etmişimdir. Üşenmedim araştırdım karşıma ders alınması gereken ibretlik bir olay çıktı.</p>
<p>1900’lerin başında ABD’de doğdu. Çok da imrenilecek bir gençlik yaşamadı. Hayat çok zordu. Büyük Buhran’ın ayak sesleri artık iyice duyulmaya başlamıştı. İş bulmanın neredeyse imkansız olduğu günlerde kendisini bir sirkte kafesleri temizlerken buldu. Uzun süre bu işi yaptı. Sonra bir gün ondan aslan terbiyeciliği yapması istendi, bu işi çok sevdi. Meslektaşlarının çoğunun hayatını erken yaşta iş kazası! sebebiyle kaybettiği bir ortamda, 60 yaşında doğal sebeplerle ölünceye kadar aslan terbiyeciliğine devam etti.</p>
<p>Peki nasıl hayatta kaldı? Çok basit bir farklılıkla; Clyde Beatty bu koca kedileri eğitirken bir sandalye kullanıyordu, dört ayaklı basit bir sandalye. Bunu dünyada yapan ilk insandı.</p>
<p>Hatırlayın sirkteki aslan gösterisini. Aslan terbiyecisi arenaya çıkar ve bazen elindeki kırbacı havada şaklatır bazen de yüksek sesle aslanlara talimat verir. Seyirciler aslanlara gösteriyi yaptıranın kırbaç olduğunu zanneder oysa gerçek göründüğü gibi değildir. Aslında tüm maharet aslan terbiyecisinin eğitimde kullandığı sandalyededir.</p>
<p>Aslan terbiyecisi vahşi kedileri eğitirken bir sandalyenin dört ayağını aslanın yüzüne doğru tutar ve kırbacını şaklatarak komutlar verir. Aslan burnunun ucundaki sandalyenin ayaklarından birine pençe atar. Terbiyeci bu sırada sandalyeyi sürekli hareket ettirerek aslanın odağını bozar. Aslan önce çok sinirlenir, daha da vahşileşir. Fakat pençesi hedefi bulamayan aslan sonraki hamlesine bir türlü karar veremez. Sürekli hareket eden 4 hedef vardır ve hangisine saldırması gerektiği konusunda kafası oldukça karışmış, odağı bölünmüştür. Kısa bir süre sonra o güçlü, mağrur aslandan geriye süt dökmüş bir kedi kalmıştır artık.</p>
<p>Sizin de kendinizi bu aslan gibi hissettiğiniz anlar oluyor değil mi? Yapmak istiyorsunuz ama ne yapacağınızı ne zaman yapacağınızı, hangisinden başlayacağınızı bilemez halde buluyorsunuz kendinizi. Yanılıyor muyum?</p>
<p>İnsanlar birden fazla iş, çok fazla seçenek arasında çelişkiye düşüyor. Kilo vermek, egzersiz yapmak istersiniz. Karşınıza birçok diyetisyen, diyet listesi, spor salonu, egzersiz tekniği çıkar ama bir türlü seçim yapamaz ve karar veremezsiniz. Yabancı dil öğrenmek istersiniz biri Korece öğren der diğeri geleceğin dilinin Çince olduğunu söyler. Hatta gün içinde yapılacak basit işleriniz vardır, ödeme yapmak, alış-veriş, veli toplantısı vb. Hangisinden başlayacağınıza bir türlü karar veremezsiniz.</p>
<p>Kariyerinin başındaki gencin paradoksu hiç değişmez: İş mi, askerlik mi, yüksek lisans mı, çalışmak mı yoksa lisan eğitimi mi? Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir, yöneticiler, çalışanlar, ebeveynler, öğrenciler yaşayan herkes için çeşitlendirilebilir. İster ama başlayamaz, başlar ama devamını getiremezsiniz. Yerinizde sayar ve ilerleme kaydedemezsiniz. Sorun şu ki en doğru seçeneği ve zamanı bulmak, en doğru kararı vermekle geçen zaman bir süre sonra yapacağınız işin önemini soluklaştırır. Bu durum sık yaşandıkça hayal kırıklıkları başlar. Bir süre sonra yetersizlik ve değersizlik tuzağına düşmüşsünüzdür bile.</p>
<p>Peki bu negatif rutini kırmanın yolu nedir?</p>
<p>Asla sirkteki bir aslan gibi davranmayın. Arenadaki aslan yerine ormanda tavşan, sirkteki kaplan yerine bozkırdaki ceylan olun. Özgür ve kafası karışmadan kendi kararlarını veren bir tavşan, bir ceylan. Burnunuzun ucunda bir sandalye gördüğünüzde terbiye edilen aslanın aslında bizzat kendiniz olduğunu fark edin. O sandalyeyi yani sonsuz seçenekler dünyasını gördüğünüz an, sandalyenin dört ayağına bakıp karar felci yaşamak yerine en doğru seçimi, en mükemmel anı beklemeden bir adım atın. Seçenekler arasında odağınızın bölünmesine izin vermeyin. Az da olsa, küçük de olsa, önemsiz de olsa bir adım atın. Bu adım sizi rahatsız edecek ama ilerlemenin tek yolu ileriye doğru atılan adımdır.</p>
<p>Kabul etsek de etmesek de farkında olsak da olmasak da bir arenadayız. Arenada olmak arenadaki aslan olmayı gerektirmiyor. İnsanların çoğu zamanının önemli bir kısmını orda öylece durup burnuna uzatılan sandalyeyi incelemek, hangi ayağın daha önemli ve kritik olduğunu tartışmakla geçirir.</p>
<p>Arenada iken burnunuza doğru bir sandalye sallandığında, sonu gelmeyen analizler, sonuca ulaşmayan yorumlar yerine tek yapmanız gereken tek bir adım atmaktır. Tam orada ve tam o anda. Unutmayın akıllı köprüyü buluncaya kadar deli ırmağı geçer.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F09%2Fsiz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin%2F&amp;linkname=S%C4%B0Z%20S%C4%B0Z%20OLUN%20SANDALYEYE%20BAKMAYIN" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F09%2Fsiz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin%2F&amp;linkname=S%C4%B0Z%20S%C4%B0Z%20OLUN%20SANDALYEYE%20BAKMAYIN" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F09%2Fsiz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin%2F&amp;linkname=S%C4%B0Z%20S%C4%B0Z%20OLUN%20SANDALYEYE%20BAKMAYIN" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F09%2Fsiz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin%2F&amp;linkname=S%C4%B0Z%20S%C4%B0Z%20OLUN%20SANDALYEYE%20BAKMAYIN" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F09%2Fsiz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin%2F&amp;linkname=S%C4%B0Z%20S%C4%B0Z%20OLUN%20SANDALYEYE%20BAKMAYIN" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F09%2Fsiz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin%2F&amp;linkname=S%C4%B0Z%20S%C4%B0Z%20OLUN%20SANDALYEYE%20BAKMAYIN" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F09%2Fsiz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin%2F&amp;linkname=S%C4%B0Z%20S%C4%B0Z%20OLUN%20SANDALYEYE%20BAKMAYIN" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F09%2Fsiz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin%2F&#038;title=S%C4%B0Z%20S%C4%B0Z%20OLUN%20SANDALYEYE%20BAKMAYIN" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/03/09/siz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin/" data-a2a-title="SİZ SİZ OLUN SANDALYEYE BAKMAYIN"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/03/09/siz-siz-olun-sandalyeye-bakmayin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SEVMEDİĞİMİZ İŞLERİ YAPMANIN SIRRI</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/03/04/sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/03/04/sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2022 09:27:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16502</guid>

					<description><![CDATA[İşleri Keyifle Yapmanın Yolları “Yaşam her geçen gün daha fazla sorumluluk yüklüyor omuzlarına” desem sanırım bana katılırsın. Üstelik cinsiyet, meslek ya da yaş değiştirmiyor bunu. Anne ve babanın senin yaşında yaptıklarından daha fazla şey yapmak zorundasın. Aslında bu durum garip değil sadece yaşadığın hayata uyumlanmanın bir sonucu. Ne var ki bu işlerin bazıları (belki de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>İşleri Keyifle Yapmanın Yolları</strong></h4>
<p>“Yaşam her geçen gün daha fazla sorumluluk yüklüyor omuzlarına” desem sanırım bana katılırsın. Üstelik cinsiyet, meslek ya da yaş değiştirmiyor bunu. Anne ve babanın senin yaşında yaptıklarından daha fazla şey yapmak zorundasın. Aslında bu durum garip değil sadece yaşadığın hayata uyumlanmanın bir sonucu.</p>
<p>Ne var ki bu işlerin bazıları (belki de çoğu) istemediğin, hoşlanmadığın şeyler. Bu sebeple ya yapmıyor ya da geç yapıyorsun veya yaparken can burnundan çıkıyor değil mi? Üzülme yalnız değilsin. Şu an bu satırları okuyan herkes aynı durumda.</p>
<p>Peki bu işleri daha keyifli yapmanın bir yolu var mı? Ben bu konuda katkısını her zaman gördüğüm 5 adımlı bir strateji uyguluyorum. Sana da faydalı olacağına eminim.</p>
<ol>
<li><strong>Bakış Açını Değiştir:</strong></li>
</ol>
<p>İlk önce bu işi yapmanın sana sağlayacağı faydayı düşün. İş bitince elde edeceğin şeye odaklan. Koşu bandındayken sağlıklı yaşam, dağınık bir ofiste mis gibi bir çalışma ortamı, yoğun trafikte ailene ya da ekmek kapına ulaşma sevinci, toplantıdan önce öğreneceğin şeylere olan ilgi. Hiçbir fayda göremiyorsan ve o işi yapmak zorundaysan, işi bitirmenin vereceği huzur ve haz. Bu bakış açısı harekete geçmek için seni motive edecek.</p>
<ol start="2">
<li><strong>İşi Kolay Parçalara Böl:</strong></li>
</ol>
<p>Çalıştığım insanlara hedeflerini soruyorum. YKS öğrencisinin hedefi X üniversitesi Y bölümünü kazanmak. Kariyerinin başındaki çalışanın hedefi 10 yıl sonra üst yönetici olmak. Yöneticinin hedefi ise sene sonunda A kadar üretmek, B kadar satış yapmak, C kadar kazanmak.</p>
<p>Ulaşmak istedikleri hedef genellikle uzun erimli ve büyük. Burada sorun yok. Bununla birlikte küçük parçalara bölünmeyen hedefler, tıpkı otomobillerin yan aynalarında cisimlerin daha uzakta gözükmesi gibi, ulaşılması çok zor ve uzak görünürler. Oysa hedefi kolay ve ulaşılabilir küçük hedeflere bölersen ileri yönlü hareketini sürekli muhafaza edebilir, böylece kendini hep yolda tutabilirsin. Bu yapacağın sabah sporu için de okuyacağın kitap, görüşeceğin insanlar veya temizlik yapacağın ofis için de geçerlidir. Adım adım, küçük küçük, ufak ufak ama sürekli.</p>
<ol start="3">
<li><strong>Tutumunu Değiştir ve Kendinle Konuş:</strong></li>
</ol>
<p>Duyguları olaylar değil olaylara yüklediğimiz anlamlar belirler. Belki de yapmak istemediğin o işe doğru anlamlar yüklememişsindir. Her zor durum bir gün bir an gelir ve biter. Olumsuz etkisi yok olur. Bunu tekrar etmek bile seni yolda tutar. Tutum değişikliği ile zor olan kolaylaşır, imkânsız görülen mümkün hale gelir.</p>
<p>“Bu da geçer Ya Hu” benim anlam dünyamda büyük pozitif etki yaratan çok güzel bir mantra, çok hoş bir mottodur. Belki de bir sonraki yazıda bu sözün hikayesini anlatmalıyım.</p>
<p>“Bu da geçecek”, “bu iş de bitecek”, “sonu güzel olacak”, “bunu da başaracağım”, “ben neleri başarmadım ki?”, “başkası yapmışsa ben de yapabilirim”, “sonunda ölüm yok ya” gibi sözlerle kendinizle konuşun. Hatta utanmayın bunları yüksek sözle söyleyin. Göreceksiniz işe karşı tutumunuz değişecek, enerji yüklendiğinizi hissedeceksiniz.</p>
<ol start="4">
<li><strong>İşi Yaparken Kendini Eğlendir:</strong></li>
</ol>
<p>Senin motivasyonunu yükselten şeyleri yakınında bulundur. Frank Sinatra’yı mı seviyorsun? Sevmediği işi yaparken onu dinle. Sevimsiz bir insanla konuşacaksan en sevdiğin kravatı tak, görüşme anında arada kravatına bak, kravatın sendeki güzel anılarını düşün. Mavi stilettolarınla kendini iyi mi hissediyorsun? O katılmak istemediğin toplantıda onları giy. Evi, temizlemekten nefret ediyor ama dans etmeyi seviyor musun? Dans ederek temizle. Sporu sevdiğin arkadaşınla yap. Yoğun trafikte en sevdiğin podcastleri dinle. İşin olumsuz etkisi hafifletecek sebepler ve yollar bul.</p>
<ol start="5">
<li><strong>Negatif İnsanları Hayatından Çıkar:</strong></li>
</ol>
<p>O işin neden yapılamayacağını sana bin bir farklı yöntemle anlatan, kendisinin de o işi sevmediğini ballandırarak söyleyen insanlarla daha az görüşmeye ne dersin? Demotive olmaya değil güdülenmeye ihtiyacın var. Kasvetli, melankolik insanlar seni kendileriyle birlikte dibe çekerler. Çıkar onları hayatından.</p>
<p>Sevgili Okuyucu;</p>
<p>Keşke sevmediğimiz ama yapmak zorunda olduğumuz işler hiç olmasa. Sen de biliyorsun ki böyle bir hayat hiç olmayacak. O halde bunu kabullenmeyi, bununla yaşamayı ve buradan nasıl en az zarar hatta fayda ile çıkacağına odaklanmaya ne dersin?</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2%2F&#038;title=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/03/04/sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2/" data-a2a-title="SEVMEDİĞİMİZ İŞLERİ YAPMANIN SIRRI"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/03/04/sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SEVMEDİĞİMİZ İŞLERİ YAPMANIN SIRRI</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/03/04/sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/03/04/sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2022 09:02:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[içsel motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16499</guid>

					<description><![CDATA[İşleri Keyifle Yapmanın Yolları “Yaşam her geçen gün daha fazla sorumluluk yüklüyor omuzlarına” desem sanırım bana katılırsın. Üstelik cinsiyet, meslek ya da yaş değiştirmiyor bunu. Anne ve babanın senin yaşında yaptıklarından daha fazla şey yapmak zorundasın. Aslında bu durum garip değil sadece yaşadığın hayata uyumlanmanın bir sonucu. Ne var ki bu işlerin bazıları (belki de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>İşleri Keyifle Yapmanın Yolları</h3>
<p>“Yaşam her geçen gün daha fazla sorumluluk yüklüyor omuzlarına” desem sanırım bana katılırsın. Üstelik cinsiyet, meslek ya da yaş değiştirmiyor bunu. Anne ve babanın senin yaşında yaptıklarından daha fazla şey yapmak zorundasın. Aslında bu durum garip değil sadece yaşadığın hayata uyumlanmanın bir sonucu.</p>
<p>Ne var ki bu işlerin bazıları (belki de çoğu) istemediğin, hoşlanmadığın şeyler. Bu sebeple ya yapmıyor ya da geç yapıyorsun veya yaparken can burnundan çıkıyor değil mi? Üzülme yalnız değilsin. Şu an bu satırları okuyan herkes aynı durumda.</p>
<p>Peki bu işleri daha keyifli yapmanın bir yolu var mı? Ben bu konuda katkısını her zaman gördüğüm 5 adımlı bir strateji uyguluyorum. Sana da faydalı olacağına eminim.</p>
<ol>
<li><strong> Bakış Açını Değiştir:</strong></li>
</ol>
<p>İlk önce bu işi yapmanın sana sağlayacağı faydayı düşün. İş bitince elde edeceğin şeye odaklan. Koşu bandındayken sağlıklı yaşam, dağınık bir ofiste mis gibi bir çalışma ortamı, yoğun trafikte ailene ya da ekmek kapına ulaşma sevinci, toplantıdan önce öğreneceğin şeylere olan ilgi. Hiçbir fayda göremiyorsan ve o işi yapmak zorundaysan, işi bitirmenin vereceği huzur ve haz. Bu bakış açısı harekete geçmek için seni motive edecek.</p>
<ol start="2">
<li><strong> İşi Kolay Parçalara Böl:</strong></li>
</ol>
<p>Çalıştığım insanlara hedeflerini soruyorum. YKS öğrencisinin hedefi X üniversitesi Y bölümünü kazanmak. Kariyerinin başındaki çalışanın hedefi 10 yıl sonra üst yönetici olmak. Yöneticinin hedefi ise sene sonunda A kadar üretmek, B kadar satış yapmak, C kadar kazanmak.</p>
<p>Ulaşmak istedikleri hedef genellikle uzun erimli ve büyük. Burada sorun yok. Bununla birlikte küçük parçalara bölünmeyen hedefler, tıpkı otomobillerin yan aynalarında cisimlerin daha uzakta gözükmesi gibi, ulaşılması çok zor ve uzak görünürler. Oysa hedefi kolay ve ulaşılabilir küçük hedeflere bölersen ileri yönlü hareketini sürekli muhafaza edebilir, böylece kendini hep yolda tutabilirsin. Bu yapacağın sabah sporu için de okuyacağın kitap, görüşeceğin insanlar veya temizlik yapacağın ofis için de geçerlidir. Adım adım, küçük küçük, ufak ufak ama sürekli.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Tutumunu Değiştir ve Kendinle Konuş:</strong></li>
</ol>
<p>Duyguları olaylar değil olaylara yüklediğimiz anlamlar belirler. Belki de yapmak istemediğin o işe doğru anlamlar yüklememişsindir. Her zor durum bir gün bir an gelir ve biter. Olumsuz etkisi yok olur. Bunu tekrar etmek bile seni yolda tutar. Tutum değişikliği ile zor olan kolaylaşır, imkânsız görülen mümkün hale gelir.</p>
<p>“Bu da geçer Ya Hu” benim anlam dünyamda büyük pozitif etki yaratan çok güzel bir mantra, çok hoş bir mottodur. Belki de bir sonraki yazıda bu sözün hikayesini anlatmalıyım.</p>
<p>“Bu da geçecek”, “bu iş de bitecek”, “sonu güzel olacak”, “bunu da başaracağım”, “ben neleri başarmadım ki?”, “başkası yapmışsa ben de yapabilirim”, “sonunda ölüm yok ya” gibi sözlerle kendinizle konuşun. Hatta utanmayın bunları yüksek sözle söyleyin. Göreceksiniz işe karşı tutumunuz değişecek, enerji yüklendiğinizi hissedeceksiniz.</p>
<ol start="4">
<li><strong> İşi Yaparken Kendini Eğlendir:</strong></li>
</ol>
<p>Senin motivasyonunu yükselten şeyleri yakınında bulundur. Frank Sinatra’yı mı seviyorsun? Sevmediği işi yaparken onu dinle. Sevimsiz bir insanla konuşacaksan en sevdiğin kravatı tak, görüşme anında arada kravatına bak, kravatın sendeki güzel anılarını düşün. Mavi stilettolarınla kendini iyi mi hissediyorsun? O katılmak istemediğin toplantıda onları giy. Evi, temizlemekten nefret ediyor ama dans etmeyi seviyor musun? Dans ederek temizle. Sporu sevdiğin arkadaşınla yap. Yoğun trafikte en sevdiğin podcastleri dinle. İşin olumsuz etkisi hafifletecek sebepler ve yollar bul.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Negatif İnsanları Hayatından Çıkar:</strong></li>
</ol>
<p>O işin neden yapılamayacağını sana bin bir farklı yöntemle anlatan, kendisinin de o işi sevmediğini ballandırarak söyleyen insanlarla daha az görüşmeye ne dersin? Demotive olmaya değil güdülenmeye ihtiyacın var. Kasvetli, melankolik insanlar seni kendileriyle birlikte dibe çekerler. Çıkar onları hayatından.</p>
<p>Sevgili Okuyucu;</p>
<p>Keşke sevmediğimiz ama yapmak zorunda olduğumuz işler hiç olmasa. Sen de biliyorsun ki böyle bir hayat hiç olmayacak. O halde bunu kabullenmeyi, bununla yaşamayı ve buradan nasıl en az zarar hatta fayda ile çıkacağına odaklan. Ne dersin?</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri%2F&amp;linkname=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F03%2F04%2Fsevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri%2F&#038;title=SEVMED%C4%B0%C4%9E%C4%B0M%C4%B0Z%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0%20YAPMANIN%20SIRRI" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/03/04/sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri/" data-a2a-title="SEVMEDİĞİMİZ İŞLERİ YAPMANIN SIRRI"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/03/04/sevmedigimiz-isleri-yapmanin-sirri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SIRADANLIĞA MAHKUM OLMAK</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/02/28/siradanliga-mahkum-olmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=siradanliga-mahkum-olmak</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/02/28/siradanliga-mahkum-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 07:19:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[kabul görmeme]]></category>
		<category><![CDATA[öz değer]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16494</guid>

					<description><![CDATA[Siz de Sıradanlaştırabildiklerimizden misiniz? Yazıya sıradan olmayan bir başlıkla girmek iyi hissettirdi 🙂 Sahi neden her şey sıradan? Çünkü sıradan insanlar sıradan şeyler yaparlar, sıradan hayat yaşarlar. O zaman herkes neden sıradan? Sevgili Okuyucu bunun birkaç sebebi var. Doğruyu başkası adına bulmak ve ısrarla bunu yapmasını istemek milli sporumuz. Bu daha küçüklükten bireyleri kuşatan bir kıskaç. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siz de Sıradanlaştırabildiklerimizden misiniz?</strong></p>
<p>Yazıya sıradan olmayan bir başlıkla girmek iyi hissettirdi <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Sahi neden her şey sıradan?</p>
<p>Çünkü sıradan insanlar sıradan şeyler yaparlar, sıradan hayat yaşarlar.</p>
<p>O zaman herkes neden sıradan?</p>
<p>Sevgili Okuyucu bunun birkaç sebebi var.</p>
<p>Doğruyu başkası adına bulmak ve ısrarla bunu yapmasını istemek milli sporumuz. Bu daha küçüklükten bireyleri kuşatan bir kıskaç. Babalar aynı kendisi gibi olan bir oğul, anneler aynı kendisi gibi davranan bir kız yetiştirme peşinde. Ebeveynlerin aklına başka bir seçenek gelmiyor zira kendisi de böyle yetiştirilmiş. Çevresindeki diğer anne babalar da çocuğuna böyle davranıyor.</p>
<p>Sıra dışı insanları ve davranışları sevmeyiz. O halde öyle bir yaşam dizayn etmeliyiz ki aykırılık çatlaklarını çok erkenden fark edip dolduralım!</p>
<p>Başta devlet, tüm organizasyonel yapılar için sıra dışı olmak adeta “uyumsuz” olmakla eşdeğer. Sorun şu ki uyumsuzlar da aykırıdır, sevilmezler. Öğretmen sıra dışı öğrenciyi sevmez. Yönetici çalışanları kendisine benzeyenlerden seçer. İnsanlar biraz sıradanlığın dışına çıksın hemen başkaları tarafından yargılanırlar. Bu sebeple “icat çıkarmamaya” çalışır.</p>
<p>Bir tanıdığım aldığım yeni arabayı görmüş ve şu yorumu yapmıştı: “Albay adamsın kırmızıdan başka renk mi bulmadın?” 2019’da Türkiye’de yapılan bir araştırma bu arkadaşımı destekliyor aslında. Trafiğe çıkan araçların %54’ü beyaz, %24’ü gri, %7’si siyah ve yalnız %6’sı kırmızı renkte. E canım sen de yani ne o öyle kırmızı falan git beyaz al di mi ama?</p>
<p>Düşünsenize Mark Zuckerberg yanınıza gelse ve “Ben Harvard’dan ayrılmak istiyorum, üniversiteyi bırakıyorum” deseydi cevabınız ne olurdu? Steve Jobs Reed’den, Bill Gates yine Harvard’dan, Steven Spielberg California State üniversitelerinden ayrılmak istediklerini size sorsaydı onlara ne söylediniz? İyi ki onların ebeveynleri bizim vereceğimiz cevabı vermemişler.</p>
<p>Bu soru toplumuzdaki anne babalara sorusa cevap bellidir değil mi? Çünkü üniversite okumak her gencin yapması “gereken” bir davranıştır, üniversite mezunu işsiz oranı %20 olsa bile. Ampul değiştiremeyen, dilekçe yazamayan hatta tek başına karar veremeyen lisans mezunlarıyla dolu çevremiz. Alın size bir sıradanlaşma örneği daha.</p>
<p>Sıradanlığın kutsandığı ortamdan beslenen bireylere düşen görev; küçük yaştan itibaren kendilerine biçilen rolü eksiksiz uygulamaktır. Çünkü beğenilme arzusu, beğenilmeme korkusu kuşatır insanları. Bir süre sonra farklı davranmaktan, konuşmaktan, olmaktan korkar hale gelir. Bu sebeple toplumumuzda “hayır diyememek” gibi bir sorun var ki hiç de küçümsenemeyecek sayıdaki insanı aşağı çeker.</p>
<p>Sıradanlaştıkça giyim hatta yaşam tarzı bile başkaları tarafından dizayn edilir. Artık kıyafetler, hobiler, mobilyalar gibi konuşma şekli hatta düşünceler bile bireye ait seçimler değildir. Adeta bir “Matrix” içinde yaşar ama farkına varmaz insanlar. Acı olan ölmek değil daha yaşarken içimizdeki o yaratıcı, becerikli ve eşsiz kısmın ölmesine izin vermektir.</p>
<p>Hayat boyu bir ev bir araba taksiti ödemek için çalışırsınız. Başka ülkeyi bırakın komşu şehri bile görmemişsinizdir. Fakat yaptığınız son derece normal gelir.</p>
<p>Kimi geç de olsa bazı şeyleri fark eder ve değişmek ister. Fakat genellikle iş işten geçmiştir. Sıra dışı olmak cesaret ister. Bu cesareti göstermek ve sıradanlıklarla bezenmiş konfor alanını terk etmek çoğu zaman mümkün olmaz artık.</p>
<p>Oysa ilerleme ve gelişim ancak sıra dışı insanlar sayesinde olmuştur. Uzak ve yakın tarih, bunun sayısız örnekleriyle dolu.</p>
<p>O halde önünüzde iki yol var. Uyumsuz olmamak adına başkalarının sizin için tasarladığı hayatı yaşamak ya da sizi mutlu edecek ve kendinizi ifade edebileceğiniz bir yaşamı özgür iradenizle kurmak.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F02%2F28%2Fsiradanliga-mahkum-olmak%2F&amp;linkname=SIRADANLI%C4%9EA%20MAHKUM%20OLMAK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F02%2F28%2Fsiradanliga-mahkum-olmak%2F&amp;linkname=SIRADANLI%C4%9EA%20MAHKUM%20OLMAK" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F02%2F28%2Fsiradanliga-mahkum-olmak%2F&amp;linkname=SIRADANLI%C4%9EA%20MAHKUM%20OLMAK" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F02%2F28%2Fsiradanliga-mahkum-olmak%2F&amp;linkname=SIRADANLI%C4%9EA%20MAHKUM%20OLMAK" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F02%2F28%2Fsiradanliga-mahkum-olmak%2F&amp;linkname=SIRADANLI%C4%9EA%20MAHKUM%20OLMAK" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F02%2F28%2Fsiradanliga-mahkum-olmak%2F&amp;linkname=SIRADANLI%C4%9EA%20MAHKUM%20OLMAK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F02%2F28%2Fsiradanliga-mahkum-olmak%2F&amp;linkname=SIRADANLI%C4%9EA%20MAHKUM%20OLMAK" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F02%2F28%2Fsiradanliga-mahkum-olmak%2F&#038;title=SIRADANLI%C4%9EA%20MAHKUM%20OLMAK" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/02/28/siradanliga-mahkum-olmak/" data-a2a-title="SIRADANLIĞA MAHKUM OLMAK"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/02/28/siradanliga-mahkum-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNANÇLARLA BAŞARI ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/01/27/inanclarla-basari-arasindaki-iliski/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=inanclarla-basari-arasindaki-iliski</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/01/27/inanclarla-basari-arasindaki-iliski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jan 2022 14:39:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[inançlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16472</guid>

					<description><![CDATA[Bırakın Olumsuz İnançlarınıza Sahip Çıkmayı Roger Banister adını duydunuz mu? Bir tıp doktoru, nörolog. Aynı zamanda tutku derecesinde koşmayı seven bir atlet. Amatör bir koşucu iken 1952 Helsinki olimpiyatları 1500 m yarışına İngiltere adına katılmaya hak kazanıyor. Yarışmada dördüncü oluyor ve madalya kazanamıyor. Büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak ülkesine dönüyor. Fakat yılmıyor, bu başarısızlık onu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Bırakın Olumsuz İnançlarınıza Sahip Çıkmayı</h3>
<p>Roger Banister adını duydunuz mu? Bir tıp doktoru, nörolog. Aynı zamanda tutku derecesinde koşmayı seven bir atlet.</p>
<p>Amatör bir koşucu iken 1952 Helsinki olimpiyatları 1500 m yarışına İngiltere adına katılmaya hak kazanıyor. Yarışmada dördüncü oluyor ve madalya kazanamıyor. Büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak ülkesine dönüyor.</p>
<p>Fakat yılmıyor, bu başarısızlık onu pozitif etkiliyor. Kendisine o dönem çok popüler olan 1 mil yani yaklaşık 1600 metre yarışında rekor kırmak gibi çok zor bir hedef koyuyor. O gün bu mesafede rekor 4:01,40 ile İsveçli atlet Gunter Hagg’a ait.</p>
<p>Hedef çok zor zira hiç kimse 1 mili 4 dk’nın altında koşamamış. Spor çevreleri bunun imkânsız olduğu konusunda hemfikir. Hatta insanın anatomik yapısının bunu başarmasını imkansızlaştırdığına ilişkin bir dizi uzman görüşü de var.</p>
<p>Ama Banister bunu umursamıyor. Oxford Üniversitesi Tıp Okulunda okurken her gün yalnız 45 dk ve kendi geliştirdiği antrenman programı ile hazırlık yapmaya başlıyor.</p>
<p>Bu azimli çalışma ona başarıyı getiriyor. 6 Mayıs 1954 ‘te Oxford’da büyük bir kalabalığın önünde 1 mil rekorunu 3:59,40 ile kırıyor.</p>
<p>Bannister&#8217;in aslında kırdığı sıradan bir yarışma rekoru değil, bir insanın 1 mili 4 dakikanın altında koşamayacağına dair geliştirilen zihinlerdeki katı-olumsuz inançtı.</p>
<p>Sonra çok ilginç bir şey daha oluyor. Yalnız 46 gün sonra İsveçli John Landy 3:58.00 ile yeni rekorun sahibi oluyor.</p>
<p>O günden bugüne yaklaşık 1400 atlet 1 mili 4 dakikanın altında koştu ve koşmaya da devam ediyor. Bugün bu rekor 3:43.13&#8242; ile Faslı Hişam El Geruc’a ait.</p>
<p>Ya Banister gibi biri çıkmasaydı?</p>
<h4><strong>İnanç nedir diye sorsam ne cevap verirdiniz?</strong></h4>
<p>İnanç kelimesi günlük yaşantıda genellikle dinle ilişkilendirilen bir kelime. Aklınıza ilk gelen de zannediyorum bu eksende bir cevap oldu. Yanlış değil. Oysa din dışında farkında olmadan şaşılacak kadar çok şey için inanç geliştiriyor ve körü körüne ona inanıyoruz.</p>
<p>İnanç, kişinin yaşantısını, eylemlerini, bugün ve yarınını kısaca bireyin bizzat kendisini şekillendiren kişi, olay, görüş ve öğretilere yüklediği anlama bağlanma biçimidir. Bilinçaltımızda doğruluğu peşinen kabul edilmiş hükümlerdir. Karşılaştığımız ve gelecekte de karşılaşacağımız tüm fırsatları artırma ya da yok etme kabiliyetidir.</p>
<p>Sahip olduğumuz andan itibaren hayatımızın direksiyonuna inançlar oturur. O nereye isterse oraya gideriz. Hayatımızı bilinçli yönetmek istiyorsak inançlarımız üzerinde çalışmalı, onları tanımalı, olumlu inançları güçlendirirken olumsuz inançları yaşantımızdan çıkarmalıyız.</p>
<p>Çok küçük yaşlardan itibaren şahit olduğumuz olayların bıraktığı izler, deneyimler, başarısızlıklar ve rol model söylemleri, çeşitli varsayımların oluşmasına sebep olurken çekirdek inançlara da kaynaklık eder. Kaynak ne denli güçlü ise varsayımlara bağlanma ve terk edememe hali de o kadar kuvvetli olur. Sorgulama yeteneği ise aynı ölçüde azalır.</p>
<p>Kaynağın doğruluğundan ziyade kişinin algıları ve yorumları öne çıkar. Korku, belirsizlik ve kaygıdan beslenen varsayımlar inanca dönüşür. İnançlara sıkı sıkıya sarıldığımız yetmiyormuş gibi çevremizi de doğru olduğuna ikna etmeye çalışırız.</p>
<h4><strong>İnançlar olumlu mudur yoksa olumsuz mu?</strong></h4>
<p>Kişinin geliştirdiği inançlar olumlu da olabilir olumsuz da. Olumlu inançlar, kişilerin engellerin üstesinden gelmesini ve hedeflerine ulaşmasını sağlar. Desteklenmesi gerekir.</p>
<ul>
<li>Başkası yapmışsa ben de yaparım.</li>
<li>Bilgim ve deneyimim ile üstesinden gelirim.</li>
<li>Daha önce ne engelleri aştım ben, bunu da aşarım.</li>
</ul>
<p>Olumsuz inançlar ise tam tersi etki gösterir. Bireyin önüne bariyerler koyar, harekete geçmesini engeller.</p>
<ul>
<li>Neyi başardım ki bugüne kadar? Yine elime gözüme bulaştıracağım.</li>
<li>……’dan yönetici olmaz.</li>
<li>Torpilin yoksa bu memlekette hiçbir şeysin.</li>
</ul>
<p>Korku, bilinmezlik ve başarısız olma kaygısından tetiklenen olumsuz inançlar bir süre sonra eylemsizliğe dönüşür. Harekete geçemeyen kişi çevresine yıkılmaz duvarlarla bir alan inşa etmeye başlar. İnançlar bir süre sonra kişinin işine de gelir. Zira harekete geçememesinin “geçerli” bir sebebi vardır artık. Başarısız olma korkusuyla, zora girmek, yüzleşmek yerine bu mazeretin arkasına saklanmayı tercih eder.</p>
<p>Buda: &#8220;Ne düşünürsek oyuz. Biz her ne isek düşüncelerimizden doğar, dünyamızı biz düşüncelerimizle yaparız” diyor yüzyıllar öncesinden. Celalettin Rumi ise “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün, gülistan olursun, diken düşünürsün dikenlik olursun” der.</p>
<p>Yazının başındaki Banister’in yaptığı gibi, olumsuz inançlara sahip çıkmayı bıraktığınız anda hayatınızda nelerin değişebileceğini bir an için düşünmek ister misiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F27%2Financlarla-basari-arasindaki-iliski%2F&amp;linkname=%C4%B0NAN%C3%87LARLA%20BA%C5%9EARI%20ARASINDAK%C4%B0%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F27%2Financlarla-basari-arasindaki-iliski%2F&amp;linkname=%C4%B0NAN%C3%87LARLA%20BA%C5%9EARI%20ARASINDAK%C4%B0%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F27%2Financlarla-basari-arasindaki-iliski%2F&amp;linkname=%C4%B0NAN%C3%87LARLA%20BA%C5%9EARI%20ARASINDAK%C4%B0%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F27%2Financlarla-basari-arasindaki-iliski%2F&amp;linkname=%C4%B0NAN%C3%87LARLA%20BA%C5%9EARI%20ARASINDAK%C4%B0%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F27%2Financlarla-basari-arasindaki-iliski%2F&amp;linkname=%C4%B0NAN%C3%87LARLA%20BA%C5%9EARI%20ARASINDAK%C4%B0%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F27%2Financlarla-basari-arasindaki-iliski%2F&amp;linkname=%C4%B0NAN%C3%87LARLA%20BA%C5%9EARI%20ARASINDAK%C4%B0%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F27%2Financlarla-basari-arasindaki-iliski%2F&amp;linkname=%C4%B0NAN%C3%87LARLA%20BA%C5%9EARI%20ARASINDAK%C4%B0%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F27%2Financlarla-basari-arasindaki-iliski%2F&#038;title=%C4%B0NAN%C3%87LARLA%20BA%C5%9EARI%20ARASINDAK%C4%B0%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/01/27/inanclarla-basari-arasindaki-iliski/" data-a2a-title="İNANÇLARLA BAŞARI ARASINDAKİ İLİŞKİ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/01/27/inanclarla-basari-arasindaki-iliski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜKENMİŞLİKLE BAŞA ÇIKILIR MI?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/01/25/tukenmislikle-basa-cikilir-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tukenmislikle-basa-cikilir-mi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/01/25/tukenmislikle-basa-cikilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2022 15:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16468</guid>

					<description><![CDATA[Tükenmişliğin Sizi Tüketmesine İzin Vermeyin Bilinen hikayedir ama verdiği dersler önemli, tekrar etmekte hiçbir sakınca görmüyorum. Avrupalı bir grup arkeolog yanlarında yerli rehberlerle birlikte Güney Amerika&#8217;da eski uygarlıkların tapınaklarını (kimi kaynak olayın Afrika ya da Avustralya’da geçtiğini söylüyor) keşfetmek üzere yola koyulur. Uzun bir süre boyunca, dinlenmeden ve çok hızlı alırlar. Bir ara yerliler kendi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Tükenmişliğin Sizi Tüketmesine İzin Vermeyin</h3>
<p>Bilinen hikayedir ama verdiği dersler önemli, tekrar etmekte hiçbir sakınca görmüyorum.</p>
<p>Avrupalı bir grup arkeolog yanlarında yerli rehberlerle birlikte Güney Amerika&#8217;da eski uygarlıkların tapınaklarını (kimi kaynak olayın Afrika ya da Avustralya’da geçtiğini söylüyor) keşfetmek üzere yola koyulur. Uzun bir süre boyunca, dinlenmeden ve çok hızlı alırlar. Bir ara yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturur ve hareketsiz beklemeye başlarlar. Arkeologlar ne olduğunu sorsalar da cevap alamazlar. Bir müddet oturan yerliler tekrar yola koyulmak üzere ayağa kalkarlar.</p>
<p>Bu olaya anlam veremeyen arkeologların lideri biraz da sinirli bir biçimde yaşlı rehbere sorar: &#8220;Neden yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? &#8220;Yaşlı rehberin cevabı ibret vericidir:</p>
<p>&#8220;Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden geride kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik.&#8221;</p>
<p>Sevgili Okuyucu; gerçekten ruh geride kalır mı? Hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Yaşantınız boyunca hiçbir şey yapmamayı en az bir kez yaşadığınızdan eminim. Tembellikten, keyif çatmak istemekten ya da fiziksel dinlenmeye ihtiyaç duyduğunuzdan değil. Zihinsel yorgunluktan yani tükenmişlikten.</p>
<p>Bu anlarda hiçbir şey yapmak istemezsiniz. Hatta hiçbir şey yapmamayı bile. Kariyer, sorumluluklar, hedefler, hayaller rafa kalkmıştır. En temel ihtiyaçların bile ihmal edildiği olur. Kimi başarısızlıktan kimi her şeyi başarmaktan, bazıları çok çalışmaktan bazıları ise yıpratıcı bir olaydan sonra yaşar bu hissi. Hepsinde ortak nokta iş yaşantısı, çalışma ortamında meydana gelmesidir.</p>
<p>Tükenmişliği nasıl anlamalıyız? Bedensel yorgunluk, duygusal daralma, sürekli negatif düşünme-karamsarlık, basit işleri bile bitirmekte zorlanma, işten ya da ortamdan soğuma, unutkanlık-dalgınlık, değersiz hissetme, yakınlarla tartışma, uyku sorunları ve tuvalet bozuklukları ile baş-sırt ağrısı gibi fiziksel belirtiler tükenmişliğin kanıtlarıdır.</p>
<p>Özellikle hız ve rekabetin en alt seviye çalışma hayatında dahi kendini hissettirdiği bu zamanlarda tükenmişlik hissini yaşamak çok garip değil. İş-yaşam dengesinin oluşturulamadığı zamanlar yoğunlukla bu durumla karşılaşırız. Kişi genellikle sahip olduğu yetkinliklerle bu durumu aşabilir. Bu yazının amacı da bu konu da yardım etmek. Patolojiye dönüşen durumlarda elbette bir psikolog ya da psikiyatrist yardımı almak gerekir.</p>
<p>İş-yaşam dengesi, iş ve özel hayatın uyumunu ifade eder. Bu uyum hem bireyin hem de ailesinin ve yakın çevresinin yaşam kalitesini artırır. İş dünyasındaki yoğun rekabet çoğu zaman bu dengeyi kurmaya izin vermiyor maalesef. Özellikle bilgisayar ve akıllı telefonların iş yaşamına girmesiyle, patron, üst yönetim ve müşteriler tatil-bayram demeden her an ulaşılabilmeyi bekliyor. Denge bu noktada bozulmaya başlıyor. Görmezden gelinen bir nokta var ki, yoğun tempoda çalışıp sağlığına dikkat etmeyen ve iş-yaşam dengesini kuramayan herkes tükenme riski ile karşı karşıya kalıyor.</p>
<p>İşi yaparken aldığı haz, o işten kazandığı parayı harcarken aldığı hazdan azsa, kişinin iş yaşam dengesi bozulmaya başlamıştır. Bunu bir de çok çalışmak ve yaptığı işe yüklediği anlamı eklediğinizde tükenme kapısı aralanmıştır artık.</p>
<p>Gittikçe vahşileşen rekabet ortamında uzun çalışma saatlerinin işin doğal bir parçası durumuna gelmesi kişinin yaşam doyumunu olumsuz etkiler. Buna müsaade etmemelisiniz. Neler yapılabilir?</p>
<p><strong>Doğru ve verimli çalışın.</strong> Omuzlarınızda birçok sorumluluk olabilir. Pek çok işi yapmak durumunda kalabilirsiniz.  Ama sizden yalnız 1 tane var gün sadece 24 saat. O halde verimli çalışmanız gerekir. Verimli çalışma teknikleri konusunda yetkinliklerinizi artırın. Eisenhower, Pomodoro, Pareto, Parkinson vb teknikleri bunun için bir başlangıç olabilir.</p>
<p><strong>Sosyalleşin.</strong> İşten sonra aile, arkadaşlar ve hobilerle geçirilen zaman kişisel doyumu arttıran ve kişiyi rahatlatan anlardır. Bu fırsatı kaçırmayın. Çıkın, dolaşın, kahkaha atın, dertleşin, dert dinleyin.</p>
<p><strong>Tutumunuzu değiştirin.</strong> Yaşam doyumu önemli ölçüde kişinin tutumu ile yakından ilgili. Kendilerinden ve hayatlarından memnun olan insanların, daha az hastalandıkları ve verimli oldukları görülmüş. Negatif bakarsan negatifi görürsün. Aksi de mümkün. Seçim sizin.</p>
<p><strong>Dinlenin.</strong> Çalışmak, üretmek, yarar sağlamak çok güzel. Bununla birlikte uzmanlar yılda en az iki hafta iki ayrı tatil yapmak gerektiğini söylüyor. Ayrıca eski uygarlıklardan beri uygulanan, haftanın en az bir günü işten tamamen el çekmek de önemli. Bu tatiller zihnin ve bedenin kendisini yenilemesi, sevilen etkinlikler ve kişinin ailesiyle vakit geçirmesi açısından büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Yavaşlayın.</strong> Bir mucize olsa ve kendi cenaze töreninize katılma imkânınız olsaydı, hakkınızda nasıl konuşulmasını isterdiniz? Her şey iş, her şey başarı ve her şey kariyer değil. Bu hayatta neden varsınız? Salt başarılı olmak için mi? Yoksa başardıklarınızla insanlara değer katmak için mi? Bunun üzerinde düşünün biraz. Rafine düşünmek ancak rahat bir zihinle olur. Nefes egzersizleri, meditasyon, dua düşünmenize ve yavaşlamanıza yardım eder.</p>
<p><strong>Şükredin.</strong> Yavaşlamak ve düşünmek yetmez, şükredin. Sahip olamadıklarınıza sahip olmak için çabalarken sahip olduklarınızın keyfini sürmeyi ertelemeyin. Yaşadığınız olumsuzluklara sıkı sıkıya sarılmak yerine yaşamadıklarınızdan dolayı minnet duysanız, zihninizin daha berrak, hayatınızın da huzurlu olduğunu göreceksiniz. Ailenizden bir kayıp, önemli bir hastalık tüm kariyer hedef ve çabalarınızın önemini bir anda ortadan kaldırmaz mıydı? O günü beklemeyin.</p>
<p><strong>Belki de artık iş değiştirmelisiniz.</strong> Özellikle büyük şehirlerde işe giderken yolda harcanan zaman, yönetici-patron baskısı, çalışma arkadaşlarının uyguladığı negatif tutumlar, kendini ifade edememe ve fayda sağlayamama da tükenmişlik duygusunu körükleyen etkenler. Belki de iş değiştirmenin zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?</p>
<p>Bir vücut geliştirme sporcusu düşünün. Başarılı olabilmek ve devam ettirebilmek için yaşantısının her anında dengelidir. Dengeli yaşar, dengeli uyur, dengeli spor yapar. Bir ya da birkaç kas grubunu değil tamamını çalıştırır. Belli bir dönem beslenmesine ağırlık verir belli bir dönem diyete girer. Sakatlanırsa iyileşmek için dinlenir, spor yapmaz. Çünkü böyle yapmazsa gelişemeyeceğini gelişse bile sürdüremeyeceğini bilir. Aslında bu denge tüm yaşam için geçerlidir.</p>
<p>Dengeye oturmuş bir hayat akıl, ruh ve beden sağlığını geliştirir. İç huzuru arttırır. Değerli hissettirir.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F25%2Ftukenmislikle-basa-cikilir-mi%2F&amp;linkname=T%C3%9CKENM%C4%B0%C5%9EL%C4%B0KLE%20BA%C5%9EA%20%C3%87IKILIR%20MI%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F25%2Ftukenmislikle-basa-cikilir-mi%2F&amp;linkname=T%C3%9CKENM%C4%B0%C5%9EL%C4%B0KLE%20BA%C5%9EA%20%C3%87IKILIR%20MI%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F25%2Ftukenmislikle-basa-cikilir-mi%2F&amp;linkname=T%C3%9CKENM%C4%B0%C5%9EL%C4%B0KLE%20BA%C5%9EA%20%C3%87IKILIR%20MI%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F25%2Ftukenmislikle-basa-cikilir-mi%2F&amp;linkname=T%C3%9CKENM%C4%B0%C5%9EL%C4%B0KLE%20BA%C5%9EA%20%C3%87IKILIR%20MI%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F25%2Ftukenmislikle-basa-cikilir-mi%2F&amp;linkname=T%C3%9CKENM%C4%B0%C5%9EL%C4%B0KLE%20BA%C5%9EA%20%C3%87IKILIR%20MI%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F25%2Ftukenmislikle-basa-cikilir-mi%2F&amp;linkname=T%C3%9CKENM%C4%B0%C5%9EL%C4%B0KLE%20BA%C5%9EA%20%C3%87IKILIR%20MI%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F25%2Ftukenmislikle-basa-cikilir-mi%2F&amp;linkname=T%C3%9CKENM%C4%B0%C5%9EL%C4%B0KLE%20BA%C5%9EA%20%C3%87IKILIR%20MI%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F25%2Ftukenmislikle-basa-cikilir-mi%2F&#038;title=T%C3%9CKENM%C4%B0%C5%9EL%C4%B0KLE%20BA%C5%9EA%20%C3%87IKILIR%20MI%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/01/25/tukenmislikle-basa-cikilir-mi/" data-a2a-title="TÜKENMİŞLİKLE BAŞA ÇIKILIR MI?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/01/25/tukenmislikle-basa-cikilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapıcı Eleştiri</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2022/01/16/yapici-elestiri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yapici-elestiri</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2022/01/16/yapici-elestiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Jan 2022 18:48:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16464</guid>

					<description><![CDATA[Ya Güzel Konuş Ya da Sus Eleştiri olumsuz anlam yüklediğimiz kelimelerden biri. Asıl manası neredeyse kaybolmuş durumda. Gerçekte eleştiri bir insan, bir eser ya da bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla incelemek ve geri bildirim vermektir. Oysa coğrafyamızda insanı ya da eseri alaşağı etmek amacıyla yapılır. Hem doğru hem de hatalı taraflar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ya Güzel Konuş Ya da Sus</strong></p>
<p>Eleştiri olumsuz anlam yüklediğimiz kelimelerden biri. Asıl manası neredeyse kaybolmuş durumda. Gerçekte eleştiri bir insan, bir eser ya da bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla incelemek ve geri bildirim vermektir. Oysa coğrafyamızda insanı ya da eseri alaşağı etmek amacıyla yapılır. Hem doğru hem de hatalı taraflar eleştirinin konusu olabilir. Bu yönüyle eleştiri yapıcı yapıldığı zaman gerçekten anlam ifade ediyor, faydalı oluyor.</p>
<p>İnsan doğası gereği tamamıyla hatasız ve masum değil, hata yapmaya müsait. Kişi ya da grupların farklı görüşlerde olmaları da son derece doğal.İnsan düşünen bir varlık ise farklılıklar insan sayısı kadar fazla olabilir. Birbirlerine zarar vermedikleri ve yasalar içinde hareket ettikleri sürece sorun yok. Bu farklılığın kişilere, topluma ve ülkeye zararı da yok. Aksine her farklı görüş aslında bir çeşit turnusoldür ve kişilere kendi fikrini kontrol etme imkânı verir. Farklı görüşler olsa olsa bir zenginliktir.</p>
<p><strong>O Zaman Yıkıcı Eleştiri Ne?</strong></p>
<p>Üzümü yemek yerine bağcıyı dövmek. İşi, fikri ya da kişiyi yükseltmek yerine batırmak, geliştirmek yerine yok etmek için yapılan eleştiri. Zararlı ve üstelik düşmanlık sebebi. Örneği inceleyelim:</p>
<p>A: 4 aydır diyetteyim, 2 kilo verdim.</p>
<p>B: Nee? Vere vere 2 kilo mu verdin? Ye daha iyi anacım?</p>
<p><strong>Ya Yapıcı Eleştiri?</strong></p>
<p>İşe, fikre ya da kişiye “daha iyi nasıl olabilirdi?” sorusunun samimi bir şekilde cevaplandırılması için verilen geri bildirimdir. Üzümü bağcıyla beraber yemektir.</p>
<p>A: 4 aydır diyetteyim, 2 kilo verdim.</p>
<p>B: Nee, kutlarım seni. Kendini harika hissediyor olmalısın. Diyetini benimle konuşmak ister misin?</p>
<p><strong>Yapıcı Eleştiri Nasıl Yapılır?</strong></p>
<p>Öncelikle bir daha hatırlatayım. Eleştiri kelimesi olumsuz bir kelime değil nötr bir kelimedir. O halde eleştiri nasıl yapılmalıdır?</p>
<ol>
<li>Daha iyi olması için eleştirin: Amacınız aşağı çekmek değil geliştirmek olmalıdır.</li>
<li>Acele etmeyin, anladığınızdan emin olun. Bilmediğiniz bir konuda sessiz kalın. Bildiğiniz konu da ise faydalı olmaya odaklanın.</li>
<li>Mantıklı önerilerde bulunun. Uçuk-kaçık, imkânsız şeyleri istemek yerine yapılabilir, ulaşılabilir tavsiyeler verin. En kıymetli eleştiri muhatabın göremediğini gösteren eleştiridir.</li>
<li>Gaz vermeyin. Hem olumlu, gerekiyorsa hem de olumsuz eleştirin. Genellikle bir şey ne tamamen mükemmel ne de tamamen berbattır. İyi ve kötü tarafları vardır. Eğer yapacağınız eleştiri bütünüyle olumsuz ise üslubu çok iyi seçmeli ve kişiliğe yöneltmemelisiniz.</li>
<li>Dostça yapın, düşmanca değil. Eleştirebiliyor olmak üstünlük taslama, karşınızdakini küçümseme hakkını size vermez. Bununla birlikte eleştirme eylemi, doğası gereği eleştiren ve dinleyen tarafı ve kendi içinde küçük dozlarda da olsa hiyerarşi oluşturur. Bu sebeple mutlaka dostça yapılmalıdır.</li>
<li>Açık ve anlaşılır konuşun. Muhatabın ya da insanların bilgilenmeye ihtiyacı var içi boş, mesaj içermeyen, etliye sütlüye dokunmayan edebi laflara değil.</li>
</ol>
<p>Neticeten Sevgili Okuyucu, ya muhatabınızı geliştirmek için güzel konuşun ya da susun.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F16%2Fyapici-elestiri%2F&amp;linkname=Yap%C4%B1c%C4%B1%20Ele%C5%9Ftiri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F16%2Fyapici-elestiri%2F&amp;linkname=Yap%C4%B1c%C4%B1%20Ele%C5%9Ftiri" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F16%2Fyapici-elestiri%2F&amp;linkname=Yap%C4%B1c%C4%B1%20Ele%C5%9Ftiri" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F16%2Fyapici-elestiri%2F&amp;linkname=Yap%C4%B1c%C4%B1%20Ele%C5%9Ftiri" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F16%2Fyapici-elestiri%2F&amp;linkname=Yap%C4%B1c%C4%B1%20Ele%C5%9Ftiri" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F16%2Fyapici-elestiri%2F&amp;linkname=Yap%C4%B1c%C4%B1%20Ele%C5%9Ftiri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F16%2Fyapici-elestiri%2F&amp;linkname=Yap%C4%B1c%C4%B1%20Ele%C5%9Ftiri" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2022%2F01%2F16%2Fyapici-elestiri%2F&#038;title=Yap%C4%B1c%C4%B1%20Ele%C5%9Ftiri" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2022/01/16/yapici-elestiri/" data-a2a-title="Yapıcı Eleştiri"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2022/01/16/yapici-elestiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liderlik ve Transaksiyonel Analiz</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/11/05/liderlik-ve-transaksiyonel-analiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=liderlik-ve-transaksiyonel-analiz</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/11/05/liderlik-ve-transaksiyonel-analiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2021 08:33:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[transaksiyonel analiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16449</guid>

					<description><![CDATA[Etkili liderlik, yöneticinin kendini tanıması ve yönetmesiyle başlar. Lider, öncelikle kendi potansiyelini geliştirmek, kendi kendisine koçluk yapmak, benliğinin lideri olmak zorundadır. Bireyler, kendini tanıyabilmek için çeşitli referanslar kullanır. Bilim insanlarının revize ederek yöneticilerin kullanımına sunduğu psikolojik yaklaşımlardan biri de transaksiyonel analizdir. İlk kez psikanalist Dr.Eric Berne tarafından dile getirilen transaksiyonel analiz yalnız klinik psikoloji ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Etkili liderlik, yöneticinin kendini tanıması ve yönetmesiyle başlar. Lider, öncelikle kendi potansiyelini geliştirmek, kendi kendisine koçluk yapmak, benliğinin lideri olmak zorundadır. Bireyler, kendini tanıyabilmek için çeşitli referanslar kullanır. Bilim insanlarının revize ederek yöneticilerin kullanımına sunduğu psikolojik yaklaşımlardan biri de transaksiyonel analizdir.</p>
<p>İlk kez psikanalist Dr.Eric Berne tarafından dile getirilen transaksiyonel analiz yalnız klinik psikoloji ile sınırlı kalmamış eğitim, koçluk, mentorluk ve organizasyonlarda uygulama alanı bulmuştur.</p>
<p>Kişiliğin anlaşılmasında benlik durumları, transaksiyonel analizin en temel kavramıdır. Transaksiyonel analizde  üç tip benlik durumundan söz edilir. Herhangi bir davranış ortaya koyarken bu üç benlik durumundan birini ağırlıklı olarak kullanırız.</p>
<h3><strong>1. Ebeveyn Benlik Durumu</strong></h3>
<p>Başta anne-babamız olmak olmak üzere çocukluğumuzda bizi etkilemiş olan otorite figürlerinin tutum ve davranışlarının bizdeki modellenmiş halidir. Davranışlarımızı prensipler, kurallar, değerler, kalıplar şekillendirir. Sözlü mesajın içeriğine göre güçlü, otoriter bir ses tonu, sert jest ve mimiklerle ya da sıcak kanlı, rahat ettiren bir ses tonu, gülümseyen bir yüz ifadesi ya da güven veren jestlerle de kendini gösterebilir. Ebeveyn benlikte beden dilini çatık kaşlar, havada sallanan işaret parmağı ve beldeki ellerle karakterize edebiliriz.  Baze çok müşfik bakışlar eşlik eder bu benliğe. Emir verme, yargılama, suçlama, koruma, yardım etme davranışlarıyla kolayca fark edilirler.</p>
<ul>
<li>“Rapor yarın sabah masamda olsun!”</li>
<li>“Ne zaman istersen gelebilirsin.”</li>
<li>“Saçmalamayın, canımı sıkmayın!”</li>
</ul>
<h3><strong>2. Yetişkin Benlik Durumu</strong></h3>
<p>Yetişkin benlik doğrulanmış verilerin peşindedir. Çünkü en doğru zamanda en doğru kararı en doğru şekilde vermek ister. Adeta bunun için yaşar. Problemleri çözer, durumları değerlendirir ve belirli bir durum için en iyi çözüme ulaşmaya çalışır. Bilgi alışverişi, somutluk, net kararlar ve net tercihlerden beslenir. Yetişkin benlik merak ve sorgulamayla kendini belli eder. Ne? Nerede? Kim? Kaç? Nasıl? gibi sorular hep gündemlerindedir. Sözel olarak kendini ifade ederken aşırı duygu barındırmayan bir ses tonu kullanır. Ne kendinden ne de karşısındaki kişiden yola çıkar, amacı sorunu çözmektir. Hareketler ve yüz ifadesi rahatlık içerir. Duygudan uzak olduğu için çok fazla iniş çıkış gözlenmez. Tarafsızlık, etkileşim içinde olma, bilgi arayışı, karar verme gibi davranışlarda kendini ortaya koyar.</p>
<ul>
<li>“Raporu ne zaman tamamlkyabilirsin?”</li>
<li>“Saha raporları bu ay satışımızın %20 düştüğünü gösteriyor.”</li>
<li>“Ben sizinle aynı/farklı fikirdeyim.”</li>
</ul>
<h3><strong>3. Çocuk Benlik Durumu</strong></h3>
<p>Bir çocukken istediğimiz yaptırmak için başvurduğumuz davranışları içerir.  İhtiyaç, duygular ve korkulardan güç alır. Genellikle beden diline, aşırı coşku ya da somurtma, küsme, öfkelenme, ağlama yansır. Özgürce duygunun ortaya konduğu durumlarda ses tonu, yüz ifadesi ve jestler duygunun içeriğine göre değişim gösterir. Otoriteye boyun eğme söz konusu olduğunda, alçak ses tonu, baş önde, omuzlar düşükken, otoriteye başkaldırma durumunda öfke, yüksek ses tonu ve dikleşmiş bir vücut öne çıkar.</p>
<ul>
<li>“Yuppiii hedefe ulaştık”</li>
<li>“Sen nasıl istersen”</li>
<li>“Ben kendim yaparım, hiçbirinizin yardımına ihtiyacım yok. Zamanında yapsaydınız”</li>
</ul>
<h3><strong>Tüm Benlik Durumları Hem Olumlu Hem de Olumsuz Özellikler Barındırır</strong></h3>
<p>Ebeveyn benlik durumunda yol gösteren-kural koyan ebeveyn ve yardım eden-koruyan ebeveyn olmak üzere iki tip ebeveyn söz konusudur. Kural koyan, ebeveyn benlik durumunun kuralları belirleyen ve uyulmasını sağlayan, kendini ve diğerlerini eleştiren, cezalandıran, tehdit eden yönüdür. Bu yön rehberlik, süreçleri belirlemek, değerlendirme ve denetim yapmak durumunda son derece yararlıdır. Fakat suçlayıcı boyuta ulaştığında, yaşamı kolaylaştırmaktan çok sınırlayan hale gelir. Yönetici sınırları çizerken ve sınırları aşanı uyarırken ebeveynin kural koyan yönünü kullanır. Bunu yaparken karşı tarafın çocuk benliğini yaralar, karşı tarafın duygularını görmezden gelirse yol göstericilikten suçlayıcılığa geçmiş olur.</p>
<p>Koruyan taraf, ebeveyn benlik durumunun diğerlerinin çocuk benlik durumuna hitap ederek, güven veren, destekleyen, yardım eden ve koruyan yönüdür. Sevgi, ilgi ve yardım götürdüğünde yararlı, aşırı korumaya dönüşüp diğerlerinin gelişimini olumsuz etkilediğinde zararlıdır. Koruyan ebeveyn, yöneticinin yardım etmesini sağlar. Eğer bu yardım karşı tarafın ihtiyacını karşılamıyor, boğucu ve kısıtlayıcı oluyorsa yardım eden ebeveyn aşırı koruyucu hale gelmiş demektir.</p>
<p>Doğduğumuzda hepimiz bir özgür çocuk benliği ile dünyaya merhaba deriz. Özgür çocuk, istediğini istediği anda, istediği yerde, çevreye ilişkin kaygısı olmaksızın yapar. Bu benlik durumu ilerleyen yaşlarda dozunda kullanıldığında bireye hoş bir doğallık verebildiği gibi saygısızlığa kadar da uzanabilir. Birey, küçük yaşlardan itibaren çevresinin isteklerine uymak zorunda olduğunu öğrenir. Bu yolla onay elde eder veya daha az dikkat çeker. Boyun eğen çocuk adı verilen bu benlik durumunda gerçeğe dayanan veya dayanmayan pek çok talimata sorgulamaksızın uyulur. Fakat bazen çocuk kendinden beklenilenin tam zıddını yapar. Gerçekten istemese bile yapart, böylelikle dikkat çeker ve varlığını hissettirir. Asi çocuk adı verilen bu yön bazen özgür çocukla karıştırılır. Ancak özgür çocuk istediğini yapar, asi çocuk karşısındakinin istediğinin tam aksini yapar.</p>
<p>Çocuk benlik, yetişkin benlik ile iş birliği içinde olduğunda, boyun eğme ve asilik olumlu yönde kullanılabilir. Örneğin sosyal yaşamdaki bazı zorunlulukları yerine getirmek için kendi isteklerinden vazgeçmek ya da karşısındakinin kendini sorgulaması için başkaldırma, kendi isteklerinden vazgeçmemek için ısrar etmek gibi. İşte bu uyumlu çocuk benliğimizdir. Hayır diyemeyip zamanını iyi kullanamayan, memnuniyetsizliklerini dile getiremeyen yönetici boyun eğen çocuk etkisindedir. Asi çocuk etkisinde sürekli şikayet eden, her şeyi kendi üzerine alıp öfkelenen yönetici karşımıza çıkar. Uyumlu çocuk, yöneticinin ortama uygun ihtiyaçlar geliştirip sınırlarını dikkate almasını sağladığı gibi tamamen kendi isteklerinden vazgeçmesini de engeller. Özgür çocuk diğerlerinin sınırlarını aşmamak koşuluyla yöneticinin karizmasında önemli bir etkendir.</p>
<p>Yetişkin benlik durumu anahtar sorular sormamızı sağlayan diğer insanlarla ilişki ve iletişimimizi regüle eden benliğimizdir. Bu nedenle diğer iki benlik durumunun ufkunu genişletirken aynı zamanda dengeler. Yetişkin benlik diğer iki benliği dikkate almadan hareket ederse çok sıkıcı olabilir. Sanki bir robot gibi hatta bulaşık makinası gibi renksiz-duygusuz bir kişilik görüntüsü verir.</p>
<p>Yetişkin benlik durumu yeterince gelişmediğinde ya problemleri göremeyiz ya da ciddiyetini fark edemeyiz. Bu durumda kendimizi ve çevremizi sorgulamaksızın sorunların artmasına seyirci kalırız. Bazen de problemleri ve nedenleri fark etsek bile problemlerin çözülebilirliğini veya çözme kapasitemizi görmezden gelerek kısır döngü içine gireriz.</p>
<h3><strong>Örnek Benlik Çatışmaları</strong></h3>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>Benlik İlişkileri (Y-Y)</strong></h4>
<p><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone  wp-image-16450" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.10.42.png" alt="" width="886" height="322" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.10.42.png 1813w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.10.42-300x109.png 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.10.42-1024x373.png 1024w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.10.42-768x280.png 768w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.10.42-1536x559.png 1536w" sizes="(max-width: 886px) 100vw, 886px" /></p>
<p>Yönetici bilgi istiyor, çalışan bilgi veriyor, yetişkin yetişkine bir iletişim. İletiler paralel ve birbirini bütünleyici.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>Benlik İlişkileri (E-Y)</strong></h4>
<p><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone size-full wp-image-16451" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.14.30.png" alt="" width="1810" height="702" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.14.30.png 1810w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.14.30-300x116.png 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.14.30-1024x397.png 1024w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.14.30-768x298.png 768w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.14.30-1536x596.png 1536w" sizes="(max-width: 1810px) 100vw, 1810px" />Çalışan yetişkin tarafından mesaj gönderiyor. Müdür suçlayıcı ebeveyn tarafından cevap veriyor. Burada bir iletişim çatışması var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>Benlik İlişkileri (E-Ç)</strong></h4>
<p><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone size-full wp-image-16452" src="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.16.35.png" alt="" width="1837" height="667" srcset="https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.16.35.png 1837w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.16.35-300x109.png 300w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.16.35-1024x372.png 1024w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.16.35-768x279.png 768w, https://fatihpocan.com/wp-content/uploads/2021/11/Ekran-Resmi-2021-11-05-11.16.35-1536x558.png 1536w" sizes="(max-width: 1837px) 100vw, 1837px" />Çalışan uslu-boyun eğen çocuk yanından sesleniyor. Müdür ise suçlayan ebeveyn tarafından cevap veriyor. İletiler çakışmıyor, ortada bir çatışma yok gibi görünüyor. Yöneticisi böyle baskın ebeveyn karakterde olan hangi çalışan konuşabilir ki zaten? Ama yüzey kazındığında aşağılarda derin sorunlar olduğu da bir gerçek.</p>
<h3><strong>Transaksiyonel Analiz Lider İçin Neden Önemli?</strong></h3>
<p>İletişim ve sonucunda etkileşim, en nihayetinde iki bireyin benlik durumları arasındaki duygu-mesaj alışverişidir. Etkileşim sürecini başlatan, bilinçli ya da bilinçsiz olarak bir benlik durumu kullanır ve karşısındakinin de bir benlik durumunu hedefler. Cevap, iletişimi başlatanın hedeflediği benlik durumundan hareket edip başlangıç noktasına geri dönerse, burada paralel ya da tamamlayıcı etkileşim söz edilir. Paralel etkileşimde konuşma kendiliğinden bırakılana kadar sürer. Bu durumjda karşımıza şu alternatif iletişim kalıpları çıkar:</p>
<ul>
<li>İki ebeveyn benlik arasında ise değerlerin paylaşımı görülür.</li>
<li>İki yetişkin benlik arasında ise bir bilgi alışverişi yapılır.</li>
<li>İki çocuk benlik arasında ise eğlenceli bir sohbet veya duyguların paylaşımı gözlenir.</li>
<li>Bir ebeveyn ve bir çocuk benlik arasında ise yardım talebi üzerine gelen öğütler veya emir ve itaat şeklinde yapıcı bir iletişim olabilir.</li>
</ul>
<p>Yukarıdaki iletişim kalıpları hedeflenen iletişim modelleridir. Ancak bazı durumlarda bu sürüp giden konuşmalar çatışma şeklinde de olabilir. Cevap verirken birey hedeflenen benlik durumunu izlemezse çapraz bir etkileşim ortaya çıkar ki bu durumda paralellik kesildiği için konuşmanın sonuçlanmasına yol açar. Çapraz etkileşim cbazen çatışma durumunda yarar sağlar, Örneğin bir başkasının sürekli ebeveyn benliğine maruz kalmak istemediğimizde iletişimi yetişkin-yetişkin düzeyine çekerek sürüp gitmesi muhtemel sıkıntılı etkileşimden çıkabiliriz. Örnek olarak bize yapılan eleştirileri “dikkatle bunlar üzerinde düşüneceğim” cevabı hem çatışmayı önler hem de sıkıntılı iletişimi keser.</p>
<h3><strong>Lider İletişim Kurmadan Önce Şu Soruları Kendine Sormalıdır</strong></h3>
<p>Açık, sağlıklı ve etkin iletişim, liderlerin başarısında vazgeçilmez bir etkendir. Bir liderin iletişim kurarken kontrol etmesi gereken alanlar vardır:</p>
<ul>
<li>Ben genelde hangi benlik durumunda iletişimi başlatıyor ya da karşılıyorum?</li>
<li>Karşımdaki hangi benlik durumundan bana mesaj gönderiyor ya da karşılıyor?</li>
<li>Hangi benlik durumundan yola çıkarsam karşımdakini olumlu etkilerim?</li>
</ul>
<p>Son olarak Sevgili Okuyucu; buradaki önermelerin hepsinin yalnız liderler ve iş dünyası ile sınırlı olmadığını, elbette sosyal ilişkilerimizde, romantik ya da akademik ilişkilerimizde de geçerli olduğunu vurgulayarak yazıyı sonlandıralım.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F11%2F05%2Fliderlik-ve-transaksiyonel-analiz%2F&amp;linkname=Liderlik%20ve%20Transaksiyonel%20Analiz" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F11%2F05%2Fliderlik-ve-transaksiyonel-analiz%2F&amp;linkname=Liderlik%20ve%20Transaksiyonel%20Analiz" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F11%2F05%2Fliderlik-ve-transaksiyonel-analiz%2F&amp;linkname=Liderlik%20ve%20Transaksiyonel%20Analiz" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F11%2F05%2Fliderlik-ve-transaksiyonel-analiz%2F&amp;linkname=Liderlik%20ve%20Transaksiyonel%20Analiz" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F11%2F05%2Fliderlik-ve-transaksiyonel-analiz%2F&amp;linkname=Liderlik%20ve%20Transaksiyonel%20Analiz" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F11%2F05%2Fliderlik-ve-transaksiyonel-analiz%2F&amp;linkname=Liderlik%20ve%20Transaksiyonel%20Analiz" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F11%2F05%2Fliderlik-ve-transaksiyonel-analiz%2F&amp;linkname=Liderlik%20ve%20Transaksiyonel%20Analiz" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F11%2F05%2Fliderlik-ve-transaksiyonel-analiz%2F&#038;title=Liderlik%20ve%20Transaksiyonel%20Analiz" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/11/05/liderlik-ve-transaksiyonel-analiz/" data-a2a-title="Liderlik ve Transaksiyonel Analiz"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/11/05/liderlik-ve-transaksiyonel-analiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LEONARDO DA VİNCİ GİBİ DÜŞÜNMEK</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/10/23/leonardo-da-vinci-gibi-dusunmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=leonardo-da-vinci-gibi-dusunmek</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/10/23/leonardo-da-vinci-gibi-dusunmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Oct 2021 10:51:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[da vinci gibi düşünmek]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[eq]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16444</guid>

					<description><![CDATA[Da Vinci Gibi Düşünmek de Ne? Michael J. Gelb&#8217;in ‘Leonardo da Vinci Gibi Düşünmek’ kitabı duygusal zekâyı anlama ve güçlendirme adına oldukça iyi bir tercih olabilir. Da Vinci 1452 yılında İtalya’ da dünyaya gelmiş, ressam, heykeltıraş, filozof ve bilim adamı. Aynı zamanda mimar, mühendis, astronom, matematikçi, anatomist, müzisyen ve yazar. Aslında bir dahi çünkü birçok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Da Vinci Gibi Düşünmek de Ne?</h3>
<p>Michael J. Gelb&#8217;in ‘Leonardo da Vinci Gibi Düşünmek’ kitabı duygusal zekâyı anlama ve güçlendirme adına oldukça iyi bir tercih olabilir. Da Vinci 1452 yılında İtalya’ da dünyaya gelmiş, ressam, heykeltıraş, filozof ve bilim adamı. Aynı zamanda mimar, mühendis, astronom, matematikçi, anatomist, müzisyen ve yazar. Aslında bir dahi çünkü birçok insanın birçok ömürde yapabileceği pek çok şeyi tek bir ömre sığdırmış az sayıda insandan biri.</p>
<p>Gelb de kitabında Da Vinci’yi her yönü ile incelemiş, onu diğer insanlardan ayıran ve başarısının altında yattığına inandığı 7 önemli özelliği ortaya koymuş.  Gelin bunların üzerinden birlikte geçelim.</p>
<ol>
<li><strong> Curiosita- Merak</strong></li>
</ol>
<p>Buna bitmek tükenmek bilmeyen bir öğrenme arzusu, hayata ve olaylara karşı bir arayış ve araştırma tutkusu da diyebiliriz. Da Vinci belki de gelmiş geçmiş en meraklı insandı. Her şeyi merak ediyor, her şeyi bilmek istiyordu; mühendislikten anatomiye, resimden silahlara her şeyi.</p>
<p>Gerçekten de merak ve ilgi en yüksek motivasyon kaynağı değil midir? Merak olmasaydı Harezmi 0 rakamını bulmaz, Ömer Hayyam denklemlerde X (bilinmeyen), binom açılımı ve Pascal Üçgenini (ismi Pascal ama evet Hayyam Tarafından bulunduğu ispatlandı) ortaya koyamazdı. Battani trigonometriyi keşfedemez, Biruni dünyanın döndüğünü anlayamazdı. Arşimet hamam tasına kafa yormak yerine yıkanmaya devam eder, Newton kafasına düşen elmaya öfkeli bir tekme vururdu.</p>
<p>Bir lider de meraklı olmalıdır. Kim? Ne? Neden? Nasıl? Daha iyi nasıl? Daha verimli nasıl? Daha kolay nasıl? Daha az maliyetle nasıl? Daha az gayretle nasıl? Bu sorular liderin zihninde yankılanmalı, kendine bu soruları sürekli sormalıdır.</p>
<p>En iyi fikirler ne zaman aklınıza gelir diye sorsam size, muhtemeldir ki cevabınız yürüyüş yaparken, yıkanırken ya da amaçsızca etrafa-doğaya bakarken dersiniz. Aslında bu anlar zihnin dinlenme standby evresidir. Meşgulken yaptığınız iş, stresliyken stres kaynağı dışında bir şey düşünemezsiniz. Meşguliyet, stres ve dolu zihin, düşünme ve yaratıcılığın önündeki en büyük engeldir. Siz de zihninizi boşaltmak, düşünmek ve merak etmek için kendinize zaman ve mekân ayırın.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Dimostrazione -İspat</strong></li>
</ol>
<p>Bilgi kullanılmak için vardır. Yeni bilginin işe yararlığını görmek, hayata dahil etmek ve göstermek için bilgiyi denemek, test etmek bu adımın olmazsa olmazı. Öyle ya kullanılmayan bilgi yükten başka hiçbir işe yaramaz, bir çeşit hamallıktır. Da Vinci’nin yaşadığı dönemlerde düşünenle düşünce, bilenle eylem arasındaki en büyük engel kilise idi. Kiliseye (aslında kiliseyi yönetenlerin otoritesine) aykırı bir fikir, bilim adamları ve düşünürlerin hayatına bile mal olabiliyordu.</p>
<p>Düşünmeye ve bunu uygulamaya koymaya bugün görünür bir engel yok. Modern insanın önündeki en büyük engel bizzat kendisinin oluşturduğu öğrenilmiş çaresizlik ve konfor alanı. Liderin en çok dikkat etmesi gereken yer de tam burası. Peki bu bataklıktan kurtulup düşünme işini nasıl başaracağız? İki şekilde: Zihnimizi kuşatan gürültü kirliliği susturup ve çevremizi kuşatan gereksiz uyaranları filtreleyerek.  Kendi düşünce, varsayım ve olumsuz inançlarınızı sorgulayarak. Belki de bariyerleriniz buradadır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Senzazione- Hissetme</strong></li>
</ol>
<p>Duyguları ve duyuları merkeze alma ve sürekli iyileştirmek demektir. Tam ve keyifli bir yaşam deneyimi için duyguların sürekli olarak anlaşılması ve geliştirilmesi gerekir. Balığa limon sıkarsanız artık yediğiniz balık değil limon sıkılmış balıktır. Bifteği hardala bularsanız et yerine hardallı et yersiniz. Duygularınızı tanıyıp yönetmeden ve duyularınızın algıladıklarını rafine bir biçimde hissetmeden yaşadığınız her şey limon sıkılmış gibidir. Bugün duygusal zekâ dediğimiz ve değerini çok geç anladığımız olgu Da Vinci’nin hayatının ve başarısının anahtarlarından birisiydi. Bir vücut geliştirmecinin vücudunu, bir mimarın yapısını, bir aşçının yemeğini sürekli geliştirmesi ve iyileştirmesi gibi lider de sürekli duygusal zekâ ve bilinçli farkındalığını geliştirmelidir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Sfumato-Kaybolma</strong></li>
</ol>
<p>Buna belirsizliği kabullenmek hatta kucaklamak da diyebiliriz. Hızlı yaşam ve sürekli değişim beraberinde belirsizliği getirirken, görünen ve belirgin olanı da soluklaştırıyor.  Cari işler rutin eylemleri gerektirir. Bilinen sorunlar, bilinen yöntemlerle çözülür. Liderlik, karmaşık sorunları çözmek ve bilinmeyenle mücadele etmek için gereklidir. Rekabet, karmaşa ve hız kelimeleri ile özetlenebilecek yönetsel alanda, yöneticiler belirsizliğin var ve her geçen gün artabileceğini kabul etmelidir. Belirsizlikle başa çıkmak için eski öğrenmelerin, bilinen yöntemlerin, olumsuz inançların işe yaramayacağını bilmelidir. Farklı açılardan bakmak, değişik düşünmek ve ezber bozmak suretiyle karmaşık sorunların üstesinden gelmeye çalışmalıdır. Başarılı ve yaratıcı insanları diğerlerinden ayıran özelliklerinden birisi de bilinmeyenden korkmamak, kabullenmek ve başa çıkmak için değişik yöntemler denemektir.</p>
<p>Belirsizlikle mücadele yeteneği, düşmanın geri bölgesinde ilerleyen bir özel görev kuvvet komutanından, çok hızlı değişen moda dünyasındaki bir yöneticiye, 2.000 kişilik bir şantiyenin şefinden holding patronuna kadar her seviyedeki yöneticiye gerekli olan bir yetkinliktir. Siz de iş ya da özel yaşamınızda en fazla belirsizlik oluşturan sorunları listeleyin ve bunları olabildiğince elle tutulur hale getirin, tanımlayın. Bunlarla baş etme konusunda bilinçaltınızın size yön gösterdiğine şahit olacaksınız.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Arte/Scienza – Sanat/Bilim</strong></li>
</ol>
<p>Bilim ve sanat, mantık ve hayal gücü arasında dengenin geliştirilmesidir. Olaylara farklı gözle bakmak, farklılıkları birlikte kullanmak ve dengelemek, dünyayı daha iyi anlamamıza ve zihnimizin bütünü ile düşünmemize yardımcı olur. Bilim insanlarına baktığımızda genellikle sanatla da ilgilendiklerini görürüz. Farabi enstrüman çalıyordu. Einstein Mozart’ın eserlerini kemanla kusursuz çalacak kadar müzikle ilgilenirdi. Üstün Dökmen tiyatro oyunu ve şiir yazıyor.</p>
<p>Leonardo da Vinci sanat yapan bir bilim adamı mı yoksa bilim yapan sanatçı mı? Elbette her ikisi de. Not defterleri incelendiğinde aldığı bilimsel notların kusursuz bir ressam gibi çizildiğini, yaptığı tablo ve heykellerde ise matematik ve anatominin hatasız kullanıldığı görürüz. Tüm yaşam gibi yönetsel eylemler de bir denge üzerinde olmalıdır. Liderler beynin sağ ve sol loblarını birlikte kullanmaya gayret ederken aynı zamanda yönetimin bilimsel, liderliğin sanat yanından beslenmelidir.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Corporalite – Organize Olma</strong></li>
</ol>
<p>İyi organize olamamak algılama, kavrama ve uygulama performansını doğrudan olumsuz etkiler. Sürdürülebilir ilerleme sağlamanın en önemli yolu planlı, organize ve uyumlu çalışabilmek. Bu hem bireysel anlamda vücudun bütününü kullanmak hem de kurumsal anlamda tüm fonksiyonların birbirine karşı değil birbiriyle uyum içinde çalışması şeklinde anlaşılmalıdır.</p>
<p>Da Vinci beyninin her iki tarafını da mükemmel kullanabilen birisiydi. Bir eli ile yazı yazarken diğer eli ile rahatlıkla resim çizebiliyordu. Bu seviyede olmasa bile liderlerin her iki elini de başarıyla kullanabilmesi, bütüncül beden dengesinin sağlanması için önemlidir. Yapacağınız egzersizle bedensel performansınızı artırabilirsiniz. Kişisel kinestezi bedenin, kurumsal kinestezi organizasyonun tüm fonksiyonlarından tam ve yüksek performansla faydalanmak için büyük önem taşır.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Connessione – Bağlantı Kurma</strong></li>
</ol>
<p>Sistemli düşünmek, kişi, eylem ve olaylar arasındaki ilişkileri anlamak ve değerlendirebilmek. Tabiattaki canlı-cansız varlıklar ve olaylar yeni keşifleri için Da Vinci’ye ilham vermiştir. Bir gün kuşun kanat yapısı ve hareketlerinden etkilenerek helikopter ve uçak eskizleri çizmiş, diğer gün sürüngenlere bakarak kendi kendine giden araç tasarlamıştır.</p>
<p>Genellikle olaylar birdenbire ve sebepsiz oluşmaz. Liderler sorun ya da başarıları bağımsız ele almamalı, sistem bütünlüğü ve sebep-sonuç ilişkisi içinde determinist bir bakışla görmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F10%2F23%2Fleonardo-da-vinci-gibi-dusunmek%2F&amp;linkname=LEONARDO%20DA%20V%C4%B0NC%C4%B0%20G%C4%B0B%C4%B0%20D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F10%2F23%2Fleonardo-da-vinci-gibi-dusunmek%2F&amp;linkname=LEONARDO%20DA%20V%C4%B0NC%C4%B0%20G%C4%B0B%C4%B0%20D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEK" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F10%2F23%2Fleonardo-da-vinci-gibi-dusunmek%2F&amp;linkname=LEONARDO%20DA%20V%C4%B0NC%C4%B0%20G%C4%B0B%C4%B0%20D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEK" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F10%2F23%2Fleonardo-da-vinci-gibi-dusunmek%2F&amp;linkname=LEONARDO%20DA%20V%C4%B0NC%C4%B0%20G%C4%B0B%C4%B0%20D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEK" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F10%2F23%2Fleonardo-da-vinci-gibi-dusunmek%2F&amp;linkname=LEONARDO%20DA%20V%C4%B0NC%C4%B0%20G%C4%B0B%C4%B0%20D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEK" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F10%2F23%2Fleonardo-da-vinci-gibi-dusunmek%2F&amp;linkname=LEONARDO%20DA%20V%C4%B0NC%C4%B0%20G%C4%B0B%C4%B0%20D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F10%2F23%2Fleonardo-da-vinci-gibi-dusunmek%2F&amp;linkname=LEONARDO%20DA%20V%C4%B0NC%C4%B0%20G%C4%B0B%C4%B0%20D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEK" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F10%2F23%2Fleonardo-da-vinci-gibi-dusunmek%2F&#038;title=LEONARDO%20DA%20V%C4%B0NC%C4%B0%20G%C4%B0B%C4%B0%20D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEK" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/10/23/leonardo-da-vinci-gibi-dusunmek/" data-a2a-title="LEONARDO DA VİNCİ GİBİ DÜŞÜNMEK"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/10/23/leonardo-da-vinci-gibi-dusunmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EQ&#8217;n Kadar Konuş</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/09/16/eqn-kadar-konus/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=eqn-kadar-konus</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/09/16/eqn-kadar-konus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2021 11:03:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[eq]]></category>
		<category><![CDATA[iq]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16426</guid>

					<description><![CDATA[Nedir Bu Duygusal Zekâ? 1920&#8217;lerden itibaren  bilim dünyası sosyal zeka gibi kavramları konuşmaya başladı. Ama insanların manevi, sosyal ve duygusal tarafına bakan  yanları inatla yok sayıldı. Yıllarca bilişsel zeka (IQ) kutsanmaya devam edildi. Sonra IQ&#8217;nun gerekli ama yeterli olmadığı fark edildi. 90&#8217;lar duygusal zekâ (EQ) kavramının yükselişine şahit oldu. Yale Üniversitesinden Mayer ve Salovey ilk bilimsel araştırmaları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Nedir Bu Duygusal Zekâ?</h3>
<p>1920&#8217;lerden itibaren  bilim dünyası sosyal zeka gibi kavramları konuşmaya başladı. Ama insanların manevi, sosyal ve duygusal tarafına bakan  yanları inatla yok sayıldı. Yıllarca bilişsel zeka (IQ) kutsanmaya devam edildi. Sonra IQ&#8217;nun gerekli ama yeterli olmadığı fark edildi. 90&#8217;lar duygusal zekâ (EQ) kavramının yükselişine şahit oldu. Yale Üniversitesinden Mayer ve Salovey ilk bilimsel araştırmaları yaptı. Daniel Goleman tüm araştırmaları toparlayıp eklediği bir EQ testi ile iş dünyasında duygusal zekanın tanınmasını ve benimsenmesini sağladı.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Duygusal zekâ, duyguları anlamayı, tanımayı ve düzenlemeyi sağlayan bir tür zekâ teorisidir. Duygusal zekâ 5 temel ayak üzerinde durur:</span></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Öz Bilinç (Kendini Tanımak)</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Duyguları Yönetebilmek</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Duyguları Harekete Geçirebilmek (Motivasyon)</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Başkalarının Duygularını Anlamak (Empati)</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">İlişkileri Yürütebilmek</span></li>
</ul>
<p><b>Öz Bilinç (Kendini Tanımak)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kişinin kendi duygu ve düşüncelerini tanıması, zayıf ve güçlü yanlarının farkında olması, kişinin kendini tanımasıdır. kendini tanımak EQ’nun temelidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevlana kendini bilmeyi “Kendinden kendine sefer eyle “sözüyle açıklamıştır. </span><span style="font-weight: 400;">Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır” dizeleri kendini bilmeye çekilen dikkatin en güzel ifadesidir. Kadim dönemlerde </span><span style="font-weight: 400;">Lao Tse “Başkalarını bilen kültürlü, kendini bilen alim olur”, </span><span style="font-weight: 400;">Alman düşünür Goethe “Bir insanın ulaşabileceği en yüksek düzey, kendi inanç ve düşüncelerinin farkına varmak, kendini tanımaktır “ derken kendini tanımanın önemini vurguladılar.Başkalarından üstün olmak önemli değil dünküne göre bireyin kendinden üstün olması önemlidir aslında.</span></p>
<p><b>Duyguları Yönetebilmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kişinin isteklerini, duygu ve düşüncelerini kontrol altında tutabilme yetkinliğidir. Örneğin kişi öfkelendiğinde kendini sakinleştirmesini bilmeli, sevindiğinde bunu makul ölçülerde çevresine yansıtmalıdır. Aksi takdirde öfkelenince kafaya, sevinince havaya sıkan insanlardan geçilmezdi dünya.</span></p>
<p><b>Duyguları Harekete Geçirebilmek (Motivasyon)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Motivasyon, bir işi sonuna kadar götürebilme yetkinliğidir. Kişinin duygularını olumlu yönde harekete geçirebilmesi kişinin heyecanına ve başarma isteğine bağlıdır. Bu istek, dış motivatörlere ihtiyaç duyulmadan, sürdürülebilir olması halinde başarı gelir.</span></p>
<p><b>Başkalarının Duygularını Anlamak (Empati)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başkalarının duygularını anlamak diğer bir değişle empati kurabilmek, kişinin kendini karşısındaki kişinin yerine koyabilmesidir. Başka kişilerin ne hissettiklerini anlayabilme becerisi, sosyal ilişkilerinden yöneticiliğe kadar pek çok alanda kişinin karşısına çıkacak durumlarla baş etmesine, insanları anlayabilmesine yardımcı olur.</span></p>
<p><b>İlişkileri Yürütebilmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kişilerarası ilişkilerdeki samimiyet, içtenlik, her iki tarafı da memnun bırakan duygu alışverişi ilişkileri yürütebilme becerisidir. Etkili iletişim kurabilmek gerek özel hayatta ve gerekse iş yaşamında hayati önem taşır. Duygusal zeki kişiler, ilişkilerinde farklı bakış açılarını da anlamaya çalışır.</span></p>
<h3><b>Duygusal Zekâ Belirtileri</b></h3>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sağlam, güçlü duygusal kelimeler</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İnsanlar hakkında merak</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Değişime açıklık</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Güçlü ve zayıf yönlerini tanıma</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İyi karakter analizi yapabilme</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Hayır diyebilme</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Karşılıksız verme</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Zehirleyici kişileri nötr hale getirme becerisi</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Mükemmelin peşinde koşmama</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kendini kontrol edebilme</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Hata yapmaktan korkmama</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sahip olunan her ne ise küçük olsa dahi değerini bilme</span></li>
</ol>
<p><b>İş Hayatında Duygusal Zekânın Sağladığı Avantajlar</b></p>
<ol>
<li><span style="font-weight: 400;">Güçlü Motivasyon  </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Ortak Vizyon Tasarlayabilme ve Vizyonu Sahiplenme</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Değişime Adaptasyon Becerisi</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Açık ve Sağlıklı İletişim</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Etkili Liderlik</span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapılan araştırmalarda, yüksek IQ’lu kişilerin, zamanın ancak %20’sinde kendilerine göre düşük IQ’lu insanlardan daha iyi performans gösterdiği, kalan zamanlarda ise diğer insanların performansının daha yüksek olduğu görüldü. Kritik farkın duygusal zekadan kaynaklandığı anlaşıldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TalentSmart, ABD’nde iş dünyasından 1 milyon kişiyle bir çalışma yaptı, şaşırtıcı sonuçlar çıktı. Elbette en ilginç olanı iş ve sosyal yaşantıdaki başarının aslında duygusal zekanın yüksek ve kullanılabiliyor olmasından geçtiği idi. Bu araştırmadan sonra:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Yüksek EQ&#8217;nun iş performansı üzerinde %58 pozitif etkisi olduğu,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Yüksek performans gösterenlerin %90’ının EQ’sunun da yüksek olduğu,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Yüksek EQ’ya sahip çalışanların düşük olanlara göre yılda 29 bin dolar daha fazla kazandığı anlaşıldı.</span></li>
</ul>
<p><b>Duygusal Zekâ Gelişir mi?</b></p>
<p>Gerçekten samimi olarak ister ve dürüstçe değişmeye çalışırsanız makul bir süre ve sıkı bir çabayla duygusal zekânızı geliştirebilirsiniz. Bunun için ibretlik olayları ya da yaş almayı beklemeyin. Hemen şimdi yapabilecekleriniz şunlar:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kendinizi ve duygularınızı tanıyın.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Başkalarını önemseyin.</span></li>
<li aria-level="1">Başkalarını kendinizle kıyaslamayın.</li>
<li aria-level="1">Herkesin sorun ya da yetersizliğinin kendisi için büyük olduğunu bilin.</li>
<li aria-level="1">Varsaymayın, akıl okumayın, sorun.</li>
<li aria-level="1">Onaylamasanız da saygı gösterin.</li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Pozitif olun, pozitif bakın.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İletişim becerinizi geliştirin.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Probleme değil çözüme odaklanın.</span></li>
<li aria-level="1">Ortak akla önem verin.</li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Eleştiriyi  olgunlukla karşılayın.</span></li>
</ol>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F09%2F16%2Feqn-kadar-konus%2F&amp;linkname=EQ%E2%80%99n%20Kadar%20Konu%C5%9F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F09%2F16%2Feqn-kadar-konus%2F&amp;linkname=EQ%E2%80%99n%20Kadar%20Konu%C5%9F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F09%2F16%2Feqn-kadar-konus%2F&amp;linkname=EQ%E2%80%99n%20Kadar%20Konu%C5%9F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F09%2F16%2Feqn-kadar-konus%2F&amp;linkname=EQ%E2%80%99n%20Kadar%20Konu%C5%9F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F09%2F16%2Feqn-kadar-konus%2F&amp;linkname=EQ%E2%80%99n%20Kadar%20Konu%C5%9F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F09%2F16%2Feqn-kadar-konus%2F&amp;linkname=EQ%E2%80%99n%20Kadar%20Konu%C5%9F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F09%2F16%2Feqn-kadar-konus%2F&amp;linkname=EQ%E2%80%99n%20Kadar%20Konu%C5%9F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F09%2F16%2Feqn-kadar-konus%2F&#038;title=EQ%E2%80%99n%20Kadar%20Konu%C5%9F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/09/16/eqn-kadar-konus/" data-a2a-title="EQ’n Kadar Konuş"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/09/16/eqn-kadar-konus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YALNIZLIK</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/07/03/yalnizlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yalnizlik</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/07/03/yalnizlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2021 10:42:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16405</guid>

					<description><![CDATA[Kaliteli Yalnızlık mı? Geliştiren Kalabalık mı?  Modern çağın sorunlarından birisi de yalnızlık. Modern çağın çünkü bizden öncekilerin yaşadığı bir sorun değil bu. Eskiler geniş aile ile yaşamış. Komşuluk ilişkileri ve akraba ziyaretleri hayatın önemli bir bölümünü işgal ediyormuş. İnsanların yalnız kalması genelde mümkün değilmiş. İngiliz Doğa bilimci John Ray 1674 yılında nadir kullanılan kelimeleri derlemiş. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Kaliteli Yalnızlık mı? Geliştiren Kalabalık mı? </strong></h3>
<p>Modern çağın sorunlarından birisi de yalnızlık. Modern çağın çünkü bizden öncekilerin yaşadığı bir sorun değil bu. Eskiler geniş aile ile yaşamış. Komşuluk ilişkileri ve akraba ziyaretleri hayatın önemli bir bölümünü işgal ediyormuş. İnsanların yalnız kalması genelde mümkün değilmiş.</p>
<p>İngiliz Doğa bilimci John Ray 1674 yılında <strong>nadir</strong> kullanılan kelimeleri derlemiş. Bunların içinde “yalnızlık” da var. “Komşularından uzak olma” hali olarak tanımlamış.</p>
<p>Yalnızlık temelde üçe ayrılıyor.</p>
<ol>
<li><strong> Bilinçli Yalnızlık</strong></li>
</ol>
<p>Bir insanın kendi seçimiyle ve “geçici” olarak yalnızlığa çekilmesi, içe dönmesi, tefekkür yapması halidir. Yalnız yaşadığınız halde yalnız hissetmeyebilirsiniz çünkü sizi eğlendirecek birçok aktivite yapıyorsunuzdur. Genellikle rahatlama, gelişim olarak geri dönüşleri olur. İnsanların eserlerini ortaya koyduğu dönemler bu dönemlerdir.</p>
<p>Arthur Schopenhauer, aforizmalarından birinde yalnızlığı sevmeyenin özgürlüğü de sevemeyeceğini söyler.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Sosyal İzolasyon</strong></li>
</ol>
<p>Kişinin istediği halde çeşitli sebeplerle bir gruba girememesi, kabul edilmemesi halidir. Buna sosyal izolasyon diyor uzmanlar. Buna pandemi sebep olabildiği gibi, terör, tedhiş de sebep olabilir. Ayrıca kişinin belli bir sosyal gruba bilinçli olarak kabul edilmemesi de sosyal izolasyona tabi tutulması demektir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Kendini Ait Hissetmeme</strong></li>
</ol>
<p>Üçüncü tip yalnızlık ise kalabalık içinde insanın kendisini yalnız hissetmesidir. Bu duruma Monachopsis deniyor. Başkaları tarafından önemsenmediğinizi ya da ihtiyaçlarınızın önemsenmediğini hissettiğinizde kalabalık bir odanın içerisinde bile yalnız hissedebilirsiniz. Arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız veya aileniz olabilir, ancak duygusal veya pratik destek için kendilerine güvenebileceğinizi hissetmezsiniz. Evli olduğunuz halde bile kendinizi yalnız hissedebilirsiniz çünkü eşiniz ve siz ayrı dünyalarda yaşıyorsunuzdur.</p>
<h3><strong>Yalnızlığın Sebepleri</strong></h3>
<p><strong>Yaşlanmak:</strong> Lisede üniversitede okurken yüzlerce arkadaşı olan bireyin yaş aldıkça sosyal çevresinin her geçen yıl biraz daha azalması kaçınılmaz bir sondur.</p>
<p><strong>Ego:</strong> Birey kendini yücelttikçe yalnızlaşması kaçınılmaz.</p>
<p><strong>İlişki Tanımlarının Değişmesi Sonucu Güven Azalması:</strong> Arkadaşlığa, dostluğa, aileye ya da romantik ilişkilere yüklediğimiz anlam, beklentilerimiz ve bu ilişkiye verebileceklerimiz değişti. Sarsılmaz dostluklar yerini sığ arkadaşlıklara, dağları delen aşklar yerini devamsızlığı fazla ilişkilere bıraktı. Bunlar beraberinde güvensizliği getirdi.</p>
<p><strong>Ekonomi Zorluklar:</strong> 2000’ler insanın zamanına ve enerjisine talip bir çağ. Ayakta kalabilmek, gemimizi yüzdürebilmek için önceki nesillerden daha fazla çalışıyoruz. İşe ayırdığımız vakti ise sosyalleşmeden çalıyoruz.</p>
<h3><strong>Yalnızlık Hasta Ediyor</strong></h3>
<p>Araştırmalara göre, yalnız yaşamak günde 15 sigara içmek kadar etkili.</p>
<p>Enflamasyonu artırıyor. İltihabı engelleyen genler de daha az aktif. Erken ölüm için de önemli bir risk faktörü. Ayrıca yalnızlık obezite veya bağımlılıklarla da ilişkilendiriliyor.</p>
<p><strong>Toplum Giderek Yalnızlaşıyor</strong></p>
<p>İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden bazıları sosyalleşebilmesi, konuşma ihtiyacı ve iletişim kurması. Hatta bunlara ihtiyaç duyuyor olması.</p>
<p>Fakat insanların yalnızlığa gittikçe daha fazla düştüğü de bir gerçek.</p>
<p>İngiltere’de 9 milyon yalnız insan var. 200 bin yaşlının aylarca kimse ile konuşmadığı tespit edilmiş. Bu sebeple 2018’de Yalnızlık Bakanlığı kuruldu.</p>
<p>Japonya’da durum daha ağır 2020’de intiharlar %70 arttı. Bunların çoğunlu evlenmemiş kadınlar oluşturuyor. Bu sebeple Japonya’da da Yalnızlık Bakanlığı kuruldu.</p>
<p>Başta gençler olmak üzere gittikçe yalnızlaşan insanlar ancak online olarak kabul göreceklerini zannediyorlar. “Diğer insanlar ne yapıyorsa ben de onu yapmalıyım. Aynı şekilde giyinmeli, aynı saç modeline sahip olmalı, neye gülüyorsa ona gülmeli, ne yiyorsa ben de onu yemeliyim. Ötekilerin yaptıklarını yaparsam ilgi toplar ve beğenilirim”.</p>
<p>Sosyal medyada fazla zaman harcamak, hayatımızda gereğinden fazla boşluklar olduğunu ve bazı şeylerin pek de yolunda gitmediğine işaret ediyor. Neden kaçıyoruz, neleri ihmal ediyoruz acaba? Belki de iş, okul, aile, arkadaş, sorumluluklar.</p>
<h3><strong>Öneriler</strong></h3>
<p>İnsan yalnızlığından illa bir buluş ya da sanat eseri yaratması gerekmez. Yalnız kalma kapasitesini geliştirerek kendinizden yeni ve daha gelişmiş bir versiyon yapabilirsiniz. Ama işler böyle gelişmiyorsa;</p>
<ol>
<li>Yalnızlığı göz ardı etmeyin.</li>
</ol>
<p>Nasıl yeme içme, barınma ihtiyaçlarımızı göz ardı etmeyip gereğini yapıyorsak yalnızlık konusunda da bir dur noktamız olmalı ve alarm çaldığında tehlikeli sınıra yaklaştığımızı bilmeliyiz.</p>
<ol start="2">
<li>İnsanın sosyal şekilde yaşamaya programlı bir canlı olduğunu kavrayın.</li>
</ol>
<p>Yani yalnızlık bizim doğamıza ters diyebiliriz. Bizler grup halinde yaşayıp iletişim kuran ve beyni de buna adapte olan canlılarız. Dolayısıyla insanlarla daha çok etkileşime geçip yargılamadan beyninize ve size iyi gelecek şeyin daha çok sosyalleşme olduğuna inandırın.</p>
<ol start="3">
<li>Size iyi gelecek biri mutlaka var</li>
</ol>
<p>Yanında iyi hissettiğiniz ve size iyi gelen bir kişinin olması bile bana yeter şeklinde telkin edin kendizi. Sayı değil sosyal ilişkinin kalitesi ve doyumu önemli olan çünkü.</p>
<ol start="4">
<li>Bir grup aktivitesi bulun</li>
</ol>
<p>Hayatınızda dahil olabileceğiniz bir grup bulun. Bu grup aktivitelerindeki ritüellere katılıp aidiyet duygusu kazanınca daha iyi hissedeceksinizdir. Örneğin, tuttuğunuz takımın size uyan taraftar grubuna dahil olup her maçı izlemek evde yalnızlık döngüsüne girmenizi engelleyebilir.</p>
<ol start="5">
<li>Kendinize rutin yaratıp dışarı çıkarın.</li>
</ol>
<p>Kendinizi eve kapatmayın. Her pazar öğlen çayını bir kafede içeceğim diye düşünürseniz her pazar dışarıya çıkmak için hazırlanacaksınız ve bu hazırlanma süreci bile kendinizi daha iyi hissettirecek.</p>
<p>Kaliteli yalnızlık, geliştiren kalabalıkta kalın.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F07%2F03%2Fyalnizlik%2F&amp;linkname=YALNIZLIK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F07%2F03%2Fyalnizlik%2F&amp;linkname=YALNIZLIK" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F07%2F03%2Fyalnizlik%2F&amp;linkname=YALNIZLIK" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F07%2F03%2Fyalnizlik%2F&amp;linkname=YALNIZLIK" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F07%2F03%2Fyalnizlik%2F&amp;linkname=YALNIZLIK" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F07%2F03%2Fyalnizlik%2F&amp;linkname=YALNIZLIK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F07%2F03%2Fyalnizlik%2F&amp;linkname=YALNIZLIK" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F07%2F03%2Fyalnizlik%2F&#038;title=YALNIZLIK" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/07/03/yalnizlik/" data-a2a-title="YALNIZLIK"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/07/03/yalnizlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MOTİVASYON</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/06/28/motivasyon/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=motivasyon</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/06/28/motivasyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 12:04:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[öz değer]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16398</guid>

					<description><![CDATA[Hayat Ancak Net Olanlara Karşı Net Davranır Bir adam ve küçük oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlu takılıp yere düşmüş canı yanarak: “Aaaahhhhh” diye bağırmış. İleride bir dağın tepesinden “Aaaaahhhhh” diye bir ses duymuş ve şaşırmış. Merak edip: &#8220;Sen kimsin?&#8221; diye bağırmış. Aldığı cevap &#8220;Sen kimsin?&#8221; olmuş. Sinirlenerek: “Cesaretin varsa karşıma çık&#8221; diye tekrar bağırmış. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Hayat Ancak Net Olanlara Karşı Net Davranır</h3>
<p>Bir adam ve küçük oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlu takılıp yere düşmüş canı yanarak:</p>
<p>“Aaaahhhhh” diye bağırmış. İleride bir dağın tepesinden “Aaaaahhhhh” diye bir ses duymuş ve şaşırmış. Merak edip:</p>
<p>&#8220;Sen kimsin?&#8221; diye bağırmış. Aldığı cevap &#8220;Sen kimsin?&#8221; olmuş. Sinirlenerek:</p>
<p>“Cesaretin varsa karşıma çık&#8221; diye tekrar bağırmış. Dağdan gelen ses yine aynısıymış. Çocuk babasına dönüp;</p>
<p>&#8220;Baba ne oluyor böyle?&#8221; diye sormuş.</p>
<p>&#8220;Oğlum, dinle ve öğren&#8221; demiş ve sonra dağa dönerek:</p>
<p>&#8220;Sana hayranım&#8221; diye bağırmış. Gelen cevap &#8220;Sana hayranım&#8221; olmuş. Baba tekrar bağırmış:</p>
<p>&#8220;Sen muhteşemsin&#8221; Gelen cevap yine aynısı olmuş “Sen muhteşemsin” Oğlu ne olup bittiğini anlayamamış. Babası gülümseyerek anlatmış:</p>
<p>&#8220;İnsanlar buna yankı derler ama aslında yaşamın ta kendisidir. Yaşam daima senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız şeylerin aynasıdır. Daha çok sevgi istediğin zaman daha çok sev. Daha fazla şefkat istediğinde daha şefkatli ol. Saygı istiyorsan insanlara daha saygılı ol. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sende daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir. Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada yansımasıdır&#8221;</p>
<p>Hayata karşı net olmak lazım ki o da bize net olsun.</p>
<h3><strong>Motivasyon Nedir ve Neden İhtiyaç Duyarız?</strong></h3>
<p>Erken kalmak, zamanı etkin kullanmak, yabancı dil öğrenmek, LGS, LYS, ALES veya KPSS’ye çalışmak. Yaza 5 kilo vererek girmek, keman çalmak. Excel’e takla attırmak veya bilmem kaçıncı defa kayıt yaptırıp gitmediğin spor salonuna düzenli devam etmek.</p>
<p>Kaç kez niyetlendiniz ve başlamadan vaz geçtiniz? Kaç kez başladınız ama yarım bıraktınız?</p>
<p>Bu aslında sık sık yaşadığımız bir durum</p>
<p>Motivasyon harekete geçmek, sürdürmek ama gerekli yoğunlukta sürdürmek için ihtiyaç duyduğumuz itici bir güçtür. İşte bizde eksik olan da tam olarak bu.</p>
<p><strong>Harekete geçmek:</strong> Karar vermektir. Kimileri için çok kolay kimileri için çok zor bir süreçtir. Fakat karar vermeden de hiçbir şeye başlanmaz. Bu aşama doğum sancısı gibidir. Gerilimli bir süreçtir. İşte yukarıda saydığım ve diğer sayısız şey için karar verip harekete geçtiniz.</p>
<p><strong>Sürdürmek:</strong> Karar verdik, harekete başladık ama işler çoğunlukla planladığımız gibi yürümez. Önümüze sayısız maddi manevi bariyer çıkacak. Sürdürmek, bıkkınlık göstermeden, azimle, yılmadan o engelleri aşmaya çalışmak, çözümler üretmektir. Diyete devam ediyorsunuz ama ilk hafta verdiğiniz kiloyu sonraki haftalarda veremiyorsunuz. Canınız müthiş tatlı çekiyor. Veya sınava hazırlanmak diğer insanlar sosyal ortamlara akarken artık size zor gelmeye başladı. İşte bu anda da motivasyona ihtiyaç duyarız.</p>
<p><strong>Belli Bir Yoğunluk:</strong> Hedefe ulaşmak için verilen emeği kastediyorum burada. Ne kadarlık bir çalışma? Kaç gün, kaç saat, kaç kalori, kaç kilo, kaç soruluk bir çalışma beni hedefime ulaştırır?</p>
<p>Buna ihtiyacımız var çünkü yalnızca istemek, dilemek belki harekete geçirir ama devamlılığı sağlayamaz. Amaçları ve hedefleri gerçekleştirmek için çok güçlü bir arzu bir tutku gereklidir.</p>
<h3><strong>Motivasyonun Çeşitleri</strong></h3>
<p>Temelde motivasyon iki ana çeşittir:</p>
<ol>
<li><strong> Dışsal Motivatörler:</strong> Toplumun ve ailenin beklentileri, ödül ve ceza sistemleri, uygulanan öğretim modelleri, ait olunan grup eğilimleri, motivasyon konuşmaları gibi. Genellikle elle tutulur olanlar daha çok işe yarar. Bir başkasının motive edici sözleri, hedefi tutturunca patronun vereceği prim, sınavdan 100 alınca babamızın alacağı oyun, zayıf olunca telefona gelecek yasak, karnede hepsi 5 olunca bisiklet sözü, yüksek performansa ücret artışı gibi havuçlar dış motivasyona örnek olabilir. Dış motivatörlere gelip geçici, etkisi sürekli değildir. Dış gereklilik gevşediğinde etkisi de aynı hızla kaybolur. Hep daha fazlasını bekleme temayülünde olur insanlar.</li>
</ol>
<p>Michael Jordan lise ikinci sınıf öğrencisiyken, kısa ve yeteneksiz olduğu için takıma alınmadı. Morali bozulan hayalleri yıkılan oğluna annesi şu cümleyi kurdu: “Önemli olan, takımın içinde senin ne kadar küçük olduğun değildir; senin içinde ne kadar büyük bir takım olduğudur”. Jordan bu cümlenin tüm kariyeri boyunca kendisini ateşlediğini söyler.</p>
<ol start="2">
<li><strong> İçsel Motivatörler:</strong> Kişinin iç dünyasından kopup gelen manevi hazza dönük güdülerdir. Bireysel hedefler ve niyetler, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlar, kendine güven, risk alma, kaygı ile baş etme, merak, sevgi gibi kavramlar bizi motive eder. İç motivatörlerin etkisi daha kalıcı, süresi uzundur.</li>
</ol>
<p>Tüm ailesi uyuşturucu bağımlısıydı. 13 yaşındayken, kardeşi sırtından vurularak öldürüldü. Bir dönem tüm ailesiyle beraber hapishanede kaldı. Kargo işinde çalıştı. Plajlarda garsonluk yaptı. İyi basketbol oynamaktadır ama ailesinin durumu sebebiyle kolejler onu kabul etmez. Kankakee Community College denemelerine girer ve burs kazanarak seçilir.</p>
<p>Sırasıyla Fransa, Polonya, İtalya, Fransa, İtalya, Fransa ve Türkiye’de oynadı. İstikrarı ve başarıyı Türkiye’de yakalayan Boby Dixon 2015 yılında Türk pasaportu ve Ali Muhammed ismini aldı. Şu anda Lionheart adlı bir vakfa sahip ve bu vakıfta kendisi gibi yoksul insanlara yardım ediyor.</p>
<h3><strong>Motivasyon Kaynakları</strong></h3>
<p>Motivasyonu sağlayan 4 ana kaynak var: 1.Korku-Kaygı, 2.İhtiyaçlar, 3.İnançlar, 4.Amaçlar</p>
<ol>
<li><strong> Korku ve Kaygı</strong></li>
</ol>
<p>Korku ve kaygı genelde kişiyi harekete geçiren en önemli etkenlerdendir. Çok yüksek ve çok düşük hissedilmesi halinde olumsuz etki yapabilir. Yüksek olması mantıklı düşünme, hesaplı riske engel olduğu gibi aşırı adrenalin bedene ciddi zararlar verir. Düşük olması ise harekete geçirmeyebilir. Bulaşıcı hastalıktan korkarsanız maske takar sokağa öyle çıkarsınız. Çok korkarsanız sokağa çıkmaz, az korkarsanız maske takmazsınız.</p>
<p>Anthony Burgess’e 1 sene ömür biçildi. Ailesi pararsız kalmasın diye o 1 senede 6 roman yazdı. Biri bestseller olan Otomatik Portakal idi.</p>
<ol start="2">
<li><strong> İhtiyaçlar</strong></li>
</ol>
<p>Kişi ihtiyaç duyduğu ve yerine getirildiği zaman mutlu olacağı şeyler hakkında kendiliğinden motive olur. Kilo vermem lazım, hareket etmem lazım, Urduca öğrenmem lazım…</p>
<ol start="3">
<li><strong> İnançlar</strong></li>
</ol>
<p>Kişilerin güdülenmesini etkileyen üçüncü önemli faktör, bireylerin inançlarıdır. Yani kişinin yeteneklerine veya başarabileceğine olan inancı motivasyonu etkileyen önemli faktörlerden biridir. Yapabileceğine inanmak, başarabileceğini bilmek içsel bir motivatördür. Aynı zamanda İnandığı, din, inandığı liğder, inandığı aile büyüğü, inandığı mentor da iyi bir dışsal inanç motivatörüdür.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Amaçlar</strong></li>
</ol>
<p>Kişisel veya grup amaçları da iyi bir motivasyon kaynağıdır. İhtiyacını yoktur ama enstrüman çalmayı amaçlarsınız. İhtiyacınızdan fazla kek yapıp komşulara dağıtırsınız. Hiç gereği olmadığı halde o şirketi satın almayı amaçlamışsınızdır, tüm vaktinizi buna ayırışınız.</p>
<h3><strong>Motive Olmakta Neden Güçlük Çekeriz?</strong></h3>
<p>Bunu da dışsal ve içsel sebepler olmak üzere iki ana bölümde incelemek mümkün. Tembellik, konfor alanını terk edememe, öğrenilmiş çaresizlik, hayır diyememek, ruhsal problemler, uykusuzluk, genel huzursuzluk, hayattan zevk almama, öz değer eksikliği, amaçsızlık ve inançsızlık gibi içsel faktörler motivasyon önündeki en büyük engellerdir.</p>
<p>Adaletsizlik, çevre baskısı, ait olduğumuz gruptan farklı davranmama güdüsü, işyerinde mobbing, yetki-sorumluluk, görev-kaynak dengesizliği motivasyon düşüklüğünün dışsal sebepleridir.</p>
<h3><strong>Motivasyonu Nasıl Artırabiliriz?</strong></h3>
<p>Motivasyonun duygularla ve hayal gücüyle çok ilgisi vardır; bu da motivasyonunuzu artırmak istiyorsanız, duygularınızı ve hayal gücünüzü üzerinde çalışmanız gerektiğini anlamına gelir.</p>
<p>Nasıl motive olunur? İşte size yardımcı olabilecek birkaç ipucu:</p>
<ol>
<li><strong> Hayal Et:</strong> Çok zor da olsa ulaşılabilir ise hayal edin, sürekli hayal edin.</li>
<li><strong> Emin Ol:</strong> Sağlayacağı fayda katlanacağın maliyete değecek mi? Emin misin?</li>
<li><strong> Araştır:</strong> O konu ile ilgili ulaşabildiğiniz tüm kaynaklara ulaşın ve detaylarına kadar hâkim olun. Başarılı olmuş insanları inceleyin.</li>
<li><strong> Netleştir:</strong> Hayali hedefe dönüştürmek için elle tutulur hale getirin. En ileriden geriye bugüne doğru süreci düşünün detayları netleştirin.</li>
<li><strong> Planla:</strong> Uzaktan yakına ara ve ana hedefleri planla. Ara hedefler önemli çünkü kısa vadeli hedeflerde motivasyonun sağlanması daha kolaydır. Uzun vadeli hedefler söz konusu olduğunda ise motivasyonu uzun süre sürdürmek her zaman mümkün olmayabiliyor. Bu yüzden küçük hedeflerle başlamak akıllıca bir yaklaşımdır ve motive olunarak deneyim kazandıktan sonra daha büyük hedeflere geçebilirsiniz.</li>
<li><strong> Yaz:</strong> Hedef planlamanızı zamanca miat da vererek yazın.</li>
<li><strong> Korkularını Tanımla:</strong> Sana nelerin engel olacağın ı düşünüyorsan onları ve bu engelleri aşacak çözümlerini de yaz.</li>
<li><strong> Afirmasyon Yap:</strong> Hedefe ulaşabileceğin konusundaki olumlu inancını sık sık yüksek sesle tekrar et. “Ben …. Hedefime ulaşacak yeterli istek ve güce sahibim” gibi. Kendine inanmıyorken başkaları neden sana inansın. Önce sen kendine inan daha sonra sana inanan bir sürü insan olacak. Ne diyordu Konfüçyüs. “Bir şeyin yapılamaz olduğunu düşünerek uyursan, başkasının o şeyi yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsın.”</li>
</ol>
<p>Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe eden ve devamlı üzüntü içinde yaşayan bir fare vardır. Bir büyücü ona acır ve fareyi bir kediye dönüştürür. Fare kedi olur olmaz, Bu sefer de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Fakat bu kez de avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, onun korkusunu yenmeye imkân yok, ibret alınacak şu öğüdü verir; &#8220;Sen cesaretsiz korkak birisin, tekrar fareye dön. Sende sadece farenin yüreği var. Bu nedenle ben sana yardım edemem.&#8221;</p>
<ol start="9">
<li><strong> Tarih Belirle:</strong> İlk adımı atacağın tarihi ve bitireceğin net olarak belirle ve bunları da yaz.</li>
<li><strong> Adım At:</strong> Belirlediğin tarihte adım at.</li>
<li><strong> Sabırlı Ol:</strong> Başarı bugünden yarına olmaz. Yabancı dil öğrenmek kolay değil ama imkânsız da değil. Bir günde kilo almadın, bir günde de veremezsin.</li>
</ol>
<p>Suyun, lokomotifi çalıştıracak buharı üretebilmesi için önce kaynaması gerekir. Buhar makinesi, buhar göstergesi 212 dereceyi göstermeden, treni bir milim bile oynatamaz. Aynı şekilde hevesi olmayan bir insan da aslında hayatın çarkını ılık suyla döndürmeye çalışmaktadır. Sonuç şudur : O kişi stop eder.</p>
<p>Sundar Pichai Google CEO’su Hindistan’da 2 odalı fakir bir evde doğmuş</p>
<ol start="12">
<li><strong> Vazgeçme:</strong> Efsane boksör yeri doldurulamayan Muhammed Ali hiç yumruk yemediği için şampiyonlar şampiyonu olmadı. Tam tersi o da diğerleri gibi çok yumruk yedi. Her maçında darbe üstüne darbe aldı. Ama O’nu farklı yapan yere düştüğünde kalkıp ilerlemeye devam etmesiydi. Kazananlar aslında yumruk yemeyen yani elinde gümüş kaşıkla doğanlar değil yumruklara dayanabilen yani planına sadık kalıp mücadelesine devam edenlerdir. Darbe alabilir hatta devrilebilirsin. Ama kalkıp ilerlemeye devam etmen gerekir.</li>
</ol>
<p>3 boş kadronun olduğu polislik işine 4 kişi başvuruyor, yalnız o reddediliyor. Yeni, açılan KFC restoranına 24 eleman alınacak. 25 başvuru yapılıyor o reddediliyor. Kariyeri boyunca 30 işten red cevabı almış. Bugün Alibaba ve Aliexpresin sahibi. Kişisel serveti 70 milyar ABD dolarına yakın. Alibaba&#8217;dan önce de 2 iş batırmış. Jack Ma&#8217;dan bahsediyorum. Profesyonel hayattan onlarca örnek bulunabilir. Ama Jack Ma özel çünkü rekabetin çok çok çetin olduğu Çin gibi bir yerde başarıya ulaşıyor. Reddedilmekten kurmadığı için bugün de bu satırlara konu oluyor.</p>
<ol start="12">
<li><strong> Düşün:</strong> Hedefe şimdi ulaşmışsınız gibi zihninizde o anı imgeleyin. Elde ettikten sonra hayatınızda neler değişeceğini zihninizde canlandırın Hedefinize ulaştıktan sonra nasıl hissedeceğinizi düşünün.</li>
</ol>
<p>Bugün değilse ne zaman?</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F06%2F28%2Fmotivasyon%2F&amp;linkname=MOT%C4%B0VASYON" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F06%2F28%2Fmotivasyon%2F&amp;linkname=MOT%C4%B0VASYON" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F06%2F28%2Fmotivasyon%2F&amp;linkname=MOT%C4%B0VASYON" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F06%2F28%2Fmotivasyon%2F&amp;linkname=MOT%C4%B0VASYON" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F06%2F28%2Fmotivasyon%2F&amp;linkname=MOT%C4%B0VASYON" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F06%2F28%2Fmotivasyon%2F&amp;linkname=MOT%C4%B0VASYON" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F06%2F28%2Fmotivasyon%2F&amp;linkname=MOT%C4%B0VASYON" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F06%2F28%2Fmotivasyon%2F&#038;title=MOT%C4%B0VASYON" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/06/28/motivasyon/" data-a2a-title="MOTİVASYON"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/06/28/motivasyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zamanı Etkin Yönetmek</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/05/30/zamani-etkin-yonetmek-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zamani-etkin-yonetmek-2</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/05/30/zamani-etkin-yonetmek-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 May 2021 09:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16391</guid>

					<description><![CDATA[Takipçilerim arasında bir anket yaptım. 235 kişi bu ankete katıldı. Sorum şuydu: &#8220;Zamanınızı yönetebiliyor musunuz?&#8221;. Okumanın adeta ayıp sayıldığı ülkemizde,  %85 kitap okuma oranı ile kültürel anlamda belirgin ölçüde farklı olan takipçilerimin cevaplarının dağılımı şöyle oldu: Zamanımı İyi Yönetemiyorum: %76  Zaman Yönetimini Bilmiyorum: %64 Zamanımı Yönetebilmek İçin Bir Şey Yapmıyorum: %64 Maalesef modern insanın en [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Takipçilerim arasında bir anket yaptım. 235 kişi bu ankete katıldı. Sorum şuydu: &#8220;Zamanınızı yönetebiliyor musunuz?&#8221;. Okumanın adeta ayıp sayıldığı ülkemizde,  %85 kitap okuma oranı ile kültürel anlamda belirgin ölçüde farklı olan takipçilerimin cevaplarının dağılımı şöyle oldu:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Zamanımı İyi Yönetemiyorum: %76 </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Zaman Yönetimini Bilmiyorum: %64</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Zamanımı Yönetebilmek İçin Bir Şey Yapmıyorum: %64</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef modern insanın en önemli sorunlarından birisi de zamanı yönetememek, olayların, süreçlerin, krizlerin ya da güç odaklarının akışında yaşamaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaman son derece değerli, bir o kadar da önemli bir kaynak, eşsiz bir sermaye.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İyi haber; her gün tam 86.400 saniye, hiçbir şey yapamasak dahi hesabımıza yatıyor.  Kötü haber; geri döndürülmesi, depolanması, satın alınması, mümkün değil.  Yani bugünün zamanını yarın kullanamazsın.  Yani sermaye artırımına gidemezsin.  Tüm sermayeyi bugün yemek zorundasın.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaman insanlık tarihi kadar eski ve tüm insanlara eşit dağıtılan tek kavram.  Bir saatlik zaman, kişilerin öncelikleri, aciliyetleri ya da yetkinliklerine göre farklı algılansa da aslında değişmez, herkes için aynı.  1 yıl herkes için 365 gün, 1 gün 24 saat, 1 dakika yine herkes için 60 saniye.  İşlerinin tamamını yetiştiren üstelik kendine de zaman ayırabilenlere, ilaveten 1 saat verildiğine şu ana kadar şahit olan yok.</span></p>
<p><b>Zaman Yönetimi Nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En önemli planlama, plana sadık kalma ve öz denetim mekanizmasıdır.</span></p>
<p><b>Zaman Yönetimi Ne Değildir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Verilen bir karar ya da ulaşılmak istenen bir sonuç değil, başlı başına sürecin kendisidir.</span> <span style="font-weight: 400;">Çalışmaya daha çok zaman ayırmak değil daha etkin ve verimli çalışmak, en önemlisi iş yaşam dengesini sağlamaktır.</span></p>
<p><b>Zaman Katilleri</b></p>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Fiziksel ihtiyaçtan fazla uyumak</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Haber siteleri, sosyal medya mecraları, oyunlarla internette geçen saatler</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">E-postalarda harcanan zaman</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Bitmeyen telefon sohbetleri</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İşi gerekenden fazla zamana yaymak</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Hayır diyememek</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Plansızlık</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kararsızlık</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Önem-öncelik belirlemedeki hatalar</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Gereksiz bürokrasi</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Fazladan hiyerarşi</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">En basit ve sıradan işlerin bile ortak akılla yapılmaya çalışılması</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Gereksiz ya da uzun toplantılar</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kasıtlı ya da kasıtsız erteleme-oyalama</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İş delegasyonundaki arızalar</span></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Gün sonunda ise film, dizi, maç ve realty showların oluşturduğu narkotik ortamda geçirilen uzun saatler</span></li>
</ul>
<p><b>Zaman Yönetiminin Olmazsa Olmazları</b></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Unutkanlık kurbanı olma. Yanında her zaman not defteri ve kalem olsun. Gerekli her şeyi, problem, öneri, yapılacak iş, vb ama her şeyi not et.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Dijital ajandanı mutlaka etkin bir şekilde kullan. Bilgisayarınla telefonunu senkronize et.  Ama birden fazla takvim ve hatırlatıcı kullanma.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Başarılı ile başarısız arasındaki en önemli fark planlamadır. Modern zamanlar gün içinde yüzlerce uyaranla karşımıza çıkıyor. Var olan bir plana bile uymak son derece güç iken hiç planı olmayanın halini düşünemiyorum bile.  Mutlaka 3 aylık, aylık, haftalık ve günlük planın, yapılacaklar listen olsun. Her bir işi bu listeye yazdıktan sonra kendine şu soruyu sor; yapmazsam ne olur? Cevabına göre listeyi revize et.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Bu listedeki işleri kendi içlerinde önem derecelerine göre sıralandır. Eskiler ne güzel demiş; “Ehem mühime müreccahtır”.   Yani en önemli önemliye tercih edilmelidir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Daha sonra, yapılacak işleri zamanca planlayabilmek için acil ve acil olmayanları tasnif et. Bunun sonucuna göre yapılıp yapılmayacağına, yapılacaksa zamanına ve yapacak kişiye karar ver.  Listeni tekrar revize et.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Mutlaka her iş için bir bitme zamanı-miat tespit et ve buna sadık kal.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Eğer o günkü işlerinden birisi bir boz ayı ile güreşmekse bunu mesainin en başında yap. En korkutucu en sıkıcı görevi gerçekleştirmiş olmak güne devam etmen için sana ivme kazandıracak. Önemli toplantıları, can sıkıcı görüşmeleri, seni en çok rahatsız edecek her ne varsa onları her gün en erken saatlerde yap ki günün geri kalanında zihnin rahat etsin.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Müteakiben yapılması kolay-kısa sürecek işleri yap.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kararsız kalma, işleri erteleme. Verilen en kötü kararın bile kararsızlıktan iyi olduğunu bil.  Sorunları ya da işleri zamanında halletmezsen büyüyecek hatta kronik hale gelecektir, erteleme, miadında bitir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Konu bir sorun ya da kriz ise; öncelikle problemin özüne in ve çok iyi tanımladığından emin ol. Semptomlarla değil, problemin bizzat kendisiyle ilgilen.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Yapılacaklar listesi genelde buradan köye yol olur. Sen ise tek başına her işi yapamazsın. İş delegasyonu ve yetki devrini asla ihmal etme.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Hayaller, akşamki maç, sabah asansörde tartıştığın kişiyle devam eden zihnî mücadele gibi gereksiz iç ya da sosyal medya, telefon görüşmeleri, ziyaretçi gibi dış duraklamaları önle ya da en aza indir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Gerek moderatör gerekse katılımcı olarak toplantıların en kısa sürede bitmesi için hem toplantıya hazırlıklı gir hem de toplantıyı uzatacak gereksiz konular etrafında dolaşma.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Gün içinde o kadar sık duyarız ki “aaa ben yanlış anlamışım”. Zaman katillerinden birisi de iletişimdeki kazalar maalesef. Askerlikteki emir tekrarı prensibi tam bir hayat kurtarıcıdır.  Tüm iletişim kazalarının ve yanlış anlaşılmaların önüne geçer.  Sana söyleneni kısaca tekrar etsen ya da verdiğin mesajın alıcı tarafından anlaşılıp anlaşılmadığını teyit etsen sence de güzel olmaz mı?</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Dinlenme saatlerinden çalma. Bu anlarda istirahat etmeye ve astlarını da ettirmeye dikkat et.  Unutma sen 100 koşucusu değilsin, bitirmen gereken bir maraton var.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Mükemmeliyetçilik tuzağına düşme. Bir maili 3 saatte yazanlardan olma. Her işi hak ettiği zamanda yap. Her işe hak ettiği değeri ver. Ne eksik ne fazla.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sana, takımına, kuruma ya da insanlığa faydası yoksa hayır demekten çekinme. Faydası var ama cari işi de bölecekse hemen evet deme, üzerinde düşün.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İnternette ve sosyal medyada geçireceğin zamanı mutlaka sınırla.  Kesinlikle 1 saati geçmeyecek şekilde ve günün en ölü zamanında bu mecralarda vakit geçir, tüm güne yayma.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Multitasking hatasına düşme. Zamanı daha verimli kullanmak adına aynı anda yapabileceğin birden fazla işin ne olabileceği üzerinde düşün.  Örneğin kahve molanda sosyal medyanı takip edebilir, ulaşım esnasında kitap okuyabilir, telefondan film-dizi izleyebilir, müzik dinleyebilir, önceden kaydedilmiş podcast veya videoları takip edebilirsin.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Mesai saatlerinden sonra çalışmayı ve çalıştırmayı sevenlerden misin? Hemen vazgeç.  Bu saatten sonra hem kişisel verimin düşeceğini hem de bir sosyal ve aile hayatının olduğunu unutma.   İş-özel yaşam dengesi yüksek verim ve motivasyon vaat eder.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Günün önemli bir kısmını ofiste, evrak dolabında ya da çantanda kaybettiklerini aramakla geçirme. Evraklarını ve dijital arşivini düzenle.  Masanın üzerini ertesi güne hazırla.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Eisenhower Matrisi ve Pareto Analizinden etkin bir şekilde faydalan.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Küçük bir sır aslında günü 25 hatta 26 saat yapmak elimizde. Daha az film, daha az dizi, daha az maç daha az show daha fazla zaman demektir, unutma.</span></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F30%2Fzamani-etkin-yonetmek-2%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1%20Etkin%20Y%C3%B6netmek" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F30%2Fzamani-etkin-yonetmek-2%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1%20Etkin%20Y%C3%B6netmek" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F30%2Fzamani-etkin-yonetmek-2%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1%20Etkin%20Y%C3%B6netmek" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F30%2Fzamani-etkin-yonetmek-2%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1%20Etkin%20Y%C3%B6netmek" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F30%2Fzamani-etkin-yonetmek-2%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1%20Etkin%20Y%C3%B6netmek" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F30%2Fzamani-etkin-yonetmek-2%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1%20Etkin%20Y%C3%B6netmek" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F30%2Fzamani-etkin-yonetmek-2%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1%20Etkin%20Y%C3%B6netmek" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F30%2Fzamani-etkin-yonetmek-2%2F&#038;title=Zaman%C4%B1%20Etkin%20Y%C3%B6netmek" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/05/30/zamani-etkin-yonetmek-2/" data-a2a-title="Zamanı Etkin Yönetmek"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/05/30/zamani-etkin-yonetmek-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otuzuncu İstanbul Kuşatması ve Fetih</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/05/29/otuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=otuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/05/29/otuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 May 2021 15:41:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündeme Dair]]></category>
		<category><![CDATA[2. Mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Konstantiniyye]]></category>
		<category><![CDATA[Konstantinopolis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16380</guid>

					<description><![CDATA[Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır[1] &#160; İstanbul dünyanın gözbebeği, kültürler mozaiği, yeryüzündeki cennet. Napoleon “Dünya tek bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu” derken sanırım tam da bunu ifade ediyordu. Çar 1. Petro; “İstanbul’a hükmeden bütün cihana hükümdar olur. Onun için, mümkün olduğu kadar İstanbul’a yaklaşmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4>Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır</h4>
<h4>Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstanbul dünyanın gözbebeği, kültürler mozaiği, yeryüzündeki cennet. Napoleon “Dünya tek bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu” derken sanırım tam da bunu ifade ediyordu.</p>
<p>Çar 1. Petro; “İstanbul’a hükmeden bütün cihana hükümdar olur. Onun için, mümkün olduğu kadar İstanbul’a yaklaşmak gerekir” sözüyle şehrin stratejik önemini vurguluyor, tarihçi Lamartine; “Dünyaya son kere bakacaksın deseler bu bakışı İstanbul’da Çamlıca’dan yapmak isterdim” sözüyle hayatta görmek istediği son şeyden sanki sevgilinin gözlerine bakmaktan bahsediyordu.</p>
<p>Zülfü Livaneli’nin metaforu ise iddialı ama yerinde bir kıyaslamayla, İstanbul’un gözle görülmeyen ama insanı kuşatan o muhteşem ruhuna işaret ediyor: “Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, Berlin güzel bir kışla ama İstanbul güzel bir şehir”.</p>
<p>Pek çok kral, imparator, sultan, emir Konstantinopolis’i<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> almak istedi ama başarılı olamadı. Osman Bey’in ölmeden hemen önce oğlu Orhan Bey’e vasiyeti şu oldu; “İstanbul’u al gülzar et”. Bu vasiyeti Orhan yerine getiremedi ama torunu Yıldırım Bayezid 4 kez (1391, 1395, 1397, 1400) şiddetli ve uzun süreli kuşatmalarla yerine getirmeye çalıştı, muvaffak olamadı. Musa Çelebi’nin 1411’de yaptığı kuşatma da başarılı değildi.</p>
<p>Sultan 2. Murat, 1422 yılının Haziran ayında yaklaşık 30.000 kişilik ordu, toplar ve yürüyen tahkimatlı kulelerle Bizans’ı kuşattı. 50 gün sürdü, Bizans zor durumda iken kardeşi Hamidili Sancak Beyi Mustafa’nın isyanı üzerine kuşatmayı kaldırarak kardeşinin üzerine yürüdü. Surlar bir kez daha Konstantinopolis’e girilmesine izin vermemişti.</p>
<h4>Şehzade Mehmet</h4>
<p>Şehzade Mehmet, dünyaya geldiğinde aradan 10 yıl geçmiş, takvimler 30 Mart 1432’ye gelmişti. Murat O günlerde Edirne’de ağırladığı, Hacı Bayram Veli’ye hitaben:</p>
<p>“Konstantiniyye’yi fethetmek arzusu ile gönlümüz adeta yanıp tutuşmaktadır. Peygamberin müjdelediği mübarek komutan olmak isterim. Hocam dua buyursanız” der. Hacı Bayram Veli duaya durur ve bir süre sonra Sultan Murad’a dönerek:</p>
<p>”Sultanım, Cenab-ı Allah ömr-ü şerifinizi ve devle-i aliyenizi hayırlı eylesin. Fakat Konstantiniyye fethi size nasip olmayacak. Siz göremeyeceksiniz, ben dahi göremeyeceğim” der. Bunun üzerine Sultan Murat merakla:</p>
<p>“Peki hocam kime nasip olacak?” diye sorar. Hacı Bayram Veli:</p>
<p>”Fetih, yeni doğan şehzade ile şu bizim köse Akşemseddin’e nasip olacak” diye cevap verir.</p>
<p>Mehmet haşarı bir çocuktu. Şehzadeliğini geçirdiği Manisa (Saruhan Sancağı)’da babası eğitimine çok önem verdi. Eğitiminin ilk yılları da hiç kolay olmadı. Küçük şehzade ele avuca sığmıyor hocalarını bezdiriyordu. Bir gün babası, methi çok duyulan ve son derece disiplinli bir alim olan Molla Gürani’yi (1410-1488) görevlendirdi. Gürani’nin bu görevi, gerektiğinde şehzadeyi dövme izni alarak kabul ettiği hatta bir gün sopa ile Mehmet’i dövdüğü rivayet edilir.</p>
<p>Gürani, Mehmet üzerinde kısa sürede o kadar etkili, saygın ve aynı zamanda itibarlı konuma gelmiştir ki yıllar sonra yaşanacak şu anekdot bu etkiyi anlamamıza yardımcı olacaktır: Fetih üzerinden 4 ay geçmiş 2. Mehmet iftar yemekleri tertip etmeye başlamıştı. Konuklarına ikramda kusur yapılmamasını istiyordu. O gün gelecekler arasında hocası Gürani de olacaktı. Bizans sarayından ele geçirilen altın sofra takımlarının kullanılmasını istedi. Konuklar salona girdiler. Gürani sofrayı görünce yüzünü ekşitti. Kendisine ayrılan yere çömelerek rahatsızlığını belli edercesine tespih şakırdatmaya başladı. Ezan okununca gözler O’na çevrildi. Padişah sofrası da olsa yemeğe hocasının başlaması adaptandı. Molla Gürani’de hiç hareket yoktu. Dakikalar geçiyor, Gürani elini sofraya sürmüyordu. Genç Padişah biraz da şaşkınlıkla;</p>
<p>“Soframız helal sofradır, buyurun yemek yiyelim&#8221; dedi. Gürani padişaha dönerek sanki bunu bekliyormuş gibi cevabı patlattı:</p>
<p>&#8220;Ümmete haram olan Mehmet’e helal midir? Altın taslardan yemek yiyip altın kaselerden su içerek Bizans İmparatorlarını taklit ettiğini biliyor musun? Bu gösteriş tutkusu, bu debdebe yüzünden ülkelerini sana kaptırdılar. Sen de aynı tantanaya kapılırsan mahvolursun!”. Padişah bu azarı yer yemez altın takımları kaldırttı, ancak ondan sonra iftar edildi. Şimdi dönelim konumuza.</p>
<p>Molla Hüsrev, Molla Yegân, Hızır Bey Çelebi gibi devrinin en büyük alimleri de Mehmet’in hocaları idi. Sultan Murat, şehzadenin aldığı eğitimi çeşitlendirmek için başta İtalyan hümanist, arkeolog Ciriaco d’Ancona (1391-1455?) olmak üzere, Batılı entelektüelleri Manisa sarayına davet ederek, aritmetik, geometri, astronomi, fen ve din bilimleri yanında, Avrupa tarihi, edebiyatı, sanatı ve Antik Yunan filozoflarını da okumasına istedi.</p>
<p>Bir süre sonra Manisa’ya gelen Sultan Murat, haşarı oğlunu tanıyamamış, görünüşte çocuk, ama çok olgun birini bulmuştu karşısında. İleriki yıllarda Arapça ve Farsça&#8217;nın yanında Latince, Yunanca, Sırpça ve İtalyanca’yı iyi seviyede konuşan 2. Mehmet&#8217;in çok kültürlü kişiliğinde, başta Molla Gürani olmak üzere hocalarının ve çocukluğunda aldığı eğitimin katkısı çok büyük olacaktı. Hocaları Mehmet’in ufkunu açtı, inanç ve O’na ideal aşıladı.</p>
<p>Bir gün Molla Gürani, Şehzade Mehmet’in gece yarısı odasının ışığını yanık olarak gördü. Merak etti, yanına girdi:</p>
<p>“Şehzadem neden uyumadın?”</p>
<p>“Hocam, çalışıyorum” karşılığını verdi. Hocası sordu:</p>
<p>“Hangi dersi çalışıyorsun?” Mehmet cevap vermeyip sustu. Hocası çalıştığı dersi merak edip masasının üzerindeki kağıtları karıştırdı. Hepsi Konstantiniyye’nin fetih projeleri idi. Gürani:</p>
<p>“Bunlar nedir evlâdım?” deyince Şehzade, içinde gizlediği sırrı açıklamak zorunda kaldı.</p>
<p>“Hocam sır olarak kalması şartıyla, uzun zamandır uykusuz kalarak yaptığım çalışmaların ne olduğunu söyleyebilirim.” dedi. Hocasının mütebessim bir çehre ile başını salladığını görünce devam etti:</p>
<p>“Hocam! Bu iş nicedir içimi yakıp kavurmaktadır. Düşünüyorum ki, defalarca muhâsara<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> edilen şu Konstantiniyye şehri niçin fethedilemiyor? O beldeyi fethetmenin yolu nedir? İşte bu yüzden uykularım kaçıyor, sabahlara kadar plânlar yapıyorum”. Mehmet şuuraltında İstanbul’la o kadar bağlantılı idi ki çocukluğunda dahi fetih projeleri ile meşgul olmuştu.</p>
<p>O günlerde Bizans, Sultan Yıldırım Bayezid döneminden beri devam eden ağır Osmanlı baskısı altında idi. Kurtulmak için Avrupa ülkelerinin yardımından başka çareleri olmadığını biliyorlardı. Fakat bu yardımın bir şartı vardı: Katolik dünyasında son derece güçlü bir konuma sahip olan, Latin<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> krallar, imparatorlar üzerinde mutlak hâkim olan Papa, ancak Doğu Kilisesinin Vatikan çatısı altında birleşmesi karşılığında yardım göndereceğini söylüyordu. Bu şart hem inançlarına ihanet olacağı hem de geçmişte yapılan Haçlı zulümlerinin anısı hala taze olduğu için Bizans’ta kabul görmemişti.</p>
<p>3 kıtaya yayılmış 1.000 yıllık koca Doğu Roma İmparatorluğu, bugünkü İstanbul’un batı yakası ile Tekirdağ’ın küçük bir bölümü arasına sıkışıp kalmıştı. Mora Yarımadası İmparator’un kardeşi tarafından yönetilen bir despotluktu. Bizans küçülmüş, zayıflamış ve Türklerle çevrilmiş durumdaydı. Bununla birlikte Ortodoks Hristiyanlarının merkezi konumundaydı. Avrupa devletlerini, Anadolu Türk beyliklerini ve Osmanlı şehzadelerini kışkırtarak Osmanlı Devleti için ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Bu durum Osmanlıların hem Balkanlar’da hem de Anadolu’daki ilerlemelerini güçleştiriyordu. Asya ile Avrupa kıtalarının birbirlerine en çok yaklaştığı yerde bulunan İstanbul, kara ve deniz ticaret yollarının kesiştiği önemli bir yerde bulunuyordu.</p>
<p>1444 Ağustos’unda Murat hiç beklenmeyen eşine az rastlanacak bir karar verdi. Hem doğu ve hem de batıyı emniyete almış ve uzun süreli barış antlaşmaları yapmış olarak saltanatı 12 yaşındaki Mehmet’e devretti. Henüz 40 yaşında genç ve sağlıklı iken tahtı devretmekteki maksadı, Türk tarihinde sık rastlanan, Osmanlı yakın tarihinde de Fetret Devri ile yaşanan taht kavgasının önüne daha kendisi hayatta iken geçmekti. Zira Bizans, Konstantinopolis’te rehin tutulan I. Mehmed&#8217;in ağabeyi Şehzade Orhan’ı siyasi emelleri için sık sık Osmanlı devletine karşı bir koz olarak kullanıyordu. Bazı tarihçiler Murat’ın tahttan çekilmesinin bir de psikolojik tarafının olduğunu iddia ederler. Kısa süre içinde Mehmet’ten yaşça büyük iki oğlunu, Sultan Namzedi Şehzade Alaeddin Ali ve Şehzade Ahmet’i doğal sebeplerle kaybeden Murat çok etkilenmişti. Murat’ın bu sebeple tahttan ayrıldığı da söylenir.</p>
<p>Murat’ın kararı Divan’da<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> şok etkisi yarattı. Çok iyi bir lider, savaşçı ve bilge bir padişah olan Sultan Murat’ın tahtı bir çocuğa bırakması, üstelik barış antlaşmaları yapsa da batıda Haçlılar, doğuda Karamanoğlu Beyliğinin taciz ve taarruzlarının sıklaştığı dönemde inzivaya çekilmesi, divan üyelerinin çoğu tarafından hoş karşılanmadı. Ama buyruk padişahındı.</p>
<p>Sultan Mehmet henüz çocuk yaşta olduğu için Lalası<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a> Zağanos Paşa devlet geleneği olduğu üzere O’na yardımcı oluyor, bu durum devletin ikinci adamını yani Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’yı geri plana atıyordu. Çandarlı bu sebeple Mehmet’i hiçbir zaman sevmedi. Divan adeta ikiye ayrılmıştı. Bir tarafta Sultan 2. Mehmet ve Zağanos Paşa, diğer tarafta Sadrazam Çandarlı Halil Paşa. Bu iki taraf arasındaki rekabet yıllarca sürecekti.</p>
<p>Çandarlı’nın haksız olmadığı kısa süre sonra belli oldu. Sultan Murat Edirne-Segedin Barış Antlaşması ile pek çok ödün vermesine rağmen, Papa 4. Eugene’in kışkırtması ile 3.Vladislav (Macar, Polonya ve Hırvatistan Kralı) 2. Mehmet’in tahta çıkışından çok kısa bir süre sonra, bizzat kendisinin Murat’la yaptığı antlaşmanın geçersiz olduğunu ve yeni bir Haçlı seferine çıkacağını duyurdu. Kısa sürede büyük bir kampanya başlamıştı. Macar, Eflak, Hırvat, Bohemya, Polonya, Alman ve Venedik’ten gelen askerler toplanmaya başladı. Venedik aynı zamanda donanması ile boğazları kapattı. Aynı günlerde Bizans İmparatoru 8. Yuannis Şehzade Orhan’ı serbest bırakarak, büyük bir askeri destekle Osmanlı üzerine gönderdi. Orhan Osmanlı Ordusu ile Çatalca ve Dobruca’da karşı karşıya geldi. Arnavutluk ve Rumeli’deki yerel hanedanlar ayaklandı. Haçlı ordusu Tuna’ya ulaştı.</p>
<p>Sulh bir anda kaosa dönüşmüştü. Rumeli’deki Türkler hatta başkent Edirne’deki kimi varlıklı aileler Anadolu’ya kaçmaya başladı. Bu kaos çocuk yaştaki padişahla aşılamazdı. Çandarlı’nın ikna çabaları sonucunda, 2. Murat biraz gönülsüz de olsa, kendine ulaşan Anadolu askerleri ile Venedik ablukası altında bulunan İstanbul Boğazı&#8217;nı geçip Edirne&#8217;ye ulaştı. Burada unvansız bir şekilde tüm Osmanlı ordusunun başına geçti ve Varna&#8217;ya yürüdü. Bu, tarihlerde eşi benzeri olmayan bir olaydı.</p>
<p>10 Kasım günü iki ordu Varna Ovasında karşılaştı. Savaş kısa sürdü. Akşam olmadan Türklerin kesin zaferi ile sonuçlandı. Haçlı Ordusu hezimete uğrarken Kral Vladislav harp meydanında öldürüldü. Böylece Haçlı Seferleri tarihe karışmış oldu.</p>
<p>Sonraki dönem Osmanlı tarihi açısından cidden incelemeye değer yıllar. Zira padişah, 2. Mehmet mi 2. Murat mı çok belli değil. Ama Murat yine başkentten ayrılarak Manisa’ya çekilmiş, Mehmet ise Edirne’de kalmıştı. Bu durum tam 2 yıl sürdü. Edirne’de, dış siyasette temkinli olmayı tercih eden Çandarlı ile daha aktif tutum içinde olan Zağanos ve Şehabeddin Paşaların rekabeti olanca hızıyla devam etti. Çandarlı bu dönemde Murat’ın tekrar tahta çıkması için çeşitli defalar girişimde bulunduğu hatta Yeniçeri Ocağı’nı isyana teşvik ettiği söylenir.</p>
<p>Balkanlar’da sular durulmamıştı. Macaristan ve Eflak tarafından kışkırtılan etnik grupların, yerel hanedanların, Kont Drakula’nın isyanı, hatta yeniçerilerin tarihteki ilk baş kaldırışı da bu dönemde yaşandı. Bu kaos içinde, 2. Murat, tam 2 yıl sonra Ağustos 1446’da yine gönülsüz 2. defa tahta çıktı. Mehmet’i de Zağanos Paşa ile birlikte Manisa Valiliğine gönderdi. Mehmet bu durumun Çandarlı sebebiyle yaşandığını biliyordu, hiç unutmadı.</p>
<p>Murat etnik grupları bastırdı. Yeniçerilerin gönlünü hoş etti. 17 Ekim 1448’de, Macar ve Eflak Ordularından oluşan büyük bir kuvvetle, Kosova Ovasında karşı karşıya geldi. Tarihe 2. Kosova Muharebesi olarak geçen savaşta Murat Macar Janos Hunyad komutasındaki orduyu hezimete uğrattı. Osmanlı artık mutlak ve tartışılmaz bir şekilde Balkanlar’daydı.</p>
<p>3 Şubat 1451 günü Sultan 2. Murat 47 yaşında vefat ederken oğlu şehzade Mehmet’e kuvvetli bir devlet bir de vasiyet bıraktı: “Konstantiniyye’yi al”. Murat’ın ölümü üzerine, hem sınır komşusu Osmanlının baskısı altındaki Bizans hem de Türklerle yeni bir savaş istemeyen Batılılar, deneyimsiz Sultan 2. Mehmet’in kendileri için kısa vadede bir tehdit oluşturmayacağını düşünüyorlardı. Rahat nefes aldılar.</p>
<h4>Mehmet&#8217;in Cülusu</h4>
<p>18 Şubat 1451 Perşembe günü genç şehzade, Osmanlı Devleti’nin 7. padişahı olarak görkemli bir cülus<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a> töreni ile tahta geçti. Bundan böyle 2. Mehmet diye anılacaktı. Cülus başta Sadrazam Çandarlı Halil Paşa, vezirler ve Yeniçeri Ağası Mahmut Paşa tarafından endişeyle karşılandı. Mehmet Çandarlı yüzünden tahttan indirilmişti. Şimdi Mehmet’in intikam zamanı diye düşünüyorlardı. İlk divan bu korku ile başladı. Mehmet, babasının da sadrazamı olan Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktı. Çocukluğundan beri arasının açık olduğu, iç ve dış siyasette çok etkili ve dirayetli olan Çandarlı’yı veziriazam mevkiinde tutması oldukça stratejik bir hamleydi. Bir hamle daha yaptı ve Çandarlı’nın siyasi ortağı durumunda olan vezir İshak Paşa’yı Anadolu Beylerbeyliği’ne atayarak payitahttan<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a> uzaklaştırdı. Mehmet, aynı zamanda kendisine destek olması için bir de cephe oluşturdu. Lalaları Şehabeddin ve Zağanos Paşa ile Saruca Paşa’yı vezirliğe getirerek iktidarını sağlamlaştırdı. Çandarlı’ya şu anda ihtiyacı vardı ama kurduğu organizasyonla bu ihtiyaç geçtikçe azalacaktı.</p>
<p>2. Mehmet Sultan olduktan hemen sonra yıllardır şuur altına yerleşen fetih düşüncesi, artık asla sönmeyecek şekilde alevlenmişti. Ulemâ<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a> ve ümerâyı<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[10]</sup></a> toplayıp, atalarının asırlardır hedefi olan Konstantiniyye’nin fethi konusunu açtı. Sadrazam Çandarlı Halil’in başını çektiği grup:</p>
<p>“–Konstantiniyye’nin fethi, ancak Mehdî <a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[11]</sup></a>işidir!” diyerek bu fikri desteklemediler. Haksız da sayılmazlardı. Konstantiniyye tarihte 6 defa Osmanlı, 5 Emevi, 4 Abbasi, 2’şer defa Haçlı Ordusu, Rus, İran, Cenova, Bulgar, 1’er defa da Avar, Makedonya, Roma İmparatorluğu, Macarlar ve Venedik tarafından olmak üzere tam 30 (bazı kaynaklara göre 32) defa kuşatma altına alınmış ve bu kuşatmaların 22’si başarısız olmuştu.</p>
<p>Ama Mehmet’in vazgeçmeye hiç niyeti yoktu. Aldığı mükemmel eğitim O’na mevcutla yetinmemeyi öğretmişti. Tıpkı Napolyon gibi Mehmet de kurulacak bir cihan imparatorluğuna ancak İstanbul’un başkentlik yapabileceğine inanıyordu. Zamanının büyük kısmını İstanbul savunmasının ve surlarının nasıl aşılacağına ayırıyor, başka bir şeye ve yere odaklanmak istemiyordu. Ancak bu düşüncesini kimse ile paylaşmıyordu.</p>
<p>Cülusundan sonra gelen elçileri çok iyi ağırlattı. Bizans, Macaristan, Eflak, Boğdan, Mora ve Venedik ile barış antlaşmalarını yeniledi. Bizans’a Çorlu’yu geri verdi, Şehzade Orhan’ın rehin vergisi olan 150.000 akçenin 2 katına çıkartılmasına ses çıkarmadı. Mehmet’in bu barışçı tavrı düşmanların Osmanlı hakkındaki endişelerini iyice azalttı. Hatta Bizans’ta, Mehmet’in annesi (Hüma Hatun Türk değildi) sebebiyle Hristiyan olduğu ya da Hristiyanlığa meyli olduğu ve tam bir batılı gibi yetiştirildiği bile konuşuldu. Kendi meselelerine döndüler. Bu dönem Batı için bir rahatlama ve kayıtsızlık dönemi idi. Yalnız, Doğu Romalı Tarihçi Frantes; ”2. Murat’ın ölümünün büyük bir tehlike olduğunu, yerine geçen delikanlının Hristiyanlığın kökünü kazmaya hevesli olduğunu” söylüyordu. Bu uyarıyı dikkate alan olmadı.</p>
<h4>Kuşatma Hazırlıkları</h4>
<p>Genç Sultan, Çandarlı’nın barış siyasetini devam ettiriyor gibi gözükerek büyük hedefi için iç siyasette de zaman kazanıyordu. Anadolu, Rumeli Orduları ile Yeniçeri Ocağı, Kapıkulu Süvarileri, Topçu, Lağımcı<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[12]</sup></a> ve Cebecilerin<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[13]</sup></a>iki katına, Akıncıların ise 3 katına çıkartılması emrini verdi. Aynı anda bunu nasıl yapacaklarını ve kaynağı nereden bulacaklarını da söylüyordu. Kurulacak yeni Sipahi Ocaklarına hangi tımarın verileceğini de ilave ediyordu. Halil Paşa başta olmak üzere herkes şaşkınlık içindeydi. Sultan tecrübesizliğine rağmen, devleti çok iyi tanıyordu. Her şeyi düşünmüş ve planlamıştı. Kimse niyetinden şüphelenmedi.</p>
<p>Şehzadeliğinde, tarihte yapılan İstanbul kuşatmalarını, Gürani ve Hüsrev’den defalarca dinlemişti. Bu defa hocalarından kuşatmaları bir kez daha ama tüm detaylarıyla anlatmalarını istedi. Hem Hüsrev hem de Gürani Konstantiniyye’ ye defalarca gitmişlerdi. Onlardan şehri ve surları gösteren haritalar çizmelerini de buyurdu. Bir gün astronomi bilgisi ile ayın hareketlerini not ediyor, başka bir gün trigonometri ve balistik bilgisi ile surları nasıl aşabileceğini hesaplıyordu. Surların şekli, kıvrımları, kapıların ve muhafızların yerlerini artık ezbere biliyordu. Tarihe aynı zamanda bir haritacı olarak geçen Mehmet haritaları bizzat hazırlayarak önemli yerleri işaretliyordu.</p>
<p>Kendinden öncekilerin hatasını tekrar etmek istemiyordu. Sonunda iki şeyin çok önemli olduğu sonucuna vardı. Birincisi; Haliç’i kontrol edemeyen İstanbul’u alamamıştı. Güçlü bir donanma ile Haliç mutlaka İstanbul’dan önce alınmalıydı. Gelibolu Sancak Beyi Kaptan-Derya Baltaoğlu Süleyman Paşa’ya donanmayı büyütmesi emri verdi. Bu donanma hem denizden gelecek yardımları engelleyecek hem de Haliç’te hakimiyeti sağlayacaktı. Süleyman, Gelibolu’da 20 ay gibi çok kısa sürede, donanmanın gücünü neredeyse 3 katına çıkaracaktı.</p>
<p>İkincisi ise; Mehmet İstanbul’la arasındaki en büyük engelin surlar olduğunu bu surların nice imparator, kral, emire geçit vermediğini biliyordu. Surları aşmaya çalışan askerlerin Bizans okçuları ve suda dahi yanan Rum Ateşi<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[14]</sup></a>(Grejuva-Grek Ateşi)’ne kurban gittiğinin farkındaydı. Babası Murat çok fazla sayıda topla İstanbul’u kuşatmış ama toplar surları yıkmayı başaramamıştı. Ya topların ateş gücü surları yıkacak kadar kuvvetli olacak, askerler gedik açılan surlardan yürüyerek şehre girecek ya da toplar surları aşıp içindekileri etkisiz hale getirecek, askerler ok ve Rum Ateşine maruz kalmadan, kule ve merdivenlerle surlara çıkacaktı. En iyisi ikisi de olmalıydı. Toplar alışıla geldiği gibi değil daha farklı ve etkili kullanmalıydı. Ama nasıl?</p>
<p>Dönemin en ünlü top mühendislerini buldurdu. Saruca Paşa komutasında, Topçubaşı Rıza Ağa, Mimar Muslihiddin Ağa, Hayreddin Ağa, Bizans İmparatoru’na hizmet etmekte iken ikna edilerek Edirne’ye getirtilen Macar Urban ve Cenevizli Donar o güne kadar görülmeyen kaynak ve imkânlarla çalışmaya başladı. Mehmet onlardan denenmeyeni denemelerini ve çok büyük toplar yapmalarını istedi.</p>
<p>Henüz birkaç ay geçmişti ki Karamanoğlu Beyi İbrahim, 2. Mehmet’in hükümdarlık iradesini tanımadığını söyledi. 1451 yazında Sultan Mehmet, Karaman üzerine sefer düzenledi. Ancak İmparator Konstantin, hem Sultanın genç ve tecrübesiz olmasından hem de Karamanoğlu krizinden faydalanarak Şehzade Orhan’ın rehin vergisinin tekrar 2 katına (300 bin akçeden 600 bin akçeye) çıkarıldığını, verilmediği takdirde Orhan’ın serbest bırakılacağı haberini Mehmet’in ordugahına gönderdi. Bir taht kavgası ile vakit ve enerji kaybetmek istemeyen Mehmet, isteği kabul reddetmedi. Elçilere olağan üstü iyi davrandı ancak bu meselelerin harp meydanında halledilemeyeceğini, Edirne’ye dönünce ferman yazacağını söyleyerek heyeti geri gönderdi. Yine de olası riski tamamen ortadan kaldırmak için, Karamanoğlu ordusu çok müşkül durumda olmasına rağmen, seferi bir barış antlaşmasına dönüştürerek geri döndü.</p>
<p>Fakat dönüş yolunda boğaza geldiğinde Haçlı donanması boğazı kapatmıştı. Tıpkı 8 yıl önce babası Murat’ın yaşadığını şimdi kendisi de yaşıyordu. Vaktiyle babası da Venediklilere 40.000 düka altını vererek Rumeli’ye geçmişti. Şimdi kendisi de ordusuyla birlikte Galata gemicilerine 50.000 altın ödeme yaparak karşıya geçiyordu. Boğazın Anadolu tarafı Osmanlı toprağı olmasına rağmen boğaz üzerinde egemenliği yoktu. Bu durumu kabullenmek imkansızdı. Çok sinirlenmişti. İstanbul’un alınmasının artık önünde var idiyse de şu an hiçbir engel kalmamıştı. Hemen orada karar verdi. Rumeli tarafına bir kale yapılmalı ve boğaz emniyete alınmalıydı. Planını Bizans İmparatoruna da iletti. Doğu Roma (Bizans) İmparatoru 11. Konstantin Dragazes Paleologos, Edirne’ye elçiler gönderip Sultan’ı bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştı. Gerekirse vergi ödemeye dahi razı olduğunu bildirdi. Mehmet, geçmişte yapılan Haçlı taarruzları ve boğaz güvenliğini öne sürerek bu isteği reddetti. Hatta artık Orhan için de para ödemeyeceğini söyledi. Ok yaydan çıkmıştı.</p>
<p>Ocak 1452’de donanmanın bir bölümünü boğazda konuşlandırdı. Mehmet Nisan başlarında Rumeli Eyalet Ordusu (Tımarlı Sipahiler) ve Kapıkulu Askerleri ile Edirne’den yola çıktı. Bizans korku içinde ne olacağını bekliyordu. Bizans’ta alarm verilmiş eli silah tutan herkes teyakkuza geçmişti. Türkler yeni bir kuşatma için mi geliyordu acaba? Mehmet Konstantinopolis’e hiç uğramadan doğrudan boğaza geçti. 15 Nisan 1452’de Mehmet hisarın temeline ilk taşı koydu. Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan Anadolu Hisarının karşısında (Asomaton Köyü/Aşiyan) yükselecekti hisar. Paşalar taş taşıyor, Sultan Mehmet işçiler arasında dolaşarak bahşiş dağıtıyordu. Bizans faaliyeti askeri tedbirlerle engellemeyi düşündüyse de surların ötesinde savaşacak gücü yoktu. Bunu bir harp sebebi sayamadı ve savaşmaya cesaret edemedi. Bunun yerine bazen Orhan’ı serbest bırakmakla tehdit etti bazen de Sultan Mehmet’e değerli hediyeler göndererek barış istedi. Çandarlı da sürekli Sultan’ı Bizans’la dostane ilişkiler kurmaya ikna etmek için çalışacaktı. Ne hediye ve elçiler ne de Çandarlı’nın söyledikleri Mehmet’i etkilemedi.</p>
<p>Şehabeddin Paşa Boğazkesen adı verilen (Rumelihisarı) hisarın yapımını 31 Ağustos 1452’de, o dönemin mühendislik ve lojistik şartlarına göre rekor sayılabilecek bir sürede, yalnız 138 günde tamamladı. Dünyanın en büyük kale burçlarına sahip olan hisar, adeta tüm dünyaya boğazın yeni sahibini ilan ediyordu. Mehmet hisarı denetlemek amacıyla sık sık İstanbul’a gitti. Her gittiğinde de surları, şehrin giriş çıkışlarını bizzat inceledi. Avrupa’daki iyimser hava bir anda dağılırken Bizans’ta da endişeli günler başlamıştı. Hisarın aynı zamanda ne anlama geldiği açıktı. Kuşatma için müthiş bir ilk adım olmayacağını kimse iddia edemezdi. Ortada bir hazırlık vardı ama Mehmet’in gayesini Hüsrev, Gürani ve Zağanos hariç tam olarak hiç kimse bilmiyordu.</p>
<p>20 Eylül 1452 sabahı Mehmet Edirne Sarayında Büyük Harp Divanını topladı. Mutat seremoniden sonra herkes yerine geçti. Kısa sessizliği Mehmet’in kararlı sesi bozdu:</p>
<p>“Vezirlerim, Paşalarım, Hocalarım! Bugün sizi burada toplamamın sebebi Konstantiniyye’ ye yapacağımız sefer içindir. Atalarımın ve babamın vasiyetini yerine getireceğim ve Konstantiniyye‘ yi mutlaka baharda alacağım. Şimdi bana fikirlerinizi söyleyin”.</p>
<p>Koca salonda önce çıt çıkmadı. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. Padişahın rahatlatıcı birkaç kelamından sonra, Sadrazam Çandarlı Halil Paşa konuştu. İhtiyatlı olmanın erdemlerini, Haçlıların Bizans’a vereceği desteği, Venediklilerin Bizans’ın yanında yer alacağını, asırlardır geçilemeyen surların ne tür bir engel olduğunu anlattı. Zağanos, Şehabettin, Saruca Paşalar Çandarlı’nın aksini savundular. Divan üyelerinin hepsi fikirlerini söyledi. Bir süre sonra herkes sustu ve yalnız Çandarlı ile Zağanos konuşmaya devam etti. Karşılıklı konuşmaları neredeyse tartışma boyutuna geliyordu. Sultan bir süre daha onları konuşturduktan sonra araya girerek şu sözleri söyledi:</p>
<p>“Lala<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[15]</sup></a> eğer sen benden yardımını esirgemezsen Allah’ın izniyle bu işi bitireceğim” Çandarlı hiçbir şey diyemedi, mahcubiyetle önüne baktı. Mehmet sözlerine tüm Divan’a hitap ederek ama Çandarlı’ya bakarak devam etti:</p>
<p>“Şimdi sizden bir isteğim var. Yakında Bizans her zaman yaptığı üzere türlü oyunlara girişecek ve sizi değerli hediyelerle, altınlarla kandırmaya çalışacaktır. Eğer bunlara ihtiyacınız var ise söyleyin şimdi size ben vereyim. Sakın ola bir yanlışlık yapmayın”.</p>
<p>Kimse konuşmaya cesaret edememişti. Sonra kuşatma planından bahsetmeye başladı. Hocaları ile Zağanos ve Şehabeddin Paşalardan başka kimseye güveni yoktu. Bu sebeple planı çok genel hatları ile anlattı. Ordu ve diğer paşalar tüm ayrıntıya ancak surların önüne gittiklerinde vakıf olacaktı. Genç Sultan’ın, orduya, şu ana kadar yapılan yapılmayan tüm hazırlıklara, Bizans’ın siyasi ve askeri durumuna, diğer devletlerin kuşatmaya nasıl bakacağına, Konstantiniyye şehrine ve surlara hakimiyeti, hocaları hariç herkesi çok şaşırtmıştı. Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi’ni, Yeniçeri Ağasını, Akıncı Beyi’ni, Kaptan Paşayı (Kaptan-ı Derya), Defterdarı hepsini ayrı ayrı dinledi. İstek ve ihtiyaçlarını aldı. Emirler verdi ve divan dağıldı. Şimdi anlamışlardı son 1 yıldır yaptıkları hazırlıkların ne için olduğunu ve ordu mevcutlarının neden büyüdüğünü. Dönüşü olmayan bir yola girdiklerini hepsi fark etti.</p>
<p>10 Aralık 1452’de Sultan 2. Mehmet’in de katıldığı görkemli bir törenle, Urban’ın tasarladığı ilk büyük top dualar ve kurbanlarla döküldü. Son derece heyecanlı ve duygusal anlar yaşandı. Padişah dahil herkesin gözü yaşarmıştı. Kalıbın soğuması 1 haftayı alacaktı.</p>
<p>Aynı günlerde İmparator Konstantin ve Kilise (Doğu Kilisesi-Ortodoks) bir kampanya başlatarak Bizans halkını maddi ve manevi örgütlemeye başladı. Şehrin savunması yeniden gözden geçirildi. Papadan ve Latin ülkelerinden yardım istendi. Venedik Balyosu<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[16]</sup></a> ile iş birliği kararı alındı. Bizans’ın en büyük güvencesi olan ve önceki tüm kuşatmalara karşı koyan surlar güçlendirildi. Kara tarafındaki surlar iki sıra halinde yapılmıştı ve her birinin duvar kalınlığı 5 metre idi. Dış surların yüksekliği 9 metre iç surların yüksekliği 25 metreyi buluyordu. Ayrıca dış surların önünde 20 metre genişliğinde 7 metre derinliğinde içi su dolu hendekler vardı. Bu sayede İstanbul adeta bir ada görünümündeydi. Haliç ve Marmara tarafındaki surlar tek sıra idi. Bu surları tarihte geçebilen çok az ordu olmuştu. Daha fazla Rum Ateşi yapımı için imparator da dahil tüm asilzadeler kişisel gelirlerinden bağışta bulundu.</p>
<p>Doğu Roma ile Batılı Devletlerin arası 726 yılındaki İkonoklazma<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[17]</sup></a> Döneminden beri hoş sayılmazdı. Hatta zaman zaman aralarında çok kanlı savaşlar da olmuştu. Bu sebeple Katolik Batı (Latinler), Ortodoks Bizans’a yardım konusunda çok hevesli değildi. Fakat Bizans, hiç beklenmeyen bir hamle yaptı. Kiliseler arasındaki 7 asırdır devam eden ayrılık ve husumeti unutmaya razı oldu. Papa 5. Nicolaus’a, iki kilisenin birleşmesine Bizans’ın hazır olduğunu bildirdi. Geçmişte bizzat Katolikler tarafından yağmalanan, aşağılanan Bizanslılar birleşme fikrine karşı çıksa da imparator başka çaresi olmadığını biliyordu.</p>
<p>12 Aralık 1452’de Ayasofya’da, İmparator Konstantin, Papa’nın Elçisi Kardinal Isidoros, tüm Bizans soyluları, 300’den fazla papaz ve Konstantinopolis halkının katıldığı bir törenle kiliseler arasında birlik (union) ilan edildi.</p>
<p>Halk üçe bölünmüştü. Tarihçi Dukas’ın (1400?-1462?) tasviri ilginçti; O’na göre ahali Ayasofya’dan sanki “Yahudi sinagogu imiş̧ gibi” kaçmaya başladı. Halkın büyük kısmı ibadetlerini yapabilmek için, birleşme karşıtı papazların yönettiği kiliselere gitmeye başladı. “Şehir Latinlerin eline geçse de dinsizlerin pençesine düşmesek” diyenler ile kiliselerin birleşme fikrine şiddetle karşı çıkıp, Grandük Lukas Notaras gibi, “Şehirde Türk sarığı görmek, Latin papazlarının ayin taçlarını görmekten daha iyidir” fikrini savunanlar arasında çok şiddetli tartışmalar yaşanıyordu. 1204 yılında Haçlıların büyük bir vahşetle Konstantinopolis’i, Ayasofya’yı, diğer kiliseleri ve kutsal emanetleri yağmaladığı unutulmamıştı. Osmanlıların izlediği vicdan hürriyeti ve hoşgörü politikasının da etkisiyle, Türk yönetimi altına girmenin, içinde bulundukları durumdan daha kötü olamayacağını söyleyenler vardı. Üçüncü bir grup ise Konstantinopolis’in hamisi ve yardımcısı olduğuna inandıkları Hz. Meryem’in daha önce de defalarca olduğu gibi şehri yine kurtaracağını, Mehmet’in de tıpkı ataları gibi başarısızlığa uğrayacağını düşünüyordu.</p>
<p>Şimdi durum biraz farklıydı. Daha önceki kuşatmalarda, şehrin kuvvetli surlarla çevrili bölgelerinde kara savaşları yapılır, Bizans donanmasının Boğaz’a ve Marmara’ya hâkim olması sebebiyle, şehrin diğer tarafı olan Haliç saldırıdan uzak kalırdı. Bu sayede kuşatma boyunca şehirde ihtiyaç̧ duyulan her şey Bizans’ın kontrolünde olan Ege, Karadeniz ve Marmara üzerinden temin edilirdi. Ancak bu defa Osmanlılar Batı Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Marmara’ya hâkimdi. Bizans’ın hem denizden hem de karadan takviye edilmesi çok zor gözüküyordu.</p>
<p>Nihayet ilk top atışa hazır hale geldi. Sultan bu topun gücünü görmek, askerin ve halkın maneviyatını yükseltmek için festival havasında prova atışı yapılmasını emretti. 3 ayda dökülen bu topun uzunluğu 8 metre, çapı 92 cm, namlusunun kalınlığı 20 cm, ağırlığı 18 ton idi. 500 kg ağırlığında taş, 680 kg ağırlığında demir gülleler atıyordu. Top 70 çift manda ile çekilen özel bir arabayla taşınıyordu. Topun önünden giden 200 asker yolu tesviye ediyor, arkadan giden 50 asker ise bozulan yolu tamir ediyordu.</p>
<p>25 Aralık 1452 günü top Edirne Sarayının önündeki meydanda hazırdı. Tüm şehre haber verilmiş, küçük çocuk, yaşlı ve hamile kadınların dikkat etmesi tembihlenmişti. Dualar okundu, kurbanlar kesildi. Güllenin gideceği istikamete mesafe flamaları dikildi. Topçuların gözü Mehmet’te idi. Sultan işaret etti. Birden yer yerinden oynadı. Ortalık toz ve simsiyah dumana bürünmüştü. Biraz sonra bilgiler geldi. Gülle tam 1.800 metreye gitmiş ve yerde 183 cm derinliğinde çukur açmıştı. Sultan güllenin düştüğü yere gitti. Gördükleri O’nu çok memnun etmişti. Savaş alanlarının o ana kadarki en büyük, en yıkıcı topu şu an hazırdı. Topa “Şahi” ismini verdiler. Topun sesi 24 km uzaklıktan duyulmuştu. Dünya tarihinin bu topla değişeceğini o an kimse bilmiyordu.</p>
<p>Mehmet atını mahmuzlarken, Çandarlı’ya bu toptan mümkün olan en fazla sayıda ama en az 3 tane daha dökmelerini emretti. Ordunun sefere çıkmasına 2 ay kalmıştı ve ilk top 3 ayda dökülmüştü. Paşa itiraz edemedi.</p>
<p>Mehmet tüm günlerini saatlerini harita başında geçiriyordu. Çalışma odasına yatağını da getirtmiş dışarı neredeyse hiç çıkmıyordu. Duvarlar ve masaların üzeri farklı pek çok harita ile doluydu. Kafasında tüm kuşatmayı an be an defalarca yaşamış yalnız 3 soruya cevap bulamamıştı.</p>
<ol>
<li>Rum Ateşi’ne karşı ne tedbir alınabilir?</li>
<li>Dönemin en güçlü donanmasına sahip Venedikliler ne yapacak?</li>
<li>Haliç’e hâkim olan şehre hâkim olur. Haliç’e nasıl hâkim olunacak?</li>
</ol>
<p>1452 yılının Aralık ayında çok kar yağdı. 1453 Ocak ayında da devam etti. Kış çok ağır geçiyordu. Buna rağmen dökümhanede topçular, tersanede denizciler, atölyelerinde cebeciler aralıksız çalışıyordu. Sultan sık sık bizzat denetimler yapıyor, hiçbir şeyi şansa bırakmıyordu. Aynı günlerde Bizans’a Cenova’dan 700 silahşor gelmiş, bu şehri sevince boğmuştu Surları güçlendirdiler, mevcutların üzerine 100 top daha ilave ettiler. Limanlardaki tüm gemilere el koydular. Başlangıçtaki korku yerini rahatlamaya bırakmıştı.</p>
<p>1453 Şubat’ının ilk günleri Sultan Harp Divanı’nı bir kez daha topladı. Mehmet tüm divan üyelerini tek tek inceledi. Merakla O’na bakıyorlardı. Birden Çandarlı’ya:</p>
<p>“Lala yarın sancaklar cebehaneye<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[18]</sup></a> dikilsin” deyiverdi. Bir anda nefesler tutulmuştu. İlave etti:</p>
<p>“Lala, vezirlerim, paşalarım yarın sabah namazından sonra konaklarınızın önüne tuğlarınızı dikin”. Sözünü henüz bitirmişti ki herkes birbirine sarılıp kutlamaya başladı. Bir anda padişah huzurunda olduklarını unutmuş çocuklar gibi mutlu olmuşlardı. Sonra sırayla Sultan’ın elini öptüler. Bu bir birlik yeminiydi. Ertesi sabah gün doğduğunda sefer alametlerini<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[19]</sup></a> gören Edirneliler meraklandı. Birkaç saat sonra seferin İstanbul’a olacağını öğrendiklerinde bu defa tüm şehir heyecan ve mutluluktan ağlamaya başlamıştı.</p>
<p>Aynı sabah, derin kar-şiddetli soğukta, Muslihiddin Ağa, 800 topçu ve 5.000 süvariyle, Urban’ın döktüğü ilk topu İstanbul’a götürmek üzere marşlar ve “gaza mübarek ola” nidaları eşliğinde Edirne’den yola çıktı. Bir hafta sonra ise diğer 3 Şahi topu ile irili ufaklı onlarca top ve 6.000 topçu askeri Topçubaşı Rıza komutasında yola çıktı. Kafile ancak 2 ayda İstanbul’a ulaşabilecekti.</p>
<p>Pek çok konuda sıra dışı bir insan ve lider olduğunu tarihe ispat eden Sultan Mehmet ateş desteği ve topçuluk kavramında da bizzat çığır açmış, ortaya koyduğu konsept sonraki yıllarda tüm orduları etkilemişti. Trigonometri ve balistik bilen Mehmet’in topçuluğa getirdiği yenilik dört başlık altında incelenebilir.</p>
<p>Birincisi dönemin topları ucuz metallerden genellikle demirden üretilirdi. Mehmet topları ideal tunç karışımı ile ürettirmeye başladı ki Avrupa bu standardı 100 yıl sonra yakalayacaktı. Bu alaşım topların seri atışlarda geç ısınmasını ve kısa sürede elden çıkmasını önledi.</p>
<p>İkincisi, o güne kadar topların menzili ortalama 300-400 metre, gülle ağırlıkları 3-70 kg arasında idi. Bu menzil ve gülle ağırlığı, kale duvarlarında etkili olamıyordu. Mehmet başta Şahi olmak üzere, bacaluşka, balyemez ve şaykalarla hem menzil hem de gülle ağırlıklarını arttırdı, kaleler artık güvenli garnizonlar olmaktan çıktı. Bu doğrudan harekât planlarını etkiledi.</p>
<p>Üçüncüsü, tarihte ilk kez Mehmet topları 4 veya 6’lı gruplar (batarya) halinde kullanarak kütle ateşi kavramını ortaya koydu. Aynı anda aynı noktaya ateşlenen 1 yerine 4-6 namlu, inanılmaz bir etki bırakıyordu.</p>
<p>Dördüncüsü ise o güne kadar sürekli ve isabetli atışlarla gülleleri yüksek duvarlardan aşırıp şehrin içine düşürecek, balistiği hesaplanmış silah henüz icat edilmemişti. İşte Mehmet’in dehası burada da devreye girdi. Havan<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[20]</sup></a> silahını dünya harp tarihine, bizzat tasarlayarak Mehmet kazandırdı.</p>
<p>Bu topların kuşatmadan sonraki yıllarda akıbeti maalesef belli değil. Fakat imalat kalitesi ve balistik hesaplamaları bakımından, çağının ne kadar ilerisinde olduğunu anlamak için şu anekdotu anlatmadan geçmek istemem. 1464 yılında Ali Usta tarafından, kuşatmada kullanılan Şahiler ile aynı tasarım ve tekniklerle, fakat daha küçük çapta yapılarak Çanakkale boğazında Kilitbahir’de mevzilendirilen başka bir top, yapımından tam 343 yıl sonra, 1807’de İngiliz Donanmasının İstanbul’u işgal etmek maksadıyla, Çanakkale Boğazını geçişi esnasında kullanıldı. Top o kadar muntazam çalıştı ki; bir İngiliz gemisini batırdı. Bu olayın İngiltere tarafından asla unutulmadığı sonradan görülecekti. Kırım Savaşında destek için Türkiye’ye gelen İngiliz General Lefroy, 1856 yılında İngiltere adına resmi başvuru yaparak bu topun satılmasını talep etti. Osmanlı Devleti ”Türk kendine ait silahı asla satmaz” gerekçesiyle isteği geri çevirdi. İngiltere ısrarcıydı. Sultan Abdülaziz 12 yıl sonra 1868’de Avrupa’ya yaptığı seyahatte, topu İngiliz Kraliçesi Victoria’ya bizzat hediye ederek bir jest yaptı. Bu top bazı kaynaklarda İstanbul’un fethinde kullanılan 2. Mehmet’in yaptırdığı Şahi toplarından biri gibi anılsa da gerçek yukarıda ifade ettiğim gibidir.</p>
<p>Dönelim konumuza. Topçu Ocağı intikaline devam ederken, Karaca Paşa da 15.000 süvariyle, Mesebria (Misivri), Anchialos (Ahyolu), Bizua (Vize) kalelerini aldı. Selybmraa (Silivri) kalesi direniyordu, vakit kaybetmedi, küçük bir kuvvet bırakarak kuşatmayı devam ettirdi, kendisi Ayastefanos (Yeşilköy) önlerine geldi. Bizans Ordusu bu akınlara hiçbir müdahalede bulunamamıştı.</p>
<h4>Konstantinopolis&#8217;e İntikal</h4>
<p>23 Mart 1453 Cuma gecesi. Davullar cenk havası vuruyor, kösler yeri titretiyor, meşaleler ortalığı gündüz gibi aydınlatıyordu. İki yıllık hazırlığın sonuna gelinmişti. Mehmet etkileyici bir konuşma yaptı. Askerler birbirleri ve aileleri ile helalleşti. Anadolu Eyalet Askerleri (Anadolu Tımarlı Sipahileri) hariç Ordu-yı Hümâyûn yola çıktı<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[21]</sup></a>.</p>
<p>Osmanlı ordusu, tıpkı taarruz eder gibi hilal şeklinde yürürdü. Ordunun öncüsü üç gün önce yola çıkan Akıncılardı. Ordunun hemen önünde en seçkin süvariler olan Pişdarlar, sağında hazine arabaları, Kapıkulu Süvarileri, Rumeli Eyalet Askerleri (Tımarlı Sipahiler) bulunurdu. Solunda ordunun ağırlıkları, Kapıkulu Süvarileri ve Anadolu Eyalet Askerleri (Tımarlı Sipahiler) yer alırdı. Geride ise artçı Dümdarlar bulunur. Bu koca kütlenin senkronizasyonunu ise aralarda serbestçe hareket eden Topuzlu Çavuşlar sağlardı.</p>
<p>Bu ordu öncekilere benzemiyordu. Son derece güçlü, modern ve eğitimli idi. Tüm askerlere dikimevlerinde, birliklerinin görevine ve rütbesine uygun yeni elbiseler dikildi. Binlerce sivil gönüllü orduyu takip ediyordu. Mehmet’in yanında hocaları, Molla Gürani, Molla Hüsrev, gönül ehli Akbıyık Sultan vardı. Akşemseddin 3.000 dervişle kuşatmaya katılmıştı. Şehzadeliğinde bir süre Mehmet’e hocalık da yapan Akşemseddin kuşatma boyunca Mehmet’in yanından ayrılmayacak en ümitsiz anlarda bile O’nu destekleyecek, motive edecekti.</p>
<p>30 Mart 1453 Cuma sabahı Anadolu Tımarlı Sipahileri Mehmet’i Silivri’de karşıladı. Şimdi ordu tamam olmuştu. Avrupa’nın en büyük ve en güçlü ordusu Genç Hünkar’ı geçit resmi ile selamladı. Osmanlı donanması da Çanakkale’den Marmara’ya girmişti. Mehmet’in keyfine diyecek yoktu.</p>
<p>İmparator Konstantin savaş konseyini çok acil topladı, şehrin ve savunmanın son durumunu görüştü. Yiyecek ve içecek stokları yeterliydi. 3 yıl yetecek kadar şarap, sekiz on ay yetecek kadar yiyecek vardı. Tüm sarnıçlar da su dolu idi. Haliç̧ girişinde, aşılmasının imkansız olduğu defalarca test edilen ve ileride aşılmasının imkânsız olduğu tekrar anlaşılacak bir önlem alınmıştı. Nicolò Barbaro’nun gözlemlerine göre, Haliç’in girişini kapatmak üzere eski gemiler ve variller kalın zincirlerle birbirine bağlanarak Sarayburnu ile Galata arasına yerleştirilmişti. Ayrıca 12 Bizans savaş gemisinin yanı sıra Papa’nın gönderdiği 3 büyük kadırga<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn22" name="_ftnref22"><sup>[22]</sup></a>, Sakız ve Mora’dan gelen gemilerle beraber, içi savaşçı dolu 20 gemi Haliç’te savunmaya katılacaktı. Rum Ateşleri’nin tamamı da surlardaki yerini almıştı.</p>
<p>3 Nisan 1453 Salı günü ordu Ayastefanos’a girdiğinde, Karaca Paşa buranın kontrolünü sağlamış, Kazmacılar<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn23" name="_ftnref23"><sup>[23]</sup></a>ise çoktan ordugahı kurmuştu. Kuşatma için son hazırlıklar yapıldı. Askerler yeni elbiselerini giydi. Zırhlarını kuşandı. Adeta bayram için hazırlanıyorlardı. Sevinç ve mutluluk hakimdi. Mehmet harekât planının tüm detaylarını Paşalarla burada paylaştı. Harita üzerinde birliklerin tertibi, ateş desteği, ikmal vb konular konuşulduktan sonra yıllardır kafa patlattığı taarruz planından bahsetti. Buna göre şehre 3 ana bölgeden taarruz edilecekti:</p>
<ol>
<li>Haliç Surları</li>
<li>Tekfur Sarayı Önü: Caligaria (Eğri Kapı) ve Ragia Kapıları</li>
<li>Lykos Vadisi (Bayrampaşa)</li>
</ol>
<h4>Kuşatmanın İlk Günü</h4>
<p>6 Nisan 1453 Perşembe, Kuşatmanın İlk Günü: 1.000 yıllık tarihe sahip İmparatorluk bakiyesi ile 150 yıllık maziye sahip İmparatorluk adayı iki devlet karşı karşıya geldi. Biri Tanrı İsa Mesih’e, Hz. Meryem’e, Rum Ateşi’ne ve geçit vermez surlarına diğeri Allah’a, şehadete olan inancına, güçlü ordusuna ve toplarına güveniyordu. Mehmet ordugâhını, tam 30 yıl önce babasının kurduğu yere Maltepe Sırtlarına Tekfur Sarayı’nın karşısına kurdu.</p>
<p>Osmanlı Ordusu, İshak Paşa komutasındaki Anadolu Tımarlı Sipahileri sol kanatta, Karaca Paşa komutasındaki Rumeli Tımarlı Sipahileri sağ kanatta, Sultan Mehmet komutasındaki Yeniçeri ve Kapıkulu Ocakları ise merkezde olmak üzere, İstanbul surlarının yaklaşık 1.000 metre önünde, Pentapirgi (Yedikule Kapısı)’den Kliomene (Ayvansaray Kapısı)’ye kadar adeta bir hilal gibi tertip aldı.</p>
<p>Haliç’in diğer tarafında Pera (Taşkışla, Beyoğlu, Küçükpiyale)’da ise Zağanos Paşa kuvvetleri konuşlandı. Osmanlı Ordusu kara ordusu 60.000<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn24" name="_ftnref24"><sup>[24]</sup></a> savaşçıdan oluşuyordu. Ayrıca 6.000 topçu ve 70 top ile 10.000 deniz Azep<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn25" name="_ftnref25"><sup>[25]</sup></a> Askeri ve 150 gemi bulunuyordu. Sırbistan da 1.500 asker gönderdi. Bu askerlerin bir kısmı madencilikte ustaydı ve lağım açmaları için Mehmet tarafından özellikle istenmişti. Ayrıca Karamanoğlu Beyliği de asker göndermişti.</p>
<p>Bizans Ordusu ise yaklaşık 11.000 savaşçıdan oluşuyordu. Bunların içinde Venedik ve Ceneviz’den gelen 3.000 seçkin şövalye ile Şehzade Orhan’a ait 600 kişilik kuvvet dahildi. Orhan, kuşatma boyunca, Pentapirgi (Yedikule Kapısı) ile Nea Porta (Yeni Kapı) arasında, Osmanlı Ordusuna karşı Bizans’ı savundu. Ayrıca şehirde yaşayan yaklaşık 80.000 kişi İmparatorluk tarafından savunma amacıyla görevlendirilmişti. Bazıları destek hizmetlerde (sur tamiri, asker yiyecek içeceğinin taşınması, silah yapımı vb) çalışırken bir kısmı da bizzat silahıyla savunma yapıyordu.</p>
<p>Mehter çalmaya başladı. Osmanlı Ordusunun geldiğini duyan Bizanslılar biraz da merakla surlara akın etmiş, Ordunun ihtişamı karşısında adeta dilleri tutulmuştu. Son günlerde esen güven rüzgârı yerini bir anda korkuya bırakmıştı. Osmanlı ordusunun cesamet ve disiplini, sürekli vuran kös ve davulların sesiyle birleşince ortaya inanılmaz bir manzara çıktı. Bizans, kilise çanlarını ritmik ve mütemadiyen çalarak Osmanlı köslerine karşılık verdi. Ama sur içinde moraller çoktan bozulmuştu. Ortalık panayır yeri gibiydi. Kuleler, mancınıklar kuruluyor, sahra mutfakları her öğün 100.000 kişiyi doyuracak yemek üretiyor, su ikmal hatları inşa ediliyor, tamir tezgâhları yapılıyordu. Henüz Şahi topları intikallerini tamamlamamıştı.</p>
<p>7 Nisan 1453 Cumartesi Sabahı: Sultan Mehmet, bir İslam geleneği gereği, Mahmut Paşa önderliğinde elçi heyetini İmparator Konstantin’e gönderdi. Heyet İmparator’a “Şehri harp yapılmadan telim ederse hiç kimseye dokunulmayacağını, İmparator’a toprak verileceğini ya da isterse Mora’ya gidebileceği, halkın dil ve dininde serbest olacağını ama şehri teslim etmezse zorla alınacağını, hepsinin esir edileceğini ve şehrin talan edileceğini” söyledi. İmparator cevaben “Şehri vermemeye yeminli olduğunu, ölmeden teslim etmeyeceğini ama kuşatmadan vazgeçilirse Osmanlı Devleti’ne vergi vermeye razı olduğunu” söyledi.</p>
<p>O sırada Mehmet son keşfini yapıyordu. Yanına Şehabettin Paşa ve Mimar Muslihiddin’i alarak Zağanos Paşa’nın yanına Pera sırtlarına gitti önce. Galata’ya yaklaşarak Haliç’i seyretti. Bizans, çok iyi teçhiz edilmiş 9 kalyonu<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn26" name="_ftnref26"><sup>[26]</sup></a>Haliç’te zincire paralel olacak şekilde sıralamış ve aralarına eski gemiler de koyarak birbirine bağlamıştı. Bu çok güçlü ateş desteği olan ikinci bir savunma kademesi demekti. Ayrıca 11 kadırga Haliç içinde serbestçe devriye görevi yapmaktaydı.</p>
<p>Mehmet daha sonra Diplonsiyon (Beşiktaş)’a geldi. Konuşmaya başladılar. Mehmet babası dahil önceki orduların kuşatmayı karadan yaptığını, bu sebeple İstanbul’u alamadığını oysa Haçlıların Haliç’e girerek şehri hemen aldıklarını biliyordu. Haliç’e girmenin ise görünen iki yolu vardı. Ya zinciri kırıp doğrudan girecekti, ki bu çok zor gözüküyordu. Ya da Galata’yı karadan işgal edeceklerdi. Ama bu durumda, şu an kuşatmaya görünür bir tepki göstermeyen Venedik ve Cenevizlilerin düşmanlığı kazanılmış olacaktı. Her ne kadar Pera işgal edilmesi zor bir yer değilse de iki güçlü devleti işe karıştırmak bu zamanda iyi olmazdı. O halde o zincir mutlaka kırılmalıydı. Zağanos Paşa 1.000 yıldır o zincirleri kıran olmadığını söyledi. Mehmet cevap vermedi uzun uzun boğazı seyretti. Sessizlik o kadar uzadı, Mehmet o kadar daldı ki Paşalar nefes almaya çekindiler.</p>
<p>Stefan Zweig’ın ‘bir hülya adamı hem de düşlerini gerçekleştirmekte eşine ender rastlanana bir hülya adamı olarak tarif ettiği Mehmet, birden başını kaldırdı her zamanki üslubuyla, sert ve seri halde talimatlar vermeye başladı:</p>
<p>“Donanma Haliç’e denizden değil karadan girecek. Baltaoğlu Süleyman gemileri şu koya (Dolmabahçe-o tarihte deniz henüz doldurulmadığından orası koydu) demirleyecek. Aylar önce, kendisine buraya gelirken 70 kızak, bolca tel ve makara teller, 30 tane de ırgat<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn27" name="_ftnref27"><sup>[27]</sup></a> getirmesini söyledim. Bu iş için 4.000 kalas lazım olacak. Bu kalasların boyları 3-4 metre çapları 5-6 bilek olmalı. Cenevizlilerden 2 ton yağ alınacak. Lala (Zağanos Paşa) bu işleri Donanma gelinceye kadar senin askerler yapacak. Süleyman Paşa gelir gelmez birlikte çalışacaksınız. Şimdiden yolu tesviye et, ama gizli tut, gece çalış. Emrine Mimar Muslihiddin’i de verdim” diyerek bugünkü Dolmabahçe-Kumbaracı Yokuşu-Asmalı Mescit-Tepebaşı-Kasımpaşa güzergahını tarif etti. Herkes şaşkınlık içindeydi, hepsi donup kalmıştı. Şehabettin Paşa dayanamadı:</p>
<p>“Hünkarım görülüyor ki siz bunu çok önceden planlamışsınız, ama…” diyecek oldu. Mehmet’in tarihi çok iyi bildiğini unutuyordu:</p>
<p>“Paşa bu yeni bir şey değil. Heredot, Argonatların gemilerini karadan yürüttüğünü yazar. Pelepones Harplerinde Ispartalılar, Aguste Koret Boğazında, Normanlar Sen Nehrinde aynı şeyi yaptı. Keza Venedikliler 1439’da gemileri Adige’den Verona’yı aşırıp Garde gölüne indirdi. Hatta Avarlar bunu 960 yılında Haliç’te başardı ama gemileri kıyıya çok yaklaştırdıkları için Rum Ateşi tüm gemilerini yaktı. Biz neden yapmayalım?”. Paşalar bir kez daha donup kalmıştı.</p>
<p>Aynı gün öğleden sonra, Sultan Otağ-ı Hümayun’a dönünce Sadrazam Çandarlı Halil Paşa İmparator’un cevabını iletti. Mehmet yaşanacak kayıpları düşünerek üzüldü. Ama artık geri dönüş yoktu, çıbanın başı ezilmeliydi. Bizans Oyunları, Türk Beylikleri ile ittifaklar, sıkıştıkça taht adayı şehzadeleri kışkırtması artık sona ermeliydi. Saat geri saymaya başlamıştı.</p>
<p>Tamamen emniyete alınan kuşatma alanına Sultan’ın tarif ettiği gibi tüm toplar mevzilendirildi. Ayios Romanos (Topkapı)’taki topa önceden planlandığı gibi tek bir atım yapması emri verildi. Top o kadar şiddetli ses çıkarmıştı ki tüm cephe hatlarında ve şehrin içinden duyuldu. Paşalar ve askerler bu atımın ihtiva ettiği anlamı çok iyi biliyorlardı. Biraz sonra, şehri kuşatan Osmanlı hatlarında sevinç Bizans’ta ise endişe iki katına çıktı.</p>
<p>Osmanlı Ordusundaki sivil gönüllüler<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn28" name="_ftnref28"><sup>[28]</sup></a> sabırsız ve korumasız bir şekilde surlara yaklaşarak coşku içinde bağırmaya başladılar. Tam bu sırada hiç beklenmeyen bir olay oldu. Charisius (Edirne Kapı)’un uzun köprüsü gıcırdayarak indi. Demir kapılar açıldı. Sivil gönüllüler şaşkınlık içinde bakarlarken tamamen zırhlanmış yaklaşık 700 atlı sivil gönüllülerin arasına daldı. Kimse ne olduğunu anlamadan önlerine geleni biçtiler. Elinde silah dahi bulunmayan bu sivillerin çoğu kaçamadı. Rumeli Tımarlı Sipahileri durumu anlayıp, toparlanarak müdahale etmek için harekete geçinceye kadar atlılar çıktıkları kapıdan geri girdi. Hiç ummadıkları bu hareket karşısında Türk hatları şaşkınlık içindeydi. Sultan karşılık vermedi, henüz zamanı değildi.  İkmal sistemi henüz tam kurulmamış, tüm toplar mevzilenmemişti. Ama bu tedbirsizlik de bir daha tekrarlanmamalıydı. Tüm siviller cephe gerisine çekilerek sıkı önlemler alındı. Bu hareket Bizanslıların maneviyatını çok yükseltti. Şehirde bayram havası esti. Tarabya ve Studio (Rumeli Kavağı) Kaleleri alınarak cevap verildi.</p>
<p>9 Nisan 1453 Pazartesi Öğle Saatleri: İlk Şahi topu, Otağ-ı Hümayun ile Caligaria (Eğri Kapı) arasına mevzilendirildi. 20’ye yakın demir, taş ve mermer gülle de topun yanına indirilmişti.</p>
<p>10 Nisan Salı Günü: 5 yürüyen kule aktif hale getirildi. Diğer 3 Şahi Ayios Romanos (Topkapı), Charisius (Edirne Kapı) ve Porphyrogenettos (Tekfur Sarayı)’a mevzilendirildi. Bunların da yeri bizzat Sultan Mehmet tarafından tespit edilmişti. İrili ufaklı toplardan oluşan 14 batarya ise yine Mehmet’in talimatına göre mevzilendirilmişti.</p>
<p>12 Nisan Çarşamba, Kuşatmanın 7. Günü: Bugün Bizans için çok kötü bir gündü. Sabah erken saatlerde ilk Şahi güllesi Kommene Surları ile buluştu. Deprem gibi sarsmıştı. Mehmet Caligaria (Eğri Kapı)’da topun başındaydı.</p>
<p>Arkasından tüm bataryalar topçu atışına başladı. Bu cehennemi ateşler tam 6 hafta sürecekti. İki gündür Şahileri gören Bizanslılar gözlerine inanamamıştı. Şimdi sesini ve etkisini de gördüler. Önce kulakları sağır eden korkunç bir gürültü, arkasından simsiyah barut bulutu, güllenin surlardaki öldürücü sesi ve sarsıcı etkisi nihayetinde dakikalar süren toz-duman. Özellikle taş ve mermer gülleler binlerce parçaya ayrılıyordu. Halk güllelerin etkisini azaltmak için duvarlardan aşağı hayvan derileri ve pamuk balyaları sarkıtıyor, ama bunlar çoğunlukla işe yaramıyordu.</p>
<p>Toplar başlangıçta 9 metre kalınlığında surlarda gedik açamadı. Ama topçular şöyle bir yöntem geliştirdiler: küçük toplarla surun herhangi bir noktasında büyük bir daire çizecek şekilde 5-6 atım yaparak taşları sarsıyor daha sonra 1 Şahi güllesini bu atımların ortasına gelecek şekilde atarak 2-3 m çapında gedik açıyorlardı. Bu gediklerden geçmeye çalışan askerler Bizans okçuları ve Rum Ateşi ile şehit ediliyor, Şahilerin atış sürati 2-3 saatte 1 atım olduğu için, gedikler bir türlü genişletilemiyordu. Çünkü Bizanslılar atış fasılalarında surları süratle sepet, fıçılar, taş, tahta, toprak vs. ile tamir ediyorlardı. Bu haftalarca böyle devam edecekti.</p>
<p>Aynı dakikalarda Baltaoğlu Süleyman Paşa sözünü tutmuş hem 2 yıldan az bir sürede koskoca bir armada yapmış hem de istenilen gün ve saatte getirmişti. Avarlardan sonra Türkler, Konstantiniyye’yi ikinci defa denizden de abluka altına alıyordu. Denizde donanma gemilerinde davullar vuruyor, karada toplar gürlüyor artık çağ değişiyordu.</p>
<p>13 Nisan Cuma Günü: Kaptan Paşa Süleyman tarafından, Prikipos (Büyük Ada), Kınalı, Burgaz ve Heybeli Adaları alındı.</p>
<p>17 Nisan Salı Günü: Lykos Vadisi (Bayrampaşa)’nde surlarda büyük bir gedik açılmış topçular bir an olsun ateş kesmeden gediği genişletmişti. Mehmet tüm kuleleri, Kapıkullarını ve Karaca Paşanın önemli bir kuvvetini buraya kaydırdı. Ertesi gün taarruz emri verecekti.</p>
<p>18 Nisan, Kuşatmanın 13’üncü Günü: Gece saat 02.00’da Sultan Mehmet ilk taarruz emrini verdi. Birlikler belli bir düzenle, önce sessizlik içinde surlara yaklaştı. Kuleyi fark eden Bizanslılar topları ateşledi. Lykos Vadisi mahşer yeri gibiydi. 5 kule ve yüzlerce merdiven surlara dayandı. Fakat Bizanslılar çok sert karşılık vermişti. Açılan gedik her ne kadar öncekilere göre büyükse de taarruz eden birlik için çok küçüktü. Dar alanda muharebe sabah saat 6’ya kadar sürdü. Şehre girilemedi. Çok kayıp verilmiş, başarısız olunmuştu. Topkapı’daki yürüyen kule burçları yıkmayı başarmış ise de o da Rum Ateşi’ne kurban gitti, kısa sürede yandı.</p>
<p>Aynı gece, Kaptan Paşa Süleyman kadırgalara demir aldırarak Haliç’e yanaştırdı. Zinciri kopartmayı deneyecekti. Haliç ağzına gelir gelmez Bizans gemilerinin müthiş topçu salvosu ile karşılaştı. Ne yapacağını şaşırmıştı. Dik hareket etse gemilerin topları Bizans gemilerinden ayrılıyor, ateş edemiyor, yan gitse Bizans gemilerinin salvoları göz açtırmıyordu. Zincire bağlı kadırgalara rampa etti ama başarısız olmuştu. Engeli geçemedi. Bir daha Haliç’e denizden girmek için hiç teşebbüste bulunulmadı. 18 Nisan kötü bitti.</p>
<p>20 Nisan daha kötü olacaktı. Marmara açıklarında Papa’nın gönderdiği 5 kalyon gözüktü. Tecrübesiz Türk Denizcileri henüz birkaç ay önce yapılan iyi teçhiz edilmiş onlarca kadırga ile davullar, trampetler, naralarla atılganca taarruz düzenine geçti. Fakat bu kara savaşlarına benzemiyordu. Papalık kalyonlarının hem Türk kadırgalarından yüksek oluşu hem de Cenevizli kaptan ve mürettebatının tecrübe ve ustalıkları sayesinde Türk kadırgalarının üstünlük sağlamasına izin vermediler. Rüzgârın da yardımıyla Haliç’e girmeyi başardılar. Bu inanılmaz olay karşısında Mehmet küplere binmiş ve rivayete göre atını denize sürmüştü. Hemen o gün Kaptan Paşayı azlederek yerine Hamza Bey’i getirdi. Kara muharebeleri de sonuçsuz kalmış, surlarda önemli bir gedik açılamadığı gibi çok şehit verilmişti.</p>
<p>22 Nisan, Kuşatmanın 18. Günü: Türk hatlarını uyandırmak ve Bizanslıları korkutmak için gün ağarmadan hemen önce yine bir Şahi topu gürledi. Kuşatmanın 7. gününden beri Sultan Mehmet’in emriyle bu atım her gün yapılıyordu. Ortalık aydınlanmaya başlayınca Bizanslılar gözlerine inanamadı. Türk Donanması Haliç’te idi. Saydılar, tam 72 gemi vardı. Üstelik Haliç girişindeki zincir ve Bizans gemileri de yerinde duruyordu. Zağanos ve Hamza Paşalar, binlerce askeri ile 21 Nisan gecesi boş durmamış insan üstü bir gayretle 72 parça küçük gemiyi yaklaşık 5-6 km kara yolundan yürüterek Haliç’e indirmişlerdi<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn29" name="_ftnref29"><sup>[29]</sup></a>. Bir müddet sonra Türk kadırgaları Bizans ve Papalık gemilerine taarruz etti. Fakat bu gemilerin Türk gemilerini çok meşgul edeceğini, hatta bir kısmı Haliç’te büyük kısmı Beşiktaş’ta olan Türk Donanmasının kuşatma boyunca hiçbir işe yaramayacağını o anda kimse bilmiyordu. Kuşatma boyunca gemiler adeta köşe kapmaca oynamış, Türk gemileri birkaç Bizans ve Papalık gemisi batırmayı başarmış ama belirgin üstünlük sağlayamamıştı. Türk kaptanları atılganlıkla mücadele edecek ama tecrübesizlikleri sebebiyle etkili olamayacaktı. Bu durum daha sonra büyük ders olacaktı Osmanlıya.</p>
<p>İmparator’un son birkaç gündür devam eden keyfi bu haberle yerle bir oldu. Koca donanmanın bir gecede karadan yürütülerek çok iyi korunan Haliç’e girmesi tüm moralini bozdu. Üstelik biraz sonra Türk kara ve deniz topçusu ortalığı yine cehenneme çeviren atışlarına başlamıştı. Bu defa Haliç’teki Türk gemileri Haliç kıyısındaki surları da dövüyordu. Bizans her yerden kuşatılmış, Türkler her yerdeydi. Aynı gün Zağanos’un askerleri Haliç üzerinde Hasköy Ayvansaray arasına fıçılarından köprü yapmaya başladı. Bu köprü Pera’daki askerlerin Haliç surlarına ulaşması demekti. Şahi toplarının mevzileri değiştirildi. Biri de Lykos Vadisine alınmıştı. Kara bombardımanı devam ediyor, hava karardıktan sonra merdiven ve kulelerle surlara çıkılmaya çalışılıyor ama başarı sağlanmıyordu.</p>
<p>Baskı Bizans’ı çok bunalttı. Bu defa Konstantin Mehmet’e elçi gönderdi “Devletimin verebileceği en yüksek vergiyi vermeye razıyım. Başka şartları da görüşebilirim, yeter ki kuşatmayı kaldır”. Mehmet’in cevabı kısa oldu ”Ya ben Bizans’ı alırım ya da Bizans beni”.</p>
<p>Durmadan yeri göğü inleterek surları döven ve en zayıf noktaları bulmak için sürekli yerleri değiştirilen topların yanında davul, kös ve boru sesleri, Bizanslılarda büyük bir tedirginlik ve korkuya yol açıyordu. Nicolo’ya göre Türk askerlerinin Konstantinopolis semalarında yankılanan tekbir sesleri, sabahlara kadar devam eden ve Anadolu yakasından bile duyulan savaş naraları, haykırmalar halk üzerinde korkunç̧ bir etki bırakıyordu.</p>
<p>16 Mayıs, Kuşatmanın 41. Günü: Osmanlı askerlerinin surların altına doğru ilk günden beri kazdığı lağımlar Bizanslılar tarafından ilk defa o gün fark edildi. Türklerin açtığı lağımları bulup çökertmeye, bunların karşısına lağımlar açarak içini dumanla ve suyla doldurup kullanılmaz hale getirmeye başladılar. Tüneller çoğunlukla Caligaria (Eğri Kapı)’da civarında surlara 500 metre mesafeden kazılıyordu. Savaş artık yer altına da inmişti.</p>
<p>Her iki taraf da karşı tarafın verdiği mücadeleyi şaşkınlık ve takdirle takip ediyordu. Bizanslılar topların açtığı gedikleri kısa sürede üstelik çok sağlam kapatıyor, lağımların yerini bulup etkisiz hale getiriyor, Türklerin toprakla doldurduğu hendekleri hemen boşaltıyorlardı. Türkler de gemileri karadan yürütüyor, ölümü hiçe sayarak surlara atılıyor, gece şartlarında 4 saatte muazzam bir yürüyen kule inşa ediyorlardı. 18 Mayıs sabahı karşılarında koca kuleyi gören Bizanslılar hayretler içinde kalmıştı. Surların on adım ötesinde, dışı öküz ve deve derileriyle kaplanmış̧, içinde tırmanma merdivenleri bulunan, onlarca asker ya da tonlarca toprak (hendekleri kapatmak için) taşıyabilen tekerlekli ahşap bir kule duruyordu, dün yoktu. Kuleden hayranlıkla bahseden Venedikli Nicolo, “Konstantinopolis’teki bütün Hıristiyanlar bu çapta bir şey yapmak isteselerdi bunu bir ayda dahi başaramazlardı” diye yazmış̧ ve imparatorla adamlarının bu muhteşem şeyi görünce korkudan düşüp bayılacak gibi olduklarını belirtmişti. Surların aşılmasında bu kule ileriki günlerde çok işler yapacaktı.</p>
<p>Kuşatma başlayalı 1,5 ay olmuş ve henüz netice alınamamıştı. Gerek karar gerekse hazırlık aşamasında kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa Sultan’ı kuşatmayı kaldırmaya ve Bizans’tan alınacak yüklü bir vergi karşılığı Edirne’ye dönmeye ikna etmeye çalışıyordu. Çandarlı kuşatma boyunca gizli ya da açıktan, şehrin zapt edilemeyeceğini, Papalık donanmasının her an gelebileceğini, Haçlıların yolda olduğunu söyledi hep. Bu anlarda Sultan Mehmet yanında Akşemseddin, Molla Gürani, Şehabettin, Saruca ve Zağanos’u buldu. Çandarlı’nın Bizans’tan binlerce altın rüşvet aldığını, ki hiçbir zaman ispat edilemedi, bu sebeple fethe karşı olduğu fısıltıları ortada dolaşıyor ama Mehmet bunlarla vakit kaybetmek istemiyordu. Halil kuşatmaya karşı olsa da son derece iyi yetişmiş, devlet bürokrasisine, Paşalara ve orduya hâkim, sözünü dinleten ve iyi iş takip eden biriydi.</p>
<p>25 Mayıs 1453 Cuma, Kuşatmanın 50. Günü: Macar Heyeti ordugâha gelerek Osmanlı ve Macaristan Devletleri arasındaki barış antlaşmasının tek taraflı feshedildiğini, Mehmet kuşatmayı kaldırmazsa Macaristan’ın Bizans lehine savaşa dahil olacağını bildirdi. Ortalık bir anda karıştı.</p>
<p>Mehmet Harp Divanını toplayarak görüşleri aldı. Tıpkı 20 Eylül 1452 sabahı Edirne’de olduğu gibi Divan’da yine önemli görüş ayrılıkları vardı. Çandarlı ve ekibi, “Haçlı Ordusunun ve Papalık Donanmasının her an gelebileceğini, Macaristan’ın niyetinin belli olduğunu, Karamanoğlu askerlerinin gevşek davrandığını ve Osmanlı Ordusunu arkadan vurabileceğini” söylüyorlardı. Zağanos ve arkadaşları ise kuşatmanın neden devam etmesi gerektiğini anlatıyordu. Tartışmalar şiddetlenmişti.</p>
<p>Mehmet için gerçekten çok zor bir andı. Her şeyi tekrar ve hızlıca düşündü. İlk saltanat günlerini hatırladı. Macar Kralı bir çocuktu. Türk Düşmanı Kral Naibi Janos Hunyad ise görevinden yeni azledilmişti. Macarların kısa sürede savaş hazırlıklarını yapıp intikal ederek gelmesi imkansızdı. Papalık Donanmasının yola çıktığı istihbaratını Mehmet de çoktan almıştı ama yetişmeleri mümkün değildi. Haçlıların ordu topladığına ilişkin bir bilgi ise hiç gelmemişti. Ordusu güçlü, topları kudretliydi.</p>
<p>Duygusal davranıp ihtiyar kurt Çandarlı’nın anlattıklarını da yabana atmıyor, gerçeklerden kopmak istemiyordu. Çok şehit vermiş ama sonuç alamamıştı. Bunun yanında çok güvendiği donanma etkisiz kalmış, lağımcılar hiç varlık gösterememişti. Surlar hem iyi dayanıyor hem de çabuk onarılıyordu. Bizanslıların direnci ise hiç beklemediği kadar iyi ve inatçıydı. Gizliden gizliye İmparator’u takdir etmekten kendini alamıyordu. Kuşatma tahmin ettiğinden daha fazla uzamıştı. Çok çaresiz kaldığı tam o anda o ana kadar hiç konuşmayan Akşemseddin tek bir cümle kurdu:</p>
<p>“Korkma, şehri alacaksın”. Sarsılmıştı. Kulakları uğuldamaya başladı. Zihninde bu cümle dönüp duruyordu. “Korkma şehri alacaksın”. Mehmet kendini bildiği yaştan beri bu Kızılelma ile<a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftn30" name="_ftnref30"><sup>[30]</sup></a> yaşamıştı ve kolay pes etmeye niyeti yoktu. Zaten önceki tüm İstanbul kuşatmalarının da zorlu ve uzun süreli olduğunu biliyordu. Hayır! Hedefinden hemen vaz geçmeyecekti.</p>
<p>“Pes etmeyeceğiz. Tüm gücümüzle, her şeyimizle tekrar taarruz edeceğiz. Kimse yetişemeden bu iş bitecek”. Çandarlı tek kelime edemeden Divan dağıldı.</p>
<p>Paşalar askerlere o gece öyle büyük ve çok ateş yaktırdı ki tarihte bir daha gökyüzü geceleyin hiç bu kadar aydınlanmadı. Bu ateşler şehir düşünceye kadar hep yanacaktı. Tarihçi Dukas bu olayı “Karada ve denizde Türklerin yaktığı ateş ve ışıklar, Konstantinopolis’i, Galata’yı ve Üsküdar’ı hatta denizi güneşten daha fazla aydınlatıyordu” diye anlatır. Mehter daha bir başka çalmaya başladı.</p>
<p>27 Mayıs’ta bataryalar hiç durmadan ateş etti. Surlarda üç yerde gedik açıldı ve topçular o gedikleri artık Bizanslıların onarmaları imkânsız hale gelecek kadar genişletmeyi başardı. En büyüğü Lykos Vadisinde, ikinci büyük gedik Tekfur Sarayının önünde, üçüncüsü ise Pigi (Silivri Kapı)’da açıldı.</p>
<p>Mehmet haberleri alınca geniş kapsamlı bir toplantı yaptı. Bu toplantıya yüzbaşıdan başlayarak tüm komutanları çağırdı. Azim, namus ve itaat üzerine kurulu tarihe geçen uzun bir konuşma yaptı. Son talimatlarını verdi ve hepsine birliğine dönüp, askerlerinin iyice karınlarını doyurup güzelce istirahat ettirmelerini söyledi. Komutanlar yerlerine döndü. 45 gündür hiç susmayan Cehennem Topçusu ilk defa o gece hiç konuşmadı. Herkes susmayı tercih etti. Çadırlar dua eden, sessizce ağlayan askerlerle doluydu.</p>
<p>28 Mayıs 1453 Pazartesi, Kuşatmanın 53. Günü: Sultan 2. Mehmet sabah İmparator’a son kez elçi göndererek teklifini tekrar etti. İmparator yine reddetti. Gün boyu son hazırlıklar yapıldı. Havanın kararması ile bir ölüm sessizliği hâkim oldu yine. Dualar ediliyor, kılıçlar bileniyordu. Yarın dünya tarihi değişecekti. Gece hepsi sahura kalktı.</p>
<p>Bizanslılar ise son 5 aydır ilk kez Ayasofya’da toplanmıştı. İlahiler okundu, dualar edildi, ikonalarla surlarda yüründü ve surlar kutsandı.</p>
<p>29 Mayıs 1453 Salı, Kuşatmanın 54./Son Günü: Mehmet sabah namazını kıldıktan sonra kılıcını kuşandı. Atına bindiği anda Cehennem Topçusu, son kez ama yürekleri hoplatacak atışlara başladı. Aydınlanmakta olan Haliç yarımadası barut ve toz-duman yüzünden tekrar simsiyah olmuştu. Bizans’ta ise çan sesleri yankılanıyordu. Askerler topçu ateş desteği altında önceden planlanan istikametlerden süratle surlara yanaştı. Merdivenler atıldığı anda topçu atışları kesildi, mehter vurmaya başladı.</p>
<p>Tüfek, ok, mızrak, taş, top yağmuru başlamıştı ve çok şiddetliydi. Bizanslılar da aynı şekilde karşılık veriyordu. Rum Ateşi sebebiyle her yer alev alevdi. Türklerin tırmanma merdivenlerini ve kuleleri tahrip etmek için canla başla mücadele ediyorlardı. Türkler pes etmiyor tekrar tekrar merdivenlere tırmanmaya çalışıyorlar, Bizanslılar pes etmiyor bunu engellemeye çalışıyorlardı. Mücadelenin en yoğun olduğu yerler sur kapıları idi.</p>
<p>İlk önce Topkapı ile Edirnekapı arasındaki surlar aşıldı. Kısa bir süre sonra Yedikule’den Haliç-Ayvansaray’a kadar surlar hemen her noktadan geçildi. Manzara korkunçtu. Her iki taraf da kahramanca savaştı. Sultan Mehmet yeniçerilerle birlikte birinci hatta cenk ediyordu. Çok fazla zaman geçmeden “kale fetholundu” sesi duyuldu. Bugün Topkapı dediğimiz Ayios Romanos’a sancak dikilmişti. Askerler bunu görünce hep bir ağızdan tekbir getirmeye başladı. Güneş yükselmeye henüz başlamıştı. Bu dakikadan sonra Haliç dahil tüm taarruz bölgelerinde ikinci surlar da ele geçirildi. Türk ordusu dört bir yandan şehre akmaya başlamıştı. Surlar geçildikten sonra direnç azaldı. Halkın neredeyse tamamı Ayasofya’ya giderek Tanrı tarafından kurtarılmayı bekledi. Zira inançlarına göre; düşman, Çemberlitaş (Konstantin Column)’a kadar gelince gökten bir melek elinde kılıçla inecek, bu kılıcı en zayıf Rum’a verecek ve Tanrı’nın Kavmi’nin intikamını almasını isteyecekti. O anda düşman kaçacak, Bizanslılar da takip ve imha edeceklerdi. Bu yüzden kısa bir sürede çok sayıda insan Ayasofya’da toplanarak kapıları kapatmış, kilisenin kerameti ve bu kehanet ile kurtarılmayı beklemişti.</p>
<p>O gün çok ilginç bir olay oldu. Neokarion’da Vasilin Kulesindeki (Bahçekapı) Girit gemicileri, öğleden sonra saat 14.00 olmasına ve tüm şehir düşmesine rağmen kahramanca direnerek teslim olmamışlardı. Bu durumu öğrenen Sultan Mehmet Giritli savaşçıları takdir etmiş, kuleye yapılan hücumu durdurarak Giritliler’in gemilerine binerek gitmelerine müsaade etmişti.</p>
<p>Sultan 2. Mehmet şehre, maiyeti ile birlikte törenle Edirnekapı’dan girip At Meydanı’nı geçip Ayasofya’ya gitti. Korku ve endişe içinde burada toplanan halkı rahatlatarak yerlere kapanmış Patrik’e “Ayağa kalk. Ben Sultan Mehmet. Bugünden itibaren sen ve halkının hayatı ve özgürlüğü hususunda benden korkmayın” dedi. Şehirden kaçmış̧ olanların evlerine dönebileceğini ve herkesin kendi örf, adetine, dinine göre serbestçe yaşayabileceğini söyledi. İmparator’a 3 kez elçi gönderdiği ve harpsiz şehrin teslimini kabul etmemesi sebebiyle, şehir kılıçla alındığı için askerlerine 3 gün ganimet izni verdi. Ama halka hiçbir kötülük yapmamalarını emretti. Bu emir o dönem için sıra dışı bir emirdi. Bunu tarihten 2 örnek vererek açmak istiyorum:</p>
<p>Byzantion’u Roma toprağı yapan İmparator Septimus Severius’ın yaptığı kuşatma tam üç yıl sürdü. Bizanslılar açlıktan kırılmış, fareleri hatta insan cesetlerini yemeye başlamıştı. Kadınların saçları kesilerek savaşçıların yaylarına kiriş diye gerildi. En sonunda dayanamayıp şehrin kapılarını açtılar. Ama tek karşılaştıkları Roma vahşeti oldu. Romalı Septimus’un askerleri kenti yağmalayıp, halkın büyük kısmını acımasızca kılıçtan geçirdi.</p>
<p>İlk üç haçlı seferinde umduklarını bulamayan Latinler, 1204’de 10 aylık kuşatmadan sonra şehri ele geçirdiler. Sonraki günlerde Bizans halkını vahşice öldürdüler. Pek çok antik, orta çağ Roma ve Yunan eserini ya çaldılar ya da tahrip ettiler. Bunların içinde en acıklıları muhteşem Konstantinopolis Kütüphanesi’nin ve Ayasofya’nın talanı ve tahrip edilmesi idi. Haçlılar sistematik olarak ve merhametsizce yaptıkları bu zulüm yüzünden Katolikler’e duyulan nefret o kadar artmış ki; “Kardinal külahı görmektense, Türk sarığı görmeyi tercih ederiz” cümlesi halkın diline pelesenk oldu ve kent Türkler tarafından fethedilene kadar da sürdü.</p>
<p>İmparator Konstantin’in savaşırken öldüğü anlaşılacaktı. Mehmet İmparator’un kendisine yakışır şekilde, törenle defnedilmesini emretti. Yabancı kaynaklar Mehmet’in savaştan sonra hayatta kalan Grandük Lukas Notaras’ı birkaç kez kabul ettiği hatta Notaras’ın hasta eşini ziyaret ettiğini yazar.</p>
<p>MS 196 yılında, İmparator Septimius Severus tarafından Roma İmparatorluğu’na katılan antik Yunan şehri Byzantion, MS 330’da İmparator 1.Konstantin tarafından Konstantinopolis adıyla başkent yapılmıştı. Tam 1257 yıl sonra, başka bir Konstantin, 11. Konstantin’in yönetiminde iken Türkler tarafından fethedildi.</p>
<p>Fatih’i padişahlığının ilk yıllarında ziyaret eden Venedikli Jacopo Languschi, O’nu şöyle tasvir etmişti: “Hoş görünüşlü, ortadan biraz uzun boylu, taşıdığı silahlar nedeniyle korku ve saygı uyandıran, ender olarak gülen, ne düşündüğü asla bilinmeyen, bir senyör gibi cömert olan, bilgiye doymak bilmeyen, cesur ve kararlı. Bu haliyle Büyük İskender’e benziyor”.</p>
<p>Dönemin genel tasvirlerinde ise şöyle anlatılmaktaydı; Her bakımdan üstün zekâlı, çok çalışkan, soğukkanlı, müthiş merak duyan, her şeyi bilmek ve öğrenmek isteyen, hükmetmek için inanılmaz istek ve hırs duyan ve eylem için doğmuş olan bir insan”.</p>
<p>Batılıların Grand Turco (Büyük Türk) dedikleri Fatih, 1481 yılına kadar bizzat 25 sefere katıldı. 30 yıllık hükümdarlığı boyunca 2 imparatorluğa, 4 krallığa, 6 prensliğe, 5 dukalığa son verdi. Babasından 880.000 km² olarak aldığı devleti 2.214.000 km² ‘lik bir imparatorluğa dönüştürdü. Üstün asker kişiliğinin yanında devlet adamı kimliği ile de tarihe damga vurdu. &#8220;Fatih Kanunnamesi&#8221;, &#8220;Atik Kanunname&#8221; ve &#8220;Kanunname-i Ali Osman&#8221; adı verilen yasalar O’nun döneminde hazırlandı. Kendine ait divanı olan ilk padişahtı. Avni mahlasını kullanarak şiirlerini kaleme aldı. Gelenek olduğu üzere padişahların zanaatları vardı. 2. Mehmet de bahçıvanlık, okçu yüzükleri (zihgir), kemer tokaları ve kılıç kınları yaptı.</p>
<p>Fetihten sonra büyük bir imar hareketi başlatan Fatih, 300 kadar cami, 57 medrese, 59 hamam, 29 bedesten, çeşitli saray, hisar, kale, sur, han ve köprüler yaptırdı. Başta Ayasofya olmak üzere sekiz kiliseyi camiye çevirdi. Bugünün üniversitesi olan Fatih Külliyesi’ni 1470 yılında tamamladı.</p>
<p><strong>Fatih Neden İstanbul’u Almak İstedi?</strong></p>
<p>İstanbul’u almak istemesi kuru bir kavga ve cihangirlik davası mıydı? Yoksa belli amaçlara hizmet ediyor muydu? Gelin bu zorlu kuşatmanın amaçlarına göz atalım.</p>
<ul>
<li>Bizans&#8217;ın Osmanlı şehzadelerini kışkırtarak Osmanlı Devleti&#8217;nde taht kavgalarına neden olması.</li>
<li>Bizans&#8217;ın Anadolu Beyliklerini Osmanlı’ya karşı kışkırtarak Anadolu&#8217;daki Türk birliğinin tesis edilmesini önlemeye çalışması.</li>
<li>Bizans&#8217;ın, boğazlar üzerindeki etkinliği ve coğrafi olarak Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli topraklarının ortasında olması sebebiyle Osmanlının Rumeli&#8217;deki ilerlemesine engel olması.</li>
<li>Bizans&#8217;ın, Avrupa-Hristiyan dünyasını kışkırtıp Osmanlı Devleti’ne karşı seferlere zemin hazırlaması.</li>
<li>Bizans’ın Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki bağlantıyı koparması.</li>
<li>Fatih’in İpek Yolu&#8217;nun Avrupa&#8217;ya açılan koluna hâkim olmak istemesi.</li>
<li>Kara ve deniz ticareti bakımından İstanbul&#8217;un önemli bir konuma sahip olması.</li>
<li>Venedik ve Cenevizlilere İstanbul’da verilen özerk bölge ve ekonomik ayrıcalıkların her iki devletin bölgede etkinlik kurmasına sebep olması.</li>
<li>Peygamber övgüsüne mazhar olmak istemesi.</li>
</ul>
<p><strong>Fetihle Birlikte Fatih Ne Elde Etti?</strong></p>
<p>İstanbul’u fethetmekle bu amaçların hepsini sağlamış oldu. Belki de dünya harp tarihinde hiçbir hedef bu kadar amaca uygun olmamıştı. Fetihle birlikte;</p>
<ul>
<li>Osmanlı Devleti’ni coğrafi olarak ikiye bölen Bizans ortadan kaldırılmış ve devletin fiziksel bütünlüğü sağlanmıştır.</li>
<li>İstanbul Osmanlı Devleti’nin yeni başkenti, İslam dünyasının yönetim, bilim, kültür ve ticaret merkezi olmuştur.</li>
<li>Karadeniz ile Akdeniz arasındaki Boğaz ticaret yolu denetim altına alınmıştır.</li>
<li>Osmanlı Devleti’nin İslam dünyasındaki itibarı artmıştır.</li>
<li>Ortodoks Patrikhanesi Osmanlı Devleti’nin himayesine alınmış böylece Hristiyan dünyasının birlik sağlaması kesin olarak engellenmiştir.</li>
<li>Eyalet Orduları ve Donanma güçlenmiştir.</li>
<li>Osmanlı Devleti’nin Yükselme Dönemi başlamıştır.</li>
</ul>
<p><strong>Fethin Dünyaya Etkileri</strong></p>
<p>Fetih yalnız Osmanlı Devleti’ne yarar sağlamamış tüm dünyayı etkilemiştir. Fethin faydalarını dünya tarihi açısından incelediğimizde karşımıza ilginç ayrıntılar karşımıza çıkıyor:</p>
<ul>
<li>Dünya harp doktrinine yepyeni bir topçu konsepti kazandırılmıştır. Şehirleri çevreleyen surların top gülleleriyle yıkılabileceği anlaşılmış, Avrupa’daki derebeylik düzeni ve mikro milliyetçilik dönemi sona ermiştir.</li>
<li>İpek ve Baharat yolunun Türklerin eline geçmesiyle, Avrupalı denizciler alternatif deniz yolları aramaya başlamış, böylece coğrafî keşifler ortaya çıkmıştır.</li>
<li>İslam kültürü ve Türklerin sahip olduğu bilim ve teknoloji Latinleri etkilemiştir. Bu durum ileriki yıllarda Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketlerini tetikleyecek, bilimde, teknikte, edebiyat Fetih bir taraftan Doğu Roma İmparatorluğu&#8217;nu sona erdirirken diğer taraftan Yeni Çağ&#8217;ı başlatıyor, o gün kimse farkında olmasa da Avrupa’daki Reform ve Rönesans’ın tohumlarını atıyordu.</li>
</ul>
<p>Konstantinopolis 2. Mehmet’i Fatih, Fatih Konstantinopolis’i İstanbul yaptı.</p>
<h3>Dipnotlar</h3>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Bu İstanbul şehri ki, paha biçilmez ona, Tüm İran mülkü feda olsun tek bir taşına. (Şair Nedim)</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> İstanbul’un İstanbul olmadan önceki Yunanca ismi; Κωνσταντινούπολις Konstantinúpolis. Latince: Constantinopolis. Roma İmparatorluğu (330–395), Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) (395–1204 ve 1261–1453), Latin İmparatorluğu (1204–1261) ve Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na (1453–1922) başkentlik yapmış şehir. Osmanlı hem Konstantiniyye hem de İstanbul demiş.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Kuşatma (TDK)</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> Katolik ülkeler o dönem Latin diye adlandırılıyordu.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Yüksek düzeydeki devlet adamlarının kurduğu büyük meclis (TDK). Osmanlı’da Divan-ı Hümayun. Padişah, sadrazam, vezirler, defterdar, nişancı ve gerekirse diğer üst düzey devlet adamlarının katılımı ile devlet meseleleri konuşulurdu.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a> Şehzadelerin özel eğitmenleri (TDK). Eski Türklerde Atabey karşılığı. Şehzadelere sancak yönetiminde yardımcı olan lalalar, hizmetkâr gibi görünse de terbiyesi kendisine havale edilen şehzadenin bir yerde âmiri olur; esasen yaşlı ve kendini ispatlamış insanlardan seçildikleri için şehzadeler de lalalarına bir öğretmen bir hoca gibi saygı duyardı.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a> Hükümdarlık tahtına çıkma, tahta oturma (TDK).</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[8]</sup></a> Başkent (O tarihte başkent Edirne idi)</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref9" name="_ftn9"><sup>[9]</sup></a> Bilginler, ilim adamlar (TDK)</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref10" name="_ftn10"><sup>[10]</sup></a> İleri gelenler, amirler, üst rütbeli askerler (TDK).</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref11" name="_ftn11"><sup>[11]</sup></a> Dünyanın son zamanlarında ortaya çıkıp doğru inancı ve adaleti yeryüzüne hâkim kılacağına inanılan kurtarıcı (TDV İslam Ansiklopedisi).</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref12" name="_ftn12"><sup>[12]</sup></a> Kale kuşatmalarında, tünel kazarak sur duvarlarına veya kale içine kadar ulaşmak ve alttan patlatıcılar ile havaya uçurmak suretiyle kaleyi içten fethetmekle görevli Yeniçeri askerleri (Osmanlıca Sözlük).</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref13" name="_ftn13"><sup>[13]</sup></a> Silahların temin edilmesi, korunması ve sefer zamanında cepheye götürülmesiyle görevli Kapıkulu askerleri (Osmanlıca Sözlük).</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref14" name="_ftn14"><sup>[14]</sup></a> Kızgın kömür, kükürt, zift, karışımından oluşan, kara ve denizde de yanabilen bir karışım. Üzerine su dökülünce sönmüyor aksine alevi artıyordu. Asla sönmediği için bu ateşe maruz kalan insanlar ölüme terk edilirdi.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref15" name="_ftn15"><sup>[15]</sup></a> Osmanlı sultanları, sadrazamlarına hitap ederken onlara iltifat etmek için tıpkı şehzadeliklerindeki gibi lala derlerdi.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref16" name="_ftn16"><sup>[16]</sup></a> Konstantinopolis’te görev yapan Venedik elçilerine verilen isim. Venedik hem ekonomik, hem siyasi hem de askeri bakımdan dönemin en güçlü ülkelerinden biriydi. Bizans İmparatorluğu 1288 yılında Venedik’e Konstantinopolis’te bölgeler (Galata, Pera Hasırcılar Caddesi) tahsis etmişti. Venedikli tüccarlar buralarda ticaret yapmaktaydı.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref17" name="_ftn17"><sup>[17]</sup></a> 726 yılında Doğu Roma İmparatoru 3. Leo, ikon ve resimleri yasaklatmıştı. Bu durum Roma ve İstanbul arasında ilk büyük probleme neden olmuştu. Roma Episkoposu yani Papa bu yasağa karşı çıkmış, büyük tartışmalar başlamıştı. Bu da Roma Kilisesi’nin İstanbul Kilisesi’nden uzaklaşmaya başlamasına neden olmuştur. Bu döneme İkonoklazma Dönemi denir.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref18" name="_ftn18"><sup>[18]</sup></a> Kişisel silahlar dışındaki ordu malı silah ve mühimmatın muhafaza edildiği depolar.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref19" name="_ftn19"><sup>[19]</sup></a> Kadim Türk geleneği gereği, Osmanlı sefere çıkmadan 2 ay önce, Ordunun sancakları cebehanenin, Paşaların tuğları ise kendi konaklarının önüne dikilirdi.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref20" name="_ftn20"><sup>[20]</sup></a> Yüksek sütrelerin (Tepe, mevzi, kale duvarı, bina gibi) gerisindeki veya vadi tabanındaki hedeflere, üst açı grubu ile aşırtma atışı yapabilen silahlar.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref21" name="_ftn21"><sup>[21]</sup></a> Osmanlı Ordusu o dönem genellikle bir şölen havası içinde gece sefere çıkardı.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref22" name="_ftn22"><sup>[22]</sup></a> Hem yelkenle hem de kürekle yol alan bir savaş gemisi. Kalyona göre daha hızlı ve manevra kabiliyeti yüksekti.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref23" name="_ftn23"><sup>[23]</sup></a> Ordudan önce konaklama yapılacak yere gelerek ordugahı hazır hale getiren birlik. Bugünkü Konakçı Heyeti.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref24" name="_ftn24"><sup>[24]</sup></a> Tarihçiler bu sayıda anlaşamazlar. Yazan tarihçinin milliyeti ve meşrebine göre Osmanlı Ordusundaki asker sayısı 30.000’den 300.000’e kadar değişiklik göstermektedir. İstanbul’u almak için 30.000 kişi yetersiz, 300.000 ise mantıksızdır. O tarihlerdeki toplam nüfus (yaklaşık 6 milyon), ordunun o dönem sahip olduğu asker sayısı, Balkanlar ve Anadolu savunması için bırakılan birlikler, kuşatma alanının darlığı ve iaşe-ikmal gayretleri dikkate alındığında Osmanlı askeri sayısının 70.000-80.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref25" name="_ftn25"><sup>[25]</sup></a> Osmanlı askeri teşkilatında kara ve deniz hafif piyadeleri için kullanılan bir tabirdir.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref26" name="_ftn26"><sup>[26]</sup></a> Yalnız yelkenle yol alabilen zamanın en büyük gemileri. 15. yüzyılda uzunlukları 35-70 metre, asker sayısı 800-900, top sayısı 100-120 adet olurdu. Osmanlı’da ilk kez 2. Bayezid döneminde kullanıldı.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref27" name="_ftn27"><sup>[27]</sup></a> Demir almada, halatları dolayıp gemiyi yanaştırmada veya karaya çekmede kullanılan, hidrolik, elektrikli, istimle veya insan kuvvetiyle çalıştırılan mekanizma.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref28" name="_ftn28"><sup>[28]</sup></a> Tamamen gönüllülük esasına göre, bazısı orduya hizmet bazısı da savaşmak, ama özünde şehit olmak için gelen sivil Türkler ya da civar ülkelerden gelen Müslümanlar.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref29" name="_ftn29"><sup>[29]</sup></a> Bu konuda tarihçilerin bir kısmı böyle bir olayın yaşanmadığını abartılı örneklerle (gemilerin 2.000 ton olduğu gibi) söylese de başta İlber Ortaylı olmak üzere bir kısım tarihçiler de aksini iddia eder (ORTAYLI, 2020). Aslında tarihte gemilerin karadan yürütülmesi rastlanmayan bir olay değildi. Fatih ve ordusunun da bunu yapmak için yeterince gücü ve kaynağı vardı. Kaldı ki denize indirilenler de kadırga değil küçük gemilerdi.</p>
<p><a href="applewebdata://2E4A39D2-D764-4245-8FB7-F815FF9EE1C9#_ftnref30" name="_ftn30"><sup>[30]</sup></a> Kadim Türk kültüründe, kızıl kanla özdeşleştiği için değer verilen bir renk, elma ise mistik yanı bulunan, bolluk, bereket, şifa kaynağı olarak görülen bir meyvedir. Türk Mitolojisinde Kızılelma, ulaşmak istedikçe uzaklaşan, büyüyen, zorlaşan ama aynı oranda da cazibesi artan ülkü, hayal, hedefleri temsil eder.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>ALTAN, E. (2017). İstanbul&#8217;un Fethi Sırasında Şehirde Yaşananlar ve Psikolojik Durum. Tarih Dergisi, 63-76.</p>
<p>AYDÜZ, S. (2006). Tophane-i Amire ve Top Döküm Teknolojisi. Ankara: TTK.</p>
<p>BAŞAR, F., &amp; AK, M. (2003). İstanbul’un Fetih Günlüğü. İstanbul: Sarayburnu.</p>
<p>DİRİMTEKİN, F. (1976). İstanbul‘un Fethi. İstanbul: Gaye.</p>
<p>DUKAS. (2013). İstanbul’un Fethi, Dukas Kroniği (1341-1462). İstanbul: Kabalcı.</p>
<p>KUTSAL_KİTAP. (2019, 2 15). <em>Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık Nedir?</em> Kutsal Kitap: https://www.kutsalkitap.org/katoliklik-ortodoks-protestanlik/ adresinden alındı</p>
<p>TODIERE, L. P. (2019). Bizans&#8217;ın Son Sezarları . İstanbul : Urzeni.</p>
<p>UZUNÇARŞILI, İ. H. (1982). Osmanlı Tarihi, I. Cilt. Ankara: TTK.</p>
<p>ZWEIG, S. (2019). İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar On Dört Tarihsel Minyatür. İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F29%2Fotuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih%2F&amp;linkname=Otuzuncu%20%C4%B0stanbul%20Ku%C5%9Fatmas%C4%B1%20ve%20Fetih" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F29%2Fotuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih%2F&amp;linkname=Otuzuncu%20%C4%B0stanbul%20Ku%C5%9Fatmas%C4%B1%20ve%20Fetih" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F29%2Fotuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih%2F&amp;linkname=Otuzuncu%20%C4%B0stanbul%20Ku%C5%9Fatmas%C4%B1%20ve%20Fetih" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F29%2Fotuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih%2F&amp;linkname=Otuzuncu%20%C4%B0stanbul%20Ku%C5%9Fatmas%C4%B1%20ve%20Fetih" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F29%2Fotuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih%2F&amp;linkname=Otuzuncu%20%C4%B0stanbul%20Ku%C5%9Fatmas%C4%B1%20ve%20Fetih" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F29%2Fotuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih%2F&amp;linkname=Otuzuncu%20%C4%B0stanbul%20Ku%C5%9Fatmas%C4%B1%20ve%20Fetih" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F29%2Fotuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih%2F&amp;linkname=Otuzuncu%20%C4%B0stanbul%20Ku%C5%9Fatmas%C4%B1%20ve%20Fetih" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F29%2Fotuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih%2F&#038;title=Otuzuncu%20%C4%B0stanbul%20Ku%C5%9Fatmas%C4%B1%20ve%20Fetih" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/05/29/otuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih/" data-a2a-title="Otuzuncu İstanbul Kuşatması ve Fetih"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/05/29/otuzuncu-istanbul-kusatmasi-ve-fetih/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NEDEN ERKEN KALKMALIYIZ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/05/25/neden-erken-kalkmaliyiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=neden-erken-kalkmaliyiz</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/05/25/neden-erken-kalkmaliyiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 May 2021 07:29:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[erken kalkmak]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16376</guid>

					<description><![CDATA[Çünkü Erken Kalkan Yol Alır yüzyıl insanı, ortalama 75 yıllık ömrünün, 26 yılını uykuda, 10 yılını iş yerinde, 12 yılını dizi, film, tv seyrederek, 8 yılını sosyal medyada, 6 yılını yemek yiyerek 5 yılını ulaşımda, 3 yılını ise banyoda geçiriyor. Geriye yaklaşık 5 yıl kalıyor. 5 koca! yıl. Artık ne yaparsınız bilemem ama çok şey [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Çünkü Erken Kalkan Yol Alır</strong></h4>
<ol start="21">
<li>yüzyıl insanı, ortalama 75 yıllık ömrünün,</li>
</ol>
<ul>
<li>26 yılını uykuda,</li>
<li>10 yılını iş yerinde,</li>
<li>12 yılını dizi, film, tv seyrederek,</li>
<li>8 yılını sosyal medyada,</li>
<li>6 yılını yemek yiyerek</li>
<li>5 yılını ulaşımda,</li>
<li>3 yılını ise banyoda geçiriyor. Geriye yaklaşık 5 yıl kalıyor. 5 koca! yıl. Artık ne yaparsınız bilemem ama çok şey yapamayacağınız ortada.</li>
</ul>
<p>26 yıl hiçbir şey yapmadan yarı ölü halde yatıyoruz. Sizi bilmiyorum ama benim kulağıma hiç hoş gelmiyor. Bir insan neden ömrünün üçte birini yatakta geçirir ki?</p>
<p>Bilim, uykunun faydalarını ve süresini bütünüyle henüz ortaya koyamadı. Fakat yalnız bildiğimiz kısmıyla bile yaşamsal öneme sahip. Yeteri kadar uyumazsak pek çok fiziksel ve ruhsal hastalıkla birlikte kilo da alıyoruz. Hem sağlık hem de estetik için uyumak şart. Peki ne kadar? Bilim insanları yetişkin bir insanın her gün 8 saat uyuması gerektiğini söylüyor. Ben kendi adıma buna çok katılmıyorum. Çünkü çoğu alanda olduğu gibi bunun da kişiden kişiye değişebilecek bir konu olduğunu düşünüyorum. Tanıdığım kimi insana 4 saat yetiyor kimine 10 saat eksik geliyor. Ben şahsen az uyuyanlardanım. 6 saat uyumuşsam genelde yeterli görüyorum çünkü yapacak daha önemli şeyler olduğunu düşünüyorum. Vücudun sesini dinlemenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Uyuma sürenizin ne kadar olacağına siz karar verin. Burada asıl ne zaman uyanacağımızı konuşacağız.</p>
<p>Önce bilim tarafına bakalım. 2017 yılında, 3 bilim insanı, kendilerine 3 nobel ödülü getiren yeni bir buluşa imza attı: Sirkadiyen Ritm. Bu araştırma, insanların biyolojik ritme uygun yaşamaları halinde hem daha sağlıklı ve fit hem de daha mutlu olacaklarını ifade ediyor.</p>
<p>Beyinde<strong> epifiz</strong> adını verdiğimiz nohut büyüklüğündeki bir bezin içinde bu yapı gizlenmiş. <strong>SCN </strong>(suprachiasmatic nucleus) adı verilen hücre topluluğu clok (saat) proteinler salgılayarak biyolojik saate komuta ediyorlar. Bu yapı, doğrudan güneşin bulunduğumuz coğrafyadaki hareketleri ile ilgili. SCN, saatler mevsime göre değişmek koşuluyla, saat 06:00 civarında, nabız ve tansiyonumuzu hafifçe yükseltiyor, uyku hormonu olan melatonin salgısını kesiyor ve bizi uyanmaya davet ediyor. Melatonin salgısı sona erdikten sonra devam eden uyku gece uykusu kadar faydalı değil.</p>
<p>SCN gün boyu görev başında. Vücudumuzu yönetmek için sistemleri harekete geçirip durduruyor. Saat 21.00 civarında tekrar melatonin salgılamaya başlayarak bu defa bizi uykuya davet ediyor.</p>
<p>Biyolojik ritme uygun yaşamak; bağışıklık sisteminin kuvvetli olmasından, kronik yorgunluğun sona ermesine, depresyona karşı dirençli olmaktan, kilo vermeye, unutkanlığın azalmasından öğrenme kabiliyetinin artmasına kadar pek çok faydayı beraberinde getiriyor. Sonuç olarak bilim vücudumuzu dinlememizi ve saat 06:00 civarında uyanmamızı söylüyor.</p>
<p>Sanskritçe’de güneş doğmadan önceki 1 saatin kastedildiği zamana<strong> “Brahma muhurta”</strong> deniyor. &#8220;Yaradan&#8217;ın zamanı&#8221; anlamına gelen bu saat, yüzyıllardır doğu kültürlerinde yoga ve meditasyon uygulamaları için en uygun zaman olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Hristiyanlar, <strong>Lauds</strong> yani şafak vakitlerinde, günü kutsamak ve yardım dilemek için Yakarış (Preces) duaları yapıyorlar.</p>
<p>Yahudiler, yine sabah erken saatlerde <strong>şahrit </strong>duası yapıyor.</p>
<p>Müslümanlar ise sabah namazını tam olarak bu saatlerde yani güneş doğmadan 30 dk önce kılarlar.</p>
<p>Peygamber Efendimiz; “Sabahın erken vakti, bereketli kılındı” diyor.</p>
<p>Neticeten, sağlık biliminin yanında dinler de erken kalkmayı teşvik ediyor.</p>
<p>Gelelim işin kariyer ve başarı kısmına. Önce gerçek hayattan örnekler vereyim:</p>
<ul>
<li>Türkiye’nin 17. en zengini Faruk Eczacıbaşı 05:30’da</li>
<li>Arzum Genel Müdürü Murat Kolbaşı: 05:30’da</li>
<li>Kütahya Porselen Sahibi Nafi Güral : 06:00’da</li>
<li>Pegasus CEO’su Mehmet Nane: 06:00’da</li>
<li>Starbucks CEO’su Howard Schultz: 06:00 ’da</li>
<li>Twitter&#8217;ın CEO&#8217;su Jack Dorsey: 05.00’da</li>
<li>Apple&#8217;ın kurucusu ve eski CEO’su Steve Jobs 06:00’da</li>
<li>Apple’ın şu anki CEO’su Tim Cook 04:30’da uyanıyor.</li>
<li>Leonardo Da Vinci&#8217;nin &#8220;Uberman&#8221; yani süper adam uykusu olarak bilinen, kendi oluşturduğu bir uyku döngüsü varmış. Da Vinci, 4 saatte bir 20 dakikalık kısa şekerlemeler yaparmış.</li>
<li>Mozart, günde yalnızca 5 saat uyurmuş.</li>
<li>Churchill 4 saat uyur gün içinde kısa şekerlemeler yaparmış.</li>
<li>Edison ve Tesla da gün içinde kısa şekerlemeler yaparak günlük uyku ihtiyacını karşılarmış.</li>
</ul>
<p>Bu noktada “Hayallerinizin gerçekleşmesini sağlamanın en iyi yolu, uyanmaktır.” diyen Fransız Şair Paul Valery’e kulak vermek gerekiyor sanırım. Sizce başarılı oluşmuş insanlar, lider, politikacı, iş insanı, girişimci, bilim insanı her kimse, geç kalkmayı rutin haline getirmiş insanlar olabilir mi?</p>
<p><strong>Erken Kalkmanın Faydaları Nedir?</strong></p>
<ol>
<li><strong>Spor Yaparsınız:</strong> Spora vaktim yok diyenler için alın size vakit. Dilediğiniz kadar spor yapın.</li>
<li><strong>Kahvaltı Yaparsınız:</strong> Geç uyanan kişiler genellikle günün en önemli öğününü atlama eğilimindedir. Erken kalkmak size muhteşem bir kahvaltı için fırsat tanır.</li>
<li><strong>Verimliliğiniz Artar: </strong>Sabahın erken saatleri sessiz, sakin günün en sihirli saatleri. Kendinizle baş başa kalacağınız muhteşem anlar. Bolca düşünebileceğiniz, kitap okuyabileceğiz ve en güzeli bir gün daha bahşeden Allah’a şükredeceğiniz anlar. Kıymetini bilin. Bu saatler aynı zamanda günün en verimli saatleri. Bereketli saatler demiştik ya. En üretken olacağınız zaman bu saatlerdir. Vücut ve beyin tam olarak dinlenmiş, aktiviteye hazır. Okuyun, yazın, inceleyin, birikmiş işlerinizi bitirin. Arayan yok soran yok. Telefon çalmıyor, ziyaretçi gelmiyor. Benim de en çok okuduğum, yazdığım, içerik ürettiğim saatler 06-08 arasındaki zaman.</li>
<li><strong>Öğrencilerin ya da Sunuma Hazırlanan Profesyonellerin Başarısı Artar:</strong> Teksas Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre erken kalkan öğrenciler, geç kalkan öğrencilere göre daha iyi notlar alıyor. Bu durumun tek sebebi elbette ki erken kalkmak değil. Beraberinde güne enerjik başlamak, iyi bir kahvaltı yapmak, günü planlamak ve sabah çalışmaları da geliyor. Bu önermeler iş hayatındaki profesyoneller için de geçerlidir.</li>
<li><strong>Günü Detaylı Planlayabilirsiniz:</strong> Günü tasavvur etmek, yapılacak işleri düşünmek, önceliklendirmek için en doğru ve müsait planlama zamanı günün erken vakitleri.</li>
<li><strong>Uyku Kalitenizi Artırır:</strong> Erken kalkmak erken yatmayı gerektirir. Sirkadiyen ritme uygun uyuduğunuz için uyku kaliteniz de artar. Daha kısa süre uyku ile yetinebilirsiniz.</li>
<li><strong>Trafikten Zaman Kazanırsınız:</strong> Özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve sabah trafiğinden mustarip olanlar için ilaç gibi vakittir bu saatler.</li>
</ol>
<p>Tabiidir ki rutine dönüşmeyen alışkanlıklar, belki tesadüfi başarılar getirir ama devamlılığı olmaz. Part time alışkanlıklar, part time sonuçlar doğurur. Bu sebeple erken kalkmayı bir yaşam tarzı haline getirmek başarıyı vaat edecektir.</p>
<p>Uykunuzun dengeli, hayatınızın huzurlu, üretiminizin bol olduğu günler diliyorum.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F25%2Fneden-erken-kalkmaliyiz%2F&amp;linkname=NEDEN%20ERKEN%20KALKMALIYIZ%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F25%2Fneden-erken-kalkmaliyiz%2F&amp;linkname=NEDEN%20ERKEN%20KALKMALIYIZ%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F25%2Fneden-erken-kalkmaliyiz%2F&amp;linkname=NEDEN%20ERKEN%20KALKMALIYIZ%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F25%2Fneden-erken-kalkmaliyiz%2F&amp;linkname=NEDEN%20ERKEN%20KALKMALIYIZ%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F25%2Fneden-erken-kalkmaliyiz%2F&amp;linkname=NEDEN%20ERKEN%20KALKMALIYIZ%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F25%2Fneden-erken-kalkmaliyiz%2F&amp;linkname=NEDEN%20ERKEN%20KALKMALIYIZ%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F25%2Fneden-erken-kalkmaliyiz%2F&amp;linkname=NEDEN%20ERKEN%20KALKMALIYIZ%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F05%2F25%2Fneden-erken-kalkmaliyiz%2F&#038;title=NEDEN%20ERKEN%20KALKMALIYIZ%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/05/25/neden-erken-kalkmaliyiz/" data-a2a-title="NEDEN ERKEN KALKMALIYIZ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/05/25/neden-erken-kalkmaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAYIR DEMENİN BÜYÜSÜ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/04/03/hayir-demenin-buyusu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hayir-demenin-buyusu</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/04/03/hayir-demenin-buyusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2021 15:05:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[öz değer]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16360</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Hayır&#8221; Demek Önemli mi? Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahiler 1776 Bağımsızlık Bildirgesine aykırı bir biçimde ikinci sınıf vatandaştı. ABD Anayasasını hazırlayan Washington, Jefferson ve Madison bile köle sahibiydi. Jefferson’un 600 kölesi çok meşhurdu. 1865’te kölelik resmen anayasayla kaldırılmasına rağmen fiilen devam etti. İkinci sınıf dedim ama aslında vatandaş bile değildi. Adına Jim Crow yasaları denen ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><b>&#8220;Hayır&#8221; Demek Önemli mi?</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahiler 1776 Bağımsızlık Bildirgesine aykırı bir biçimde ikinci sınıf vatandaştı. ABD Anayasasını hazırlayan Washington, Jefferson ve Madison bile köle sahibiydi. Jefferson’un 600 kölesi çok meşhurdu. 1865’te kölelik resmen anayasayla kaldırılmasına rağmen fiilen devam etti. İkinci sınıf dedim ama aslında vatandaş bile değildi. Adına Jim Crow yasaları denen ve beyazlarla zencileri toplumsal yaşamda tamamen ayıran yasalar güney eyaletlerinde yürürlüğe girdi. Böylece zenciler beyazlarla aynı taksiye binemez, aynı tiyatroya giremez, aynı restoranda yemek dahi yiyemezdi. Siyahilerle beyazlar otobüslere ayrı kapıdan biniyor, kendilerine ayrılmış ayrı yerlere oturuyorlardı. Her yıl güncellenen zencilerin girebileceği mekân listeleri eyaletlerde yayınlanırdı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıl 1955. Rosa Parks bir gün Montgomery’de otobüse bindi. O otobüste bir beyaz, beyazlara ayrılan yerde yer bulamayınca, siyahilere ait bölümde oturmakta olan Rosa Parks’tan koltuğundan kalkıp kendisine yer vermesini istedi. Şoför de kalkması için uyardı ama Parks yerinden kalkmadı. Tutuklandı ve hapse girdi. Olaydan sonra uzun bir süre boyunca siyahiler otobüslere binmediler, her yere yürüyerek gittiler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Protesto eylemleri bir yıl sonra meyvesini verdi. Mahkeme otobüslerdeki bu uygulamayı </span><span style="font-weight: 400;">yasakladı. Daha sonra Martin Lutker Kingle bir kitle hareketine dönüşen bu protesto 1964&#8217;te çıkarılan yasa ile başarıya ulaştı. Rosa Parks bu direnişin sembolü haline gelmişti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Parks 1996 yılında</span><span style="font-weight: 400;"> Başkanlık Hürriyet Madalyasına lâyık görüldü. 1999&#8217;da Time dergisi tarafından 20 yy insan hakları savunucusu seçildi. ABD Kongresi altın madalyasına hak kazandı ve bu ödülü </span><span style="font-weight: 400;">Bill Clinton&#8217;un elinden aldı.</span></p>
<p>Rosa Parks’ın HAYIR&#8221;ındaki güce bakar mısınız?</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pisagor, “Evet ve hayır en eski ve en kısa kelimelerdir. Fakat üzerinde en fazla düşünmeyi hak eden kelimelerdir” diye not düşmüş yıllar önce. </span><span style="font-weight: 400;">Pek çok kişi hayır demekte zorlanır, bundan dolayı istemediği şeyleri yapmak zorunda kalır.. İstemediği yerlere gider, istemediği halde borç verir, beğenmediği halde beğenir gibi yapar. Sevmediği şeyi yer, tasvip etmediği halde onaylar vs vs çoğaltılabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yöneticimiz, patronumuz, iş arkadaşımız, eşimiz veya çocuğumuzdan dayatma ya da rica ile gelen ve aslında hayır dememiz gereken bir talebe istemeden “evet” demek hepimizin başına gelmiştir, gelmeye de devam edecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim kültürümüz aslında evet üzerine bina edilmiştir ki bence de çok güzeldir bu. </span>Ama;</p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Ya her evet bizde onulmaz yaralar açıyorsa.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Ya evetler doğrudan öz saygımızı ve öz değerimizi aşağı çekmeye başlamışsa.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Ya karşımızdakiler bizi gözümüzün içine baka baka kullanıyorlarsa.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Ya her evet beni biraz daha dibe çekiyorsa.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Ya bu evetler artık bir yaşam ya da iş modeline dönüşmüşse.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır diyemeyenlerin hayatında mutlaka bu evetlerden beslenen en az bir tane asalak vardır. </span><span style="font-weight: 400;">Hayatınızdaki asalakları düşünün. </span><span style="font-weight: 400;">Psikologlar bunlara ‘evet vampirleri’ diyor. Tüm sorumluluklarını karşısındaki kişiye yüklemeye çalışan, sorumsuz, dünyanın ayağının altına serilmesini hakkı olduğu zanneden vampirler. </span></p>
<p><b>Neden Hayır Diyemiyoruz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet demek hayır demekten çok daha kolay. Bu sebeple evet demenin kolaycılığına yenik düşüyoruz.</span><span style="font-weight: 400;"> Sonra bazen günler, aylar hatta yıllarca kendi içimizde bunun pişmanlığını ve üzüntüsünü yaşıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önce işin bilimsel tarafına bakalım. Bilim adamları evet ve hayır kelimelerinin beyinde nasıl karşılık bulduğunu merak etmişler ve beynin farklı bölgelerinin uyarıldığını görmüşler.  </span><span style="font-weight: 400;">Hayır derken, irade gücünü harekete geçiren, bilişsel geri bildirim mekanizmasının çalıştığı </span><b>sağ ön lob</b> <span style="font-weight: 400;">aktifleşiyor. </span><span style="font-weight: 400;">Evet ise cesaret ve ödül mekanizmasını yani </span><b>sol ön lobu</b> <span style="font-weight: 400;">aktive ediyor. </span><span style="font-weight: 400;">Evet beynin ödül merkezini, hayır ceza merkezini etkinleştiriyor. </span><b>Hayır kelimesi, öfke kontrolü, duygu regülasyonu ve davranış değişimine zorlarken, evet demek mevcut sükûneti sürdürür. Bu yüzden daha kolay evet diyoruz.</b></p>
<p><strong>Hangi Hallerde &#8220;Hayır&#8221; Diyemiyoruz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki bu evetler gerçek hayatta nasıl karşılık bulur? Başka bir ifadeyle aslında hangi hallerde hayır diyemiyoruz? </span></p>
<ol>
<li><b>Yardım Etme Duygusu: </b><span style="font-weight: 400;">Hepimiz yetiştirilirken insanlara karşı iyi davranmamız herkese yardım etmemiz öğretildi. Yardım etmemek bencil bir davranış olarak düşünülür. Çevredekilerle araya net bir sınır konulamaz ve bir süre sonra istedikleri her şeye evet denmeye başlanır. </span>Öneri: Ben ne kadar fedakârlık yapmalıyım? Sınırım nedir? Ne olmalı? diye kendinize sorun</li>
<li><b>İnisiyatif Alamamak: </b><span style="font-weight: 400;">İnisiyatif alamıyor, ortamı yönetemiyorsak ya da en azından ortak olamıyorsak, birileri bizim yerimize mutlaka boşluğu doldurur. </span>Öneri: Ben ne katkı sağlayabilirim sorusunu kendinize sorun? Süreçlere dahil olun, akışa kapılmak yerine olayları takip ve analiz edin, fikrinizi söyleyin</li>
<li><b>Korkmak: </b><span style="font-weight: 400;">Bencillik, iş/akraba/arkadaş ruhuna uygun davranmakla suçlanma, duyarsız birisi olarak görülme, </span><span style="font-weight: 400;">terk edilme, yalnız kalma, tatsızlık çıkması </span><span style="font-weight: 400;">gibi korkular hayır demeyi engeller. </span>Öneri: Söylediğiniz her evet sizi rahatsız ediyor ve bundan kurtulmak istiyorsanız siz de benzeri talepleri muhataplarınızdan isteyin ve tepkilerini gözlemleyin. Ya fedakarlıkta eşitliği sağlarsınız ya da insanların bir adım geri çekilmelerini temin etmiş olursunuz.</li>
<li><b>Çatışmaktan Kaçınmak: </b><span style="font-weight: 400;">Karşımızdaki insanın hiyerarşik ya da karakter yönüyle baskın olması halinde çatışmaktan kaçınırız. Bu sebeple de kolay evet deriz.  </span><span>Öneri:</span><span> Öz değer ve öz saygı konusu üzerinde çalışın. İnceldiği yerden kopsun noktasına bazen o kadar geç geliriz ki iş işten geçmiş tüm tavizler verilmiş olur. O noktayı öne çekmek genellikle daha az zarar görmemizi sağlar.</span></li>
<li><b>Karşımızdakini Üzme Endişesi: </b><span style="font-weight: 400;">Karşımızdaki çok sevdiğimiz bir insan ise mesela anne baba, çocuk ya da arkadaşımız onun duygularını incitme kaygısı ile hayır diyemeyiz.  </span>Öneri: Kimi zaman evetler koşulsuz sevgi ile ilgilidir. Bu evetler sizde mutsuzluk oluşturmuyorsa demeye devam edin. Ama evetlerin size ve/veya  muhatabınıza iyi gelmediğini düşünüyorsanız Bu zarar sürdürülebilir mi diye sorun kendinize?</li>
<li><b>Kendini Sevdirme ve Takdir Edilme Güdüsü: </b><span style="font-weight: 400;">Hayır dersem beni sevmez korkusu hayır dememize engel olur. </span><span style="font-weight: 400;">Kim sevilmeyi ve takdir edilmeyi istemez ki? ‘Evet&#8217; diyerek hem herkesi mutlu ederiz hem de karşılığında aldığınız bir teşekkür sayesinde kendinizi daha iyi hissedersiniz. Sorun; başkalarından takdir görmek için kendi ihtiyaçlarımızı hiçe saymamızda dır. </span>Öneri: Evet dedikten sonra kendinize olan sevgi ve saygınızda azalma olmamışsa sorun yok evet demeye devam edin. Ama pişmanlık oluşuyor ve öz saygınız azalıyorsa önce kendinizi sevin, takdir edin ve şımartın. Sonra diğerlerini.</li>
<li><b>Terfi Etmek:</b><span style="font-weight: 400;"> Hayır dememizden dolayı daha sonra önemli işler, projelerde bizi unuturlar, hatta terfi ettirmezler endişesi bizi hayır demekten alıkoyar. </span><span>Öneri:</span><span> Uyumlu çalışmakla her şeye eyvallah demenin, takım çalışması ile köle olmanın farkını anlamaya çalışın. </span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa insanlar hayır dese üzüleceklerinden çok daha fazla evet dediklerinde üzülürler genelde. </span><span style="font-weight: 400;">Hiç hayır demedikleri için evet&#8217;lerinin kıymeti de düşüktür.</span><span style="font-weight: 400;">Sizi herkes sevmek zorunda değil, bazı insanların sizi sevmemesi gayet normal. Kaldı ki gerçek sevgi karşılık beklemez. </span><span style="font-weight: 400;">Evet dedikleriniz için sevenler hayır demeye başladıkça sizden uzaklaşıyorlarsa salıverin gitsinler. </span><span style="font-weight: 400;">Gereksiz ve fazla fedakârlık yapmak insanlarda sizi sevmelerine yol açmaz, hatta genellikle tam tersi olur. </span><span style="font-weight: 400;">İnsanlar hayır diyemeyerek bir noktadan sonra istismara açık hale gelirler. Artık en çok kullandıkları kelime ‘keşke’ olmuştur. </span><span style="font-weight: 400;">Hayır demeyi genellikle acı bir tecrübe sonrası öğrenirler.</span></p>
<p><b>Hayır Dersek Hayatımızda Ne Değişir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır diyemediğimiz için üzerimize aldığımız tüm sorumluluk ve angaryalar bilgisayarda arka planda çalışan ve bilgisayarı yoran yavaşlatan gereksiz programlar gibidir. Bu programları kaldırdığımız an;</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Öfke nöbetleri ve değersizlik duyguları yok olacak. Daha dingin olacaksınız.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sadece istediğiniz zamanlar evet dediğinizde öz saygınız ve iç huzurunuz artacak. </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İç huzurunuz iletişim gücünüzü ve enerjinize pozitif yansıyacak.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sevdiklerinize ve kendi işlerinize daha çok zaman ayırabileceksiniz, veriminiz artacak.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kendi hayatınızı yaşayacaksınız, kendinizi özgür hissedeceksiniz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kendinizi kasmaktan oluşan kas ağrılarınız azalacak. Belki depresyondan kurtulacaksınız.</span></li>
</ol>
<p><b>Hayır Demek Öğrenilebilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle evet. </span><span style="font-weight: 400;">Hayır demek başka birçok yetkinlik gibi pratik gerektiren ve zaman içerisinde geliştirebileceğimiz bir liderlik özelliğidir. </span><span style="font-weight: 400;">Paulo Coelho “Başkalarına ‘evet’ derken, kendinize ‘hayır’ demediğinizden emin olun” diyor. Eğer vampirlerin kendiliğinden düzelmesini bekliyorsanız daha fazla zahmet etmeyin bu hiçbir zaman olmayacak. Sorumsuz patronunuza, kadir kıymet bilmeyen arkadaşınıza hatta eşinize, anne-babanıza, çocuğunuza onlar istemediği sürece, belli bir yaştan sonra kendileriniz düzeltmelerini beklememelisiniz. Zaten bunları kazandırmak sizin sorumluluğunuzda da değil. Sizin yapmanız gereken onlara izin vermeyi her söylenene evet demeyi bırakmak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer hayır demekte zorlanan bir insan iseniz önünüzde iki seçenek var:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Ya gerektiğinde hayır demeyerek yaşam boyu acı tecrübelere yelken açacaksınız ve bir gün, artık o gün ne zamansa, artık canınıza tak edecek ve hayııııııır diye haykıracaksınız ama epey yara almış olacaksınız.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Ya da hemen bugün eyleme geçeceksiniz.</span></li>
</ul>
<p><b>Ne zaman hayır diyeceğimizin yanıtı aslında çok kolay. Sizden bir şey istenildiğinde, kendinize şu üç soruyu yöneltin:</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Bunu yapmak benim görevim mi?</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Görevim değilse bile yapmak istiyor muyum?</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Görevim değil, yapmak da istemiyorum fakat yaparsam bana kar/fayda sağlayacak mı?</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu üç sorudan birine evet yanıtını veriyorsanız, o zaman evet deyin. Ama üçüne de cevabınız hayırsa, düşünmeye gerek yok, ‘hayır’ı yapıştırın.</span></p>
<h2><b>Nasıl Hayır Denir?</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır demek kültürümüzde çok özel yer almış alturist yaklaşıma başka bir ifadeyle diğerkâmlık değerine aykırı gibi görülmemelidir. Hayır diyerek de başkalarının yararını kendi yararınız kadar gözetebilir, herhangi bir maddi veya manevi kişisel çıkar gözetmeksizin diğer insanlara yararlı olmaya devam edebilirsiniz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birisi bizden bir şey yapmamızı istediğinde, yaptığı talebi, o kişi ile olan ilişkimiz ile karıştırmaya eğilimliyiz. Eğer hayır veya evet deme kararını, ilişkiden bağımsız tutabilirsek daha sağlıklı bir karar veririz. Reddettiğimiz şey karşımızdakinin kişiliği değil, onun talebidir.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İsteği tam olarak anlayın: karşınızdakinin tam olarak ne istediğini sorularla anlayın.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İhtiyaç duyuyorsanız, ki hayır diyemeyen insanlar mutlaka ihtiyaç duyacaktır, doğru karar verebilmek için zaman isteyin.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Gerekçelerinizle birlikte kırmadan dökmeden neden hayır dediğinizi anlatın.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Reddetmek için mutlaka “hayır” kelimesini kullanmak zorunda değilsiniz.</span> <span style="font-weight: 400;">Kabul edelim ki hayır itici bir kelimedir. Onu kullanmadan da karşımızdaki insanı nazikçe reddedebilirsiniz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çok isterdim bununla birlikte şu anda çok yoğunum”,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Seni asla kırmak istemem ama bunu kabul etmem mümkün değil çünkü….”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Sana evet demeyi çok isterdim ama buna ayıracak hiç zamanım yok çünkü……” gibi cümleler her zaman işe yarar, üstelik nezaketi de elden bırakmamış olursunuz.</span></p>
<p><b>İş Yaşamında Patrona Nasıl ‘Hayır’ Denir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte burası çok ince bir konu. Çok ince çalışmalısınız.</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Patrona size güvendiği için teşekkür edin.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İşin detaylarını ve iş ayrıntılarını incelemeniz gerektiğini söyleyerek zaman isteyin.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Size verilen işin ne kadar süreceğini ve neye mal olacağını hesaplayın. Elinizdeki yoğun işler sebebiyle belirlenen zamanda yapma imkanınız yoksa bunu patronunuza söyleyerek hangi işlerden vazgeçmeniz gerektiğini sorun.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Aldığınız iş sizin dikkat çekmenizi sağlayacak ise, size terfi etme yolunu açacak ise bunun için uykusuz kalmaya değecektir. Bu konuya stratejik açıdan yaklaşmanız da yaratıcı bir yoldur.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır diyebilmek, kişinin kendine ait sınırları çizmesidir. Örneğin evinizin neden kapısı var? Hatta bir de kilit. İstemediğiniz insanlar içeri girmesin diye. Hatta sevdiğiniz insanlar bile vakitsiz ya da siz müsait değilken dalmasın diye. Çünkü orası sizin özel alanınız, yalnız size ait. Ancak izin verdikleriniz girebilir. Bir de kendi odanızı düşünün. Dış kapıya rağmen bir kapı bir kilit daha. Neden? Çünkü daha mahrem bir alan burası.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sınırlar ve geçiş noktaları neye sahip olduğunuzu, neyi korumanız gerektiğini size ve tüm çevrenize gösterir. Anneniz 7-8 yaşınıza kadar odanıza fütursuzca dalarken bu yaşlardan itibaren kapıyı tıklatarak ya da izin isteyerek girmeye başlar odanıza. Hatta siz ve aile bireyleri kendi evine girerken bile anahtarla açmak yerine zile basarsınız ki evin genel mahremiyetine hem saygı duyasınız hem de sahip çıkasınız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sınırlar “nelerden sorumlusunuz”, “nelerden sorumlu değilsiniz “ bunları birbirinden ayırır. </span><span style="font-weight: 400;">Fiziki, duygusal ya da ruhsal sınırlarımızı göstermedeki en önemli kelime “HAYIR” dır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazıyı bir fıkrayla bitirelim. Kadim dost Nasuriddin Nusrat Hoca’dan;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir gün aldıklarını vermeyen komşusu hocadan ip ister. Hoca önce “Kusura bakma, veremem” der. Israrı devam edince de “İpe un sermişler” diye ekler. Komşusu “Aman Hocam, hiç ipe un serilir mi?” diye talebini sürdürür. En sonunda Hoca dayanamayıp der ki “İp benim değil mi? Vermek istemeyince ipe unda serilir başka şey de…”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biraz mizah biraz zekâ… Muhatabına mesajını ne güzel de iletiyor Nasreddin Hoca.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet demek zenginliktir, evet demek yüce gönüllülüktür, evet demek el uzatmak kadim kültürümüzün bir tezahürüdür. Ta ki bize zarar vermeye başladığı ana kadar. Ta ki evet dediğimiz için pişman olduğumuz ana kadar. Evet demek kadar hayır da demek hayırlıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır de hayır olsun</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F04%2F03%2Fhayir-demenin-buyusu%2F&amp;linkname=HAYIR%20DEMEN%C4%B0N%20B%C3%9CY%C3%9CS%C3%9C" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F04%2F03%2Fhayir-demenin-buyusu%2F&amp;linkname=HAYIR%20DEMEN%C4%B0N%20B%C3%9CY%C3%9CS%C3%9C" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F04%2F03%2Fhayir-demenin-buyusu%2F&amp;linkname=HAYIR%20DEMEN%C4%B0N%20B%C3%9CY%C3%9CS%C3%9C" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F04%2F03%2Fhayir-demenin-buyusu%2F&amp;linkname=HAYIR%20DEMEN%C4%B0N%20B%C3%9CY%C3%9CS%C3%9C" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F04%2F03%2Fhayir-demenin-buyusu%2F&amp;linkname=HAYIR%20DEMEN%C4%B0N%20B%C3%9CY%C3%9CS%C3%9C" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F04%2F03%2Fhayir-demenin-buyusu%2F&amp;linkname=HAYIR%20DEMEN%C4%B0N%20B%C3%9CY%C3%9CS%C3%9C" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F04%2F03%2Fhayir-demenin-buyusu%2F&amp;linkname=HAYIR%20DEMEN%C4%B0N%20B%C3%9CY%C3%9CS%C3%9C" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F04%2F03%2Fhayir-demenin-buyusu%2F&#038;title=HAYIR%20DEMEN%C4%B0N%20B%C3%9CY%C3%9CS%C3%9C" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/04/03/hayir-demenin-buyusu/" data-a2a-title="HAYIR DEMENİN BÜYÜSÜ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/04/03/hayir-demenin-buyusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>REDDEDİLME KORKUSU YÖNETİLEBİLİR Mİ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/03/23/reddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=reddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/03/23/reddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 18:55:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[kabul görmeme]]></category>
		<category><![CDATA[öz değer]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<category><![CDATA[reddedilme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16349</guid>

					<description><![CDATA[Onlar Seni Reddettikleri İçin Üzülsünler Çok değil daha 100 yıl önce insanlar çok küçük dar bir çevrede yaşıyor, belli insanlarla ilişkiye geçiyor, belli işleri yapıyorlardı. Hayat çok programlıydı ve herkes ne yapacağını biliyordu. Kimlikler de belli roller de belli idi. Bu hayat onlara yetiyordu. Bugün ise kendimizi sürekli farklı bir sosyal çevreye entegre etmeye çalışıyoruz. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Onlar Seni Reddettikleri İçin Üzülsünler</strong></p>
<p>Çok değil daha 100 yıl önce insanlar çok küçük dar bir çevrede yaşıyor, belli insanlarla ilişkiye geçiyor, belli işleri yapıyorlardı. Hayat çok programlıydı ve herkes ne yapacağını biliyordu. Kimlikler de belli roller de belli idi. Bu hayat onlara yetiyordu.</p>
<p>Bugün ise kendimizi sürekli farklı bir sosyal çevreye entegre etmeye çalışıyoruz. Farklı ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Yalnızca 2 hafta önce hayatımızda olmayan Clubhose odalarında yer bulmaya çalışıyoruz.  Buraya kadar iyi bununla birlikte iletişime geçtiğimiz her an reddedilme ihtimalimiz de beraberinde geliyor. Aslında burada bir arıza yok ama maalesef her bireyin algısı aynı olmuyor.</p>
<p>Pek çok insan istediği bir şeye ulaşması engellendiğinde hayal kırıklığı, üzüntü ve değersiz hissetme arası bir duygu yaşar. Bu reddedilme duygusudur. Reddedilmek genel olarak hiç kimsenin hoşuna gitmeyeceği gibi kabullenilmesi de zor bir duygudur. İnsanlar küçüklüğünden itibaren reddedildikçe bir süre sonra bu duyguyu daha yaşamadan yani herhangi bir şey için daha reddedilmeden bir korku geliştirir. Bu da reddedilme korkusudur ve bu korku insan hayatını olumsuz etkiler.</p>
<p>Yaşam boyu bu hissi hiç tatmamış olmak, hemen hemen imkânsızdır.</p>
<p><strong>Reddedilmek Tam Olarak Nedir?</strong></p>
<p>Acı bir şey. Ama nasıl? Stanford Üniversitesinde yapılan bir araştırma var. İnsanları MRI makinesine sokmuşlar. Bu makine olaylar ve duygular karşısında insan beyninin verdiği tepkileri elektrik akımları vasıtasıyla ölçen bir alet. Fiziksel acı çektiğinde aktive olan beyin kısmı reddedildiğinde de aktive oluyor. Başka bir ifade ile beyin reddedilme karşısında fiziksel acı ile aynı tepkiyi veriyor.  Dayak da yesen kibarca red de edilsen aynı acıyı çekiyorsun. Yapılan anketlere insanlar şu cevabı vermiş reddedileceğime acı çekmeyi tercih ederim.</p>
<p>Bunun sebebi şu olabilir. İnsanlık tarihinin başlangıcında insanlar hayatta kalabilmek için mutlaka bir aile, bir grup hatta bir kabile içinde olmalıydı. Aksi takdirde yalnız kalan insan vahşi hayvanlara yem olabilir ya da kıt yiyecek koşulları karşısında açlıktan ölebilirdi. Binlerce yıl önce ilk insanlarla birlikte beynimiz bir gruba ait olmaya başka bir ifadeyle kabul görmeye kodlandı.</p>
<p>Bu sebeple reddedilmeyi acı ile eşdeğer algılıyoruz.</p>
<p><strong>Bu Duyguyu En Çok Nerelerde Yaşarız?</strong></p>
<ul>
<li><strong>İş Görüşmeleri:</strong> İş arayan herkes hayatında en az bir kez reddedilmeyi yaşamıştır.</li>
<li><strong>İş İlişkileri:</strong> Bir işgören için gerek tedarikçiler, müşteriler, yatırımcılar ve kamusal merciler gerekse patron, yönetici astlar nezdinde sürekli bir ikna etme ve seçilme durumu vardır. İşin içinde ikna ve seçilme varsa elbette reddedilmek de olacaktır.</li>
<li><strong>Romantik İlişkiler:</strong> Reddedilme korkusunun en yoğun yaşandığı alandır. Allah gençlerimizi korusun <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></li>
<li><strong>Yeni Ortamlar, Yeni Kişiler:</strong> İnsan sosyal bir varlıktır ve girdiği her ortamda değer görmek kabul edilmek ister.</li>
</ul>
<p><strong>Reddedilme Korkusuyla Yaşayan Kişilerin Genel Tavırları</strong></p>
<ol>
<li><strong>Maskelerle Yaşamak: </strong>Reddedilmemek için sürekli değiştirilen maskelerle sahte bir kimlik sahte bir hayat dizayn edilir.</li>
<li><strong>İnsanları Memnun Etme Üzerine Kurulu Bir Hayat: </strong>Reddedilmemek için reddedemezler ve hayır diyemezler. Tüm amaçları insanları memnun etmektir ki zamanı gelince onlar da reddetmesinler.</li>
<li><strong>Prensiplerden Ödün: </strong>Reddedilme korkusu taşıyan insanlar genellikle yüzleşmelerden kaçınmak için kendi prensiplerinin dışına çıkarlar. Ne istediklerini söyleyemezler, kendi ihtiyaçlarını ifade etmezler.</li>
</ol>
<p><strong>Reddedilme Korkusunun Oluşturacağı Zararlar</strong></p>
<ol>
<li><strong>Özgüven Eksikliği:</strong> Reddedilme korkusu en çok özgüveni vuran bir korkudur.</li>
<li><strong>Kullanılma:</strong> Reddedilme korkusu insanı duygu vampirlerine manipülatörlere karşı savunmasız kılar. Bu kişiler kendini çok kolay kullandırırlar.</li>
<li><strong>Kendi İstek ve İhtiyaçlarına Ulaşamama: </strong>Karşısındakinin kabul etmeyeceğini düşünerek arkadaşlık teklif etmemek, istediğini talep etmemek, iş başvurusunda bulunmamak, herhangi bir ortamda kabul görmek ve reddedilmemek uğruna farklı bir şey istemenize rağmen uyumlu davranmak, düşüncesini karşı taraf reddedeceği için ifade etmeyip başkalarının doğrularına göre yaşamak.</li>
</ol>
<p><strong>Reddedilme Korkusu Nasıl Kontrol Edilebilir?</strong></p>
<p>3 boş kadronun olduğu polislik işine 4 kişi başvuruyor, reddediliyor. Yeni, açılan KFC restoranına 24 eleman alınacak. 25 başvuru yapılıyor reddediliyor. Kariyeri boyunca 30 işten red cevabı almış. Bugün Alibaba ve Aliexpresin sahibi. Kişisel serveti 70 milyar ABD dolarına yakın. Alibaba&#8217;dan önce de 2 iş batırmış. Jack Ma&#8217;dan bahsediyorum. Profesyonel hayattan onlarca örnek bulunabilir. Ama Jack Ma özel çünkü rekabetin çok çok çetin olduğu Çin gibi bir yerde başarıya ulaşıyor. Reddedilmekten kurmadığı için bugün de bu satırlara konu oluyor.</p>
<p>Reddedilme korkunuzu kontrol edebilmeniz için şu 3 aşamalı testi kendinize uygulamanızı ve içtenlikle cevap vermenizi rica edeceğim:</p>
<ol>
<li>Kendimi bu kadar değersiz hissettiren bu reddedilişin kaynağını, durumu veya olayı acaba putlaştırmış olabilir miyim? Ona hak ettiğinden daha fazla anlam yüklemiş olabilir miyim?</li>
<li>Bu kadar çok istediğim şey gerçekten benim için iyi ve hayırlı mı? Olumsuz tarafları da var mı? Acaba onu çok istiyor olmam olumsuz taraflarını görmemi engellerken, olumlu taraflarını abartmama mı sebep oldu?</li>
<li>Şu ana kadar yaşadığım reddedilme korkusu bana yaşantımda neleri yapmamı engelledi?</li>
</ol>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F03%2F23%2Freddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi%2F&amp;linkname=REDDED%C4%B0LME%20KORKUSU%20Y%C3%96NET%C4%B0LEB%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F03%2F23%2Freddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi%2F&amp;linkname=REDDED%C4%B0LME%20KORKUSU%20Y%C3%96NET%C4%B0LEB%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F03%2F23%2Freddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi%2F&amp;linkname=REDDED%C4%B0LME%20KORKUSU%20Y%C3%96NET%C4%B0LEB%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F03%2F23%2Freddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi%2F&amp;linkname=REDDED%C4%B0LME%20KORKUSU%20Y%C3%96NET%C4%B0LEB%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F03%2F23%2Freddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi%2F&amp;linkname=REDDED%C4%B0LME%20KORKUSU%20Y%C3%96NET%C4%B0LEB%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F03%2F23%2Freddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi%2F&amp;linkname=REDDED%C4%B0LME%20KORKUSU%20Y%C3%96NET%C4%B0LEB%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F03%2F23%2Freddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi%2F&amp;linkname=REDDED%C4%B0LME%20KORKUSU%20Y%C3%96NET%C4%B0LEB%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F03%2F23%2Freddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi%2F&#038;title=REDDED%C4%B0LME%20KORKUSU%20Y%C3%96NET%C4%B0LEB%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/03/23/reddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi/" data-a2a-title="REDDEDİLME KORKUSU YÖNETİLEBİLİR Mİ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/03/23/reddedilme-korkusu-yonetilebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HELİKOPTER EBEVEYNLER</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2021/01/23/helikopter-ebeveynler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=helikopter-ebeveynler</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2021/01/23/helikopter-ebeveynler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2021 11:27:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[anne baba]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[helikopter]]></category>
		<category><![CDATA[helikopter ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16339</guid>

					<description><![CDATA[Aşırı Anne Baba İlgisi Helikopter ebeveyn tanımlaması, ilk defa 1969 yılında, Psikolog Haim Ginott tarafından, terapi yaptığı bir çocuğun anne ve babasını anlatırken “sürekli etrafımda helikopter gibi dolanıyorlar” demesi üzerine kullanılmış. Foster W. Cline ve Jim Fay ise 1990 yılında yayınladıkları “Parenting with Love and Logic: Teaching Children Responsibility” isimli kitaplarında tanımı toplumla tanıştırmışlar. Helikopter [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aşırı Anne Baba İlgisi</strong></p>
<p>Helikopter ebeveyn tanımlaması, ilk defa 1969 yılında, Psikolog Haim Ginott tarafından, terapi yaptığı bir çocuğun anne ve babasını anlatırken “sürekli etrafımda helikopter gibi dolanıyorlar” demesi üzerine kullanılmış. Foster W. Cline ve Jim Fay ise 1990 yılında yayınladıkları “Parenting with Love and Logic: Teaching Children Responsibility” isimli kitaplarında tanımı toplumla tanıştırmışlar.</p>
<p>Helikopter ebeveynler, tüm iyi niyetleri ile çocuklarının güvenliği, sağlığı ve başarısı için çalışıyorlar. Fakat çocuklarına olan ilgileri marjinal fayda noktasını aşmış, artık zarar vermeye başlamış durumda. Farkında olmadan aslında verdikleri mesaj şu: “Sen yeteri kadar becerikli değilsin. Ben olmadan hiçbir iş beceremezsin.”</p>
<p>Garip olan çocuklar bu duruma itiraz edeceklerine gayet memnunlar. Hayatın kolaylaştırılması işlerine geliyor. Düşünsenize 12 yaşındasın ve kişisel asistanın, şoförün, yakın koruman, organizatörün, menajerin sürekli seninle beraber ve hayatını kolaylaştırıyorlar.</p>
<p>Türkiye’deki ilk ve en kapsamlı bilimsel araştırma 2018 yılında Hasan Yılmaz ve Ayşe Büyükcebeci tarafından yapılmış. Çalışma örneklemi 17-16 yaş aralığındaki 376 kadın (%68.5), 173 erkek (%31.5)’den oluşuyor ve tamamı üniversite öğrencisi. Bu çalışmada anne-baba tutumları ile pozitif psikolojinin 4 ana kavramı olan çocukların öz yeterlilik, psikolojik iyi oluş, yaşam doyumu ve iyimserlik bağımlı değişkenleri arasındaki ilişki incelenmiş. Sonuçta anne baba ilgisi normal seviyeden aşırıya kaçtıkça çocukların duygusal ikliminin olumsuz etkilendiği gözlemlenmiş. Bu en azından akademik anlamda başarılı olmuş bir küme üzerinde yapılan bir araştırma. Daha geniş bir kitleyi özellikle ilk ve ortaokul çağlarındaki çocukları kapsayacak şekilde yapılsaydı daha vahim sonuçlar alınırdı diye değerlendiriyorum.</p>
<p><strong>Kim Bu Helikopter Ebeveynler?</strong></p>
<ol>
<li><strong>Sürekli, çocuğu ile hemhâldır:</strong> Helikopter ebeveynler, çocuğu olmadan var olamazlar. Sürekli çocuğundan bahsederler. Çocuğunu kendisinden ayrı bir varlık olarak göremezler. Çocuğunu anlatırken (aslında çocuğunun da olduğu ortamda onun yerine konuşurken) “hukuku kazandık” der, “yarın sınavımız var” der, “karnımız ağrıyor” der. Çocuğun tek başına karın ağrısı çekmesi bile mümkün değildir.</li>
<li><strong>Kendi hayatlarını yaşayamazlar: </strong>Sürekli çocuğu ile hemhal olduğu için kendi hayatını yaşayamazlar. Çocuğunun ödevi, çocuğun antrenmanı, çocuğun keman kursu, çocuğun arkadaşının doğum günü… Çocuk her şeyden önceliklidir ve ailenin başka bir şey yapması nerdeyse imkansız hale gelmiştir.</li>
<li><strong>Çocuğuna sorumluluk vermezler: “</strong>Ben çektim o çekmesin, ben yapamadım o yapsın” mantığı, eliyle yemek yedirmeye kadar gider. Çocuklarının odasını toplarlar, okul çantasını tanzim ederler. Üstünü başını giydirir, ayakkabılarını bile kendileri bağlarlar. Çocuğun bırakın fazladan sorumluluk alarak gelişmesini bizzat kendisinin yapması gereken işleri dahi ebeveynleri yapar.</li>
<li><strong>Kaygı seviyeleri yüksektir:</strong> Çocuklarının okul başarısı, sınav sonucu, gelecekte yaşayacağı hayat, işi vb her şey onlara derttir. Bu durum ebeveyne sürekli yaşayacağı bir kaygı olarak geri döner.</li>
<li><strong>Aşırı koruyucu ve kontrolcüdürler.</strong> Okulda, sokakta, site bahçesinde her zaman ve her yerde adeta bodyguard gibi tetiktedirler. Çocuğun çocuk gibi yaşamaması için ellerinden geleni yaparlar. Çocuk sokağa çıkamaz, özgürce kendi oyununu kuramaz. Okul suçludur, arkadaşı hatalıdır, öğretmen beceremiyordur ama çocuk hep haklıdır. Ebeveyn her zaman her yerde işin içindedir. Çocukla ilgili tüm süreçlere anne baba dahildir.</li>
<li><strong>Genelde çocuğunun her anını doldurmaya çalışırlar:</strong> Çocuğun gününü, haftasını, yılını kurs, ödev vb ile sürekli doldurur. Çocuk sıkılmaya bile zaman bulamaz. Çünkü her anında meşguldür. Okuldan gelen çocuk gitar kursuna gider. Hafta sonu bale kursundan çıkar paten kursuna zor yetişir.</li>
</ol>
<p>Her anne baba çocuğu için sağlıklı bir gelişim ve iyi bir gelecek ister. Bunu temin etmek için de destek, katılım, ödül, ceza, koruyuculuk, özgür bırakma, müdahale, sıcak ilişkiler, onay, kontrol, izleme ve disiplinden oluşan bir yöntem izler. Helikopter ebeveynler ise daha çok destek, koruyuculuk, izleme, kontrol ve müdahale araçlarını kullanırlar.</p>
<p><strong>Helikopter Ebeveynlerin Çocuklarında Ortaya Çıkan Sorunlar</strong></p>
<ol>
<li>Ailelerinden ayrı bir bilinç ve öz benlik oluşturamazlar.</li>
<li>Olası bir sorun karşısında çözüm bulmakta güçlük çekerler.</li>
<li>Bir kısmı ebeveynlerinden sürekli onay alma ihtiyacı hissederken bir kısmı ise aksine her dedikleri olsun ister.</li>
<li>Sosyal iletişim becerisi zayıftır. Arkadaşlık kurmakta zorlanırlar.</li>
<li>Bir kısmının özgüveni aşırı düşüktür, bu sebeple sorumluluk ve risk almakta zorlanırlar. Bir kısmı ise özgüven patlaması yaşar. Bu sınırsız öz güvenleri onları dünyanın merkezine yerleştirir.</li>
<li>Genelde öfke kontrol problemi yaşadıklarından özellikle anne babaları ile sıklıkla uyumsuzluk ve çatışma ortamı oluştururlar.</li>
<li>Erken yaşta depresyon ve kaygı bozukluğu gibi sağlık sorunları yaşayabilirler.</li>
</ol>
<p>Helikopter ebeveynlerin aşırı ilgisi, çocukların öz yeterlilik, öz denetim, hedef belirleme ve kendi kendini düzenleme alanlarında negatif etki yaratıyor. Çocukların mahremiyetine ve karar alma süreçlerine yönelik müdahaleler, çocukların yetişkinlikte de ebeveynlerine bağımlı olmalarına sebep oluyor.</p>
<p><strong>Anne Babalara Tavsiyeler</strong></p>
<ol>
<li><strong>Tutarlı Olun:</strong> Bir kural, yöntem, metot veya düzenleme getirecekseniz kendinizden ve zamanlamadan emin olun. Doğru karar verdiğinizden emin değilseniz veya içinde bulduğunuz durum veya şartlar tutarlı olmanıza engel olacaksa bunu önceden hesaplayın. Çünkü konan ama uyulmayan kurallar, çocuğa ebeveyninin tutarlılığı ve otoritesini sorgulatır. Anne babasına olan saygısını yitirir.</li>
<li><strong>Arkadaş Olmaya Çalışmayın: </strong>Bir çocuğun kendisinden 30 yaş büyük arkadaşı olmaz. Rol karışıklıkları kafa karışıklığını da beraberinde getirir. Onların anne babaya ihtiyacı var. Eğer sokağa çıkmalarını teşvik ederseniz yaşıtı olan arkadaşları site bahçesinde onu bekliyor.</li>
<li><strong>Dirayetli ve Karizmatik Durun:</strong> Evde güç dengeleri sağlam olmalı. Herkes kendi rolünü oynamalı. Çocuklar çok büyüdüklerinde bile karşılarında yetkin, kararlı, tutarlı anne babalar görmek isterler. Böyle ifade edemeseler bile, anne babaları tarafından iyi yönetilmeye ihtiyaç duyarlar. &#8220;Hadi annecim noolursun&#8221;, &#8220;bak beni ne kadar üzüyorsun ağlayacağım şimdi&#8221;, &#8220;lütfen sana yalvarıyorum&#8221;, &#8220;iyi o zaman baban gelsin de ona anlatırsın derdini&#8221; gibi yaklaşımlar ebeveyni güçsüzleştirir, çocuk &#8211; anne &#8211; baba arasındaki güç dengesinin bozulmasına neden olur.</li>
<li><strong>Proaktif Olun:</strong> Müteakip yerde, olayda nasıl davranacağını ve kuralları söylemezseniz AVM’ye gidince yerlere yatıp ağlayarak oyuncaklara binmek isteyen, alt komşuya inince orayı burayı kurcalayan bir çocuğunuz olur. Sorun çıkmadan muhtemel problem sahalarını düşünüp bunu önlemeye yönelik tedbirler almalısınız.</li>
<li><strong>Gelişmelerine Yardım Edin:</strong> Önlerindeki her bariyeri kaldırmayın. Bırakın sorunu onlar çözsün. Hem analitik hem de duygusal zekalarını kullanmalarına izin verin. Ağırlık çalışmayarak acı çekmeden bir vücut geliştirme sporcusunun kas yapması mümkün mü? Ya da zor matematik problemlerini çözmeyen birinin mühendis olması? Çocuklarınızın yerine sınava girip o soruyu siz mi yapıyorsunuz? Peki günlük hayatta neden o kadar yardım ediyorsunuz ona?</li>
</ol>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F01%2F23%2Fhelikopter-ebeveynler%2F&amp;linkname=HEL%C4%B0KOPTER%20EBEVEYNLER" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F01%2F23%2Fhelikopter-ebeveynler%2F&amp;linkname=HEL%C4%B0KOPTER%20EBEVEYNLER" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F01%2F23%2Fhelikopter-ebeveynler%2F&amp;linkname=HEL%C4%B0KOPTER%20EBEVEYNLER" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F01%2F23%2Fhelikopter-ebeveynler%2F&amp;linkname=HEL%C4%B0KOPTER%20EBEVEYNLER" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F01%2F23%2Fhelikopter-ebeveynler%2F&amp;linkname=HEL%C4%B0KOPTER%20EBEVEYNLER" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F01%2F23%2Fhelikopter-ebeveynler%2F&amp;linkname=HEL%C4%B0KOPTER%20EBEVEYNLER" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F01%2F23%2Fhelikopter-ebeveynler%2F&amp;linkname=HEL%C4%B0KOPTER%20EBEVEYNLER" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2021%2F01%2F23%2Fhelikopter-ebeveynler%2F&#038;title=HEL%C4%B0KOPTER%20EBEVEYNLER" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2021/01/23/helikopter-ebeveynler/" data-a2a-title="HELİKOPTER EBEVEYNLER"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2021/01/23/helikopter-ebeveynler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEĞERSİZLİK HİSSİ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/12/17/degersizlik-hissi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=degersizlik-hissi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/12/17/degersizlik-hissi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2020 11:48:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[değersiz hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[fatih poçan]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[öz değer]]></category>
		<category><![CDATA[öz saygı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16327</guid>

					<description><![CDATA[İnsan Değerlidir Allah Kuranı Kerim’de &#8220;Biz insanı en güzel şekilde yarattık&#8221; diyor. İnsan doğası değerli hissetmek üzerine kurgulanmıştır. İnsan kendini değerli hissetmek ister. Çünkü değerli olduğunun farkındadır. Değerli olduğunu zihinsel olarak bilmese bile duygusal olarak hisseder. Kendisindeki mükemmelliği görür. Kendisine hayran olur ve herkesin de ona hayran olmasını bekler. Ama bu hayranlık dozunun tam kararında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan Değerlidir</strong></p>
<p>Allah Kuranı Kerim’de &#8220;Biz insanı en güzel şekilde yarattık&#8221; diyor. İnsan doğası değerli hissetmek üzerine kurgulanmıştır. İnsan kendini değerli hissetmek ister. Çünkü değerli olduğunun farkındadır. Değerli olduğunu zihinsel olarak bilmese bile duygusal olarak hisseder. Kendisindeki mükemmelliği görür. Kendisine hayran olur ve herkesin de ona hayran olmasını bekler. Ama bu hayranlık dozunun tam kararında olması gerekir. Hayranlık derecesi artarsa bir sorundur kibre dönüşür.</p>
<p>Hayranlık derecesi olması gerekenden aşağıya düşerse bu defa değersizlik duygusu başlar. Kendisi ile ilgili memnuniyetsizliği memnuniyetinden fazla olan, kendisinde güzellik ve beceri yerine kusur ve kabahat gören kişide değersizlik duygusu oluşur. Bu kişi kendisini hep eksik, hep yarım, hep yetersiz, beceriksiz, zayıf, aciz ve zavallı hisseder.</p>
<p>Değersizlik duygusu, kişinin kendisini toplum içerisinde veya içsel olarak önemsiz görmesi genel olarak varlığının bir değer taşımadığı inancına sahip olmasıdır.</p>
<p><strong>Öz değer ve Özsaygı</strong></p>
<p>Öz-değer, kendimize ne kadar değer verdiğimize dair bir inançtır. Özsaygı, kendimizi nasıl gördüğümüzün, nasıl algıladığımızın ve ne şekilde değerlendirdiğimizin hayatımıza yansımasıdır. Yani, içsel olarak değersiz hissediyorsanız, özsaygı da geliştiremezsiniz demektir.</p>
<p><strong>Kendinizi Değersiz Hissetmenize Sebep Olabilecek Bazı Durumlar Şöyledir;</strong></p>
<ol>
<li><strong>Sağlık: </strong>Fiziksel olarak sağlıksızsanız, kendinizi değersiz hissetmeniz de olasıdır. Örneğin, yürüyememek, belirli yiyecekleri yiyememek veya bazı aktiviteler yapamamak gibi fiziksel sağlık bütünlüğünüzü kaybettiyseniz, bu değersiz hissetmenizde doğrudan rol oynayabilmektedir.</li>
<li><strong>Davranışlar: </strong>Depresyondan mustarip kişiler ve çocukken ihmal/istismar edilmiş yetişkinlikler, sıklıkla değersizlik duygusunu taşımaktadır.</li>
</ol>
<ul>
<li>Başkalarına bağımlılık</li>
<li>Özgüven eksikliği</li>
<li>Hayır demekte zorlanmak</li>
<li>Sürekli kendinden ödün vermek</li>
<li>Başkalarının gözünde cepte olmak</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong>Karşılaştırmalar: </strong>Herkes hayatının bir döneminde kendisini biriyle kıyaslamış ya da kıyaslanmıştır. Her insan ayrı bir varlık, farklı bir karakter, değişik bir yapıdır. Psikolog Doktor Milton H. Erickson; “Her insan tam ve bütündür” der. Hiçbir insan diğerine benzemez. Adeta kar taneleri, tıpkı parmak izleri gibi her insan, farklı yapı ve stile sahiptir. Unutmayın ki, kendinizi başkalarıyla karşılaştırdığınız ve bu karşılaştırmalarda olumsuz hissettiğiniz sürece, kendinizi değersiz hissedersiniz. Bu duygularla baş etmek için, başkalarında görebileceğiniz mükemmelliğin, gerçek olmadığını anlamanız önemlidir. Sizin sahip ol(a)madığınızı düşündüğünüz çekici özelliklerinin altında, kusurlar her zaman mevcuttur. Herkesin kendinden şüpheleri ve kusurları vardır.</li>
<li><strong>Rol Kaybı: </strong>Yaşamımızın farklı aşamalarında, çeşitli roller üstleniyoruz. Özel hayatımızda evlat, eş, ebeveyn, dost, arkadaş, yeğen, amca, teyze vb. rollerimiz olur. Ayrıca, iş yaşamımızda da belirli kademe ve seviyelerde roller ediniriz. Bu rollerden biri veya birden fazlası beklenmedik şekilde sarsıldığında, değersiz hissetmeye başlamamız olasıdır. Özellikle bu ülkemizde emeklilik çağındaki erkeklerde sık görülüyor.</li>
<li><strong>Yıkıcı Eleştiri: </strong>Hayatımızın bir döneminde hata yapmış ve eleştiriye maruz kalmış olabiliriz. Yıllar içinde birikebilir, doğallaşabilir ve iyileşmesi zor bir özsaygı ve öz-değer sorununa dönüşebilir.</li>
</ol>
<p><strong>Öz-Değeri Artırmanın Yolları</strong></p>
<ol>
<li><strong>Geçmişinizle ve Kendinizle Barışın: </strong>Geçmişinizden gelen her ne olursa olsun (aile, köken, ekonomik, etnik-dini özellikler vs.) tümünü kabul edin. Bunlar utanılacak şeyler değil, insanların sizi bunlardan dolayı yargılamasına veya suçlamasına izin vermeyin. İnsanların gözünde değerli olma düşüncesinden ziyade kendiniz için saygın biri olma yönünde çaba sarf edin. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edip sevin. Ne kadar eşsiz ve benzersiz olduğunuzu fark edin. Sizden bir daha yok. Giderseniz yedeğiniz yok. Kendinizle savaşmayın. Kendinizle yıkıcı ve olumsuz bir şekilde konuştuğunuzu fark ettiğiniz zaman, durup bir düşünün; konuştuğunuz bir başkası olsaydı onunla da bu kadar acımasız konuşur muydunuz? Muhtemelen cevabınız hayır olacak. Kendinize bir sorun &#8220;Kendimle bu şekilde konuşmak bana ne şekilde yardımcı oluyor?”. Aslında hedeflerinize ve hayallerinize ulaşmanıza yardımcı olacak motive edici içsel bir diyalogu hak etmiyor musunuz? Bu nedenle, kendinizi sabote eden eleştiri, düşünce ve eylemlerden uzak durun. Bugünkü kendiniz ve onu yaratan her şey ile gurur duyun!</li>
<li><strong>Herkes Tarafından Onaylanmak ve Sevilmek Zorunda Olmadığınızı Anlayın: </strong>Sizi olduğunuz halle (Geçmişiniz, inancınız, değerlerinizi, görüşünüz, kökeniniz, mesleğiniz vs…) kabul edecekler ve sevecekler tarafından kendinizi sevilmeye bırakın. Diğerleri için zaman kaybetmeyin. Koşullu sevgi ciddi bir komplikasyondur, yakayı kurtarmaya bakın.</li>
<li><strong>Kendi Değerlemenizi Kendiniz Yapın: </strong>Siz şu anki halinizle bir değer bulursunuz. Bu değeri başkalarının eksiltmesi ya da artırması mümkün değildir. Sizin değerinizi aileniz de dahil başkaları değil ancak sizin tayin edeceğinizi unutmayın. Size değer vermeyen ya da değersiz olduğunuzu her fırsatta hissettiren insanları hayatınızdan çıkartın. Başkasının size nasıl davrandığı sizin değerinizi belirlemez. Sadece o davranışı gerçekleştiren insanların nasıl insanlar olduğunu gösterir!</li>
<li><strong>Başkalarına Yardım Edin: </strong>Topluma bir katkı sağlayarak başlayın. Gönüllü olarak topluma fayda sağladığınızda bir fark yarattığınızı görüp hissetmek, ruh halinizi düzeltip öz-değerinizi artıracaktır. Bilimsel araştırmalar tanımadıkları yabancılara yardım eden insanların özsaygılarının arttığı gözlemlenmiş.</li>
<li><strong>Müteşekkir Olun: </strong>Sahip olduklarınıza, sizi sevenlere, değer verenlere ve güçlü yönlerinize, geliştirmekte olduğunuz yönlerinize, başardıklarınıza, deneyim ve tecrübelerinize, potansiyelinize. Her gün minnettar hissedeceğiniz 3 şey bulup bir yere listeleyin. Bir süre sonra, listenin uzunluğuna siz de inanamayacaksınız.</li>
<li><strong>Başka İnsanların Sizin İçin Yakıştırdıklarını Sahiplenmeyin: </strong>Size açık ya da gizli başkaları tarafından verilen hedefleri kabullenmeyin. Bu üzerinizde gereksiz stres ve baskı yaratabilir. Bunun yerine, kendi değerlerinizle uyumlu, daha yaratıcı ve üretken hedefler bulun.</li>
<li><strong>Çıkın, Dışarı Çıkın ve Sosyalleşin: </strong>Özsaygı ve öz değere sahip olabilmek için öncelikle kişinin kendisini sevmeyi öğrenmesi ve hayatının merkezine kendisini koyması gerekir. Kendimizle bolca baş başa vakit geçirmeli ve iç dünyamıza yönelmeliyiz. Kendimizi her halimizle kabul etmeli, barışmalıyız. Özgüvenimizi artırabilecek yeteneklerimize odaklanmalı ve geliştirmeliyiz. Yeni bir saç, kıyafet ve imaj değişikliği yaratabiliriz. Keyif aldığımız ve bizi mutlu eden uğraşlarla ilgilenebiliriz. Çok vermekten ziyade almayı da öğrenebiliriz.</li>
<li><strong>Egzersiz Yapın:</strong> 38 ayrı bilimsel çalışma tek başına fiziksel aktivitenin özsaygıyı artırabildiğini gösteriyor.</li>
<li><strong>Düşünce Kalıplarınızı Değiştirin: </strong> Olumsuz düşünce ve davranış kalıplarınızı, olumlularıyla değiştirin. Olumsuz kalıplar çok güçlü olabilir ve onlardan kaçmak çok zor görünebilir. Unutmayın ki, onlar öğrenilmiş davranış ve düşüncelerdir. Yani bu olumsuz kalıpları bırakıp yerine sizi iyileştiren olumlu kalıpları seçip geliştirebilirsiniz. Sadece sizden üstün olanlarla değil, sizinle eşit veya statü itibariyle sizden düşük düzeyde olanlarla da ilişkilerinizi geliştirin. Olumlama (Afirmasyon)  bir şekilde, yavaş tempoda, hissederek yapılmalıdır. Sabah ilk uyandığınızda ve gece yatmadan 2-3 er kere yapılan olumlamalar bilinçaltına daha fazla ulaşırlar. Kendinizle yaptığınız bu konuşmalar bir süre sonra içsel egonuzun size inandırdıklarını silecek ve yerine yenilerini koyacaktır. Bilinçaltına kodladığınız yeni söz ve düşünceler inançları yeniler ve çekim yasasını harekete geçirir.</li>
</ol>
<table style="height: 210px;" width="743">
<tbody>
<tr>
<td width="244">·      Kendimi seviyorum.</p>
<p>·      Beni sadece iyi şeyler bekliyor.</p>
<p>·      Güvendeyim.</p>
<p>·      Hayat beni seviyor.</td>
<td width="396">·      Her gün daha sağlıklı oluyorum.</p>
<p>·      Hayatım çok güzel ve huzurlu.</p>
<p>·      Düşüncelerimi değiştirmek kolay ve rahatlatıcı.</p>
<p>·      Beni takdir eden insanlarla yaşıyorum, çalışıyorum</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="10">
<li><strong>Aşamıyorsanız Destek Alın: </strong>Değersizlik hissini aşamıyorsanız mutlaka profesyonel yardım alın.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&amp;linkname=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F17%2Fdegersizlik-hissi%2F&#038;title=DE%C4%9EERS%C4%B0ZL%C4%B0K%20H%C4%B0SS%C4%B0" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/12/17/degersizlik-hissi/" data-a2a-title="DEĞERSİZLİK HİSSİ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/12/17/degersizlik-hissi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya Bağımlılığı</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/12/03/sosyal-medya-bagimliligi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sosyal-medya-bagimliligi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/12/03/sosyal-medya-bagimliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2020 07:40:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7zone liderlik akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[fatih poçan]]></category>
		<category><![CDATA[fatihpoçan]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[online]]></category>
		<category><![CDATA[online oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalmedyabağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16318</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal Medya Bağımlılığı İnternet ve dijital erişimlerin eğitim ve gelişime katkıları tartışmaya açık olmayacak kadar fazla. Konu ne olursa olsun bilgiye ulaşabiliyor ve kendinizi geliştirebiliyorsunuz. Eğitim ve gelişim dışında internet ve sosyal medyada geçirilen zamanlar da aslında bir çeşit hobi, kararında ve yeterli süre zaman ayrıldığında insan üzerindeki etkisi de pozitif. Ama makul ölçülerde! We [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sosyal Medya Bağımlılığı</strong></p>
<p>İnternet ve dijital erişimlerin eğitim ve gelişime katkıları tartışmaya açık olmayacak kadar fazla. Konu ne olursa olsun bilgiye ulaşabiliyor ve kendinizi geliştirebiliyorsunuz. Eğitim ve gelişim dışında internet ve sosyal medyada geçirilen zamanlar da aslında bir çeşit hobi, kararında ve yeterli süre zaman ayrıldığında insan üzerindeki etkisi de pozitif. Ama makul ölçülerde!</p>
<p>We are Social’ın dünyada 16-64 yaş aralığındaki bireyler arasında yaptığı anketin sonuçları çok çarpıcı. Digital-2020 raporuna göre Türkiye’nin %74 online, %64’ünün sosyal medya hesabı var. İnternette günde ortalama geçirdiğimiz zaman 7,5 saat. Bu sürenin 3 saatini de sosyal medyada harcıyoruz. Hepimizin ortalama 9 sosyal medya platformunda hesabı var. İstatistik böyle uzayıp gidiyor. İlginç olan Türk kullanıcıların dijital dünyadaki trafiği dünya ortalamasının çok çok üzerinde. Hatta çoğu zaman ilk sıralarda. Dedik ya hobiler güzel. Bununla birlikte bu rakamlar bir şeylerin ters gittiğini gösteriyor bize. Düşünsenize günde 3 saat sosyal medyada vakit geçiriyoruz.</p>
<p><strong>İnsanlar Neden Sosyal Medyaya Girer?</strong></p>
<ol>
<li>Gelişmek, Bilgi Edinmek</li>
<li>Profesyonel Bir Ağ Oluşturmak ya da Dahil Olmak</li>
<li>Zaman Geçirmek, Eğlence ve Heyecan</li>
<li>Sosyalleşmek</li>
<li>Kendini İfade Etmek</li>
<li>Şöhret Olmak</li>
</ol>
<p>Burada ilk iki madde gelişim ve dönüşüm için son derece elzem. Dünyanın her geçen gün biraz daha fazla dijitalize olduğu bir çağa girilmişken dijitalden uzak yaşamak olacak iş değil. Fakat diğer kullanım sebepleri başlangıçta masum gibi gözükseler de istismara ya da kötü kullanıma müsait.</p>
<p>Sosyal yaşam öyle bir noktaya geldi ki gücü olan iktidarını, parası çok olan satın alma gücünü, eğitimi çok olan diplomasını, fiziği güzel olan vücudunu teşhir ediyor. Takip edilen rol modellerin paylaştığı resimler, etkinlikler, mekanlar, janjanlı lafları kişide eksiklik ve yetersizlik duygusu oluşturuyor.</p>
<p>Başta gençler olmak üzere gittikçe yalnızlaşan insanlar ancak online olarak kabul göreceklerini zannediyorlar. Sosyal medyadaki her hareket ‘ben de buradayım, beni de fark edin’ çabasına dönüşmüş artık. ‘Diğer insanlar ne yapıyorsa ben de onu yapmalıyım. Aynı şekilde giyinmeli, aynı saç modeline sahip olmalı, neye gülüyorsa ona gülmeli, ne yiyorsa ben de onu yemeliyim. Ötekilerin yaptıklarını yaparsam ilgi toplar ve beğenilirim’.</p>
<p>İnsanlar özellikle rol modeller ve idoller sosyal medya hesaplarından en iyi anlarını paylaşır. Gerçeğin yalnız parlak kısmını gösterirler. Paylaşımın geri planında ne var bilmiyoruz. Bu yüzden sosyal medyadaki her paylaşıma inanmamak gerekiyor. Başkalarının hayatlarına sürekli dahil olmak kişinin kendisi gibi olmasına engel oluyor. Sosyal medyada fazla zaman harcamak, hayatımızda gereğinden fazla boşluklar olduğuna işaret ediyor. Neden kaçıyoruz, neleri ihmal ediyoruz acaba?</p>
<p><strong>Dijital Teknoloji Sahiden Bağımlılık Yapıyor mu?</strong></p>
<p>Bu soruya önce başka bir soruyla cevap vereyim. Hemen şu an, iş ve eğitim için mücbir olan uygulamalar hariç, bilgisayarınızın ve telefonlarınızın tüm uygulamalarını kapatıp 24 saat yaşayabilir misiniz? Evet mi? Emin misiniz? O zaman bu yazıyı okuduktan sonra denemeye var mısınız? Cevabınız “hayır” ise ya da “evet” deyip süre dolmadan çevrimiçi oluyorsanız başlıktaki soruya verilecek cevap yavaş yavaş belli oluyor demektir. Tıp çevreleri dijital teknoloji ve oyun bağımlılığını tedavi edilmesi gereken ruhsal hastalık kategorisine sokuyor. Çünkü bu platformlarda geçirilen aşırı zaman pek çok yönüyle zarar veriyor.</p>
<ul>
<li>Düşük benlik saygısı</li>
<li>Artan sosyal izolasyon ve yalnızlık</li>
<li>Anksiyete veya depresyon</li>
<li>(FOMO-Fear of Missing Out-Diğer insanların deneyimlediği şeylerden eksik kalma duygusu)</li>
<li>Fiziksel aktivitenin azalması</li>
<li>Düşen akademik ve iş performansı</li>
<li>Sanal ilişkilerin gerçek hayattaki gerçek ilişkilerin önüne geçmesi</li>
<li>Başkalarıyla empati kurma becerisinin azalması gibi zararları var</li>
</ul>
<p>İşin bir de fiziksel bağımlılık tarafı var. Harvard Üniversitesi&#8217;nin 2012&#8217;de yaptığı araştırmaya göre, kendini anlatmak, dopamin salgımızı artırıyor. Dopamin pek çok işlevi yanında ödül ve haz mekanizmalarını tetikliyor. Arkadaşlarımızla, eşimizle yaptığımız günlük fiziksel konuşmalarda %30 ila %40&#8217;lık bir oranda kendimizden bahsederken, sosyal medyada bu oran %80&#8217;e çıkıyor. Aynı araştırmada, katılımcılara MR ile taramalar yapılıyor. İnsanlar kendilerinden bahsederken de dopamin salgılanıyor. Başka bir ifade ile kendimizden bahsederken tatmin oluyoruz. Bu sebeple uzmanlar, sosyal medya bağımlılığının sadece psikolojik değil aynı zamanda fiziksel olarak da bir bağımlılık olduğunu ifade ediyor. Tıpkı, şeker gibi, sigara gibi, uyuşturucu gibi.</p>
<p>Aşağıdaki haller sürekli bir şekilde sizde de varsa, geçmiş olsun, aramıza hoş geldiniz. Siz de bir bağımlısınız.</p>
<ul>
<li>Sosyal medyada geçirilen sürenin iş/akademik çalışmaları olumsuz etkileyecek kadar artması</li>
<li>Aile, arkadaş veya yemek ortamında etkinlik yerine sosyal medyaya odaklanmak</li>
<li>Sanal arkadaşlıkların artması</li>
<li>Sosyal medya kullanılamadığında oluşan, yoksunluk hissi ve huzursuzluk</li>
<li>Verilen aradan sonra sosyal medyaya dahil olmanın verdiği aşırı mutluluk</li>
<li>Daha az çevrimiçi olma çabalarının başarısızlıkla sonuçlanması</li>
</ul>
<p>Psikologlara göre sosyal medya bağımlılığı sigara ya da alkol bağımlılığından daha tehlikeli. Çünkü sosyal medya hem legal hem de kullanıcılarının sayısı çok fazla. Çoğu kullanıcı bağımlılığının farkında bile değil, üzerinde de durmuyor zaten. Bu sebeple düzeltme ihtiyacı da hissetmiyorlar.</p>
<p><strong>Sosyal Medya Bağımlılığı ile Nasıl Başa Çıkarız?</strong></p>
<p>Sosyal medya kullanımını disipline etmeyi SAKADA ile formülledim ki sakata gelmeyelim <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<ol>
<li><strong>Sı</strong>nırlandırın: Kontrolsüz, hudutsuz kullanım yerine, kendinize bir kural koyun ve her gün belirli bir zaman, örneğin 1 saat ayırın. Bu 1 saati günün çeşitli zamanlarına bölebilirsiniz. Zamanı verimli geçirmek ve çok kullandığınız platformlara yoğunlaşmak için az kullandığınız uygulamaları da silin.</li>
<li><strong>A</strong>ktivite Edinin: Kalan zamanı kendinizi geliştirmeye ayırın. Teknolojiyle ilgisi olmayan sanat, spor, STK, yardım kuruluşları gibi yeni ilgi alanları edinin. Belki bir yabancı dil, belki enstrüman veya mesleğinizde niş alanlara yönelme. Alternatif aktiviteleriniz olur ve bunları uygulamak için bir plan yaptığınızda sürecin daha sağlıklı ilerlediğini göreceksiniz.</li>
<li><strong>K</strong>apatın: Telefonunuzu iş-ders çalışırken, yemekte, aileniz ve arkadaşlarınızla birlikte iken telefonunuzun bildirimlerini kapatın.</li>
<li><strong>A</strong>ile-Arkadaşlara Zaman Ayırın: Sanal dostluklar yerine gerçek dostluklar sizi daha çok tatmin edecektir. Kaliteli zaman geçirebileceğiniz gerçek dostlar edinin.</li>
<li><strong>D</strong>estek: Gerekirse uzmanlardan destek alın.</li>
<li><strong>A</strong>sla Vazgeçmeyin: Başaramamışsanız yılmayın baştan başlayın.</li>
</ol>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&amp;linkname=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F12%2F03%2Fsosyal-medya-bagimliligi%2F&#038;title=Sosyal%20Medya%20Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/12/03/sosyal-medya-bagimliligi/" data-a2a-title="Sosyal Medya Bağımlılığı"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/12/03/sosyal-medya-bagimliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TERFİ ETMENİN 11 ANAHTARI</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/11/25/terfi-etmenin-11-anahtari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=terfi-etmenin-11-anahtari</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/11/25/terfi-etmenin-11-anahtari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2020 13:45:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16314</guid>

					<description><![CDATA[Kurumsal Hayatta Başarılı Olmanın Kodları Dürüst ve Ahlaklı Olun: Bir gün her şey bittiğinde zihinlerde dürüst ve ahlaklı insan olarak hatırlanmak, sahip olunacak en yüksek pozisyon. Ahlaktan asla ödün vermeyin ki tüm kazanımlarınız anlamlı olsun. Bilgili Olun: Fonksiyon alanınızla ilgili konuyu en iyi siz bilin. Bilmiyorsanız ve bu ortaya çıkmışsa gizlemeye çalışmayın, itiraf edin. En [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Kurumsal Hayatta Başarılı Olmanın Kodları</h3>
<ol>
<li><strong>Dürüst ve Ahlaklı Olun: </strong>Bir gün her şey bittiğinde zihinlerde dürüst ve ahlaklı insan olarak hatırlanmak, sahip olunacak en yüksek pozisyon. Ahlaktan asla ödün vermeyin ki tüm kazanımlarınız anlamlı olsun.</li>
<li><strong>Bilgili Olun:</strong> Fonksiyon alanınızla ilgili konuyu en iyi siz bilin. Bilmiyorsanız ve bu ortaya çıkmışsa gizlemeye çalışmayın, itiraf edin. En kısa sürede en iyi bilen yine siz olun. Biliyormuş gibi davranmak sizi gülünç yapar, güveni yok eder.</li>
<li><strong>Sürekli Gelişin:</strong> İki günü eşit olan zarardadır, özellikle profesyonel hayatta. Zamana, çevreye ve koşullara adapte olmak için kendinizi sürekli geliştirin, dönüştürün. Gelişmezseniz tercih edilmezsiniz.</li>
<li><strong>Danışın:</strong> Ortak akla ve fikirlere önem verin. Her şeyi siz bilemezsiniz, zihinsel sinerji en büyük kuvvet çarpanıdır. Başkalarından faydalanmazsanız, vizyonunuz ve çıktınız, sizin aklınızla sınırlı kalır.</li>
<li><strong>İşinizi Yıkmayın:</strong> Bizzat sizin yapmanız gereken işleri başkalarına paslamaya çalışmayın. Bu itibarınızı zayıflatır.</li>
<li><strong>İlişkilerde Dengeli Olun:</strong> Amirleriniz ve astlarınızla içli dışlı olmayın. Kopmayacak kadar yakın, üzerinize yapışmayacak kadar uzak olmak herkes için en iyisidir. İş ortamı bazılarının iddia edildiği gibi aile ortamı falan değildir. Kimse sizin, siz de kimsenin ailesi olamazsınız. Aşırı samimiyetten maraz doğar.</li>
<li><strong>Medeni Olun:</strong> İnsanları ezmeyecek kadar nazik ve mütevazı, kendinizi ezdirmeyecek kadar güçlü ve kararlı olun. Kurumsal hayat nobran insanları da kırılgan insanları da sevmez.</li>
<li><strong>Bölmeyin-Bölünmeyin:</strong> Klikler organizasyonun gücünü sömürür. Mümkünse güç odaklarını ortadan kaldırın. O güne kadar yalnız kalma pahasına güç gruplarından birine dahil olmayın.</li>
<li><strong>Söylenmeyin:</strong>  Ne kadar yoğun olduğunuzu, ne kadar çok çalıştığınızı söylemenize gerek yok. Çalışmanızı bırakın başkaları takdir etsin. Çok çalıştığınızı söylemek hem bir zayıflık hem de yetersizlik ifadesidir.</li>
<li><strong>Dedikodu Yapmayın: </strong>Dünyada kusursuz yalnız iki insan vardır; biri öldü, diğeri ise hala doğmadı. İnsanları eleştirmeyi, hayalinizdeki işyeri ile çalıştığınız işyerinin koşullarını kıyaslamayı bırakın. Eleştirdiğiniz noktaları düzeltin. Düzeltemiyorsanız düzeltebileceklerle konuşun. Çözümün parçası olmak yerine, kapalı kapılar ardında konuşursanız, bir süre yeni sorunların sebebi siz olursunuz.</li>
<li><strong>Torpile İnanmayın:</strong> Terfi etmek için birilerinin adamı olmanıza, birilerine şirin gözükmeye ihtiyacınız olmadığına samimiyetle inanın. Bilgi, yetkinlik ve deneyiminize güvenin. Hak etmişseniz günü geldiğinde başarılı olursunuz.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F25%2Fterfi-etmenin-11-anahtari%2F&amp;linkname=TERF%C4%B0%20ETMEN%C4%B0N%2011%20ANAHTARI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F25%2Fterfi-etmenin-11-anahtari%2F&amp;linkname=TERF%C4%B0%20ETMEN%C4%B0N%2011%20ANAHTARI" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F25%2Fterfi-etmenin-11-anahtari%2F&amp;linkname=TERF%C4%B0%20ETMEN%C4%B0N%2011%20ANAHTARI" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F25%2Fterfi-etmenin-11-anahtari%2F&amp;linkname=TERF%C4%B0%20ETMEN%C4%B0N%2011%20ANAHTARI" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F25%2Fterfi-etmenin-11-anahtari%2F&amp;linkname=TERF%C4%B0%20ETMEN%C4%B0N%2011%20ANAHTARI" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F25%2Fterfi-etmenin-11-anahtari%2F&amp;linkname=TERF%C4%B0%20ETMEN%C4%B0N%2011%20ANAHTARI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F25%2Fterfi-etmenin-11-anahtari%2F&amp;linkname=TERF%C4%B0%20ETMEN%C4%B0N%2011%20ANAHTARI" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F25%2Fterfi-etmenin-11-anahtari%2F&#038;title=TERF%C4%B0%20ETMEN%C4%B0N%2011%20ANAHTARI" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/11/25/terfi-etmenin-11-anahtari/" data-a2a-title="TERFİ ETMENİN 11 ANAHTARI"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/11/25/terfi-etmenin-11-anahtari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KONFOR ALANI</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/11/21/16305/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=16305</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/11/21/16305/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2020 10:46:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16305</guid>

					<description><![CDATA[Adının Konforlu Olduğuna Aldanmayın Pink Floyd’un kült şarkısı Comfortably Numb’ da ne diyor David Gilmour? “Keyifli bir uyuşukluk içindeyim”. Hayat bazen çok tatlı-güzel anlarla karşımıza çıkıyor bazen de can sıkıcı can acıtıcı olabiliyor. Biz de o güzel anların sürekliliğini sağlamak veya acı çekmemek için etrafımıza duvarlar örüyor ve içinde mutlu mesut yaşamaya çalışıyoruz. İnsanın zaman zaman [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adının Konforlu Olduğuna Aldanmayın</strong></p>
<p>Pink Floyd’un kült şarkısı Comfortably Numb’ da ne diyor David Gilmour? “Keyifli bir uyuşukluk içindeyim”.</p>
<p>Hayat bazen çok tatlı-güzel anlarla karşımıza çıkıyor bazen de can sıkıcı can acıtıcı olabiliyor. Biz de o güzel anların sürekliliğini sağlamak veya acı çekmemek için etrafımıza duvarlar örüyor ve içinde mutlu mesut yaşamaya çalışıyoruz. İnsanın zaman zaman sığınacağı özel bir anın-alanının olmasında hiçbir sakınca yok. Araştırmalara göre insanın kendini rahat hissetmesi tutarlı ve istikrarlı performansı beraberinde getiriyor. Ama bu duvarlar artık üzerinden aşmayı engelliyor, bizi içeri hapsediyor ve farkına varmadan keyifli bir uyuşukluk yaratıyorsa tehlike çanları çalıyor demektir.  Limandaki gemi güvendedir ama gemiler limanda kalması için üretilmemiştir. Paulo Coelho “Bir gün uyandığında, yapmayı isteyip de yapmadığın şeyler için zamanın kalmadığını fark edeceksin.” derken bunu kastediyor.</p>
<p>Eskilerden kalma bir gitarınız olduğunu varsayalım. Eşref saatlerinizle şöyle bir tozunu alıp, yarım yamalak akordunu yapıp, sürekli aynı parçaları çalıyorsunuz. Çok iyi çalmadığınızı düşündüğünüzden bu hobinizi insanların karşısında sergilemeyi tercih etmiyorsunuz.  Bir süre sonra hep aynı şarkıları, hep aynı teknikle ve tek başınıza çalmanız, ilgi ve heyecanınızı öldürecek, en azından ateşlemeyecek, gelişim sağlayamayacaksınız. Belki de gitar çalmayı terk edeceksiniz.</p>
<p>Adı sempatik ama aslında kendi çoook antipatik olan, dillerden düşmen her yerde karşımıza çıkan bu konfor alanı nedir nasıl oluşur?</p>
<p>Konfor alanı; birey için ihtiyaç duyduğu her şeyin içinde olduğu, risk ve tehlikeden uzak, rahat adı üstünde konforlu muhteşem bir alandır <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Stres minimumdur, kontrol sizdedir. Konfor alanı az çabayla bile ortalama bir başarı yakaladığı ve bunun sonucunda da kişinin kendini en rahat, keyifli ve özgür hissettiği alandır.</p>
<p>Nefsimiz tembeldir ve her zaman en kolay olanı tercih eder. Bilinçaltımız ise bizi güvenli alanda tutmak için elinden geleni yapar. Nefs ve bilinçaltı kafa kafaya verince etrafımıza duvar örmeye başlarlar. Bu duvarların berisinde iken gerekli her şeye sahip olduğumuzu ve kontrolün elimizde olduğuna inanırız. Ama burada bir durağanlık, bir sabite söz konusudur herhangi bir değişim ya da gelişim yoktur. Sınırlarımızı zorlamayı bıraktığımızda yeni şeyler öğrenmekten ve büyümekten vazgeçmiş oluruz. Sürekli konfor alanınızda yaşamanın tehlikesi budur: gelişime kapalı, tekdüze, heyecansız bir hayatınız olur.</p>
<p>Herkesin kendini rahat hissettiği bir alan var. Fakat bazı insanların konfor alanlarını oldukça darken bazıları için bu alan çok daha geniş olabiliyor. Konfor alanı kimileri için yaptığı iş, yaşadığı şehirken, kimisi için akşam oturduğu koltuk, başından kalmadığı bilgisayar olabilir. Konfor alanı mutlaka fiziksel bir alan olmak zorunda da değil, belli bir inanca sahip olmak da o alanı ya da rahatlığını yaratabiliyor. Bu bazen dini bir inançken, bazen politik bir görüş olarak karşımıza çıkıyor. Aynı yemekleri yemeyi tercih etmek, aynı yoldan işe gitmek hatta hep aynı yerde tatil yapmak, tam da konfor alanının güvenli sınırlarının çıkmak istemediğimizden kaynaklanıyor.</p>
<p>İç içe geçmiş 4 daire hayal edin. <strong>Birinci daire</strong> merkezdeki konfor alanıdır. Burası sizin gitarınızla sürekli aynı parçaları çaldığınız, hep aynı akorları bastığınız hep aynı arpeji attığınız yer. Zorlanma yok ama gelişim de yok.</p>
<p>Hemen dışında <strong>ikinci daire</strong> “korku bölgesi” yer alır ki bizi çeldiren korkutan yer de burasıdır. Burası yeni parçaları öğrenmekten ve insanların önünde çalmaktan çekindiğiniz alan. Oysa acı direncin göstergesidir. Onu dinlemeyi bıraktığınızda ilerleme kaydedebilirsiniz. “No pain no gain” yani ne kadar köfte o kadar ekmek, yani acı yoksa gelişme yok, yani</p>
<p>Burayı aştığımızda karşımıza <strong>üçüncü daire</strong> yani “öğrenme bölgesi” çıkar. İşte burası değişime adım attığınız yerdir. Kendinizi geliştirme fikir tohumlarının atıldığı sürekli öğrenme ve kısmen gelişmenin sağlandığı alan. Gitar hocasından eğitim alma isteği, yeni gitar, yeni şarkılar&#8230;Burada savırlı olmak gerekir zira gelişim hemen kendini göstermeyebilir. İnsanların en çok vazgeçtiği alan burası.</p>
<p>Sonra <strong>dördüncü daire</strong> “gelişim bölgesi” yer alır. Bu alanda bulunan bir gitarist sürekli repertuarını yeniler. Yeni teknikler öğrenir. Çalmaktan zevk alır ve sergilemekten büyük mutluluk duyar. Çalacağı tüm eserleri çok iyi bilmesine rağmen yine de hafifi bir stres yaşar. Bu stres onun kendisini daha da geliştirmesini ve işini kusursuz yapmasını sağlar.</p>
<p>Konfor alanınızın sınırlarını zorlamak için çok cesaretli olmanıza, paraşütle atlamanıza, tüpsüz dalmanıza, ateşte yürümenize gerek yok.  Meraklı olun yeter. Rahatın, alışkanlıkların ve alışılmışın sınırlarını zorlayarak kendinizi geliştirebileceğinizi bilin yeter.</p>
<p><strong>Konfor Alanından Nasıl Çıkılır?</strong></p>
<p>Kendinizden ne kadar uzaklaşırsanız yapacağınız yolculuk o kadar zorlayıcı olur. Konfor alanınızın dışında olmak, maceralı, heyecanlı ve çoğu zaman oldukça eğlencelidir. Bunun için;</p>
<ol>
<li><strong>Kendimizi Tanımalıyız:</strong> Bireysel SWOT’umuzu yaparak güçlü ve zayıf yönlerimizi, tehdit ve fırsatları iyi tahlil etmeliyiz.</li>
<li><strong>Bilgi ve Farkındalık:</strong> Fonksiyon veya ilgi alanı ile ilgili gündem takip edilmeli, çok okunmalı, çok öğrenmeli. Bilgi beraberinde vizyon getirir.</li>
<li><strong>Tekdüzelik Düşmandır:</strong> Sıradanlığa karşı net bir tavır geliştirmeli, yalnızca kariyer değil, hayatın her alanında bir arayış içinde olmalı, bu arayışı daima üzerine katarak sürdürebilmeliyiz. Bu mottoyu bir hayat felsefesi haline getirmeliyiz.</li>
<li><strong>Negatifleri Terk Et Pozitiflerle Beraber Ol:</strong> Bizi aşağı çekecek, bizi demoralize edecek insanlardan mümkün olduğunca uzak olmalıyız. Aksine bizi geliştirecek insanlardan bir ağ oluşturmalıyız.</li>
</ol>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2F16305%2F&amp;linkname=KONFOR%20ALANI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2F16305%2F&amp;linkname=KONFOR%20ALANI" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2F16305%2F&amp;linkname=KONFOR%20ALANI" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2F16305%2F&amp;linkname=KONFOR%20ALANI" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2F16305%2F&amp;linkname=KONFOR%20ALANI" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2F16305%2F&amp;linkname=KONFOR%20ALANI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2F16305%2F&amp;linkname=KONFOR%20ALANI" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2F16305%2F&#038;title=KONFOR%20ALANI" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/11/21/16305/" data-a2a-title="KONFOR ALANI"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/11/21/16305/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇARESİZLİK ÖĞRENİLİR Mİ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/11/21/caresizlik-ogrenilir-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=caresizlik-ogrenilir-mi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/11/21/caresizlik-ogrenilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2020 10:29:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16302</guid>

					<description><![CDATA[Öğrenilmiş Çaresizlik Forbes dergisinin “En Zengin 100 Türk-2020” listesinde 17. sırada yer alan Eren Özmen. Servetini ABD’nde yapmış. Hikayesi çok ilginç. Türkiye’de üniversite eğitimini tamamladıktan sonra 80’li yılların başında ABD’ye master yapmak için gidiyor. Öğrencilik yılları boyunca maddi sıkıntılar yaşıyor. Yıllar sonra sahibi olacağı Sierra Nevada’da temizlikçi olarak bile çalışıyor. Küçük bir şirkette çalışırken işinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Öğrenilmiş Çaresizlik</strong></p>
<p>Forbes dergisinin “En Zengin 100 Türk-2020” listesinde 17. sırada yer alan Eren Özmen. Servetini ABD’nde yapmış. Hikayesi çok ilginç. Türkiye’de üniversite eğitimini tamamladıktan sonra 80’li yılların başında ABD’ye master yapmak için gidiyor. Öğrencilik yılları boyunca maddi sıkıntılar yaşıyor. Yıllar sonra sahibi olacağı Sierra Nevada’da temizlikçi olarak bile çalışıyor. Küçük bir şirkette çalışırken işinin ilk gününde muhasebe hesaplarının elle tutulduğunu ve bunun verimsizliğe yol açtığını görüyor. Patronuna bir bilgisayar almayı teklif eden Özmen’in talebi çok maliyetli olduğu gerekçesi ile reddediliyor. İşte Özmen’in hayat değiştiren hamlesi o anda ortaya çıkıyor. Patronun söylediklerine razı olacağına ilk maaşıyla bir bilgisayar alıp işi hızlandıracak şekilde muhasebe süreçlerini yeniden düzenliyor. Aldığı riskin ve görev tanımını aşmanın ödülünü hızla alan Özmen mali işler müdürlüğüne getiriliyor.  Elbette Eren Özmen’in tüm başarısını aldığı bilgisayar ile açıklamak mümkün değil. Bilgisayar almasaydı acaba kariyeri nasıl gelişirdi diye mi yoksa böyle radikal kararlar verebilecek bir insan her koşulda başarılı olurdu diye mi düşünmekli?</p>
<p>Eren Özmen bugün eşi Fatih Özmen ile birlikte Elon Musk’un SpaceX’i gibi uzay yolculuğu firmaları ile rekabet eden, NASA ve diğer pek çok ABD kamu kuruluşunun milyarlarca dolarlık ihalelerini kazanan Sierra Nevada şirketinin sahibi. Çiftin kişisel servetleri yaklaşık 4 milyar dolar olarak hesaplanıyor.</p>
<p>Peki siz bugüne kadar hayatınızı değiştirecek küçük de olsa ne yaptınız?</p>
<p>Sirklerde filleri eğitmek için bakıcıları, filler daha çok küçükken kalın bir zincirle kazığa bağlar ve kaçmasını engellerler. Küçük fil kaçmayı defalarca dener, fakat zinciri koparmaya da kazığı sökmeye de gücü yetmez. Yıllar geçer, fil büyür ve hala zincire bağlı şekilde bekler. Artık çok güçlüdür, zinciri koparabilecek ve kazığı sökebilecek gücü vardır fakat fil kaçmayı denemez bile. Çünkü özgür olamayacağına inanmaktadır. Artık kırılamayan şey filin bağlı olduğu zincir değil, filin inancıdır.</p>
<p>Pozitif Psikolojinin kurucularından ABD’li psikolog Martin Seligman ve Maier, 1967’de köpekler üzerinde iki ayrı deneysel çalışma yaptı. İlk deneyde üç farklı köpek grubu kutular içine alınmış.</p>
<p>Birinci gruptaki köpeklere elektrik verilmiş ve kutu içinde elektrik akımını kesebilecekleri bir pedal konmuş. Köpekler kısa bir süre sonra pedala basarak elektrikten kurtulabileceklerini öğrenmişler. İkinci gruptaki köpeklerin kutularında akımı kesen pedal yokmuş. İlk gruptakilerle aynı şiddet ve sekansta akım verilmiş, köpekler akımdan pedal olmadığı için kurtulamamışlar. Üçüncü gruptaki köpeklere ise elektrik verilmemiş, kutu içinde kendi hallerine bırakılmış.</p>
<p>Deneyin ikinci aşamasında; Üç grup köpek bu defa farklı kutulara konmuşlar. Bu kutuda, ortada alçak bir engel varmış. Engeli geçtikleri takdirde kaçabilecek şekilde kutunun bir kenarı da açık bırakılmış. Deneyin sonucu oldukça ilginç. İlk grup köpek hemen pedala basmış, akımı kesmiş ve engeli aşıp çok kısa sürede kutudan kaçmışlar. Daha önce şok verilmeyen üçüncü gruptaki köpekler de çok kısa sürede engeli aşıp şoktan kurtulmayı öğrenmiştir.  Ancak ilk deneyde yaptığı hiçbir şeyin işe yaramadığını sözde öğrenmiş olan ikinci grup köpek, kutudaki engeli aşıp kurtulmak için hiç çaba göstermemiş, sürekli akıma kapılmasına rağmen ümitsizce yatarak beklemişler. Bu köpekler, maruz kaldıkları ve daha da önemlisi engelleyemedikleri bu elektrik şoku karşısında çaresizlik geliştirmişlerdir.</p>
<p>Seligman, başka bir deneyde bir köpek balığını ve küçük balıkları aralarında kalın bir cam olan büyük bir akvaryuma koyuyor. Uzun bir süre köpek balığı aç bırakılıyor. Köpek balığı defalarca cama saldırmasına vurmasına rağmen cam kırılmıyor.  İlerleyen zamanlarda camı aradan alıyorlar. Ama köpek balığı artık ne küçük balıklara yaklaşıyor ne de başka yere gidiyor. İşte bu deneylerden sonra bilim insanları bu duruma learned helplessness “öğrenilmiş çaresizlik” diyorlar.</p>
<p>Öğrenilmiş çaresizlik; gösterilen çabaların sonuca ulaşmaması durumunda, sonucu değiştiremeyeceğine karşı oluşan inanç ve kendi içinde oluşturduğu çaresizlik halidir.</p>
<p>Hem köpek balığının hem de üçüncü gruptaki köpeklerin tam olarak hissettiği ve yaptığı da buydu. Eğer köpek balığı çabalamaya devam etseydi ya da en azından kendi etrafında dönmek yerine daha geniş tutsaydı gezdiği alanı belki aç kalmayacaktı. Köpekler engelin üzerinden atlasaydı akımdan kurtulacaktı.</p>
<p>Bir diğer deney de pireler üzerinde… Pireler, farklı yükseklikte zıplayabilen hayvanlar. Bilim insanları, pireleri 30 cm yüksekliğindeki cam bir fanusun içine koyar ve metal olan zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler, zıplayarak kaçmaya çalışırken tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin sıcaktır, tekrar zıplar ve tekrar cama vururlar. Defalarca tekrarlanır bu… Sonuçta pireler, o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir. Deneyin ikinci aşamasında tavandaki cam kaldırılır ve zemin tekrar ısıtılır. Görülür ki pireler yine eşit yükseklikte yani 30 cm zıplamakta. Yani tavandaki camın kaldırılması pirelerin daha yükseğe zıplamalarına olanak sağladığı halde hiçbiri buna cesaret edemez. “Cam” engel olmaktan çıksa da pireler artık zıplamaktan vazgeçmiştir. Belki 1-2 cm daha yükseğe zıplasalar, fanustan kurtulacakken sonucun bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıklarından bunu denemezler bile!</p>
<p>Bu deneylerin hepsinin anlatmaya çalıştığı şey ise bir deneyim sonucu ortaya çıkan öğrenilmiş çaresizlik.</p>
<p>&#8220;Bu iş olmayacak”</p>
<p>“Benden bu kadar”</p>
<p>“Ne yaparsam yapayım hiçbir şey fark etmiyor&#8221;</p>
<p>&#8220;Yapamayacağım&#8221;</p>
<p>&#8220;Neyi becerdim ki bunu becereyim?”</p>
<p>“Hangi işim düzgün gitti ki bu gitsin!&#8221;</p>
<p>“Yapsam da beğenmeyecekler!”</p>
<p>&#8220;Konuşsam da beni anlamayacak.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu dersim iyi değil. Sınava çalışsam da başarılı olamayacağım&#8221;</p>
<p>Pes etmeyi öğrenmek yapacağımız en son şey olmalı. İlk deneyişimizde olmadı belki, hatta onuncu seferde bile olmamış olabilir. Ama bu demek değil ki on ikinci de olmayacak, on beşincide yine aynı sonucu doğuracak. Ne kadar çabalarsak başarıya o kadar yaklaşırız.</p>
<p><strong>Öğrenilmiş Çaresizlik Çözümsüz müdür?</strong></p>
<p>Hepimiz akademik yaşantımızın bir bölümünde bazı derslere karşı başarısız olacağımız hissine kapılmış ve o derse karşı isteksizlik geliştirmişizdir. Ya da sigara bırakmak isteyip bırakamayışımız, her pazartesi yeniden başlayan diyetler, bir türlü tamamlanmayan spor programları veya kurumsal hayatta bir sorunun hep aynı yöntemle çözülmeye çalışılması ya da iş süreçlerinin devralındığı şekilde yönetilmesi vs. örnekler çoğaltılabilir.</p>
<p>Elbette çözümsüz değil. Öğrenilmiş çaresizliği kırabiliriz. Bunun için;</p>
<ol>
<li><strong>Kendinizi Tanıyın ve Farklı Olduğunuzu Anlayın:</strong> Bireysel SWOT’umuzu yaparak güçlü ve zayıf yönlerimizi, tehdit ve fırsatları iyi tahlil etmeliyiz. Rol modeller veya kendinizi kıyasladıklarınız her zaman size iyi gelmeyebilir. Çünkü siz o değilsiniz. Sahip olduğunuz imkân ve kaynaklar aynı değil. Mizaç ve karakterleriniz de oldukça farklı.  Başarıya herkesin yüklediği anlam farklıdır.  Kimine göre analitik zekâ kimine göre iletişim becerisi. Kimi için matematik, kimi için de bir sanat eseri. Başarı ve başarısızlığı yeniden tanımlayın ama bu tanım size özel ve sizin için olsun.</li>
<li><strong>Öğrenmeyi Öğrenin:</strong> Öğrenilmiş çaresizlik, bir öğrenme eyleminden bahsediyor. Yani yapamadıklarımızdan ya da yapamayacağımızı söylemelerinin sonucundan elde ettiğimiz bir öğrenme. O halde bu öğrendiğinizi unutun ve doğrusunu öğrenin. Yanı haykırın; “hayır ben bunu yapabilirim” diye. Bu bilinçaltındaki yapamazsın diyen sabotajcıyı bir süre sonra susturacaktır.</li>
<li><strong>Bakış Açınızı Değiştirin:</strong> Tüm deneyimleri, olumsuz dahi olsa, gelişim ve dönüşüm için bir araç olarak görün. Hayat bu başarı da var başarısızlık da. Genellikle olumsuzluklar ya da krizler büyük fırsatları da beraberinde getirir. O yüzden kadim Çince de kriz kelimesi fırsat kelimesini de ihtiva eder. “Biri yapmamışsa ben yapabilirim. Başkası yapmışsa daha iyisini yapabilirim”. “Öğretmen zayıf not verdi” yerine “ben nerede hata yaptım?”. “Yönetici yaptığım işi beğenmedi” yerine “nasıl yaparsam beğenir?” sorularını kendinize sorun. Zannettiğinizin aksine, hiç kimse siz başarısız olun diye evrenle iş birliği içinde falan değil.</li>
<li><strong>Yeni Yollar Bulun:</strong> Her zaman başka bir yol mutlaka vardır. Bunu ancak sorarak, deneyimleyerek, yaparak bulabilirisiniz. Bulanlar yalnız arayanlardır.</li>
</ol>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2Fcaresizlik-ogrenilir-mi%2F&amp;linkname=%C3%87ARES%C4%B0ZL%C4%B0K%20%C3%96%C4%9EREN%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2Fcaresizlik-ogrenilir-mi%2F&amp;linkname=%C3%87ARES%C4%B0ZL%C4%B0K%20%C3%96%C4%9EREN%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2Fcaresizlik-ogrenilir-mi%2F&amp;linkname=%C3%87ARES%C4%B0ZL%C4%B0K%20%C3%96%C4%9EREN%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2Fcaresizlik-ogrenilir-mi%2F&amp;linkname=%C3%87ARES%C4%B0ZL%C4%B0K%20%C3%96%C4%9EREN%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2Fcaresizlik-ogrenilir-mi%2F&amp;linkname=%C3%87ARES%C4%B0ZL%C4%B0K%20%C3%96%C4%9EREN%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2Fcaresizlik-ogrenilir-mi%2F&amp;linkname=%C3%87ARES%C4%B0ZL%C4%B0K%20%C3%96%C4%9EREN%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2Fcaresizlik-ogrenilir-mi%2F&amp;linkname=%C3%87ARES%C4%B0ZL%C4%B0K%20%C3%96%C4%9EREN%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F21%2Fcaresizlik-ogrenilir-mi%2F&#038;title=%C3%87ARES%C4%B0ZL%C4%B0K%20%C3%96%C4%9EREN%C4%B0L%C4%B0R%20M%C4%B0%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/11/21/caresizlik-ogrenilir-mi/" data-a2a-title="ÇARESİZLİK ÖĞRENİLİR Mİ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/11/21/caresizlik-ogrenilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EGODAN KORKMA KİBİRDEN KORK</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/11/12/egodan-korkma-kibirden-kork/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=egodan-korkma-kibirden-kork</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/11/12/egodan-korkma-kibirden-kork/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 11:05:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16292</guid>

					<description><![CDATA[Ego, İd, Süperego; Korkmasın Gözünüz Bunlardan Öğrenci bilgeye sorar: “Usta ego nedir?” Bilge yüzünü buruşturarak öğrenciye dönüp: “Bu ne biçim soru. Böyle bir soruyu ancak cahiller sorar. Hiç mi bir şey öğrenemedin bugüne kadar?” der. Öğrenci dağılır, allak bullak olur, utanç, şaşkınlık ve öfkeden kıpkırmızı olmuştur. Bilge babacan bir şekilde güler bir elini öğrencisinin omuzuna [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ego, İd, Süperego; Korkmasın Gözünüz Bunlardan</strong></p>
<p>Öğrenci bilgeye sorar: “Usta ego nedir?”</p>
<p>Bilge yüzünü buruşturarak öğrenciye dönüp: “Bu ne biçim soru. Böyle bir soruyu ancak cahiller sorar. Hiç mi bir şey öğrenemedin bugüne kadar?” der.</p>
<p>Öğrenci dağılır, allak bullak olur, utanç, şaşkınlık ve öfkeden kıpkırmızı olmuştur.</p>
<p>Bilge babacan bir şekilde güler bir elini öğrencisinin omuzuna koyarak şöyle der: “Evlat işte ego budur!”</p>
<p>İngiliz Şair T. S. Eliot; “Egosunu beslemekten, karakterini aç bırakan insanlar var” der ego için. Bazı insanların ruhundan egosunu söküp atsak geriye koca bir &#8220;hiç&#8221; kalır. Balonu patlattığınızda o yalancı hacimden geriye ne kalır ki? Aslında bu kadar boştur egosu yüksek insan.</p>
<p>Bir tarafta sürekli en üst seviyede tatmin edilmeyi bekleyen nefsani tarafımız, haz ilkesine göre çalışan id var. Diğer tarafta doğruyla yanlışı ayıran, vicdan ve ahlak ilkesine göre çalışan süperego var. Ego tam ortada ve denge sağlamaya çalışıyor. Balans yapıyor. İd hayvani dürtülerle dünyaya bakarken süperego hayatı bir derviş gibi görüyor. Ego ide yaklaşırsa kendini sürekli merkezde gören tatmin odaklı bir birey, süperegoya yaklaşırsa benliğinden vazgeçmiş ya çok ezik ruhlu biri ya da bir evliya karşımıza çıkıyor.</p>
<p><strong>Ego Faydalıdır</strong></p>
<p>Ego toplumumuzda kullanılan haliyle her ne kadar başlangıçta olumsuz bir anlam ifade etse de kişinin öz farkındalığından ortaya çıkan benlik saygısı ya da öz-önem duygusudur. Bireysel gelişim, sağlık ve başarıya önem veren içsel bir parçamızdır. Egomuz sayesinde sabah vaktinde kalkar, aynaya bakar ve kendimizi görürüz. İşte aynada gördüğümüz o kişiye yüklediğimiz anlam egodur. Yani, zekiyim-değilim, kısayım-uzunum, güzelim-çirkinim, hata yapmam-yaparım, bilirim-bilmem, zenginim-fakirim, doktorum, öğretmenim, en büyüğüm, en iyiyim, dünyanın en güzeliyim gibi pek çok tanımlama aslında ego’dur.</p>
<p>Dişimizi fırçalar giydiklerimize dikkat ederiz. Bu yüzden hep daha iyisini elde etmeye çalışırız. Ego haddini aşmadığı sürece, bizim yönetimimizde kaldığı sürece bizi çekip çevirir, kendimizin farkına varmamızı sağlar.</p>
<p>Ego başarı odaklıdır ve hırs birlikte hareket eder. Her ikisi uyumlu bir enerji yumağı oluşturur. Kontrol edildiğinde ve doğru yere sevk edildiğinde beraberinde başarıyı getirir.</p>
<p><strong>Ego Yönetilemediğinde Zararlıdır</strong></p>
<p>Buraya kadar güzel; ego iyi bir şey, ama yönetilebildiğinde. Zira biz egomuzu yönetilebiliyorsak başarı, ego bizi yönetiyorsa felaket gelir. Aynada olduğumuzdan daha fazla birisini görmeye başladığımız gün ego balonumuz şişmeye başlamıştır ve bu ilişkiler için toksik bir etki yaratır. Normal egolu insan aynaya bakınca örneğin 178 cm bir insan görür. Yüksek egolu kişinin gördüğü ise 178’den daha fazladır. Normal insanlar aynada bir doktor görür, egolu insanlar ise dünyanın en iyi doktorunu.</p>
<p>Bu noktadan sonra yönetilemeyen egoya kibir diyelim ve öyle devam edelim. Kibirdeki en büyük problem, sahibinin kibirli olduğunu bilmemesi.</p>
<p>Kibir, kişinin sahip olduklarıyla böbürlenmesi, kendini aşırı beğenmesi, burnu havalarda dolaşması, başkalarından üstün tutması, her şeyi biliyormuş ve her şeyin en iyisini yapıyormuş gibi davranmasıdır. Onur, şahsiyet, haysiyet, özgüven sahibi olmak, kendine saygısı olmak, kendini ezdirmemek hatta haksızlık karşısında susmamak gibi kavramlarla karıştırılmamalıdır.</p>
<p>Kendi içinde kibir duyuyorsan ve yeteneklerini gösterişle sunma eğilimin varsa, o zaman kontrolsüz hırs ortaya çıkar ve akıl saf olmaktan uzaklaşır.</p>
<p>Kibirli insanlara her an her yerde rastlayabiliriz.  En çok rastlanan yerlerin başında ise profesyonel hayat kurumsal şirketler gelir.</p>
<p><strong>İş Dünyasında Şişirilmiş Ego</strong></p>
<p>Bugüne kadar tanıdığım hiçbir yönetici bana ”Ben cidden biraz kibirli bir insanım yav” demedi. Oysa “Bende hiç ego yoktur” diyen çok yöneticiye çok rastladım fakat nerede ise tamamı buz gibi egolu idi, hem de en yükseğinden, ben şahidim. Bugün yönetim kademelerinde en çok gördüğümüz arızalardan biri maalesef ego.</p>
<p>Bu tip yöneticiler çoğunlukla havalı bir ofis, pahalı şirket arabası, marka elbiseler ve kartvizitin ağırlığından beslenir. Odak noktasında bunlar ve bunların sağladığını düşündüğü aura vardır. Empati neredeyse yok gibidir. Oysa öneticiler makam ve salahiyetini personeline üstten bakmak, bezdirmek için değil, onların iş yaşantılarını kolaylaştırmak için kullanmalıdır.</p>
<p>Kibirli yöneticilerde öfke patlamaları da sık görülür. Çünkü kimse onu anlamıyordur! En iyi o bilir! Koskoca yönetici olmasına rağmen bu yaştan sonra en çok o çalışır! Ondan başka kurumu düşünen yoktur! O olmasa organizasyon yıkılır, gider! Dillerinde kemik, ses tellerinde ayar yoktur. Zaman zaman gönül alsalar da artık kalpler kırılmış, onur ayaklar altına alınmıştır. Ofisinde dosyalar, kağıtlar havada uçuşur. Yazdıkları kısa bir mesaj ya da maille çalışanlarda tahrip gücü yüksek patlayıcıdan fazla etki bırakırlar.</p>
<p>Kibirli insanları yönetmek kolaydır. Kibirleri okşandığında sizden iyisi olmaz. Bu önemli bir yönetici patolojisi çünkü bu durumdan faydalanan çok çalışan çıkar. Yaşamını devam ettirebilmek, yöneticisiyle çatışmamak, bazen sağlam bir bonus bazen de yalnız bir takdir alabilmek için birçok çalışan yöneticisine şirin gözükür.</p>
<p>Bu yöneticiler, kendilerindeki benzersiz! Özellikleri fark eden çalışanları sahiplenir, onları korumak, kollamak, terfi ettirmek ve onlarla olmaktan büyük zevk alırlar. Yeri geldiğinde alkışlarıyla yöneticiyi var eden, yeri geldiğinde haber alma uzmanı gibi çalışan, çoğunlukla da yöneticinin duymak isteyeceği şeyleri söyleyen çalışanlar bu tip yöneticilerin yıldızlarıdır. Yönetici onlar sayesinde, gün geçtikçe organizasyonun gerçeklerinden uzaklaşır ve zihninde yarattığı başka bir organizasyonu yönetmeye başlar. Sonuçta, nitelikli personel işten ayrılır. Niteliksiz ama kurnaz personel bu gri havadan faydalanır.</p>
<p>Özellikle çalışma hayatında yöneticilerin kibirleri içsel kaynaklardan kabardığı gibi dış etkilerle de yükselir. Liderin şahsına tapınmak hem lidere hem de organizasyona zarar verir. Biat edilmesi gereken lider değil onun vizyonudur. Lidere tapınmaya başladığınız anda onun önce gururunu okşar sonra egosunu şişirmeye başlarsınız. Sonu kaçınılmaz kibirdir.</p>
<p>Kibir bir süre sonra kaçınılmaz bir şekilde güç zehirlenmesine sebep oluyor. 2 psikiyatr David Owen ve Jonathan Davidson yaptıkları araştırmanın sonucunu Brain Dergisi’nde yayımlanan bir makaleyle paylaştılar. Bu araştırmaya göre adına Hubris sendromu, Tanrısal ego dedikleri bu patalojik durumda daha çok politikacılarda ve yöneticilerde otrtaya çıkıyor. Örnek olarak da George W. Bush, Tony Blair ve Margaret Teacher’ı veriyorlar.</p>
<p>Hubris Sendromu’na yakalanan politikacı ve siyasetçilerde görülen bazı özellikler kısaca şöyle belirtilmiş:</p>
<ul>
<li>Bireyin kendi yargısına aşırı güvenmesi ve başkalarının tavsiyesi veya eleştirisini aşağılaması</li>
<li>Gerçeklik ile temasın kaybı</li>
<li>Kişisel olarak başarabilecekleri konusunda abartılı bir özgüven</li>
<li>Her şeye kadir olma sanrısı</li>
<li>Huzursuzluk, pervasızlık, düşünmeden hareket etme hali</li>
<li>Her durumda haklı çıkacaklarına dair sarsılmaz bir inanç</li>
<li>Kendisini şirketle ile bir tutma</li>
<li>Kendisine ”öteki” gelen grupları aşağılama ve hor görme</li>
<li>Kendi bakış açısını ve çıkarlarını, tüm şirkete atfetme ve özdeşleştirme</li>
<li>Söylemleriyle endişe yaratan davranışlar içine girme</li>
</ul>
<p><strong>Ego Nasıl Yönetilir?</strong></p>
<p>Gelelim, ego nasıl yönetilir konusuna.</p>
<p>Amacımız egoyu yok etmek değil onu, kimseyi kendimiz dahil rahatsız etmeyecek dengede tutmak olmalı.  Hep ben demekten kurtulalım yeter.</p>
<p><strong>1. Samimi Yardım İstemek:</strong> Bunun ilk koşulu çevremizden yardım istemek ve onların bize sürekli objektif geri bildirim yapması için zemin hazırlamak. Dedik ya kibirli olan kibirli olduğunu bilmez. Ama samimi iseniz dışarıdan nasıl gözüktüğünüzü öğrenebilirisiniz. Söyledikleriniz, yaptıklarınız yapmadıklarınız karşıda nasıl bir izlenim bırakıyor bunu anlamadan işe başlamak doğru olmaz. Ama gelecek cevaba, yoruma itiraz etmek, kızmaca, darılmaca yok.</p>
<p><strong>2. Cümlelerdeki &#8216;Ben&#8217; Öznesini Biz ile Değiştirmek:</strong> Kullandığımız cümlelerdeki öznenin ben olduğu sürece tehlike çanlarının çaldığını, bunun gittikçe insanları ilahlaştıracağını asla unutmamalıyız. Hem iş hem de aile ortamında benden çok biz diyebilmeliyiz. Ben kelimesini acıktıM kelimesi dışında literatürümüzden çıkartalım <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><strong>3. Düşünce Yapısını Revize Etmek:</strong> Dünyadaki konumumuzu gözden geçirmeliyiz. Geometrik açıdan baktığımızda her ne kadar dünyanın merkezinde isek de toplumsal açıdan bakıldığında hiçbir şeyiz. İnsanları olduğu gibi kabul etmeli onlardan üstün özelliklerimizi fark etsek bile bu durumun bizi onlardan daha değerli kılamayacağını anlamamız gerekir. Unutmayalım ki dünya üzerindeki milyarlarca insandan yalnız bir tanesiyiz. Mezarlıklarda da bir o kadar var. Mevlâna&#8217;nın metaforu çok çarpıcıdır:  “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.”</p>
<p>Aslında büyüklük kişinin egosundan verebildiği taviz ve özverinin büyüklüğü ile ölçülüyor. Tohum yerin altına inmedikçe yükselemez. 2012 yılında Dünya’ya serbest düşüş atlayışı gerçekleştiren ve saatte 342 km hızla ses duvarını aşan Felix Baumgartner yaşadığı tecrübeyi şöyle açıklamış; “Dünya’nın tepesindeyken kibrinizden eser kalmıyor. Ne kıracağınız rekorları, ne de elde edeceğiniz bilimsel verileri düşünüyorsunuz. Tek istediğim sağ salim dünyaya dönebilmekti. Bazen ne kadar küçük olduğunuzu anlamak için çok yükseğe çıkmanız gerek”.</p>
<p><strong>5. Sık Sık Teşekkür Etmek ve Gerektiğinde Özür Dilemek: </strong>Bu ikili tam bir kibir törpüsüdür.  Samimi teşekkür daha şişme aşamasındaki ego balonunun havasını keser.  Özür dilemek ise balonu patlatır. Özür sizin haksız olduğunuz anlamına gelmez. Karşınızdaki insana verdiğiniz değerin egonuzdan yüksek olduğunu gösterir. Özür ve teşekkür, kibrin panzehiri, açık ve sağlıklı iletişimin anahtarı, insan olmaya uzanan köprünün ayaklarından biridir.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fegodan-korkma-kibirden-kork%2F&amp;linkname=EGODAN%20KORKMA%20K%C4%B0B%C4%B0RDEN%20KORK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fegodan-korkma-kibirden-kork%2F&amp;linkname=EGODAN%20KORKMA%20K%C4%B0B%C4%B0RDEN%20KORK" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fegodan-korkma-kibirden-kork%2F&amp;linkname=EGODAN%20KORKMA%20K%C4%B0B%C4%B0RDEN%20KORK" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fegodan-korkma-kibirden-kork%2F&amp;linkname=EGODAN%20KORKMA%20K%C4%B0B%C4%B0RDEN%20KORK" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fegodan-korkma-kibirden-kork%2F&amp;linkname=EGODAN%20KORKMA%20K%C4%B0B%C4%B0RDEN%20KORK" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fegodan-korkma-kibirden-kork%2F&amp;linkname=EGODAN%20KORKMA%20K%C4%B0B%C4%B0RDEN%20KORK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fegodan-korkma-kibirden-kork%2F&amp;linkname=EGODAN%20KORKMA%20K%C4%B0B%C4%B0RDEN%20KORK" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fegodan-korkma-kibirden-kork%2F&#038;title=EGODAN%20KORKMA%20K%C4%B0B%C4%B0RDEN%20KORK" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/11/12/egodan-korkma-kibirden-kork/" data-a2a-title="EGODAN KORKMA KİBİRDEN KORK"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/11/12/egodan-korkma-kibirden-kork/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ODAKLANMAK İÇİN 12 ÖNERİ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/11/12/odaklanamayanlardan-misiniz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=odaklanamayanlardan-misiniz</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/11/12/odaklanamayanlardan-misiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 10:27:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16281</guid>

					<description><![CDATA[Odaklanamayanlar Toplaşın Bu Yazı Tam Size Göre İnsanın ayırt edici özelliklerinden birisi de iletişime açık olması. Dış uyaranlardan gelen sinyaller iletişimin başlangıcıdır. Biz işle meşgulken zihnimiz, bu meşguliyeti bozacak dış uyaranlara karşı kendisini kapatır. Buna “konsantrasyon” ya da “odaklanma” denir. Odaklanma becerisini kabaca tanımlamak gerekirse, şöyle anlatabiliriz: Varsayın ki zihniniz bir otopark, içinde birçok tarafa yönelen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Odaklanamayanlar Toplaşın Bu Yazı Tam Size Göre</h3>
<p>İnsanın ayırt edici özelliklerinden birisi de iletişime açık olması. Dış uyaranlardan gelen sinyaller iletişimin başlangıcıdır. Biz işle meşgulken zihnimiz, bu meşguliyeti bozacak dış uyaranlara karşı kendisini kapatır. Buna <strong>“</strong><strong>konsantrasyon</strong><strong>” </strong>ya da <strong>“</strong><strong>odaklanma</strong><strong>”</strong> denir.</p>
<p>Odaklanma becerisini kabaca tanımlamak gerekirse, şöyle anlatabiliriz: Varsayın ki zihniniz bir otopark, içinde birçok tarafa yönelen çeşitli tip ve büyüklükte onlarca otomobil var. Bu araçlar, kuralsız, düzensiz ve tamamen farklı yönlere farklı hızlarla  ilerlerken ve elbette birbirine çarparken, odaklanma anında hepsi senkronize ve birbirini engellemeden hareket etmeye başlayacaktır. İşte o anda zihin dış dünyadan gelen uyaranlara kendini koruma altına almış ve otomobillerin etkilenmesini önlemiştir.</p>
<p>Zihninizdeki araçlar ne yaparsanız yapın senkronize hareket etmiyorsa odaklanma sorununuz var demektir ve bu sorunun üzerinde biraz çalışmanız gerekir.</p>
<p>Bu çağ, Milli, Eğitim Bakanı Ziya Selçuk&#8217;un dediği gibi parlayan nesneler sendromu çağı. Yani sürekli bir şey parlatılıyor, sürekli bir şey moda haline getiriliyor ve dikkatimiz sürekli dağılıyor.</p>
<p>Kanadalı araştırmacı Jonathan Schooler’a göre, okuma gibi basit bir işte bile ortalama dikkat zamanın % 16 ila 20’sinde yapılan işten başka yere kayıyor.</p>
<p>Aşağıdaki sorunları yaşayan bir kişi, büyük ihtimalle odaklanma sorunu yaşıyordur:</p>
<ul>
<li>Dış ve iç uyarıcılardan kolay ve sık etkilenmek</li>
<li>İşe ve düşünceye kendini verememek</li>
<li>Anlamakta güçlük çekmek</li>
<li>Sık sık dalıp gitmek, o an yapılan işin dışında başka şeyleri düşünme,</li>
<li>Yapılan işi tamamlayamadan yarıda bırakmak</li>
<li>Zihinsel dağınıklıklar</li>
<li>Yorgun, uykulu, negatif hissetmek.</li>
</ul>
<p><strong>1.     </strong><strong>Doğru Beslenme, Yeterli Uyku ve Egzersize Önem Verin: </strong></p>
<p>Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur diyerek bu konunun önemine dikkat çekeyim ve konuyu uzmanlara bırakayım.</p>
<p><strong>2.     </strong><strong>Önce Kendinize Odaklanın:</strong></p>
<p>Beden, ruh ve duygulardan oluşuyoruz. Biz hangisini daha fazla besler, daha fazla kullanırsak o güçlenecek ancak diğerleri zayıf kalacaktır. Tüm evren gibi insan da muhteşem bir denge ile yaratılmıştır ve öyle kalmalıdır. Denge beraberinde dinginlik ve mutluluğu getirir. Seçimler ve hayat tarzımız bu üç araçtan birini ya da ikisini öncelemek yerine üçünü de kullanmaya ve beslemeye yönelik olmalıdır. Kişi içine dönmeli, önce kendinin farkına varmalı kendine odaklanmalıdır. İçsel odaklanmayı sağlayamayan bireylerin çevresel odaklanmayı sağlaması daha zordur.</p>
<p><strong>3.     </strong><strong>Telefonunuzdan ve Bilgisayardan Uzak Durun!</strong></p>
<p>We are Social’in 2020 araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de 54 milyon sosyal medya kullanıcısı var. Her birinin ortalama 9 sosyal medya hesabı var. İnternette geçirilen süre ortalaması Türkiye’de 7 saat 29 dakika, dünya ortalaması 6 saat 43 dakika. Günde yedi buçuk saat internette zaman geçiren insan kaç dakikada bir telefonuna, kaç kez bilgisayarına bakar keza kaç kez odaklanmasını sekteye uğratır varın siz düşünün.</p>
<p><strong>4.     Multitasking Hatasına Düşmeyin!</strong></p>
<p>Her ne kadar multitasking yani aynı anda çok iş yapmak çok matah bir şeymiş gibi plaza dünyasının mottosu haline gelmişse de aslında odaklanma düşmanı.  Dikkatinizi birden çok şeye verdiğinizde doğal olarak yavaşlarsınız. Bu sebeple çoklu görev yaparken, işler arasında dikkat dağılacağı için tekrar odaklanmaya çalışırken boş yere zaman kaybedilir. Yani hızlanmaya çalışırken tam tersine yavaşlıyorsunuz. İşleri aynı anda yapmak yerine sırayla ve tek tek yapmak daha çabuk bitmesini sağlıyor. Eğer bir koltukta iki karpuz taşırsanız biri düşecek iki tavşanı birden kovalarsanız, her ikisi de kaçacaktır, unutmayın.</p>
<p><strong>5.     Gerekli olup olmadığına karar verin:</strong></p>
<p>Kendinize sorun, bu işi gerçekten yapmam gerekiyor mu? Yapmazsam ne olur? Yapmazsam katlanacağım maliyet yaparsam elde edeceğim faydadan fazla mı? Belki de o iş  gerekli değildir.</p>
<p><strong>6.     </strong><strong>Ehem mühime müreccahtır: </strong></p>
<p>Daha önemli önemliye tercih edilmelidir. İşlerinizi önceliklendirin ve bunu yazıya dökün. Ünlü iş adamı Warren Buffett’ın da tavsiye ettiği gibi<strong> </strong>her gün için bir yapılacaklar listesi hazırlayın. Kağıda dökülen her şey gözünüze daha kolay, daha anlamlı daha ulaşılabilir gözükür. Sabah saatlerinde size o günün en sevimsiz gelen işlerini planlayın ki günün geri kalanında zihniniz rahat etsin.  Kurbağa yemeniz gerekiyorsa sabah yiyin, bir ayıyla güreşmeniz gerekiyorsa sabah güreşin. Odaklanma gücünüzü öncelikli görevlerinizi yerine getirmek için kullanmalısınız. Zihin ve bedensel enerjinizi, değmeyen işler yerine, öncelliklerinize harcayın.  Bunun için de detayları en sona bırakarak işe koyulmalı önce tamamiyet sonra mükemmeliyet demelisiniz.</p>
<p><strong>7.      Ara Vermeyi Unutmayın!</strong></p>
<p>Eğitim kurumlarında  neden teneffüs var? Çünkü küçük molalar odaklanma gücünüzü arttırır ve çabuk yorulmanızı engeller. Siz neden ara vermiyorsunuz? Daha mı az değerlisiniz? Belirli aralıklarla işin başından kalkın, birkaç adım atın ve basit esneme hareketleriyle hem vücut hem de zihin olarak canlanın. Ben başlangıçta Pomodoro Tekniği ile çalışmanızı öneririm.</p>
<p><strong>8.     Çalışma Ortamınızı Düzenli Tutun!</strong></p>
<p>Çalışma ortamınız, masa üzeri, kütüphane, bilgisayar, dijital arşiv, dosyalarınız, çekmeceleriniz vb düzenli olsun. Kaos ve karışıklık kafa karışıklığını beraberinde getirir.</p>
<p><strong>9.     Her Gün Şekerleme Yapın!</strong></p>
<p>Gün içerisinde özellikle öğle arası 15-20 dakika şekerleme yapmak odaklanma becerisini artırır enerji tazeler. Hz Muhammed&#8217;den Edison&#8217;a, John F. Kennedy&#8217;den Napolyon, Churchill, Demirel&#8217;e kadar bir çok büyük lider, başarılı insan her gün kısa süreli uykularla enerjilerini tazelermiş. Alın size bir comfort zone <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Alışkanlıklar hep kötü olacak değil ya hemen deneyin!</p>
<p><strong>10.    Anı Yaşayın: </strong></p>
<p>Geçmişte ya da gelecekte yaşamayın şu anı yaşayın. Geçmişin pişmanlıkları geleceğin endişeleri zihniniz meşgul etmesin. Kaygılarınıza gün içinde 15 dakikalık özel bir zaman ayırın, mesela sabah ilk saatler. O anda tüm endişe, stres ve kaygılarınızı serbest bırakın. Onları yoğun bir şekilde düşünün. Yapmanız gereken şeyler varsa not edin. Süre dolunca da kaygılanmayı bırakıp işinize dönün. Gün içinde kaygılandığınızda bu kaygıları bir sonraki kaygı zamanına erteleyin. Gerekirse ertelemeden önce unutmamak için not alın.</p>
<p><strong>11.     Alıştırmalarla Zihninizi Güçlendirin</strong></p>
<p>Zihin musluk gibi bir mekanizmadan oluşmuyor maalesef. Dilediğimiz zaman kaygı dilediğimiz zaman odaklanma musluğunu açabileceğimiz bir tertibat yok. Ama onu güçlendirip terbiye edebilirsiniz. Zihniniz üzerindeki hakimiyetiniz ne kadar güçlü olursa, konsantrasyon konusunda da o kadar başarılı olursunuz. Çünkü beyin tıpkı kas yapımız gibi geliştirilip güçlendirilebilecek bir organımızdır. Rutin yapılan alıştırmalarla bu mümkün. İşte örnekler:</p>
<p>Alıştırma-1: 500’den geriye doğru sessizce sayın. Bu egzersiz beyninizin tam olarak odaklanmasına sebep olacaktır.  Saydınız ve kolay mı geldi? O zaman 500’den geriye doğru bu defa 4’er 4’er sayın. Daha zorlayıcı olduğundan daha fazla dikkat gerektirir ve aklınızı dikkat dağıtıcı diğer tüm uyaranlardan uzaklaştırır</p>
<p>Alıştırma-2: Size  ilham veren bir kelime veya cümle seçin, içinizden 10 dk bunu sürekli tekrar edin. Tekrar ederken sizde uyandırdığı, duygu, düşünce ve ortamı hayal edin.</p>
<p><strong>12.    </strong><strong>Odaklanma Gücünüzü Arttıracak Müziklerle Meditasyon Yapın</strong></p>
<p>5 dk ile başlayan daha sonra istek ve ihtiyacınıza göre artan süre ve sıklıkta meditasyon odaklanmayı sağlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fodaklanamayanlardan-misiniz%2F&amp;linkname=ODAKLANMAK%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%2012%20%C3%96NER%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fodaklanamayanlardan-misiniz%2F&amp;linkname=ODAKLANMAK%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%2012%20%C3%96NER%C4%B0" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fodaklanamayanlardan-misiniz%2F&amp;linkname=ODAKLANMAK%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%2012%20%C3%96NER%C4%B0" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fodaklanamayanlardan-misiniz%2F&amp;linkname=ODAKLANMAK%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%2012%20%C3%96NER%C4%B0" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fodaklanamayanlardan-misiniz%2F&amp;linkname=ODAKLANMAK%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%2012%20%C3%96NER%C4%B0" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fodaklanamayanlardan-misiniz%2F&amp;linkname=ODAKLANMAK%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%2012%20%C3%96NER%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fodaklanamayanlardan-misiniz%2F&amp;linkname=ODAKLANMAK%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%2012%20%C3%96NER%C4%B0" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F11%2F12%2Fodaklanamayanlardan-misiniz%2F&#038;title=ODAKLANMAK%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%2012%20%C3%96NER%C4%B0" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/11/12/odaklanamayanlardan-misiniz/" data-a2a-title="ODAKLANMAK İÇİN 12 ÖNERİ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/11/12/odaklanamayanlardan-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜŞTERİYİ MEMNUN ETMENİN VE ELDE TUTMANIN KODLARI</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/09/25/musteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=musteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/09/25/musteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2020 12:03:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16260</guid>

					<description><![CDATA[MÜŞTERİYİ MEMNUN ETMENİN VE ELDE TUTMANIN KODLARI Müşteriyi asla tek kullanımlık görme. Çünkü; Nick Wreden’in araştırmasına göre, mutlu müşteri bu memnuniyetini ortalama 4-5 kişiye anlatıyor. Oysa, sadakat geliştiremeyen mutsuz müşteri ortalama 8 ila 13 kişiyle mutsuzluk sebebini paylaşıyor. İnternet ortamında, kötü haber, iyi haberden 2 kat daha fazla hızla yayılıyor. Harvard Business Review’a göre, yeni müşteri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÜŞTERİYİ MEMNUN ETMENİN VE ELDE TUTMANIN KODLARI</strong></p>
<ol>
<li><strong>Müşteriyi asla tek kullanımlık görme.</strong> Çünkü; Nick Wreden’in araştırmasına göre, mutlu müşteri bu memnuniyetini ortalama 4-5 kişiye anlatıyor. Oysa, sadakat geliştiremeyen mutsuz müşteri ortalama 8 ila 13 kişiyle mutsuzluk sebebini paylaşıyor. İnternet ortamında, kötü haber, iyi haberden 2 kat daha fazla hızla yayılıyor. Harvard Business Review’a göre, yeni müşteri edinmek, var olanı tutmaktan 5 hatta bazen 10 kat daha pahalı.  Bain’in yaptığı araştırmaya göre, elde tutulan müşteri oranındaki %5 artış, şirketin karını %25 oranında artırabiliyor. Michigan Üniversitesi’nin yaptığı araştırma, yeni bir müşteri edinmek için harcanan her 1 dolar, müteakiben 5 dolarlık değer yaratıyor. Oysa sadık müşteri için harcanan her 1 dolar, şirkete 60 dolarlık gelir olarak dönebiliyor.</li>
<li><strong>Satın alma deneyimini asla göz ardı etme.</strong> Müşterinin gözünde, farkında olarak ya da farkında olmadan, satın alma esnasındaki deneyim ürün ve hizmetin önüne geçiyor. Yapılan bir araştırma müşteri sadakatini belirleyen parametreleri şöyle hesaplamış: %53 satın alma esnasındaki deneyim, %19 şirket/marka bilinirliği, %19 sonraki hizmetler, %9 fiyat/değer dengesi. Samimi ve dürüstlük içinde, karar verebilmesi için doğru ve yeterli bilgi vermezsen, müşterinin farkına varmazsan, müşteriyi özel hissettirmezsen, müşteriyi alışverişin öznesi yapmazsan, müşteri için o satın alma deneyimi kötü demektir.</li>
<li><strong>Açık iletişim, dozunda samimiyet ve dürüstlükten taviz verme.</strong> Objektif bir bakış açısı ve doğru bilgilerle müşterinin değerlendirme ve seçim yapmasına mutlaka yardımcı ol. Vahşi kapitalizmin hayatın her alanına ve neredeyse her yaşa hâkim olduğu bu günlerde, gerektiğinde, ürün veya hizmetin müşteriye uygun olmadığını dahi söyleyecek samimiyet ve dürüstlük, uzun vadede sadakati kazanılmış müşteri demektir.</li>
<li><strong>Satıştan sonra müşteriyi terk etme.</strong> Kullanım, hatalı ürün, ayıplı hizmet, ihtiyaç halinde bakım-onarım, servis vb. her konuda müşteriye kendini yalnız hissettirme. Esnaf ağzıyla malının arkasında dur.</li>
<li><strong>Dijital pazarlama ve sosyal medya hesaplarını güncel tut.</strong> Pandeminin de kuvvetli etkisiyle insanlar özellikle bildikleri ürünleri araştırıp satın alırken, soru sorma, satın alma ve varsa şikayetlerini artık bulundukları yerden ayrılmadan yapma temayülünde. Hali hazır ve potansiyel müşterilerin, dijital platformalar sayesinde işletmene günün her anında ulaşabilmeli.</li>
<li><strong>Tüm çalışanlarına hâkim ol.</strong> İşletmenin vizyon ve misyonunun, en kıdemsiz personel tarafından dahi anlaşıldığından, içselleştirildiğinden ve uygulandığından emin ol. Çok büyük fedakârlık ve maliyetlerle açılan işletmelerin, gün sonunda yalnız bir personelinin ekşimiş suratı ya da hatalı üslubu sebebiyle kapanma noktasına geldiğini unutma.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F25%2Fmusteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari%2F&amp;linkname=M%C3%9C%C5%9ETER%C4%B0Y%C4%B0%20MEMNUN%20ETMEN%C4%B0N%20VE%20ELDE%20TUTMANIN%20KODLARI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F25%2Fmusteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari%2F&amp;linkname=M%C3%9C%C5%9ETER%C4%B0Y%C4%B0%20MEMNUN%20ETMEN%C4%B0N%20VE%20ELDE%20TUTMANIN%20KODLARI" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F25%2Fmusteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari%2F&amp;linkname=M%C3%9C%C5%9ETER%C4%B0Y%C4%B0%20MEMNUN%20ETMEN%C4%B0N%20VE%20ELDE%20TUTMANIN%20KODLARI" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F25%2Fmusteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari%2F&amp;linkname=M%C3%9C%C5%9ETER%C4%B0Y%C4%B0%20MEMNUN%20ETMEN%C4%B0N%20VE%20ELDE%20TUTMANIN%20KODLARI" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F25%2Fmusteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari%2F&amp;linkname=M%C3%9C%C5%9ETER%C4%B0Y%C4%B0%20MEMNUN%20ETMEN%C4%B0N%20VE%20ELDE%20TUTMANIN%20KODLARI" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F25%2Fmusteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari%2F&amp;linkname=M%C3%9C%C5%9ETER%C4%B0Y%C4%B0%20MEMNUN%20ETMEN%C4%B0N%20VE%20ELDE%20TUTMANIN%20KODLARI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F25%2Fmusteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari%2F&amp;linkname=M%C3%9C%C5%9ETER%C4%B0Y%C4%B0%20MEMNUN%20ETMEN%C4%B0N%20VE%20ELDE%20TUTMANIN%20KODLARI" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F25%2Fmusteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari%2F&#038;title=M%C3%9C%C5%9ETER%C4%B0Y%C4%B0%20MEMNUN%20ETMEN%C4%B0N%20VE%20ELDE%20TUTMANIN%20KODLARI" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/09/25/musteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari/" data-a2a-title="MÜŞTERİYİ MEMNUN ETMENİN VE ELDE TUTMANIN KODLARI"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/09/25/musteriyi-memnun-etmenin-ve-elde-tutmanin-kodlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZAMANI ETKİN YÖNETMEK</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/09/24/zamani-etkin-yonetmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zamani-etkin-yonetmek</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/09/24/zamani-etkin-yonetmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2020 08:34:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16257</guid>

					<description><![CDATA[ZAMANI ETKİN YÖNETMEK Zaman son derece değerli, bir o kadar da önemli bir kaynak, eşsiz bir sermaye. İyi haber; her gün tam 86.400 saniye, hiçbir şey yapamasak dahi hesabımıza yatıyor.  Kötü haber; geri döndürülmesi, depolanması, satın alınması, mümkün değil.  Yani bugünün zamanını yarın kullanamazsın.  Yani sermaye artırımına gidemezsin.  Tüm sermayeyi bugün yemek zorundasın. Zaman insanlık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ZAMANI ETKİN YÖNETMEK</strong></p>
<p>Zaman son derece değerli, bir o kadar da önemli bir kaynak, eşsiz bir sermaye.</p>
<p>İyi haber; her gün tam 86.400 saniye, hiçbir şey yapamasak dahi hesabımıza yatıyor.  Kötü haber; geri döndürülmesi, depolanması, satın alınması, mümkün değil.  Yani bugünün zamanını yarın kullanamazsın. <strong> </strong>Yani sermaye artırımına gidemezsin. <strong> </strong>Tüm sermayeyi bugün yemek zorundasın.</p>
<p>Zaman insanlık tarihi kadar eski ve tüm insanlara eşit dağıtılan tek kavram. <strong> </strong>Bir saatlik zaman, kişilerin öncelikleri, aciliyetleri ya da yetkinliklerine göre farklı algılansa da aslında değişmez, herkes için aynı.  1 yıl herkes için 365 gün, 1 gün 24 saat, 1 dakika yine herkes için 60 saniye.  İşlerinin tamamını yetiştiren üstelik kendine de zaman ayırabilenlere, ilaveten 1 saat verildiğine şu ana kadar şahit olan yok.</p>
<p>70 yıl yaşayan bir insan;</p>
<ul>
<li>26 yıl uyuyor.</li>
<li>26 yıl çalışıyor.</li>
<li>6 yıl yemek yiyor.</li>
<li>5 yılını ulaşımda,</li>
<li>3 yılını ise tuvalette geçiriyor.</li>
<li>2 yıl telefonla konuşuyor</li>
<li>1,5 yıl hastalıkla geçiyor. Çarpıcı değil mi?</li>
<li>Yeni problem sahamız ise sosyal medya. We Are Social ve Hootsuit’in birlikte yayımladığı 2020 Türkiye internet, sosyal medya kullanım istatistiklerine göre; Türkiye’de 54 milyon sosyal medya kullanıcısı ve her kullanıcının da ortalama 9 sosyal medya hesabı var. Sosyal medyada günde ortalama 3 saat geçiriyoruz. 1 saat de online oyun oynuyoruz. Bu gidişle yaklaşık 10 yılımızı telefonlarla sosyal medyada geçireceğimiz tahmin ediliyor.</li>
</ul>
<p>Sevgili Okuyucu;</p>
<p>Son söyleyeceğimizi hemen en başta söyleyelim. Zaman doğru yönetilemiyorsa aslında hiç bir şey doğru yönetilemiyor demektir.  Zamanını yönetemeyen toplantıları yönetemez.  Zamanı yönetemeyen süreçleri, krizi yönetemez.   Kararları tam olması gereken zamanda alamazlar genellikle geciktirirler. Zamanı yönetemeyenler ilişkilerini de yönetemez.  Neticede ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabilir.</p>
<p>Maalesef modern insanın en önemli sorunlarından birisi de zamanı yönetememek, olayların, süreçlerin, krizlerin ya da güç odaklarının akışında yaşamaktır.</p>
<p><strong>Zaman Yönetimi Nedir?</strong></p>
<ul>
<li>En önemli planlama, plana sadık kalma ve öz denetim mekanizmasıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Zaman Yönetimi Ne Değildir?</strong></p>
<ul>
<li>Verilen bir karar ya da ulaşılmak istenen bir sonuç değil, başlı başına sürecin kendisidir.</li>
<li>Çalışmaya daha çok zaman ayırmak değil daha etkin ve verimli çalışmak, iş yaşam dengesini sağlamaktır.</li>
</ul>
<p>Peki sen gerçekten zamanını etkin yönetmek istiyor musun? bundan emin misin? Bunu neden sordum biliyor musun? <strong> </strong>Cevabın evet ise konfor alanındaki birçok şeyi terk etmen gerekecek de ondan buna hazır mısın?Önce zamanımızı yiyip bitiren zaman katillerinden bahsedelim</p>
<p><strong>Zaman Katilleri</strong></p>
<ul>
<li>Fiziksel ihtiyaçtan fazla uyumak</li>
<li>Haber siteleri, sosyal medya mecraları, oyunlarla internette geçen saatler</li>
<li>E-postalarda harcanan zaman</li>
<li>Randevusuz ziyaretçiler, bitmeyen sohbetler</li>
<li>Bacanağın yeni arabası, kuzenin botoksu sebebiyle uzayan telefon görüşmeleri</li>
<li>İşi gerekenden fazla zamana yaymak</li>
<li>Hayır diyememek</li>
<li>Plansızlık</li>
<li>Kararsızlık</li>
<li>Önem-öncelik belirlemedeki hatalar</li>
<li>Gereksiz bürokrasi</li>
<li>Fazladan hiyerarşi</li>
<li>En basit ve sıradan işlerin bile ortak akılla yapılmaya çalışılması</li>
<li>Gereksiz ya da uzun toplantılar</li>
<li>Kasıtlı ya da kasıtsız erteleme-oyalama</li>
<li>İş delegasyonundaki arızalar</li>
<li>Gün sonunda ise film, dizi, maç ve realty showların oluşturduğu narkotik ortamda geçirilen uzun saatler</li>
</ul>
<p>Sana da tanıdık geldi mi? Birçoğu zaman zaman senin de sığındığın ya da belki kurtulmak istediğin şeyler değil mi? Peki ne yapabilirsin? önce bir dizi önerim olacak sonra bazı tekniklerden bahsedeceğim.</p>
<p><strong>Zaman Yönetiminin Olmazsa Olmazları</strong></p>
<ol>
<li>Unutkanlık kurbanı olma. Yanında her zaman not defteri ve kalem olsun. Gerekli her şeyi, problem, öneri, yapılacak iş, vb ama her şeyi not et.</li>
<li>Dijital ajandanı mutlaka etkin bir şekilde kullan. Bilgisayarınla telefonunu senkronize et. <strong> </strong>Ama birden fazla takvim ve hatırlatıcı kullanma.</li>
<li>Başarılı ile başarısız arasındaki en önemli fark planlamadır. Modern zamanlar gün içinde yüzlerce uyaranla karşımıza çıkıyor. Var olan bir plana bile uymak son derece güç iken hiç planı olmayanın halini düşünemiyorum bile. <strong> </strong>Mutlaka 3 aylık, aylık, haftalık ve günlük planın, yapılacaklar listen olsun. Her bir işi bu listeye yazdıktan sonra kendine şu soruyu sor; yapmazsam ne olur? Cevabına göre listeyi revize et.</li>
<li>Bu listedeki işleri kendi içlerinde önem derecelerine göre sıralandır. Eskiler ne güzel demiş; “Ehem mühime müreccahtır”.<strong>  </strong> Yani en önemli önemliye tercih edilmelidir.</li>
<li>Daha sonra, yapılacak işleri zamanca planlayabilmek için acil ve acil olmayanları tasnif et. Bunun sonucuna göre yapılıp yapılmayacağına, yapılacaksa zamanına ve yapacak kişiye karar ver.  Listeni tekrar revize et.</li>
<li>Mutlaka her iş için bir bitme zamanı-miat tespit et ve buna sadık kal.</li>
<li>Eğer o günkü işlerinden birisi bir boz ayı ile güreşmekse bunu mesainin en başında yap. En korkutucu en sıkıcı görevi gerçekleştirmiş olmak güne devam etmen için sana ivme kazandıracak. Önemli toplantıları, can sıkıcı görüşmeleri, seni en çok rahatsız edecek her ne varsa onları her gün en erken saatlerde yap ki günün geri kalanında zihnin rahat etsin.</li>
<li>Müteakiben yapılması kolay-kısa sürecek işleri yap.</li>
<li>Kararsız kalma, işleri erteleme. Verilen en kötü kararın bile kararsızlıktan iyi olduğunu bil. <strong> </strong>Sorunları ya da işleri zamanında halletmezsen büyüyecek hatta kronik hale gelecektir, erteleme, miadında bitir.</li>
<li>Konu bir sorun ya da kriz ise; öncelikle problemin özüne in ve çok iyi tanımladığından emin ol. Semptomlarla değil, problemin bizzat kendisiyle ilgilen.</li>
<li>Yapılacaklar listesi genelde buradan köye yol olur. Sen ise tek başına her işi yapamazsın. iş delegasyonu ve yetki devrini asla ihmal etme.</li>
<li>Hayaller, akşamki maç, sabah asansörde tartıştığın kişiyle devam eden zihnî mücadele gibi gereksiz iç ya da sosyal medya, telefon görüşmeleri, ziyaretçi gibi dış duraklamaları önle ya da en aza indir.</li>
<li>Gerek moderatör gerekse katılımcı olarak toplantıların en kısa sürede bitmesi için hem toplantıya hazırlıklı gir hem de toplantıyı uzatacak gereksiz konular etrafında dolaşma.</li>
<li>Gün içinde o kadar sık duyarız ki “aaa ben yanlış anlamışım”. Zaman katillerinden birisi de iletişimdeki kazalar maalesef. Askerlikteki emir tekrarı prensibi tam bir hayat kurtarıcıdır. <strong> </strong>Tüm iletişim kazalarının ve yanlış anlaşılmaların önüne geçer.  Sana söyleneni kısaca tekrar etsen ya da verdiğin mesajın alıcı tarafından anlaşılıp anlaşılmadığını teyit etsen sence de güzel olmaz mı?</li>
<li>Dinlenme saatlerinden çalma. Bu anlarda istirahat etmeye ve astlarını da ettirmeye dikkat et.<strong>  </strong>Unutma sen 100 koşucusu değilsin, bitirmen gereken bir maraton var.</li>
<li>Mükemmeliyetçilik tuzağına düşme. Bir maili 3 saatte yazanlardan olma. Her işi hak ettiği zamanda yap. Her işe hak ettiği değeri ver. Ne eksik ne fazla.</li>
<li>Sana, takımına, kuruma ya da insanlığa faydası yoksa hayır demekten çekinme. Faydası var ama cari işi de bölecekse hemen evet deme, üzerinde düşün.</li>
</ol>
<ol>
<li>İnternette ve sosyal medyada geçireceğin zamanı mutlaka sınırla. <strong> </strong>Kesinlikle 1 saati geçmeyecek şekilde ve günün en ölü zamanında bu mecralarda vakit geçir, tüm güne yayma.</li>
<li>Zamanı daha verimli kullanmak adına aynı anda yapabileceğin birden fazla işin ne olabileceği üzerinde düşün. <strong> </strong>Örneğin kahve molanda sosyal medyanı takip edebilir, ulaşım esnasında kitap okuyabilir, telefondan film-dizi izleyebilir, müzik dinleyebilir, önceden kaydedilmiş podcast veya videoları takip edebilirsin.</li>
</ol>
<ol start="20">
<li>Mesai saatlerinden sonra çalışmayı ve çalıştırmayı sevenlerden misin? Hemen vazgeç.  Bu saatten sonra hem kişisel verimin düşeceğini hem de bir sosyal ve aile hayatının olduğunu unutma.   işözel yaşam dengesi yüksek verim ve motivasyon vaat eder.</li>
<li>Günün önemli bir kısmını ofiste, evrak dolabında ya da çantanda kaybettiklerini aramakla geçirme. Her akşam evraklarını ve dijital arşivini düzenle.  Masanın üzerini ertesi güne hazırla.</li>
<li>Küçük bir sır aslında günü 25 hatta 26 saat yapmak eşlimizde. Daha az film, daha az dizi, daha az maç daha az show daha fazla zaman demektir, unutma.</li>
</ol>
<p><strong>Zaman Yönetimi Teknikleri</strong></p>
<p>Şimdi gelelim hayatını kolaylaştıracak bazı tekniklere bunlar zamanını yönetmen için kullanabileceğin araçlardan en etkin olanlar<strong>.</strong></p>
<ol>
<li><strong> İşleri Yerine Koyma Tekniği</strong></li>
</ol>
<p>İlk olarak hem bir problem çözme hem de bir zaman yönetimi tekniği olan “İşleri Yerine Koyma Tekniğini” kısaca anlatmak istiyorum. David Allen tarafından geliştirilmiş.   Önce bütün iş, ihtiyaç veya isteklerin yazılmasıyla işe başlıyoruz.   Ardından zaman ya da kaynakça büyük olan işleri uygulanabilir küçük parçalara ayırıyoruz.  Bu sayede büyük işlerin gözümüzde büyüyüp ertelenmesinin önüne geçerken aynı zamanda detayları da gözden kaçırmamış oluyoruz.  Diğer taraftan birbirine benzeyen küçük işleri ise bu defa bir araya getiriyoruz.   Böylece yönetilmelerini kolaylaştırmış ve ihmal edilmesini engellemiş oluyoruz.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Eisenhower Matrisi</strong></li>
</ol>
<p>İşleri anlamlı parçalara böldük ya da benzer olanları birleştirdik.  Bitti mi? Hayır. Şimdi sıra bu işleri önem ve aciliyet durumuna göre sınıflandırmakta.</p>
<p>İlk defa Birleşik Devletlerin 34. Başkanı Eisenhower tarafından ortaya konduğu için adına “Eisenhower Matrisi” demişler. Önce ister kâğıt üzerinde istersen bir excel sayfasında dörtlü koordinat matrisi oluşturman gerekiyor. Daha basit ifadeyle kağıdı dörde böl. Daha sonra yapılması gereken işleri, acil-önemli, acil-önemli değil, önemli-acil değil ve önemli değil-acil değil şeklinde 4 kategoride bu matrise yerleştir. Amaç, işlerin önem ve aciliyet derecesini tespit ederek zamana ve yapacak kişiye karar vermek.</p>
<p>Matrisin birinci kategorisine giren işleri “hemen yapmalısın”. İkinci kategorideki işleri “yapabilecek başka birine devretmeli”, üçüncü kategorideki işler için “yapacağın zamana karar vermelisin. Son kategorideki işler için ise şimdi oylanmamalı ve “daha sonra yapmalısın”.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Pomodoro Tekniği</strong></li>
</ol>
<p>İşlerin sınıflandırılması bitti peki nasıl çalışalım? Çalışma saatlerini düzenlemek için ise “Pomodoro” tekniğini öneriyorum. Fransisko Cirillo tarafından geliştirilen tekniğe göre, 25 dakika çalışırsın, 5 dakika mutlaka dinlenirsin.  Bu 30 dakikalık periyodların her birine, domates anlamındaki İtalyanca sözcük olan ”pomodoro” denir. 4 pomodoro’u tamamladıktan sonra, bu defa 5 dakika değil 30 dakikalık daha uzun bir mola verirsin.  Molalarda asla işten veya çalıştığın konudan bahsetmez ya da uğraşmazsın.  Kısa kısa ama sıkça verilen molalar zihinde biriken çöpleri temizler, mental çevikliği artırır.  Bu teknik, aynı zamanda dikkat dağıtabilecek şeyleri minimize ederken odaklanmayı büyük ölçüde kuvvetlendirir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Pareto Analizi</strong></li>
</ol>
<p>Son olarak “Pareto analizinden bahsedeceğim. Vilfredo pareto tarafından geliştirilen bu teknik aynı zamanda 80-20 kuralı olarak da bilinir.  Çalışmaların 20%’sinin başarılarının 80%’ünü oluşturacağı esasına dayanır. İşlerin 80%’ini, ki bunlar küçük, önemsiz ya da kolay işlerdir, toplam zamanın 20%’lik kısmında tamamla.  Henüz yapmadığın 20%lik işi ise kalan zamanda yani toplam zamanın 80%’inde yap. Zamanını nereye harcadığını analiz etmene yarayan çok kullanışlı bir araç. Bu teknikle başarı vaat etmeyen işlere en fazla toplam zamanın %20’ini ayırırken başarıyı temin neden işlere kalan zamanın hepsini ayırabilirsin.</p>
<p>Evet Sevgili Okuyucu;</p>
<p>İlk söylediğimi bir kez daha tekrar edeyim.  Zamanını yönetemeyen hiçbir şeyi yönetemez. Ne işlerini ne de ilişkilerini.</p>
<p>Huzur, umut, bilgi ve inanç sizinle olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F24%2Fzamani-etkin-yonetmek%2F&amp;linkname=ZAMANI%20ETK%C4%B0N%20Y%C3%96NETMEK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F24%2Fzamani-etkin-yonetmek%2F&amp;linkname=ZAMANI%20ETK%C4%B0N%20Y%C3%96NETMEK" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F24%2Fzamani-etkin-yonetmek%2F&amp;linkname=ZAMANI%20ETK%C4%B0N%20Y%C3%96NETMEK" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F24%2Fzamani-etkin-yonetmek%2F&amp;linkname=ZAMANI%20ETK%C4%B0N%20Y%C3%96NETMEK" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F24%2Fzamani-etkin-yonetmek%2F&amp;linkname=ZAMANI%20ETK%C4%B0N%20Y%C3%96NETMEK" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F24%2Fzamani-etkin-yonetmek%2F&amp;linkname=ZAMANI%20ETK%C4%B0N%20Y%C3%96NETMEK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F24%2Fzamani-etkin-yonetmek%2F&amp;linkname=ZAMANI%20ETK%C4%B0N%20Y%C3%96NETMEK" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F24%2Fzamani-etkin-yonetmek%2F&#038;title=ZAMANI%20ETK%C4%B0N%20Y%C3%96NETMEK" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/09/24/zamani-etkin-yonetmek/" data-a2a-title="ZAMANI ETKİN YÖNETMEK"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/09/24/zamani-etkin-yonetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SINAV MI? SIRAT MI?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/09/08/sinav-mi-sirat-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sinav-mi-sirat-mi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/09/08/sinav-mi-sirat-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2020 11:06:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16240</guid>

					<description><![CDATA[SINAV MI? SIRAT MI? Sevgili Gençler; Yaşam maceranızda önemli bir noktaya geldiniz. Şu an en başta siz, aileniz ve öğretmenleriniz olmak üzere yakın çevrenizdeki herkesin gündemindeki en önemli konulardan birisi; gireceğiniz üniversite sınavı, değil mi? Yalnız değilsiniz. Bu yıl yaklaşık 3 milyon gençten birisi olacaksınız. Önce pek çoğunuzun hatta ailelerinizin şu an en çok merak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SINAV MI? SIRAT MI?</strong></p>
<p>Sevgili Gençler;</p>
<p>Yaşam maceranızda önemli bir noktaya geldiniz. Şu an en başta siz, aileniz ve öğretmenleriniz olmak üzere yakın çevrenizdeki herkesin gündemindeki en önemli konulardan birisi; gireceğiniz üniversite sınavı, değil mi? Yalnız değilsiniz. Bu yıl yaklaşık 3 milyon gençten birisi olacaksınız.</p>
<p>Önce pek çoğunuzun hatta ailelerinizin şu an en çok merak ettiği konudan başlayalım.</p>
<p><strong>Hangi Bölüm? Hangi Meslek? </strong></p>
<p>Pek çoğunuzun kafası karışık. Hangi bölümü yazacağınız konusunda her gün fikir değiştiriyorsunuz. Babanız size bir meslek yakıştırıyor, rehber öğretmeniz başka şey söylüyor. Kuzeninizle aynı bölümü okumanızı öğütleyen akrabalarınız bir otobüse sığmıyor artık.</p>
<p>Doğru meslek seçimi gerçekten çok önemli. Konfüçyüs ne diyordu “Sevdiğiniz işi yaparsanız, bir gün bile çalışmış sayılmazsınız.”</p>
<p>Pekiiii kimin sözünü dinlemelisiniz? Babanızın sözünü mü? Amcanızın önerisi mi?</p>
<p>Acele etmeyin, şimdi elinize bir kağıt kalem almanızı ve şu soruyu büyük harflerle yazmanızı rica edeceğim. “SAHİP OLMAM GEREKEN TÜM KAYNAKLARA SAHİP OLSAYDIM HANGİ MESLEĞİ YAPMAK İSTERDİM?</p>
<p>Yazdınız mı? Haydi şimdi de soruyu kendinize yüksek sesle okuyun. Bir daha ve bir daha. Zihninizde hangi meslek ve meslekler beliriyor? Elbette gerçekçi, elbette ayakları yere basan imgeler görmenizi rica ediyorum. Emek sarf etmeden büyük miraslara konmuş gençlerin yaşantısını ya da hayranı olduğunuz sanatçıların hayatını değil. O da olur ama burada konumuz üniversite sınavı.</p>
<p>Bir soru daha yazmanızı istiyorum. “BENİM YAŞAM AMACIM NE? İLERİDE HANGİ İŞİ YAPARSAM KENDİMİ GERÇEKLEŞTİRMİŞ OLURUM? BU MESLEK BENİ TAMAMLAR MI?”</p>
<p>O ana ve çalıştığınız ortama gidin ve üzerinizdeki kıyafeti, kullandığınız araçları, duvarın rengini, masanın üzerini görün lütfen. İlişkide bulunduğunuz insanları hayal edin. Çalışırken çevrenizde kimler var? Sizde ne duygular uyandırıyor? Akşam oldu eve gidiyorsunuz, ne hissettiniz? Peki Cuma günü? Ya Pazartesi? Büyük bir hevesle işe gidiyor musunuz yine?</p>
<p>Hayal ettiğiniz meslek sizi gerçekten ifade eden, sizi tamamlayan, sizi mutlu eden ve sizin kimliğinizin önemli bir parçası olmasını istediğiniz bir meslek mi?</p>
<p>Son olarak o mesleği icra eden yakın çevrenizdeki insanları ziyaret edin. Yüz yüze, aklınızdaki her soruyu sorun. Onların meslekle ilgili duygu ve yorumlarından ziyade anlattıkları reel gerçeklere önem verin. Ülke çapındaki üstatları sosyal medyadan takip edin hatta onlara yine sosyal medyadan ya da e postalarından ulaşarak mesleği tanımaya yönelik sorular sorun.</p>
<p>Sevgili Gençler, Değerli Anne-Babalar;</p>
<p>Hedef, iş ve eğitim hayatında da en çok karşılaştığımız kelimelerden biri durumunda. Bununla birlikte daha söylenirken bazı insanlarda kaygıya sebep olduğu da su götürmez bir gerçek. Bunun çeşitli sebepleri var.</p>
<p>Görüştüğüm gençlere hedeflerini sorduğum zaman büyük kısmının yüzünün gölgelendiğini gördüm. Önce büyük bir hevesle hedeflerinden bahsederken, görüşmenin ilerleyen bölümlerinde anne ve babalarının kendilerinden beklentilerini ya da çevrelerinde saygı duydukları insanların duymak istedikleri şeyleri söylediklerini ama aslında bahsettikleri hedefe kendilerinin de inanmadıklarını ya da o hedefe ulaşmanın onları mutlu etmeyeceğini gözlemledim. Hatta “kuzenin Pelinsu hukuk okuyor sen de hukuk oku!”, “Komşunun oğlu Boğaç 450 puan aldı sakın altını getirme bana!” dendiğine şahit oldum. Burada iki şeyi fark ettim:</p>
<ol>
<li>Hedefin gerçeklikten uzak fazla yüksek tespit edilmesi.</li>
<li>Hedefi, gencin fikrini almadan ebeveynin seçmesi.</li>
</ol>
<p>Çok yüksek hedefler seçiyoruz. Böyle yapmakla elimizi korkak alıştırmamak gerektiğini ve yüksekten gidersek başarının da aynı ölçüde yüksek olacağına inanıyoruz. Burada hayallere hudut konmasına kesinlikle karşı olduğumu belirtmeliyim, özellikle siz gençlerin hayallerine. Fakat siz hayallerinizle mutluyken ve bu hayale göre konumlanmaya çalışırken, önünüze kocaman bir hedef konduğunda, hele hayallerinizle de ilgisi yoksa, daha yolun başında hedefe ulaşmanın neredeyse imkânsız olduğu kanaatine kapılıyor ve kaygıya kapılıyorsunuz. Hedefler her zaman ulaşılması zor ama sonunda mutlaka ulaşılabilir olmalıdır. Mükemmeliyetçilik zannedildiği gibi çok iyi bir değer değildir. İnsanlar mükemmel olduğu için değil kendileri olduğu için kıymet bulur.</p>
<p>Hedefe ulaşanların hepsi mutlu mu peki? Tam değil.</p>
<p>Tıp fakültesinde, mühendislik fakültesinde, hukuk fakültesinde okuyan ama bölümü ile ilgili mutsuz olan, konservatuar, güzel sanatlar fakültesinde, veterinerlik fakültesinde veya aşçılık okuyan fakat çok mutlu olan gençler tanıdım. Sebebini araştırdığım zaman, mutluluk veya mutsuzluğun kaynağının okunan bölüme göre değil, o bölümü kimin seçtiğine ve gencin bölümü sevip sevmemesine bağlı olarak değiştiğini gördüm. Kendi başına veya ailesi ile birlikte müşterek ama ikna olarak seçtikleri bölümlerde okuyan gençlerin büyük çoğunluğu mutlu iken kendisinin seçmediği hatta istemediği bölümlerde okuyan çocukların çoğu mutsuz hatta bir kısmının umutsuz olduğunu gözlemliyorum.</p>
<p>Gençler;</p>
<p>Anne ve babanızın, öğretmenlerinizin engin tecrübeleri çok önemli. Bu tecrübeyi parayla satın alamazsınız. Onlara mutlak surette kulak verin.</p>
<p>Anneler, Babalar, Öğretmenler;</p>
<p>Gençlerin sessiz çığlıklarına kulak verin. Onların hayallerini, hedeflerini, yaşam amaçlarını yok saymayın. Karar mutlaka müşterek alınmalı. Her iki taraf da anlaşmak amacıyla bu konuyu konuşmalı, kendi kafasındakini kabul ettirmek için değil.</p>
<p><strong>Seveceğiniz Bir Mesleği Seçerseniz Ne Olur? </strong></p>
<ul>
<li>Konfüçyüs dedi ya hiç çalışmamış gibi olacaksınız. Hobinizi yaparken para kazanacaksınız. Daha ne olsun?</li>
<li>Yaşam yolculuğunuzda mutluluğunuza katkıda bulunacak önemli bir aşamayı geçmiş olursunuz.</li>
<li>Sizi mutsuz eden bir mesleğiniz olmayacağı için ilişkilerinizin kalitesi artacak.</li>
<li>Enerjinizi emen bir ortamda çalışmayacaksınız.</li>
<li>Özgüveniniz yükselecek, çünkü kendinizi doyasıya ifade edebileceğiniz bir iş yeriniz olacak.</li>
<li>Sağladığınız katma değer için gelen geri bildirimler sebebiyle her gün biraz daha fazla yarar sağlamak isteyeceksiniz. Bu sebeple sürekli gelişim içinde olacaksınız.</li>
<li>Motivasyonunuz artacak. İlişkileri sağlıklı, enerjisi yüksek, özgüveni tam, gelişmeye açık insanların dış motivatöre ihtiyacı olur mu? Kendinizin doğal motivasyon kaynağı olacaksınız.</li>
<li>Tüm bunların sonunda hayattan daha fazla zevk alacaksınız.</li>
<li>Haydi bir de bonus vereyim. Pazartesi sendromu da yaşamayacaksınız. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></li>
</ul>
<p>Bölüme karar verdiniz, hayırlı olsun. Peki iş bitti mi? Elbette hayır yeni başlıyor. Başarıya giden yolda size 4 tane hediye vereceğim.</p>
<p><strong>Başarının Anahtarları</strong></p>
<ol>
<li><strong> Her şeyin başında olumsuz inançlarınızı yok edin.</strong></li>
</ol>
<p>Ne demek bu?</p>
<ul>
<li>Bu yıl hep size söylendiği gibi hayatınızın en önemli yılı değil, buna inanın. Belki en özel yılı.</li>
<li>Başarılı olmanız için robot olmanız gerektiği söylendi size. İnanmayın, planlı olmanız yeterli.</li>
<li>Tüm sosyal yaşantınızı noktalamanız, antrenmanları bırakmanız, telefonu toprağa gömmeniz de anlamsız. İnsan sosyal varlıktır. Sosyalleşmeden gerçek başarı sağlanamaz. Yalnız rehberlik öğretmenizle, koçunuzla ya da ailenizle yaptığınız plana sadık kalın ve plana uymanız için ailenizin yaptığı uyarıları dikkate alın yeter.</li>
<li>“Benim sayısalım iyi değil. Ben de matematik zekası yok. Ben sözelciyim. Ben sayısalcıyım ezberim çok kötü vs vs vs” sık duyduğumuz olumsuz inançlar. Bunların hepsi aslında bilinçaltında öyle olmasın ı istediğimiz için yarattığımız durumlar.</li>
</ul>
<p>Şuna inanın. İnsanlar eşit yaratılmıştır. Doğan çocukların ancak %1’i dâhidir. Diğerleri ise birbirine çok yakın zihni melekelere yakındır. Aradaki küçük farkları sonraki yıllardaki yaşanmışlıklar belirliyor. İşte içinde bulunduğumuz bu yıl, var ise, bu olumsuz farkları yok edeceğiniz eğlenceli bir yıl olacak. Bu yıl ne öğrenirseniz geride kalan yaşantınızda da yoğunlukla bu bilgileri kullanacaksınız.</p>
<p>Ben bu kadar yapabiliyorum demek yerine her gün çok az daha fazlasını hedefleyin. Sporcuları düşünün. İlk gün hepsi zorlanmıştır değil mi? Ancak birkaç gün sonra aynı antrenmanı daha rahat yaparlar. Daha sonra antrenörleri sürekli üzerine ekler. Şampiyonlar böyle yetişir.</p>
<p>Siz de kendi hayatınızın ailenizin şampiyonusunuz. Bu özel yılda test kitaplarınıza bu gözle bakın. Kırılması gereken kişisel rekorunuz. Her gün birkaç dakika fazla, birkaç soru arttırarak ilerleyin. Birine ulaşınca diğerine geçin. Ne diyordu Martin Luther King “Uçamıyorsan, koş. Koşamıyorsan, yürü. Yürüyemiyorsan, sürün; ama hareket etmeye devam et. İlerlemeyi sürdür.”</p>
<p>Yapabileceğinizin en iyisini yapın. Herkesin aynı başarıyı göstermesi elbette mümkün değil. Burada önemli olan sizin gerçekten yapabileceğinizi, elinizden gelenin en iyisini yapmanız. Eğer bunu yaptıysanız sonuç da hak ettiğiniz gibi olacak inanın bana.</p>
<p>Bu noktada inançları yok etmek için size küçük bir tüyo: Beyni formatlamak mümkün. Sizin için ne kadar imkânsız görünürse görünsün diğer normal insanların yapabildiği şeyleri siz de yapabilirsiniz. Ama ön koşul buna gerçekten inanmak ve bunu kendinize ve elbette bilinçaltınıza sürekli tekrarlamak.</p>
<p>Kendinize aslında ne kadar muhteşem olduğunuzu ve bu yılın da hayatınızın en özel ve en güzel yılı olacağını her gün tekrar edin. Bıkmadan usanmadan ama inanarak tekrar edin. Bilinçaltınız şekillenmeye başlayacaktır</p>
<ol start="2">
<li><strong> Mutlaka ama mutlaka kaygıyı kontrol altında tutun.</strong></li>
</ol>
<p>Kaygı dikkat sorunlarına yol açar. Kaygılı insan tüm dikkatini kaygı duyduğu alana yöneltir.  Geleceği düşünmeyin, başkalarının ne kadar çalıştığına takılmayın. Diğerlerinin deneme sınavlarında aldığı puanları boş verin. Kontrol edilen stres insanı diri ve hedefte tutar ama fazlası kaygıya yol açarak yapabileceklerinizi bile yapamamanıza yol açar. Sık sık kedi gibi esneyin çünkü araştırmalara göre esnemek beyninizi yatıştırır ve gevşetir. Sizi ne rahatlatıyorsa, dua, meditasyon ibadet mutlaka zaman ayırın. İhtiyaç duyuyorsanız bir psikologdan destek alın.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Sakın bariyerlere takılmayın.</strong></li>
</ol>
<p>Biraz önce antrenmana, oyuna, telefona tamam dedim farkındayım. Sözlerimin arkasındayım. Ama tüm bunlar sizin hedefe odaklanmanıza ve ders çalışmanıza engel olmaya başlamışsa planınıza ya sadık kalın ya da ortadan kaldırın.  Sınava çalışan bir öğrencinin sosyal medya, dijital oyun, arkadaş ortamları ya da antrenman için bir günde sarf edeceği toplam zaman maksimum 1 saat olarak planlanmalıdır.  Bu konuda ebeveynlerinizi dinleyin.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Hissi sığınaklar aramayın.</strong></li>
</ol>
<p>Duygusal kaçışlar her ne kadar kendinizi iyi hissettirse de gün sonunda başarıyı vaat etmez. Sadece iyi yaptığınız ders ya da konulara odaklanıp diğerlerini görmezden gelmeyin. Coğrafyaya zaman ayırıp edebiyatı yok saymayın.</p>
<p>Son olarak Sevgili Gençler;</p>
<p>İlk yılında belki kazanamayacaksın. Bu dünyanın sonu mu? Elbette hayır.</p>
<p>Ya da hayal ettiğin üniversiteyi muhteşem bir puanla kazandığını öğrendin. Herşey tamam mı maalesef değil.</p>
<p>Ülkemizde sınavlar özellikle üniversite sınavları hak ettiklerinden daha fazla değer bulmuş çoook küçük bir yol ayrımı yalnızca. Sınavlar öğrenciler için mutlaka aşılması gereken fakat aşılırken de birçok bedelin ödendiği bir sektör haline geldi maalesef. Hedeflenen puan ya da hayal edilen bölüm sürdürülebilir bir mutluluğu temin etmediği gibi aksinin de travma oluşturmasına izin vermeyin. Üniversite, bölüm ve meslek insan olma yolculuğunda mutluluğun parametrelerinden yalnız biri.</p>
<p>Sen yüksek puan aldığın için değil sen olduğun için önemlisin. Sen düşük puan alsan da annenin babanın göz bebeğisin.</p>
<p>İnanırsan başarırsın. Yolun bahtın açık olsun</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F08%2Fsinav-mi-sirat-mi%2F&amp;linkname=SINAV%20MI%3F%20SIRAT%20MI%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F08%2Fsinav-mi-sirat-mi%2F&amp;linkname=SINAV%20MI%3F%20SIRAT%20MI%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F08%2Fsinav-mi-sirat-mi%2F&amp;linkname=SINAV%20MI%3F%20SIRAT%20MI%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F08%2Fsinav-mi-sirat-mi%2F&amp;linkname=SINAV%20MI%3F%20SIRAT%20MI%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F08%2Fsinav-mi-sirat-mi%2F&amp;linkname=SINAV%20MI%3F%20SIRAT%20MI%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F08%2Fsinav-mi-sirat-mi%2F&amp;linkname=SINAV%20MI%3F%20SIRAT%20MI%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F08%2Fsinav-mi-sirat-mi%2F&amp;linkname=SINAV%20MI%3F%20SIRAT%20MI%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F08%2Fsinav-mi-sirat-mi%2F&#038;title=SINAV%20MI%3F%20SIRAT%20MI%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/09/08/sinav-mi-sirat-mi/" data-a2a-title="SINAV MI? SIRAT MI?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/09/08/sinav-mi-sirat-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GÖNÜLLÜ İLETİŞİM</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/09/03/gonullu-iletisim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gonullu-iletisim</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/09/03/gonullu-iletisim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Sep 2020 12:26:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16236</guid>

					<description><![CDATA[İletişim, duygu, düşünce, davranış ve bilginin aktarılmasını ve bu aktarımın gerçekleştiği ortamı ifade eder. İletişimin temel maksadı muhatapta istenen etkiyi yaratmaktır. Şüphesiz etki ancak iletişimin ikna edici olmasıyla mümkün olur. Aristo’nun “Retorik” adlı klasiği ve Prof. Robert B. Cialdini’nin “İknanın Psikolojisi” kitabı başta olmak üzere pek çok eser iletişimde ikna tekniklerini anlatır. Bu teknik ya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İletişim, duygu, düşünce, davranış ve bilginin aktarılmasını ve bu aktarımın gerçekleştiği ortamı ifade eder. İletişimin temel maksadı muhatapta istenen etkiyi yaratmaktır. Şüphesiz etki ancak iletişimin ikna edici olmasıyla mümkün olur. Aristo’nun “Retorik” adlı klasiği ve Prof. Robert B. Cialdini’nin “İknanın Psikolojisi” kitabı başta olmak üzere pek çok eser iletişimde ikna tekniklerini anlatır. Bu teknik ya da önerilerin hepsi bir akademik temele dayanır ve elbette doğrudur. Hatta korkunun dahi iknada çok etkili olduğuna ilişkin hem genel bir toplumsal kanı hem de bilimsel araştırmalar var. Bu yazıda araştırmalardan çıkan sonuçlar yerine biraz daha soyut bir olgudan bahsedeceğim; gönülden gönüle iletişim.</p>
<p>Eski zamanlarda çocuğun birisi bal yiyince hastalanıyor ama bal yemeyi de bırakamıyormuş. Anne ve babası çocuğun bal yemesini önleyebilmek için hekimlere gitmiş, tedbirler uygulamışlar ama fayda etmemiş. Sonunda, tavsiye üzerine, İmam-ı Azam Ebu Hanifi&#8217;ye gitmişler. Ebu Hanife, sorunu dinledikten sonra çocuğun ana ve babasına dönmüş ve &#8220;kırk gün sonra gelin&#8221; demiş. Anne ve baba buna bir anlam verememiş ve çaresizlikle geri dönmüşler. Kırk gün geçtikten sonra tekrar Ebu Hanife&#8217;nin huzuruna varmışlar. Ebu Hanife, çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra ona, &#8220;Bundan sonra bal yeme evladım!&#8221; demiş. Sonra da çocuğun ailesine dönüp, &#8220;Tamam, gidebilirsiniz &#8220;demiş.</p>
<p>Anne baba şaşkınlık içinde, &#8220;Bu mudur yani?&#8221; dercesine birbirlerine bakmışlar. Öyle ya kırk gün bekleyip de sonunda sadece bir cümle duymak bir hayli gariplerine gitmiş. Fakat karşılarındaki zat da devrin en büyük alimi, sıradan birisi değil ki. Onun dediği gibi yapmışlar ve evlerine dönmüşler. Sonraki günlerde çocuklarının artık hiç bal istemediğini fark etmişler. İmam-ı Azam&#8217;a tekrar gelerek merakla sormuşlar: &#8221; Efendim ona tek bir cümle söylediniz. Onu nasıl baldan vazgeçirebildiniz? Nedir bunun hikmeti?&#8221;.</p>
<p>Gülümseyerek şöyle cevap vermiş İmam-ı Azam Ebu Hanife: &#8220;Kırk gün önce ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin başkasına bal yeme demesi hiçbir işe yaramazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de oğlunuza tesir etti.&#8221; diye cevap vermiş.</p>
<p>Konuşmak iletişim kurmak için yeterli değildir. Duygu ve yaşanmışlıktan yoksun sözler ancak dinleyenin kulağına hitap eder. Etkisinin cümle bitmeden geçmesi sürpriz olmaz. Oysa Mevlana’nın Mesnevi’de belirttiği “gönül dili” konuşma dilinden çok farklıdır. Gönülden söylenen söz muhatabının yüreğinde karşılık bulur. Karşısındakini tüm araç ve yetenekleriyle dinleyemeyen, söylediklerini anlayıp söylemediklerini duyamayan, empati yapamayan kişi yapay ikna ve etkileme tekniklerinden medet umar. Oysa içten bir tebessüm ve samimi bir yaklaşım tüm tekniklerin ötesinde anlam ifade eder. Söyleyenle dinleyenin meselesi aynı olmalıdır. Meselesi aynı olmayan gönlüyle karşılık veremez. Aynı dili konuşmaktan daha önemlisi aynı duyguyu paylaşmak, aynı gönül diline sahip olmaktır. Gönül dili ile konuşma algıların ötesinde bir araca ihtiyaç duyar. 47 yıllık eşini kaybeden teyzenin &#8220;şimdi ben derdimi anlatırken konuşmak zorunda kalacağım” sözü bunun en güzel örneği değil midir?</p>
<p>Can Yücel’in olağanüstü Türkçesi ile bize aktardığı Herman Amato’nun muhteşem dizelerine kulak verelim.</p>
<p>‘En uzak mesafe ne Afrika&#8217;dır, ne Çin, ne Hindistan,<br />
Ne seyyareler, ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.<br />
En uzak mesafe;<br />
İki kafa arasındaki mesafedir,<br />
Birbirini anlamayan….’</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F03%2Fgonullu-iletisim%2F&amp;linkname=G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9C%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F03%2Fgonullu-iletisim%2F&amp;linkname=G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9C%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F03%2Fgonullu-iletisim%2F&amp;linkname=G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9C%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F03%2Fgonullu-iletisim%2F&amp;linkname=G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9C%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F03%2Fgonullu-iletisim%2F&amp;linkname=G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9C%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F03%2Fgonullu-iletisim%2F&amp;linkname=G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9C%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F03%2Fgonullu-iletisim%2F&amp;linkname=G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9C%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F09%2F03%2Fgonullu-iletisim%2F&#038;title=G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9C%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/09/03/gonullu-iletisim/" data-a2a-title="GÖNÜLLÜ İLETİŞİM"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/09/03/gonullu-iletisim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PROFESYONEL YAŞAMIN TEMEL SORUNU; KONTROLSÜZ EGO</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/08/08/profesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=profesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/08/08/profesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2020 08:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16229</guid>

					<description><![CDATA[Ego, Ama Nereye Kadar? Ego, bireyin bir ortam içinde konumlanacağı yeri belirleyen, sosyal yaşamın sağlıklı devam etmesi için gereken özsaygı ve öz güveni besleyen normal bir duygudur. Kontrol edilebildiği sürece kişinin onuruna yakışan bir şekilde yaşamasını temin eder. Egomuz sayesinde bankadaki sıramıza sahip çıkar, pazarda ezik domatesi değiştirir, kasiyerden eksik verdiği para üstünü tamamlamasını isteriz. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ego, Ama Nereye Kadar?</strong></p>
<p>Ego, bireyin bir ortam içinde konumlanacağı yeri belirleyen, sosyal yaşamın sağlıklı devam etmesi için gereken özsaygı ve öz güveni besleyen normal bir duygudur. Kontrol edilebildiği sürece kişinin onuruna yakışan bir şekilde yaşamasını temin eder. Egomuz sayesinde bankadaki sıramıza sahip çıkar, pazarda ezik domatesi değiştirir, kasiyerden eksik verdiği para üstünü tamamlamasını isteriz. Bu duygu bize başkalarının saygısızlık yapmasına engel olur. Dilimizde benlik de denir. Demek ki ego normal bir duygudur, kontrol edilebildiği sürece bizi hayata bağlar. Ama sınırları vardır.</p>
<p>Özsaygı ve özgüven aşırılaştığı zaman ego da kontrol sınırları dışına çıkar, rahatsız edici bir formata dönüşür. Bireyin var olan kişiliğinin ötesinde hayal ürünü bir karakter ortaya çıkar. Bu durum ilişkilerde güven, samimiyet, dürüstlük ve ciddiyet gibi olmazsa olmaz değerleri altüst ederek sahte, ikiyüzlü bir ortam oluşturur. Ego artık egoizme, egosantrizme, kibre doğru yol almıştır.</p>
<p>Zen Derslerinde, Yuanwu, Yuan Budai’ye şöyle öğüt veriyor: “Kendi içinde kibir duyuyorsan ve yeteneklerini gösterişle sunma eğilimin varsa, o zaman hırs ortaya çıkar ve aklın saf olmaktan uzaklaşır”</p>
<p>Egoya lider tarafından bakınca, takım üyelerinin lidere karşı geliştireceği samimi ve kalıcı saygıyı belirleyen faktörlerden birisi olarak karşımıza çıkar. Gel gör ki bugüne kadar tanıdığım hiçbir yönetici bana samimi bir şekilde ”Ben cidden biraz kibirli bir insanım yav” demedi. Oysa “Bende hiç ego yoktur” diyen yöneticiye çok rastladım ve nerede ise tamamı buz gibi kibirli idi, hem de en yükseğinden, ben şahidim. Bugün yönetim kademelerinde en çok gördüğümüz arızalardan biri maalesef kontrol edilemeyen ego.</p>
<p>Çalışanlara sabahları günaydın demeyi (genelde yüzüne bakmadan) veya seçip yıldızlaştırdığı çok az sayıdaki insanla samimi ilişkiler geliştirmeyi ya da sürekli öğle yemeğini takımdan ayrı ve daha özel yediği halde bir saha çalışmasında onlarla yere bağdaş kurup ekmek arası köfte yemeyi alçakgönüllülük sanan birçok yönetici aramızda dolaşıyor. Tüm başarıyı kendine mal edip bütün övgüyü kendi için isteyen yönetici lider olmaktan çok uzaktır. En çok kullandıkları kelime “ben” kelimesidir. Eylemlerden bahsederken birinci tekil şahıs kullanırlar. Genelde benzersiz olduklarını düşünürler. Başarının sebebi onlardır, başarısızlık başkalarından. Merhamet değerleri gelişmemiştir. Anlayış ve affetmek onlara göre değildir. Kendilerini hep üstün gördükleri için bir süre sonra yalnızlığa itilirler.</p>
<p>Oysa lider kibirden uzak, insan merkezli çalışır. Yetki sahibi astlarının da kontrolsüz egodan uzak ilişkiler kurduğunu takip eder. Makam ve salahiyetini personeline üstten bakmak, bezdirmek için değil, onların iş yaşantılarını kolaylaştırmak için kullanır. Böylece verimin artacağını bilir. Meslek ya da yönetsel pozisyonlar insanı kuşatan ve asla değişmeyecek deri değil olsa olsa elbise gibi düşünülmelidir. Eskiyebilir, değişebilir, değiştirilebilir.</p>
<p>İslam Alimi ve Mutasavvıf Gazâli (1058-1111) kibir ve kendini beğenmeyi, olumlu karakter özellikleri ve davranışlara yönelmeyi engelleyen bir perde olarak görür. O’na göre bu perde, dışarıdan gelecek her türlü olumlu eğitim ve öğütlere karşı kişiyi duyarsız kılar. İnsan ayağında ne büyük pranga değil mi?</p>
<p>Kibri olmayan lideri; “Özür dilerim sanırım hata yaptım” itirafından, “Bu konuyu ben bilmiyorum, en iyi kim biliyor?” sorusundan, sık teşekkür etmesinden, tokalaşırken ve gülümserken samimiyetinden, itibar, eğitim ve sosyoekonomik durumuna bakmaksızın aynı kategorideki (örneğin tüm çalışanlara, tüm sporculara, tüm müşterilere, tüm tedarikçilere, tüm öğrencilere, tüm velilere..) insanlara aynı şekilde davranmasından, bizzat kendi yaptığı iş ve başarıları astlarına mal etmesinden, astlarının hatasını sahiplenmesinden, takımdaki herkesle aynı tonda ve sıcaklıkta konuşmasından, takımla aynı yerde aynı yemeği neşeyle yemesinden, sorulara, maillere, mesaj ve telefonlara hemen cevap vermesinden, astlarının aileleri hakkında sahip olduğu bilginin derinliğinden, mecbur kaldığında mesai sonrası iş isteme tavır ve davranışından, seçilmiş yıldızları olmamasından ve tüm takıma eşit davranmasından rahatlıkla tanıyabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F08%2F08%2Fprofesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego%2F&amp;linkname=PROFESYONEL%20YA%C5%9EAMIN%20TEMEL%20SORUNU%3B%20KONTROLS%C3%9CZ%20EGO" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F08%2F08%2Fprofesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego%2F&amp;linkname=PROFESYONEL%20YA%C5%9EAMIN%20TEMEL%20SORUNU%3B%20KONTROLS%C3%9CZ%20EGO" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F08%2F08%2Fprofesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego%2F&amp;linkname=PROFESYONEL%20YA%C5%9EAMIN%20TEMEL%20SORUNU%3B%20KONTROLS%C3%9CZ%20EGO" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F08%2F08%2Fprofesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego%2F&amp;linkname=PROFESYONEL%20YA%C5%9EAMIN%20TEMEL%20SORUNU%3B%20KONTROLS%C3%9CZ%20EGO" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F08%2F08%2Fprofesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego%2F&amp;linkname=PROFESYONEL%20YA%C5%9EAMIN%20TEMEL%20SORUNU%3B%20KONTROLS%C3%9CZ%20EGO" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F08%2F08%2Fprofesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego%2F&amp;linkname=PROFESYONEL%20YA%C5%9EAMIN%20TEMEL%20SORUNU%3B%20KONTROLS%C3%9CZ%20EGO" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F08%2F08%2Fprofesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego%2F&amp;linkname=PROFESYONEL%20YA%C5%9EAMIN%20TEMEL%20SORUNU%3B%20KONTROLS%C3%9CZ%20EGO" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F08%2F08%2Fprofesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego%2F&#038;title=PROFESYONEL%20YA%C5%9EAMIN%20TEMEL%20SORUNU%3B%20KONTROLS%C3%9CZ%20EGO" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/08/08/profesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego/" data-a2a-title="PROFESYONEL YAŞAMIN TEMEL SORUNU; KONTROLSÜZ EGO"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/08/08/profesyonel-yasamin-temel-sorunu-kontrolsuz-ego/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İKİ YÜZLÜ LİDERLİK</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2020/01/31/iki-yuzlu-liderlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iki-yuzlu-liderlik</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2020/01/31/iki-yuzlu-liderlik/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jan 2020 07:52:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fatihpocan.com/?p=16206</guid>

					<description><![CDATA[Liderliğin İki Yüzü Liderlik, birbirinden farklı disiplin, ihtiyaç ve algılamaların yönlendirmesiyle, literatürde çok farklı isim, beklenti ve yetkinliklerle tarif edilmeye çalışılmıştır. Örgütün türü ve misyonu ne olursa olsun, liderlerin sahip olması gereken yetkinlikleri iki temel sınıfa ayırdığımızda, aslında taban tabana zıtmış gibi gözüken mizaç, yetkinlik ya da davranışların, çelişmek şöyle dursun, aksine birbirlerini tamamladıklarını görmekteyiz. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Liderliğin İki Yüzü</strong></p>
<p>Liderlik, birbirinden farklı disiplin, ihtiyaç ve algılamaların yönlendirmesiyle, literatürde çok farklı isim, beklenti ve yetkinliklerle tarif edilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Örgütün türü ve misyonu ne olursa olsun, liderlerin sahip olması gereken yetkinlikleri iki temel sınıfa ayırdığımızda, aslında taban tabana zıtmış gibi gözüken mizaç, yetkinlik ya da davranışların, çelişmek şöyle dursun, aksine birbirlerini tamamladıklarını görmekteyiz.</p>
<p>Drew Dudley, liderlik konularında eğitim veren bir konuşmacı. Eğitimlerinde küçük bir deney yaparak şu soruyu soruyor:</p>
<p>&#8211; “Aramızda kimler bir lider olduğunu düşünüyor? Elinizi kaldırabilir misiniz? “</p>
<p>Çok az insanın elini kaldırdığını, konuşması için söz verdiklerinin ise: “Hayır ben bir lider değilim” ya da “İyi bir lider sayılmam” dediğini söylüyor.</p>
<p>Bu durum onların sosyal fobilerinden çok daha başka bir şeyi açıklıyor. İnsanlar, lider denen varlığı öyle yüce bir yere konumlandırmıştır ki o unvanı artık kendi varlıklarından daha büyük hale getirmiştir. Kendilerini gerçek bir lider olarak görmedikleri gibi hayatları boyunca asla oraya erişemeyeceklerini düşünürler. Bu sebeple de ben liderim ya da liderlik yeteneklerim var demeyi ukalalık olarak görürler. Liderlikle ilgili literatürün bu konuda, insanların üzerindeki hatırı sayılır etkisini de unutmamak gerekir elbette.</p>
<p>Liderlik; ölüyü diriltmekle, dünyayı değiştirmekle ilgili değildir. Her durumda küllerinden yeni bir Zümrüdüanka kuşu yapmayı, dokunduğu takımı başarıdan başarıya, hedeften hedefe koşturmayı da garanti etmez. Öyle olsaydı, Steve Jobs 1985’te kendi şirketinden atılmaz, Bill Gates 1972’de kurduğu Traf-O-Data’da da başarılı olurdu. Liderlik, yalnız muharebe sahası veya iş dünyasının karmaşık ortamları ile de ilgili değildir. Lider deyince akıllara, elinde haritası ile bir asker, şık takım elbiseli bir yönetici, takımı sahada ter döken bir teknik direktör gelmemelidir.</p>
<p>Her gün, sabahtan akşama kadar evdeki her işi, herkesi ve her şeyi ahenk içinde yöneten evin kadını, 140 daireli sitenin günlük işlerini ve ilişkilerini, kimsenin kuyruğunu diğerininkine değdirmeden başarı ile yöneten site görevlisi, hepsi özel ilgi isteyen müşterilerle dolu, kalabalık ve şık bir restoranın cevval maitre d&#8217;hotel’ini hiç lider olarak hayal etmiş miydiniz?</p>
<p>Küçücük bir çocuğun hayatının en önemli figürlerinden ilkokul öğretmeninin, öğrenci yurdunda yalnızlığı içinde yaşarken desteğe ihtiyacı olan bir öğrenciye dokunan unvansız yurt görevlisinin, hiç karşılık beklemeden yaptıklarıyla, belki de sonucu hiç görmeyecek oldukları halde, gençlerin hayatlarında ne denli önemli etkilerinin olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz?</p>
<p>Bu saydıklarım belki de lider sıralamalarınızda en altlarda bile değil. Ama varlar, orada bir yerlerdeler ve insanların hayatını şekillendirmeye ve onlara ilham vermeye devam ediyorlar. İki farkla: Yönetimlerinde bir takım yok ve isimleri yönetici değil. Bununla birlikte belki de kendilerinin bile farkında olmadığı liderlik yeteneklerinin bazılarını gün içinde sürekli kullanıyorlar. Ne dersiniz? Bugüne kadar hiç böyle düşünmemiştiniz değil mi?</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="631"><strong>Liderlik; askerlerin, iş adamlarının, siyasetçilerin, spor takımı antrenörü, arama kurtarma tim lideri ya da fasilitatörlerin tekelinde değildir. İnsanların ya da takımların hayatına dokunmakla, onlar tarafından takip edilmekle ilgilidir.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Havalı bir ofis, yüklü bir maaş, pahalı bir otomobil ve kartvizitte yazan unvan iyi bir liderliği garanti etmediği gibi kimi zaman liderlik yapmak için organizasyonel bir yapı dahi gerekmiyor. Çünkü liderler atanmıyor, kendiliğinden ortaya çıkıyor. Sokakta oynayan çocukların arasında, bir proje grubunun içinde, Okul Aile Birliğinin ilk toplantısında ya da şehrin orta yerinde meydana gelen bir kazayı seyredenlerden, formel bir yetkilendirme yapılmadığı halde, birinin ortaya çıktığını, oluşturduğu çekim alanı, gözle görülmeyen ama hissedilen karizması ve diğer herkesi peşinden sürüklediği rüzgârıyla bir anda sıyrılıverdiğini görmüşsünüzdür. Lider işte tam da budur.</p>
<p>Bu yazıda insanların hayatına dokunan, onların geleceğini şekillendiren gizli liderlerden değil, kurum ve işletmeleri yöneten liderlerin özelliklerinden bahsedeceğim.</p>
<p>Herhangi bir işletme yönetimi veya liderlik kitabını ya da makalesini okuduğunuz zaman liderlik çeşitleri/kategorileri/modelleri/tipleri adı altında liderliğin sınıflandırıldığını görürsünüz. Bu kategorizasyonu, her ekol ve her yazar, kendi meşrebine göre yaparken, liderlere “özelliklerine göre kendine bir yer beğen”, yönetilenlere ise “bak bakalım senin lider bunlardan hangisine benziyor” der adeta. Çoğunlukla yazı sonunda, bir liderlik çeşidini diğerlerine göre daha öne çıkartarak sanki o liderlik tiplerinden en iyisi olduğunu vurgulamaktan da geri durmaz.</p>
<p>Liderlikle ilgili kaleme alınan kaynaklardan tespit edebildiğim liderlik tipleri şunlardır:</p>
<p>Otoriter, Katılımcı, Karizmatik, Demokratik, Zorlayıcı, Delege Edici, Belirleyici, Destekleyici, Demokratik, Kurum İçi Ağ Oluşturan, Hükmedici, Gayretkeş, Paternalist (Babacan), Stratejik, Hizmetkar, Transaksiyonel (İşlemsel), Tırmanıcı, Muhafazakâr, Hümanist, Transformasyonel (Dönüşümcü), Liberal, Sahte Demokrat, Doğal, Uzlaşmacı, Duygusal, Bürokratik Direktifçi, İş Birlikçi ve Arkadaş.</p>
<p>Ben yazarken bunaldım, umarım siz okurken sıkılmadınız. Burada, yanlış giden bir şey, bir mantık hatası var. Zaman içinde değişebileceği, farklı olaylarda farklı davranabileceği ya da aynı anda pek çok özellik, değer, inanç barındırabileceği için, bir insanı tek bir kelimeyle ve mutlak bir şekilde nasıl tanımlayamaz ve onu bir kategoriye sokamazsak, pek çok yetkinliğe sahip lidere de giysin diye yalnız bir tane elbise dikemeyiz. Liderliği, tek bir formata sokmak doğru değildir.</p>
<p>1936’da İstanbul Çekmece’de Nuri Conker ile gezerken, vergi borcu sebebiyle vergi memurları tarafından zorla öküzü satılan ve kendilerini tanıtmadıkları için, Atatürk’ün bizzat kendisine ve gıyabında İsmet İnönü’ye hicivle dokunduran Köylü Halil Ağa’nın yanındaki Cumhurbaşkanı Atatürk’ü hangi kategoriye, 25 Nisan 1915’te Conkbayırı’nda Mehmetçiğe “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” diyen Yarbay Mustafa Kemal’i hangi sınıfa koymalıyız?</p>
<p>Japon Kılıç Ustası Miyamoto Musashi (1584-1645) 5 Çember Kitabı’nda: “Su kabın şeklini alır, kimi zaman bir damladır o, kimi zamansa öfkeli deniz. Silahlar arasında yeğlediğin bir tanesi olmamalı. Bir silahla fazlasıyla içli dışlı olmak da onu iyi tanımamak kadar kötüdür. Komutanların sevip sevmeme gibi bir durumları olmamalıdır” der. Uzak doğuda oldukça ünlü olan, rivayete göre bir defasında girdiği mücadelede tek başına altmış savaşçıyı etkisiz hale getiren usta, savaşçıların çatışmanın değişken koşullarına uygun teknik ve taktikleri kullanması gerektiğini, amacın düşmanı saf dışı bırakmak olduğunu, bunu da en sevdiği tekniği uygulayarak değil, çatışmayı başlatacak ve bitirecek doğru hamlenin kullanılmasını ve gidişatı an be an değiştirecek kabiliyete sahip olmak gerektiğini söyler. O’na göre başarı için taktik; bir bukalemun olabilmeyi yani farkı dövüş tarzlarına ve silahlara hâkim olmayı gerektirir. Her şeyi çalışmayı, işe yarayanların elinde tutulmasını ve asla savaşçının kendini tek bir sistemle sınırlamamasını öğütlüyor.</p>
<p>Çok tanıdık geldi değil mi? Tıpkı bir lider ve kullanması gereken yetkinlikler gibi.</p>
<p>Neyse ki; 1958’de Fred Fiedler, 1970’lerde Hersey&amp;Blanchard, 1971’de Robert House, 1973’te Vroom&amp;Yetton yaptıkları ayrı ayrı araştırmalarla, liderlerin duruma göre farklı davranabileceklerine ilişkin kuramlar geliştirmiştir. Bu kuramlar evrensel bir liderlik davranışının olamayacağı, liderlerin gelişen duruma göre davranabilecekleri görüşüne dayanır.</p>
<p><strong>Liderliğin Ben ve Sen Yüzü</strong></p>
<p>Liderlik durumsal özelliklere sahiptir ve meydana gelen olay, kriz ya da duruma göre liderin kullanacağı yetkinlikler değişiklik gösterebilir.</p>
<p>Liderlik, temelde iki boyutu olan ve tüm liderlik özelliklerini bu iki boyutta kullanan, disiplinler arası bir disiplindir. Liderlik ‘Ben Yüzü’ ve ‘Sen Yüzü’ olmak üzere iki temel kavram üzerinde dengede durur. Bu iki yüz liderin yetkinliklerini zenginleştirirken aynı zamanda sahip olduğu kimliğe anlam, ruh ve derinlik katar.</p>
<p>Liderin etkinliği, aslında duruma uygun davranışları sergilemesiyle ortaya çıkar. Her lider her organizasyonda başarılı olamayabilir. Organizasyonlarda ‘en iyi yol’ her zaman bir tane değil daha fazla sayıda olabilir. Kullanılan her bir yolun ‘etki’ ve ‘verimliliği’ her zaman aynı değildir. Davranışların sonuçları ‘çevre koşullarına’ bağlıdır.</p>
<p>Liderlik aynı kalıp içinde sıkışmış ve yakıştırılan davranış modelini tekrar eden bir yapıdan ziyade duruma göre şekil alan esneklikle icra edilir. Bu sebeple önemli liderlik özelliklerinden birisi de elastikiyet ve orkestrasyondur.</p>
<p>Lider, değişim gerektiği durumlarda transformasyonel, toplantılarda demokrat, zor günler yaşayan bir takım üyesi için elbette babacan, kurum değerlerine ve misyonuna uygun davranmayanlara karşı önce destekleyici sonra muhafazakâr hatta belki otoriter, inisiyatif vererek yetiştirmek istediği personel için liberal, kriz dönemlerinde veya tempolu günlerde hizmetkar lider olsa daha iyi olmaz mı?</p>
<p>Burada, kişiliğini bulamamış çizgisi belli olmayan, kafası karışık bir yönetici tasviri yapmıyorum elbette. Ben, duruma, olaya, kişiye ve ortama uygun davranan bir yöneticiden söz ediyorum. Biraz karikatürize edecek olursak; lüks bir mekânda önemli müşterilere verdiği iş yemeğini çok iyi idare eden ama ertesi gün şirket yemekhanesinde canı sıkkın bir mavi yakalıyı tek başına görünce yanına oturup kuru fasulyeye kaşık sallayan birinden bahsediyorum.</p>
<p><strong>Liderliğin Ben Yüzü</strong></p>
<p>Liderin bizzat kendisine, kendi dünyasına bakan yüzüdür. Buna liderin <em>merkeziyetçi</em> yanı da diyebiliriz.  Burada, liderin IQ kapasitesinden, tecrübe ve bilgisinden, görev tanımı, idari ve hukuki sorumlulukları, emir-komuta etme heves ve arzusundan gelen özellikler bulunur.</p>
<ul>
<li>Meydan okuyan,</li>
<li>Taviz vermeyen,</li>
<li>Emreden,</li>
<li>Örnek olan,</li>
<li>Beyne ve mantığa hitap eden,</li>
<li>Cesur,</li>
<li>Atılgan,</li>
<li>Soğukkanlı,</li>
<li>Analitik,</li>
<li>Ciddi,</li>
<li>Önce sistem ve organizasyonun menfaatini düşünen,</li>
<li>Hata görmek için bakan,</li>
<li>Hata düzelten,</li>
<li>Organizasyonun misyonunu anlamış ve misyona sahip çıkan,</li>
<li>Kendini dinleten,</li>
<li>Gerektiğinde sert mizaçlı,</li>
<li>Kaçınılmaz olduğunda cezalandıran.</li>
</ul>
<p>Bu özellikler bir liderin sahip olması gereken bazı ‘Ben’ özellikleridir. Buradaki nitelikler, lideri, öne çıkartan, liderin otorite ve görev alanını emniyete alan, bizzat onun karakterinin ve davranışlarının önemli olduğu özelliklerdir.</p>
<p><strong>Liderliğin Sen Yüzü</strong></p>
<p>Liderin astları ve takımı tarafına bakan yüzüdür, buna liderin <em>ademi merkeziyetçi</em> yanı da diyebiliriz. Burada liderin duygusal zekâsı (EQ)’ndan, insani tarafları ve vicdanı sorumluluklarından kaynaklanan, sevk ve idare etme ile ilişkilendirebileceğimiz özellikler bulunur.</p>
<ul>
<li>Egodan uzak,</li>
<li>Hoş görülü,</li>
<li>İstek uyandıran,</li>
<li>İlham veren,</li>
<li>Kalp ve ruha hitap eden,</li>
<li>Temkinli,</li>
<li>Sakin-sabırlı,</li>
<li>Sıcakkanlı,</li>
<li>Sezgisel,</li>
<li>Samimi,</li>
<li>Önce takımın menfaatini düşünen,</li>
<li>Hatayı sahiplenen,</li>
<li>Gördüğü hataları kazanıma dönüştüren,</li>
<li>Vizyon sahibi ve vizyona sahip çıkan,</li>
<li>Başkalarını dinleyen,</li>
<li>Yumuşak mizaçlı,</li>
<li>Ödüllendiren.</li>
</ul>
<p>Bu nitelikler de liderin sahip olması gereken bazı ‘Sen’ özelikleridir. Lideri değil, astlarını ve takımı öne çıkartan, çalışanların konfor alanına hizmet eden, takımın ruh, karakteri ve davranışlarının önemli olduğu özelliklerdir.</p>
<p><strong>Liderlikte Denge</strong></p>
<p>Ben ve Sen Yüzleri arasındaki ilişki; gece ile gündüz, soğuk ile sıcak, acı ile tatlı, yin ve yang arasındaki ilişki gibidir. Aralarında çelişki var gibi görünüyorsa da bunlar birbirini tamamlayan biri olmadan diğeri olamayacak özelliklerdir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="631"><strong>Liderin ben yüzü ‘gücün karanlık tarafı’ gibi algılanmamalıdır.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Liderin, sürekli pozisyonunun ya da kurumun menfaatlerini ön planda tutması ne kadar yanlış ise devamlı çalışanların menfaatlerini öne çıkarması da o denli yanlış olabilir. Her zaman sezgileri ile karar vermesi ne kadar hatalı ise karar vermek için sürekli doğruluğu kesinleşmiş veri, bilgi ve analitik raporlar beklemesi de o denli hatalıdır. Sıcaktan bunalmış biri için bir bardak soğuk suyun kıymeti, bir tanker sıcak çaydan daha fazla iken, soğuktan donmak üzere olan birisi için sıcak bir bardak çay tüm kuzey kutbundaki suya bedel değil midir? Biri diğerine tercih edilebilir mi?</p>
<p>Lider gücünün yalnız ‘Ben’ tarafını kullanırsa her şeye hâkim olabilir, ondan habersiz kuş bile uçmaz. Diğer taraftan, takımının hareket alanını daraltır, inisiyatif kullanmasını engeller, onları hata yapmamak için risk almamaya, rutin dışına çıkmamaya zorlarken uzun vadede verim ve yaratıcılıklarının yok olmasına sebep olabilir. Liderin bazen hataları görmezden gelmesi, bazen küçük disiplinsizliklere arkasını dönmesi, orta ve uzun vadede çok daha yüksek hasılalar elde etmesine sebep olacaktır. Elbette kantarın topuzunun kaçmasına engel olmak ve gerekirse, takımı hiza ve istikamete getirmek, bozulan disiplini yeniden tesis etmek de liderin görevidir.</p>
<p>Lider karar verinceye kadar çalışanların fikirlerini alan, tartışan, kendi fikirlerinin dahi eleştirilmesine müsaade edecek kadar katılımcı ve demokrat, karar verdikten sonra esnetilmesine, değiştirilmesine, savsaklanıp hafife alınmasına izin vermeyecek kadar kararlı ve bürokrat, verdiği kararda yanlışlık ya da durum değişikliklerinde kararını revize edecek ya da tamamen değiştirecek kadar olgun ve esnek olmalıdır. Asla taviz vermeyen bir lider yaratıcılığı öldürürken hep taviz veren bir lider de önce kendi otoritesini erozyona uğratır sonra organizasyonun dengesini bozar.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="633"><strong>Lider; tıpkı yin ve yang arasındaki muhteşem uyumda olduğu gibi, sahip olduğu ben ve sen yüzünün zıtlıkları arasında sağladığı denge ile hayat bulur, takımına hayat verir. </strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ben Yüzü ile Sen Yüzü birbirine galip gelmeye çalışmamalı, aksine muhteşem bir denge üzerinde olmalıdır. İş, olay, yer, zaman, çevre ve ihtiyaca göre durumsal farkındalıkla kullanılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F01%2F31%2Fiki-yuzlu-liderlik%2F&amp;linkname=%C4%B0K%C4%B0%20Y%C3%9CZL%C3%9C%20L%C4%B0DERL%C4%B0K" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F01%2F31%2Fiki-yuzlu-liderlik%2F&amp;linkname=%C4%B0K%C4%B0%20Y%C3%9CZL%C3%9C%20L%C4%B0DERL%C4%B0K" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F01%2F31%2Fiki-yuzlu-liderlik%2F&amp;linkname=%C4%B0K%C4%B0%20Y%C3%9CZL%C3%9C%20L%C4%B0DERL%C4%B0K" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F01%2F31%2Fiki-yuzlu-liderlik%2F&amp;linkname=%C4%B0K%C4%B0%20Y%C3%9CZL%C3%9C%20L%C4%B0DERL%C4%B0K" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F01%2F31%2Fiki-yuzlu-liderlik%2F&amp;linkname=%C4%B0K%C4%B0%20Y%C3%9CZL%C3%9C%20L%C4%B0DERL%C4%B0K" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F01%2F31%2Fiki-yuzlu-liderlik%2F&amp;linkname=%C4%B0K%C4%B0%20Y%C3%9CZL%C3%9C%20L%C4%B0DERL%C4%B0K" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F01%2F31%2Fiki-yuzlu-liderlik%2F&amp;linkname=%C4%B0K%C4%B0%20Y%C3%9CZL%C3%9C%20L%C4%B0DERL%C4%B0K" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2020%2F01%2F31%2Fiki-yuzlu-liderlik%2F&#038;title=%C4%B0K%C4%B0%20Y%C3%9CZL%C3%9C%20L%C4%B0DERL%C4%B0K" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2020/01/31/iki-yuzlu-liderlik/" data-a2a-title="İKİ YÜZLÜ LİDERLİK"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2020/01/31/iki-yuzlu-liderlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KİMDEN LİDER OLMAZ?</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2019/08/19/kimden-lider-olmaz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kimden-lider-olmaz</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2019/08/19/kimden-lider-olmaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Aug 2019 07:21:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihpocan.com/?p=7737</guid>

					<description><![CDATA[Yöneticilerde En Sık Görülen Arızalar Yazılarımda çoğunlukla liderde olması gereken özellikleri ifade etmeye çalıştım. Bir de gücün karanlık tarafına bakıp, başarıları ya da sergiledikleri imaj ile göz dolduran ama lider olamamış yöneticilerin patolojisini incelemeye ne dersiniz? Etik Dışı Davranma Hakkını Kendine Bahşedenler Sonuç odaklılık ve salt başarıya güdülenmiş olmak, zafiyetleri olan bazı yöneticileri, konfor alanlarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yöneticilerde En Sık Görülen Arızalar</strong></p>
<p>Yazılarımda çoğunlukla liderde olması gereken özellikleri ifade etmeye çalıştım.</p>
<p>Bir de gücün karanlık tarafına bakıp, başarıları ya da sergiledikleri imaj ile göz dolduran ama lider olamamış yöneticilerin patolojisini incelemeye ne dersiniz?</p>
<ul>
<li><strong>Etik Dışı Davranma Hakkını Kendine Bahşedenler</strong></li>
</ul>
<p>Sonuç odaklılık ve salt başarıya güdülenmiş olmak, zafiyetleri olan bazı yöneticileri, konfor alanlarını genişletmek ya da az bir gayret ve zamanda işi tamamlamak için değer ve etik kurallar dışına çıkmaya iter. Bunlar, kurumun ve toplumun değerleri ile ters düşme pahasına başarıya odaklanmış yöneticilerdir. İş, süreç ve hedefleri savaşta yok edilmesi gereken birer düşman hedefi gibi görürler. Onlar başarmak için dünyaya gelmiş, bunun için çok bedel ödemiştir! Bu sebeple hedefe ulaşmak için her yolu mubah sayar, müşteriyi tek kullanımlık görür, çalışanlara yerine biri bulunabilir gözüyle bakar. Onlara göre kurallar, değerler gerektiğinde zaruret! sebebiyle esnetilebilir.</p>
<p>Organizasyonda bir süre sonra etik ve değerleri küçümseyen çalışanların sayı ve gücünde artış olurken nitelikli personel kaybı da kaçınılmaz olur.</p>
<ul>
<li><strong>Öfke Patlamaları ve Nobranlıkta Tavan Yapanlar</strong></li>
</ul>
<p>Eksik ya da aksayan yeteneklerini bilen ama bununla yüzleşemediği için bu kaslarını güçlendiremeyen yöneticilerde öfke patlamaları görülür. Beceriksizliklerini ve açık taraflarını seslerini yükselterek kapatmaya çalışırlar. Kaşları arasındaki mesafe kısa, alt dudakları genelde titrek, yüzleri hep beyazdır. Sık kırdıkları için cep telefonlarını da sık değiştirirler. Ofisinde dosyalar, kağıtlar havada uçuşur. Yazdıkları kısa bir mesaj ya da maille çalışanlarda tahrip gücü yüksek patlayıcıdan fazla etki bırakırlar.</p>
<p>Kimse onu anlamıyordur! En iyi o bilir! Koskoca yönetici olmasına rağmen bu yaştan sonra en çok o çalışır! Ondan başka kurumu düşünen yoktur! O olmasa organizasyon yıkılır, gider! Dillerinde kemik, ses tellerinde ayar yoktur. Zaman zaman gönül alsalar da artık kalpler kırılmış, onur ayaklar altına alınmıştır.</p>
<p>Nitelikli personel zamanla kendine dışarıya atarken geride kalanlar; tüm teklif ve çözüm reflekslerini çöpe, yaratıcılıklarını rafa kaldırarak, yalnız söyleneni yapan mekanik varlıklara dönerler.</p>
<ul>
<li><strong>Kraldan Çok Kralcılar</strong></li>
</ul>
<p>En sık rastlanan arızalı yönetici patolojisidir. Yaşamını devam ettirebilmek, üstleriyle çatışmamak, bazen sağlam bir bonus bazen de yalnız bir takdir alabilmek için birçok yönetici, yukarıya şirin gözükür. Dikkatlerini aslarından ziyade üstlerine verirler. Ne olduklarından çok üstlerinin kendilerini nasıl gördükleriyle ilgilenirler.</p>
<p>Üst yönetimi rahatsız etmemek, yeni bir maliyet kapısı açmamak, süreçler sorunsuz yönetiliyormuş gibi göstermek için, işin gerekleri, astların sorunları, acil çözülmesi gereken problemler, mutlaka yapılması elzem olan harcamalar adeta bir kara delikle karşılaşır ve yokluğa karışır.</p>
<p>İşler hep gecikir, son geceye kalır. Çalışanlar üzerindeki stres yükü sürekli artar, teklif mekanizması yok olur, küçük sorunlar büyür, büyük problemler ise gerekli olandan çok daha büyük maliyetlerle çözülür.</p>
<p>Sonuçta, nitelikli personel işten ayrılır. Niteliksiz ama kurnaz personel bu gri havadan faydalanır.</p>
<ul>
<li><strong>Koltuk ve Kartvizitten Beslenenler</strong></li>
</ul>
<p>Havalı bir ofis, pahalı şirket arabası, marka elbiseler, lüks zevkler. Odak noktasında bunlar ve bunların sağladığını düşündüğü aura vardır. Organizasyonda hiyerarşiyi kasta dönüştüren, pozisyon, yetki ve unvanın verdiklerini hunharca, egosantrik ve adeta yarın tükeniverecekmiş, bugün son damlasına kadar sarf edilmeliymiş gibi hadsizce kullanırlar. Kibirleri yüksek, empati yetenekleri sıfırdır.</p>
<p>Nitelikli personel çok kısa sürede kendine iş aramaya başlar.</p>
<ul>
<li><strong>Hiç Bitmeyen, Sonuçsuz Toplantı ve Nasihat Canavarları</strong></li>
</ul>
<p>Bir toplantı yarım saatten fazla devam ediyor ise, toplantıya katılanların hiçbirinin ön hazırlığı yok demektir, başta yöneticinin. İş hayatının artık kronik sorunu haline gelen bitmeyen toplantılar ve sonucu olmayan konuşmalar, bir zaman hırsızı, verim düşürücüdür. Tam da bir direksiyon emekçisinin, 5-6 yıl önce bir madeni yağ reklamında dediği gibi “Ağzı olan konuşuyor, bu makama oturmak kolay mı?”.</p>
<p>Toplantının işi bitirmek değil, alınacak kararlara göre aslında yeni başlatmak olduğunu bu yöneticiler anlayamamıştır, elbette karar alınabilirse. Konuşmanın yapmaktan kolay olduğunu insanoğlu ilk gençlik yıllarında keşfediyor ve zamanı geldiğinde bunu iş hayatına kolayca ithal ediveriyor. Bol bol konuş, nasıl yapılacağını süslü kelimelerle anlat, mailler havada uçuşsun, telefonların mesaj uygulamaları hiç susmasın ama söylediklerinle yaptıkların çelişsin.</p>
<p>En çok konuşan, en güzel cümleler kuran, en hazır cevap aynı zaman da en çok çalışandır. Tabiidir ki yöneticiden sonra!</p>
<ul>
<li><strong>Yıldızlarla Dans Edenler</strong></li>
</ul>
<p>Bu yöneticiler, kendilerindeki benzersiz! özelliklere sahip çalışanları parlatır, onları korumak, kollamak, terfi ettirmek ve onlarla olmaktan büyük zevk alırlar.</p>
<p>Yeri geldiğinde alkışlarıyla yöneticiyi var eden, yeri geldiğinde haber alma uzmanı gibi çalışan, çoğunlukla da yöneticinin duymak isteyeceği şeyleri söyleyen çalışanlar bu tip yöneticilerin yıldızlarıdır. Yönetici onlar sayesinde, gün geçtikçe organizasyonun gerçeklerinden uzaklaşır ve zihninde yarattığı başka bir organizasyonu yönetmeye başlar.</p>
<p>Bu yıldızlardan biri gizli yönetici olarak çoktan yönetimi devralmış nitelikli personel ise kendine iş aramaya başlamıştır bile.</p>
<p>Yazıyı okuduktan sonra, sizin de aklınıza kimi yüzler bazı isimler geldi mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F08%2F19%2Fkimden-lider-olmaz%2F&amp;linkname=K%C4%B0MDEN%20L%C4%B0DER%20OLMAZ%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F08%2F19%2Fkimden-lider-olmaz%2F&amp;linkname=K%C4%B0MDEN%20L%C4%B0DER%20OLMAZ%3F" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F08%2F19%2Fkimden-lider-olmaz%2F&amp;linkname=K%C4%B0MDEN%20L%C4%B0DER%20OLMAZ%3F" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F08%2F19%2Fkimden-lider-olmaz%2F&amp;linkname=K%C4%B0MDEN%20L%C4%B0DER%20OLMAZ%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F08%2F19%2Fkimden-lider-olmaz%2F&amp;linkname=K%C4%B0MDEN%20L%C4%B0DER%20OLMAZ%3F" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F08%2F19%2Fkimden-lider-olmaz%2F&amp;linkname=K%C4%B0MDEN%20L%C4%B0DER%20OLMAZ%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F08%2F19%2Fkimden-lider-olmaz%2F&amp;linkname=K%C4%B0MDEN%20L%C4%B0DER%20OLMAZ%3F" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F08%2F19%2Fkimden-lider-olmaz%2F&#038;title=K%C4%B0MDEN%20L%C4%B0DER%20OLMAZ%3F" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2019/08/19/kimden-lider-olmaz/" data-a2a-title="KİMDEN LİDER OLMAZ?"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2019/08/19/kimden-lider-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LİDERİN OLMAZSA OLMAZ 25 ÖZELLİĞİ</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2019/06/06/liderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=liderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2019/06/06/liderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jun 2019 12:09:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihpocan.com/?p=7726</guid>

					<description><![CDATA[Lider Önder, şef anlamında kullanılan bir sözcüktür. Liderlik unvan değil, bir yetkinliktir. Bu sebeple itibarını atamadan değil, ilişkide bulunduğu insanların, O’nu; vizyon sahibi, etkileyici, ilham verici ve geliştirici olarak tanımalarıyla elde eder. Lider atanmaz. Yalnız muharebe sahası veya iş dünyasının karmaşık ortamları ile ilgili de değildir. Liderlik yapmak için mutlaka her zaman organizasyonel bir yapıya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lider</strong></p>
<p>Önder, şef anlamında kullanılan bir sözcüktür.</p>
<p>Liderlik unvan değil, bir yetkinliktir. Bu sebeple itibarını atamadan değil, ilişkide bulunduğu insanların, O’nu; vizyon sahibi, etkileyici, ilham verici ve geliştirici olarak tanımalarıyla elde eder. Lider atanmaz. Yalnız muharebe sahası veya iş dünyasının karmaşık ortamları ile ilgili de değildir. Liderlik yapmak için mutlaka her zaman organizasyonel bir yapıya ihtiyaç yoktur. Sokakta oynayan çocukların arasında, bir proje grubunun içinde, Okul Aile Birliğinin ilk toplantısında ya da şehrin orta yerinde meydana gelen bir kazayı seyredenler arasından, formal<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>bir yetkilendirme yapılmadığı halde, birinin ortaya çıktığını, oluşturduğu çekim alanı, gözle görülmeyen ama hissedilen karizması ve diğer herkesi peşinden sürüklediği rüzgarıyla bir anda grubun içinden sıyrılıverdiğini görmüşsünüzdür. İşte lider tam olarak budur.</p>
<p>İşletme yönetimi anlamında lider ise; organizasyonun hedefine ulaşması için; kaynakları (insan, entelektüel sermaye, başarma arzusu, personelin terfi ve rekabet hırsı, bütçe, makine, teçhizat), ulusal ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde, doğru yer, zaman ve miktarda kullanarak, iş ilişkisinde bulunduğu tüm birey ve teşkilleri hedefe yönlendiren, bu hedefin onlar tarafından benimsenmesini temin eden, bireyler arasında doğru görevlendirme ve/veya eşgüdüm sağlayarak tüm bu dağınık kaynaklar topluluğu arasında sinerji oluşturan kişidir.</p>
<p>Lider; astlarında vazifeye talip olma iştiyakı<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>uyandırır. Onlara ilham verir, onlara bazen koçluk<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>yapar bazen de bir mentor<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>gibi davranır. Sınırları çok net çizilmiş ilişkiler ağı içinde olsa dahi otoriteye değil, bilgi, tecrübe, karizma ve etkilemeye dayanan yönetim anlayışını hâkim kılar. Mantığa değil ruha, beyne değil yüreğe hitap eden özellikleri kendiliğinden kullanır.</p>
<p>Lider; makul seviyenin üzerinde dikey yapılanma ve emir-komuta ilişkisi oluşmasına izin vermeden, yürürlüğe koyacağı felsefe, yönetimsel politikalar, iş süreçleri, görev tipi emirler<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>ve gerektiğinde eğitim programları ile zaman ve gayret sarfını önleyerek organizasyonu hedefe ulaştırır.</p>
<p><strong>Liderin Olmazsa Olmaz 25 Özelliği</strong></p>
<p>Herkesin lider tanımı ve ondan bekledikleri birbirinden farklıdır. Kimimiz lider iyi hikâye anlatmalı derken bir başkası tutku ya da basitlik mutlaka liderde olmalı diyecek, entelektüel olmasını kimileri şart koşarken bir diğeri fedakârlık yoksa kalsın diyecektir.</p>
<p>Organizasyonların lider yetkinlik ihtiyacı da birbirinden farklılık gösterir. Bir özel kuvvet birliği liderinden beklenenler ile üniversite rektörünün liderlik özellikleri birbirine elbette bütünüyle benzemeyecektir. Büyük bir reklam ajansının yönetsel nitelikleri ile 2.000 kişilik şantiyenin başındaki şefin yönetsel niteliklerinin farklı olması da doğaldır. Tüm liderlere aynı gömleği giydirip sonra üzerine olmasını beklemek doğru değildir. Hepsi kendi dünyasının gerçeklerine göre yetkinliğe sahip olmalıdır.</p>
<p>Tipi, büyüklüğü ne olursa olsun, herhangi bir organizasyonu yöneten liderde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm, minimum temel lider yetkinliklerini müteakip satırlarda sıraladım.</p>
<p><strong>1. Kendini ve Astlarını İyi Tanır</strong></p>
<p>Liderin tüm yetkinliklerinin en başında kendini çok iyi tanıması gelir. Duygusal zekâsı yüksektir. Kendini tanıyan lider; duygularının düşünce ve davranışlarını nasıl etkilediğini bilir, kuvvetli/zayıf, gelişime açık taraflarının, zaaflarının bilincindedir, bunları yönetebilir. Astları ile ilişkisinde duygu patlamaları yaşamaz. İcra esnasında; işi bizzat yapma, delege etme, yardım etme, nasıl yapılacağını söyleme, koçluk yapma arasında kolay, hızlı ve etkili geçişler yapar. Farkındalığı yüksektir, bu yüzden fark etme ve aksiyona geçme süresi çok kısa olur. İlişki yönetimi, ilişkileri geliştirme ve sürdürme kabiliyeti yüksektir.</p>
<p>Astları ile vakit geçirdiği için onların kişilik özelliklerini, değerlerini ve yetkinliklerine vakıftır. İş delegasyonunu ve gerektiğinde motivasyonu buna göre kurgular. Aidiyeti ve organizasyonun moral değerlerini kuvvetlendirmek için, çalışanların aile/özel hayatlarını, makul seviyede ve yapmacıklıktan uzak bir şekilde merak eder, sorunlarını ya da mutluluklarını zamanında öğrenir, paylaşır. Bu sebeplerle doğru ve verimli takımlar kurar.</p>
<p>Organizasyon büyüdükçe yöneticilerin astlarını tanımak için ortam oluşturması ve onları tanıması elbette zor hatta imkânsız olabilir. Büyük organizasyonlarda, yöneticilerin birinci ve ikinci kademe astları ile yakın iletişim kurması, liderler için bir ölçü olabilir.</p>
<p><strong>2. Dürüst ve Ahlaklıdır</strong></p>
<p>Lider, tavır, davranış, ahlak ve dürüstlüğü ile tüm organizasyona örnek olur böylece huzur ve güven ortamı oluşturur. Takımını da bu niteliklere sahip insanlarla kurar. Organizasyon içi ve dışı tüm ilişkilerin dürüstlük ve temiz ahlak ekseninde yürüdüğünü takip eder. Ahlak zafiyeti olan ya da işine ve arkadaşlarına dürüst olmayan personele, ne denli nitelikli olursa olsun, müsamaha göstermez.</p>
<p><strong>3. Adildir</strong></p>
<p>Adalet, organizasyon yapısının kilit taşı, kişileri bir arada tutan mıknatıs, birbirleri ile ve organizasyonla birleştiren çimentodur.</p>
<p>Bunu Marka/Pazarlama danışmanı Temel Aksoy&#8217;dan öğrendiğim ve çok ilginç bulduğum bir sosyal deneyle anlatacağım. 1980’lerin başında Alman sosyologlar Güth, Schmittberger ve Schwarze, iki kişi ile bir deney (Ultimatum Game) yaptılar. Aralarından birini kurayla seçerek kendisine 100 dolar verdiler ve bu parayı kendisiyle diğer kişi arasında istediği oranda paylaştırmasını istediler. İkinci kişinin paylaşım kararını kabul etmesi halinde her ikisinin de paralarını alıp hemen gidebileceklerini fakat diğer kişinin paylaşımı kabul etmemesi halinde kimsenin para alamayacağını söylediler.</p>
<p>Klasik iktisat teorisi, insanların akılcı olduklarını ve kendi çıkarlarını düşünerek karar aldıklarını varsayar. Teoriye göre, kendisine düşen para miktarı ne kadar az olursa olsun, ikinci kişinin teklifi kabul edip, ‘havadan gelen’ bu parayı alması gerekir. Çünkü kendi çıkarını düşünen her akılcı insanın böyle yapması beklenir.</p>
<p>Fakat deney hiç de beklendiği gibi gelişmedi. Deneyin uygulandığı pek çok ülkede, kültürel farklılıklara rağmen, paylaşım %50’den farklı olduğu zaman, deneye katılan binlerce kişi teklifi reddetti. En fakir ülkelerde bile birinci kişinin ikinciye verdiği miktar adil olmadığı durumlarda deneye katılan ikinci kişiler parayı almadılar. Kendilerine birinci kişinin ‘reva gördüğü’ ‘havadan gelen’ parayı alıp evlerine dönmek yerine parayı almayarak onu cezalandırmayı tercih ettiler.</p>
<p>Deney, insanların adaletsizliğe derin tepki gösterdiklerini kanıtladı. Adalet duygusu, çoğu zaman insanın kendi çıkarından bile önemlidir. İnsanlar bir daha karşılaşmayacaklarını bildikleri insanlarla bir iş birliğine girdiklerinde bile, bu ilişki sırasında adil olmayan bir davranışla karşılaştıkları takdirde içgüdüsel olarak adaletten yana tavır alırlar.</p>
<p>Adalet liderlerin en önemli değeridir. Bunu organizasyonun da temel değeri haline getirirler. Görevlendirmeler, terfi, takdir ve cezalar, prim, ödül ve maaş artışlarında her zaman adil davranırlar.</p>
<p><strong>4. Cesurdur</strong></p>
<p>Pek çok ülkede ‘resmi’ olarak ödüllendirilen tek erdem olan cesaret bir lider için de lüks veya detay değil, gereklilik hatta zorunluluktur. Sokrates’e göre; cesaretin doğasında, fiziksel olduğu kadar ahlaki bir yapı da vardır, bilgiden ayrılamaz ve doğal bir içgüdüye bağlıdır. Cesaret liderliğin tam merkezindedir. Liderler için yeni ve farklı bir şey yapmaktan, samimi davranmaya, terfi edecek ismi seçmekten, takdir ve ceza vermeye, doğru olduğuna inandığı şeyi yapmaktan değişime kadar birçok eylemin yolu cesaretle kesişir. Cesaret, astlarından ya da üstlerinden sürekli onay isteyen, sorunları görmezden gelen ya da beklemeye alan, kararları çok geç veren klasik bir yöneticiyi lidere dönüştürür.</p>
<p>Lider organizasyonda cesareti iki yönüyle ele alır. Birincisi; lider bizzat kendisi cesaret sahibidir. İkincisi; takım üyelerinin doğruyu söyleme ya da yapma cesaretini oluşturduğu organizasyon iklimi ile besler.</p>
<p>Dr İ. Sani Mert; bir organizasyonda tüm kurallara rağmen, etik değerleri destekleyen bir cesaret kültürü yoksa, o organizasyonda er ya da geç toplu bir çöküş olur derken organizasyonlardaki cesareti değerinin önemine dikkat çekiyordu.</p>
<p><strong>5. Alçakgönüllü ve Tevazu Sahibidir</strong></p>
<p>Egodan uzak, insan merkezli çalışır. Yetki sahibi astlarının da egodan uzak ilişkiler kurduğunu takip eder. Makam ve salahiyetini personelini bezdirmek, onlara göz açtırmamak için değil, onların iş yaşantılarını kolaylaştırmak için kullanır. Böylece verimin artacağını bilir.</p>
<p><strong>6. Değerlere Saygılıdır</strong></p>
<p>Lider kendi değerlerine olduğu kadar takımı oluşturan üyelerin değerlerine de saygı gösterir, sahip çıkar, yok saymaz. Ortak değer havuzu oluşturarak, organizasyonun değerleri ile çalışanların ve müşterilerin değerleri arasında bağlantı kurar. Bu durum takım üyelerinin var olma, ait olma ve kendilerini ifade etme taraflarını güçlendirerek, organizasyona adanmış ve özverili katkı sağlamalarına sebep olur.</p>
<p><strong>7. Sabırlıdır</strong></p>
<p>Liderler, tırtılın muhteşem bir kelebeğe, bambu tohumunun haşmetli bir ağaca dönüşmesindeki zorlu serüveni bilir, hızlı ama geçici başarılara odaklanmaz. Kalıcı ve takımın tüm üyeleri tarafından kabul edilerek içselleştirilmiş, fonksiyon, süreç ve sistemleri oluşturmaya gayret eder. Olası yol kazalarının kendisini ve organizasyonu demoralize etmesine izin vermez. Her hata, başarısızlık ve düşük performansı, organizasyon için, alınan dersler kapsamında bir geri bildirim, bir eğitim fırsatına dönüştürür. Lider çalışanlara da rol model olur.</p>
<p><strong>8. Samimi, Esprili ve Açıktır</strong></p>
<p>Organizasyon üyeleri ile iş ya da özel yaşamdaki ilişkilerinde makul ölçülerde samimi, egodan uzak ve şeffaf ilişkiler kurar. Esprinin gücünden faydalanır. Görünce yol değiştirilen değil, hatanın ya da başarının, mutluluk ya da mutsuzluğun rahatlıkla paylaşılabildiği bir insandır. Adil ve samimi olduğu için, takdiri de tekdiri de çalışanlar tarafından büyük hüsnü kabul gören kişidir.</p>
<p>Organizasyon sırları ve yalnız kendisinin bilmesi gereken konular hariç, karar ve yönetiminde şeffaftır.</p>
<p><strong>9. Esneklik ve Orkestrasyon Yeteneği Gelişmiştir</strong></p>
<p>Karar ve icradan hiç ödün vermeksizin süreç ve takımı yönetmek yerine, özellikle kriz yönetimi ve sürpriz fırsatların ortaya çıktığı hallerde esnek olmayı bilir. Alternatif plan ve hareket tarzları ile çalışmayı sever, gerektiğinde kullanmak üzere bir B, C planı mutlaka vardır. Entelektüel sermaye, insan ve teçhizatın işin ve zamanın gereklerine uygun olarak tertiplenmesini ve gerektiğinde revize etmesini bilir.</p>
<p>Takım üzerinde etkisi her zaman hissedilir. Bu etki otoriteden değil yönetme becerisinden gelir. Orkestra şefinin sazların ses, tını ve ritminden faydalanması gibi personel ve departmanları fonksiyon alanı, yetkinlik ve yeteneklerine göre başarıyla yönetir.</p>
<p><strong>10. Empatik ve Sağlıklı İletişim Ortamı Kurar</strong></p>
<p>Yönetiminde empatik davranmaya ve bunun bir kurum kültürü olmasına dikkat eder. Açık ve sağlıklı iletişim ortamı oluşturur. İyi dinleyicidir, söyleneni anlar, söylenmeyeni duyar. Kendisi de yerinde ve zamanında uygun üslup ve tonda mesajını karşısına aktarır. İletişim kazaları ve gürültüyü yok etmek için etkin kontrol ve geri bildirim sistemleri kurar.</p>
<p><strong>11. Sadakat ve Aidiyeti Yüksektir</strong></p>
<p>Sadakate büyük değer verir. Organizasyona yürekten bağlı, adanmışlık ve tutku ile çalışır. Bu çalışma şekli takımın bütününe model olur.</p>
<p><strong>12. Tutarlıdır</strong></p>
<p>Fail, zaman ve mekân değişse de aynı eylem ya da sonuç için tepkileri değişmez, yalpalamaz. Takımının onu tarif etmesi istendiğinde; ‘çizgisi belli insan’ sözü, lideri anlatır.</p>
<p><strong>13. Karar Verme Yeteneği Gelişmiştir</strong></p>
<p>Kriz ve stresli anlarda dahi organizasyonu kararsız bırakmaz. Kararsız, eylemsiz bıraktığı her sorunun aslında büyümeye aday olduğunu bilir.</p>
<p>Astlarının fikirlerine önem verir. Onları karar süreçlerine dahil eder. Karar verinceye kadar astlarının düşüncelerini kuvvetle savunması için ortam oluşturur, onları cesaretlendirir. Karar verdikten sonra ise kararın mütalaa<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>edilmesine müsaade etmez.</p>
<p><strong>14. İnisiyatif Kullanır ve Kullanılması İçin Ortam Sağlar</strong></p>
<p>Fırsat ya da problem çıktığında organizasyonun faydasına olacak kararları çekinmeden alır, astlarını da bu şekilde karar verebilmeleri için eğitir, cesaretlendirir. Kararın sonuçları olumsuz olduğu takdirde, inisiyatif kullanan astını yargılamaz, bir eğitim aracı olarak kullanır.</p>
<p><strong>15. Personel ve Organizasyonun Misyonunu Doğru Tanımlar, Teşkilatlanmayı İyi Yapar</strong></p>
<p>İç motivasyon ve yüksek verim, çalışanların, tanımlanmış bir işi tanımlanmış bir şekilde, belli saatlerde yapması ile değil, iş görenlerin kendisini kavramlar, değerler ve ortak misyonun eşit bir paydaşı gibi gördüğü hallerde ortaya çıkıyor. Lider, organizasyonun, departmanların, çalışanların ve bizzat liderin kendisinin var oluş nedenleri üzerinde düşünür, bunlar arasında ortak noktaları bulur. Görev tanımlarını etkin yapmak için, organizasyonun vizyonu ve değerleri ile bunları ilişkilendirir. Doğru tanımlanmış çalışan misyonunun doğru görev tanımı, doğru görev tanımının ise az gayret sarfı olduğunu bilir.</p>
<p>Gerek organizasyonu bütünü gerekse proje grupları için teşkilatlanmayı doğru yapar.</p>
<p><strong>16. Vizyon Sahibidir ve Vizyon Tasarlar</strong></p>
<p>Liderler vizyon sahibidir ve ancak vizyon sahipleri geleceği tahayyül ederek yeni ve farklı bir projeksiyon ortaya çıkartabilir. Organizasyonu geliştirecek, dönüştürecek ve onu gelecekte var edecek en önemli argüman çok uzakta da olsa görünen bir deniz feneri, liderin tasarladığı vizyondur.</p>
<p><strong>17. Sistem Bütünlüğüne Önem Verir</strong></p>
<p>Sonucu her zaman göz önünde bulundururken bütünü oluşturan parçaların birbiri ile ilişkisi ve sonuca etkisini yok saymaz. Başka bir deyişle sonucu sürece, süreci sonuca tercih etmez. Takımını, sonuca ulaşmak isteyen süreç adamları yapar.</p>
<p>Herhangi bir iş, olay ya da olgunun kendi başına etkisi yerine bunların birbiri ve sistemin bütünü ile etkileşimini anlamaya çalışır.</p>
<p><strong>18. Sürekli Öğrenmeye Açıktır</strong></p>
<p>Kendi kişisel gelişimini ulaşılması gereken bir hedef değil, bitmeyen bir yolculuk olarak görür. Takımın yetkinliklerini de verimi artıracak şekilde, belirlenmiş bir eğitim programıyla artırır.</p>
<p><strong>19. Pozitif ve Motive Edici Bakış Açısına Sahiptir</strong></p>
<p>Hedeflere ulaşmanın ya da işi başarmanın yerini hiçbir şeyin tutmadığının farkındadır. Bir taraftan bardağın boş tarafının sebebini sorgularken, diğer taraftan bardağın dolu tarafına dikkat çekmek bir yana, önce ortada bir bardak olduğunun farkına varılmasını temin eder. Tekrar etmeyen, kasıt taşımayan başarısızlık ve hataların bir demoralizasyon aracı olmasına ve takımın kendisini yetersiz hissetmesine izin vermez. Aksine bir gelişim fırsatına dönüştürür.</p>
<p>Herkesin farklı bir motivasyon aracı ile harekete geçtiğinin farkındadır. Astlarını tanıdığı için onları motive etme yöntemlerini de iyi bilir. Kiminin omuzuna dokunur, kimi ile çocuklarının okul başarısını konuşur. Onu bazen mavi yakalı ile aynı masada yemek yerken, bazen şirket pikniğinde top oynarken ya da çalışanının hasta yakınını ziyaret ederken görebilirsiniz. Pozitif ve motive çalışma ortamını organizasyonun her yerinde tesis eder.</p>
<p><strong>20. Hesaplı Risk Almaktan Çekinmez</strong></p>
<p>Verilen kararlar her zaman muhteşem ve doğru sonuçlar doğurmaz. Kimi kararları almadan önce, elde yeterli zaman ve risk analizine esas teşkil edecek veri mevcut olmayabilir. İşte lider bu durumlarda eylemsizliği değil hesaplı riskler alarak karar vermeyi tercih eder.</p>
<p>Hesaplı risk; liderin deneyim, algı, sezgi, duygu, mevcut gerçekleri ele alarak ve elbette risk olduğunu da bilerek karar vermesidir. Bu yetkinlik ancak, cesaret, deneyim ve farkındalıkla mümkündür.</p>
<p><strong>21. Çözüm Odaklıdır</strong></p>
<p>Bir işin olamayacağını düşünürseniz bilinçaltınız emrinize amade bir biçimde, o işin nasıl olamayacağını size bin bir farklı metotla ispat eder. Oysa liderlerin yüzü çözüme dönüktür, pes etmez, farklı bakış açıları ile her hal ve şartta işi yapmaya odaklanırlar. Bunun bir tezahürü<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>olarak takımı kendi karakter ve stiline uygun olanlarla değil farklı görüş, yapı, bakış açısına sahip insanlarla kurar.</p>
<p><strong>22. Farkındalığı ve Odaklanma Becerisi Yüksektir</strong></p>
<p>Modern zamanlar, farkındalık ve odaklanma yeteneğini, her geçen gün insanların elinden biraz daha alıyor. İş çok, sorun çok, uyaran çok, hayat hızlı ve bizler odaklanmakta güçlük çekiyor, karmaşa ve kaos arasında fark etmemiz gereken şeyleri fark edemiyoruz. Çok sevdiğim eski bir söz var: &#8216;Ehem, mühime müreccahtır’. Tam karşılığı: ‘çok önemli önemliye tercih edilir’. İş dünyasında her şey çok önemli, her şey acil.</p>
<p>Lider, farkındalığı yüksek insandır. Bizzat kendisinin, astlarının ya da organizasyonun tamamının ‘şu an’ ne yaşadığını ve ‘bir süre sonra’ neler olacağını, gözlem, deneyim ve sezgileriyle fark eder. İş ya da problemler arasında bir önem sırası yaparak kendisinin, astlarının ve organizasyonun, yeri geldiğinde birlikte, yeri geldiğinde ayrı ayrı neye odaklanması gerektiğini doğru tespit eder. Odaklanma, beraberinde önce o şeyle hemhal<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>olmayı daha sonra başarıyı getirir.</p>
<p><strong>23. İşleri Delege Eder<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></strong></p>
<p>Lider iş yükünü azaltmak için; işleri, personel ya da departmanlar arasında, yetki, sorumluluk ve uygunluk esaslarına göre dağıtır. İyi lider her işe koşan değil, kendisinin ve astlarının zamanını, enerjisini ve gayretini idareli kullanan insan demektir. İyi lider iş delegasyonu sayesinde detaylarda boğulmaz, sahada kaybolmaz, büyük resme stratejiye odaklanır. Bu sayede ayrıca iş ve özel hayatı arasında bir denge kurar. Bu dengeyi tüm çalışanların kurmasına da dikkat eder.</p>
<p><strong>24. Yetki ve Sorumlulukları Devreder</strong></p>
<p>Lider yetki ve sorumlulukların tamamını üzerinde tutmaz. Organizasyon yapısı, kalifikasyon<a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>, personel gelişim planı ve gelecekteki görevlendirme/terfi tasarısına uygun olarak, yetki ve sorumlulukları paylaştırır. Bu hem liderin iş yükünü azaltır hem organizasyona müthiş hız ve çeviklik kazandırır hem de astların gelişmesine yardım eder.</p>
<p><strong>25. Koçluk Yetkinliklerini Kullanır</strong></p>
<p>Lider, yönetici şapkası ile talimat verir, mentor iken yol gösterir, danışman kişiliği ile hazır paket bilgiler verirken hep kendi bilgi, deneyim ve doğrularını kullanır. Oysa koçluk şapkası liderden, çalışanın kendi çözümlerine ulaşmasını temin etmek için uzun vadeli bir gelişim ilişkisine girmesini ister. Koçluk; bireyi veya takımları hedeflerine ulaştıran, kişisel, özel, güçlü ve kalıcı bir gelişim yolculuğudur.</p>
<p>Bugün yöneticiler, zaman kazanmak, talimat vermenin geliştirmekten daha kolay gelmesi ve sabırsızlık sebepleriyle; astlarına neyin, ne zaman, nasıl yapılacağını söylüyor ve konuyu kendi tarafında kapatıyor. Oysa bu durum çalışanlar üzerinde kalıcı ve dönüştürücü bir etki bırakmıyor, onları yalnız emredileni çok iyi yapan çalışanlara dönüşmesinden başka işe yaramıyor. Emredileni doğru yapmaktan, doğruları emredilmeden yapmaya giden yolda koçluk muhteşem bir araç ve önemli bir liderlik yetkinliğidir.</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>Kurum kültürüne veya kabul görmüş görgü kurallarına uygun olarak bir hiyerarşi içinde alınan karar, yapılan davranış (Oxford Dictionary). Resmi.</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>Güçlü istek, arzu (TDK).</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>Günümüzün belirsiz ve karmaşık ortamlarında, kişisel ve mesleki potansiyeli en üst düzeye çıkarmak için ilham veren, düşünmeye teşvik eden ve yaratıcı bir süreçte müşteri ile ortaklık ilişkisi kuran kişi (ICF).</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>Herhangi bir iş yerinde farklı görevlerde çalışarak deneyim kazanmış olan, danışan kişinin hedefine ulaşmasını sağlayacak yolu bulmasına yardımcı kimse (TDK).</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>Nasıl yapılacağını söylemeden, salt ne yapılacağının söylenmesidir. (TSK deyimi)</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>Herhangi bir konu üzerinde ayrıntılı düşünme ile oluşan görüş ve yorum:</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a>Belirme, görünme, gözükme, ortaya çıkma, oluşma (TDK)</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a>Aynı durumda olmak (TDK).</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a>Görevli, vekil, temsilci yetkilendirmek (Oxford Dictionary). İşi yapması için birini görevlendirmek.</p>
<p><a href="applewebdata://28D2EC83-FC41-467F-8E41-00C796CF308A#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a>Niteliklilik (TDK).</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F06%2F06%2Fliderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%C4%B0N%20OLMAZSA%20OLMAZ%2025%20%C3%96ZELL%C4%B0%C4%9E%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F06%2F06%2Fliderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%C4%B0N%20OLMAZSA%20OLMAZ%2025%20%C3%96ZELL%C4%B0%C4%9E%C4%B0" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F06%2F06%2Fliderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%C4%B0N%20OLMAZSA%20OLMAZ%2025%20%C3%96ZELL%C4%B0%C4%9E%C4%B0" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F06%2F06%2Fliderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%C4%B0N%20OLMAZSA%20OLMAZ%2025%20%C3%96ZELL%C4%B0%C4%9E%C4%B0" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F06%2F06%2Fliderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%C4%B0N%20OLMAZSA%20OLMAZ%2025%20%C3%96ZELL%C4%B0%C4%9E%C4%B0" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F06%2F06%2Fliderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%C4%B0N%20OLMAZSA%20OLMAZ%2025%20%C3%96ZELL%C4%B0%C4%9E%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F06%2F06%2Fliderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi%2F&amp;linkname=L%C4%B0DER%C4%B0N%20OLMAZSA%20OLMAZ%2025%20%C3%96ZELL%C4%B0%C4%9E%C4%B0" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F06%2F06%2Fliderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi%2F&#038;title=L%C4%B0DER%C4%B0N%20OLMAZSA%20OLMAZ%2025%20%C3%96ZELL%C4%B0%C4%9E%C4%B0" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2019/06/06/liderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi/" data-a2a-title="LİDERİN OLMAZSA OLMAZ 25 ÖZELLİĞİ"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2019/06/06/liderin-olmazsa-olmaz-25-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İLETİŞİMİ ÖLDÜRMENİN 13 GARANTİ YOLU</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2019/03/18/iletisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iletisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2019/03/18/iletisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Mar 2019 19:42:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihpocan.com/?p=7719</guid>

					<description><![CDATA[İLETİŞİMİ ÖLDÜRMENİN 13 GARANTİ YOLU Sevgili Okuyucu; Gerek sosyal gerekse iş yaşantısında en temel sorunlarımızdan birisi sağlıklı iletişim kuramamak ya da iletişimin amacına ulaşmadan kesintiye uğramasıdır. Dinlemeyi öğrendiğimiz an iletişimden elde edilmek maksadın çoğuna ulaşmış oluruz. İletişim daha başında iken en sık yaptığımız hatalar şunlardır:  O konuşurken kollarınızı bağlayın, vücudunuzu kapatın ve geriye doğru kaykılın. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İLETİŞİMİ ÖLDÜRMENİN 13 GARANTİ YOLU</p>
<p>Sevgili Okuyucu;</p>
<p>Gerek sosyal gerekse iş yaşantısında en temel sorunlarımızdan birisi sağlıklı iletişim kuramamak ya da iletişimin amacına ulaşmadan kesintiye uğramasıdır. Dinlemeyi öğrendiğimiz an iletişimden elde edilmek maksadın çoğuna ulaşmış oluruz. İletişim daha başında iken en sık yaptığımız hatalar şunlardır:</p>
<ol>
<li> O konuşurken kollarınızı bağlayın, vücudunuzu kapatın ve geriye doğru kaykılın. Şaşırtın O&#8217;nu.</li>
<li> Karşınızdakinin gözlerine hatta suratına bile bakmayın. Vaktiniz değerli, bir an önce kalksın gitsin.</li>
<li> Hiç tepki vermeden, geri bildirim vermeden dinleyin ya da sürekli sözünü kesin. Ne yapacağını şaşırsın.</li>
<li> Adını öğrenmeye çalışmayın ya da bildiğiniz halde ismini hiç kullanmayın. Sizi önemli biri zannetsin.</li>
<li> Hiç soru sormayın, ilgisizmiş gibi davranın. &#8220;Cool&#8221; olun.</li>
<li> Hiçbir şeyin değişmeyeceğini, çabalamanın nafile bir gayret olduğunu söyleyin. Tüm umudunu yok edin.</li>
<li> O’nun duygu ve düşüncelerini kabul etmeyin. O kim değil mi ama?</li>
<li> Aynı fikirde olmadığınızda ‘’yanılıyorsun’’, ‘’saçmalama’’ vb deyin. Haddini bilsin.</li>
<li> Hiçbir zaman, aynı fikirde olduğunuzu söylemeyin. Şımarmasın.</li>
<li> Mesajda hata arayın. Bu arada mesajı takip edemeyin.</li>
<li> Hep savunmada kalın, hatanızı hiç kabul etmeyin. Sizin ne suçunuz var ki?</li>
<li> Gerektiği hallerde vücut temasını kullanmayın. Maazallah mikrop falan kaparsınız.</li>
<li> Fazla samimi (canım, koçum), argo (oha), olumsuz (yasak yapçak bişey yok) kelimeleri yersiz ve bolca kullanın. Dağıtın zihnini.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F18%2Filetisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu%2F&amp;linkname=%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0%20%C3%96LD%C3%9CRMEN%C4%B0N%2013%20GARANT%C4%B0%20YOLU" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F18%2Filetisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu%2F&amp;linkname=%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0%20%C3%96LD%C3%9CRMEN%C4%B0N%2013%20GARANT%C4%B0%20YOLU" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F18%2Filetisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu%2F&amp;linkname=%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0%20%C3%96LD%C3%9CRMEN%C4%B0N%2013%20GARANT%C4%B0%20YOLU" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F18%2Filetisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu%2F&amp;linkname=%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0%20%C3%96LD%C3%9CRMEN%C4%B0N%2013%20GARANT%C4%B0%20YOLU" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F18%2Filetisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu%2F&amp;linkname=%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0%20%C3%96LD%C3%9CRMEN%C4%B0N%2013%20GARANT%C4%B0%20YOLU" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F18%2Filetisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu%2F&amp;linkname=%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0%20%C3%96LD%C3%9CRMEN%C4%B0N%2013%20GARANT%C4%B0%20YOLU" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F18%2Filetisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu%2F&amp;linkname=%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0%20%C3%96LD%C3%9CRMEN%C4%B0N%2013%20GARANT%C4%B0%20YOLU" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F18%2Filetisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu%2F&#038;title=%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0%20%C3%96LD%C3%9CRMEN%C4%B0N%2013%20GARANT%C4%B0%20YOLU" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2019/03/18/iletisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu/" data-a2a-title="İLETİŞİMİ ÖLDÜRMENİN 13 GARANTİ YOLU"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2019/03/18/iletisimi-oldurmenin-13-garanti-yolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ŞİRKET KATİLİ 5 HASTALIK</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2019/03/13/sirket-katili-5-hastalik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sirket-katili-5-hastalik</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2019/03/13/sirket-katili-5-hastalik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2019 17:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihpocan.com/?p=7713</guid>

					<description><![CDATA[ŞİRKET KATİLİ 5 HASTALIK Sevgili Okuyucu; Daha önceki yazılarda Türkiye’de yaşı 200 yılı geçmiş yalnız bir şirket olduğunu söylemiş ve bu sayıyı artırmanın yollarından bahsetmiştim. Bu yazıda ise işletmelerin kısa vadede kurum kültürünü ve performansını, uzun dönemde ise sürdürülebilir rekabet güçlerini olumsuz etkileyen beş problemden bahsedeceğim. 1. Ekşi Yoğurt Sendromu: Müşterilerin eleştiri, şikâyet ve önerilerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ŞİRKET KATİLİ 5 HASTALIK</strong></p>
<p>Sevgili Okuyucu;</p>
<p>Daha önceki yazılarda Türkiye’de yaşı 200 yılı geçmiş yalnız bir şirket olduğunu söylemiş ve bu sayıyı artırmanın yollarından bahsetmiştim. Bu yazıda ise işletmelerin kısa vadede kurum kültürünü ve performansını, uzun dönemde ise sürdürülebilir rekabet güçlerini olumsuz etkileyen beş problemden bahsedeceğim.</p>
<p><strong>1. Ekşi Yoğurt Sendromu:</strong></p>
<p>Müşterilerin eleştiri, şikâyet ve önerilerini ciddiye almamak, müşteri ve şirket arasında bilinçsiz bir bariyer oluşturmak. Geri bildirimi inceleyip bildirim sahibine dönüş yapmamak. İşgal ettiğimiz pozisyona sahip olmakla kâinatın tüm sırlarına vakıf olduğumuzu, o işin en iyi o şekilde yapılabileceğine kendimizi inandırıp, çerçeve dışına çıkamıyoruz. “Oturduğu yerden konuşmak kolay, benim yerimde olsa acaba o ne yapardı?&#8221; diyerek arada seviye farkı oluşturuyoruz. Geriye, bilinçaltında değersizleştirdiğimiz müşterinin, geri bildirimini çöpe atmak kalıyor.</p>
<p>Sonuç: Önce müşteri, talep ve pazar kaybı, sonra sürdürülebilir rekabet gücünün kırılması.</p>
<p><strong>2. Sen mi Kurtaracaksın İltihabı:</strong></p>
<p>Performansı yüksek personele mobbing uygulamak, nitelikli ve çalışma iştiyakı yüksek genç ve yeni çalışanı daha baştan ezerek bezdirmek. Konfor alanımızın bozulmasını, gerçek performans ve niteliğimizin ortaya çıkmasını engellemenin en kolay yolu nitelikli personelin önünü kesmekten geçiyor.</p>
<p>Sonuç: Vizyoner, inovatif düşünen ve nitelikli personelin kaybı.</p>
<p><strong>3. Küme Düşen Takım Krizi:</strong></p>
<p>Grubun başında lider özellikleri olan bir yönetici yoksa takım çalışmasını becerememek. Görev grubu çalışmaları yerine sevgi grubu çalışmalarını tercih etmek, aksi durumda takımı sabote etmek. Yöneticiye yakınlık başta olmak üzere, iş yerindeki kıdem, eğitim seviyesi, mezun olunan okul, hemşehrilik bağı, ait olunan sosyal doku hatta tutulan takım bile iş yerlerinde kliklerin oluşmasına sebep oluyor. Takım çalışmasının getirdiği gözlem altında çalışma baskısına, yapılan işin başka bir göz tarafından denetlenmesi ve kıyaslanması olgusu da eklenince, takım çalışmalarını sevemiyoruz. Tartışmak, o işin neden öyle olması gerektiğini ya da tam tersini konuşmaktan iş üretemiyoruz.</p>
<p>Sonuç: Takım sinerjisinin şirket performansına yansımaması. Şirketin düşük maddi ve manevi kapasite ile çalışması.</p>
<p><strong>4. Elimi Nereye Koysam Acaba Ağrısı:</strong></p>
<p>Prensipli ama nazik, ciddi ama güler yüzlü olmayı, karşıdakini kırmadan duygu, düşünce ve görüşleri dile getirmeyi becerememek. Nasıl davranılması gerektiği konusundaki arızalar, tutarsızlıklar. Karakterimizi kurum kültürünün önüne alıyoruz. Sosyal hayatta, mahallede nasılsak iş yerinde de aynı davranıyoruz. Ya kavgaya direk dalıyoruz ya da mahalle yansa umursamıyoruz. Daha kötüsü tutarsız davranarak aynı olaya farklı zamanlarda farklı tepkiler veriyoruz.</p>
<p>Sonuç: Kurum kültüründe dejenerasyon, aidiyete darbe.</p>
<p><strong>5. Uzun Burun Anomalisi:</strong></p>
<p><strong> </strong>Çalışma arkadaşlarının mesai dışındaki hayatlarını merak ederek, sosyal medya paylaşımlarından başlamak üzere özellerini araştırmak. Sinerjiyi artırmak yerine bölünmeyi çoğaltmak. İş yerinde oluşan dedikodu kültüründen beslenmek hoşumuza gidiyor. Diğer insanların bilmediği şeyleri temenni ve tahminlerimizi de katarak anlatmanın bizi daha yukarıya konumlandırdığını düşünüyoruz. Hatta yetinmeyerek özel hayatı iş ortamı ile harmanlayıp terfi, taltif ve görevlendirmeleri de buna göre yapıyoruz.</p>
<p>Sonuç: Güven ortamının erozyonu, aidiyetin yok olması.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F13%2Fsirket-katili-5-hastalik%2F&amp;linkname=%C5%9E%C4%B0RKET%20KAT%C4%B0L%C4%B0%205%20HASTALIK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F13%2Fsirket-katili-5-hastalik%2F&amp;linkname=%C5%9E%C4%B0RKET%20KAT%C4%B0L%C4%B0%205%20HASTALIK" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F13%2Fsirket-katili-5-hastalik%2F&amp;linkname=%C5%9E%C4%B0RKET%20KAT%C4%B0L%C4%B0%205%20HASTALIK" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F13%2Fsirket-katili-5-hastalik%2F&amp;linkname=%C5%9E%C4%B0RKET%20KAT%C4%B0L%C4%B0%205%20HASTALIK" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F13%2Fsirket-katili-5-hastalik%2F&amp;linkname=%C5%9E%C4%B0RKET%20KAT%C4%B0L%C4%B0%205%20HASTALIK" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F13%2Fsirket-katili-5-hastalik%2F&amp;linkname=%C5%9E%C4%B0RKET%20KAT%C4%B0L%C4%B0%205%20HASTALIK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F13%2Fsirket-katili-5-hastalik%2F&amp;linkname=%C5%9E%C4%B0RKET%20KAT%C4%B0L%C4%B0%205%20HASTALIK" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2019%2F03%2F13%2Fsirket-katili-5-hastalik%2F&#038;title=%C5%9E%C4%B0RKET%20KAT%C4%B0L%C4%B0%205%20HASTALIK" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2019/03/13/sirket-katili-5-hastalik/" data-a2a-title="ŞİRKET KATİLİ 5 HASTALIK"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2019/03/13/sirket-katili-5-hastalik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BANA KURUMSAL KİMLİĞİNİ SÖYLE, SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM</title>
		<link>https://fatihpocan.com/2018/12/21/bana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim</link>
					<comments>https://fatihpocan.com/2018/12/21/bana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Poçan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Dec 2018 21:12:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihpocan.com/?p=7705</guid>

					<description><![CDATA[KURUMSAL KİMLİK Sevgili Okuyucu; Kurumsallaşma ile ilgili makalemizde; yeterli büyüklüğe ulaştığı halde kurumsallaşamamış aile şirketlerinin sonraki kuşaklara devredilecek kadar uzun yaşamadığını, bununla beraber kurumsallaşma adımları tamamlandıktan sonra tespit edilen süreçlere ve ilkelere  (şirket anayasasına) sahip çıkmayan ve bu ilkelerden taviz veren şirketlerin ise tam anlamıyla kurumsal olamayacağını söylemiş ve kurumsal bir imaja sahip olduğu halde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KURUMSAL KİMLİK</strong></p>
<p>Sevgili Okuyucu;</p>
<p>Kurumsallaşma ile ilgili makalemizde; yeterli büyüklüğe ulaştığı halde kurumsallaşamamış aile şirketlerinin sonraki kuşaklara devredilecek kadar uzun yaşamadığını, bununla beraber kurumsallaşma adımları tamamlandıktan sonra tespit edilen süreçlere ve ilkelere  (şirket anayasasına) sahip çıkmayan ve bu ilkelerden taviz veren şirketlerin ise tam anlamıyla kurumsal olamayacağını söylemiş ve kurumsal bir imaja sahip olduğu halde kurumsal uygulamalardan taviz veren şirketlerin önce nitelikli çalışanlarını daha sonra uzun uğraş ve büyük maliyetlerle elde ettiği marka değerini kaybedeceğini ifade etmiştik.</p>
<p>Bu makalemizde ise kurumsallaşma adımlarından biri olan “kurumsal kimlik” konusundan bahsedeceğiz.</p>
<p>Kurumsal kimlik; kısaca, organizasyonun, işletmenin, şirketin, kurumun kim ve ne olduğunu anlamamızı sağlayan görsel renk, yazı, işaret ya da tasarımların bütünüdür. Bu göstergeler, kurumun kolayca fark edilmesini, tanınmasını, hatırlanmasını, unutulmamasını ve benzeş kurumlardan kolayca ayrılmasını sağlar. Bu kimlik; kurumun karakterinin, cinsiyetinin, misyonunun, vizyonunun, duruşunun ete kemiğe bürünmüş halidir.</p>
<p>Kurumsal kimlik; çerçevesi önceden belirlenmiş ve yönergeleri yazılmış,  iletişim, davranış ve görsel işaretlerin bir araya gelmesiyle ilan edilir. Dolayısıyla işletmenin hem iç hem de dış çevresinin gözünde bir “kurumsal imaj” oluşur. Bu imajın olumlu olması ve sürekliliği, kurumun prestiji ve itibarı açısından büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Kurumsal Kimlik Neden Önemlidir?</strong></p>
<p>21. yüzyılda her şey hızlı yaşanıyor. Şirketlerin kurulması, rakiplerin çoğalması, benzer ürünlerin sayısı keza rekabet de aynı hızda çoğalıyor. Sektörü içinde markaların hedef kitle tarafından fark edilebilmesi ve diğerlerinden ayırt edilebilmesi, günümüzde son derece önem arz etmektedir. Bu da ancak kurumsallaşan kimlikle mümkündür. 1777 yılında İstanbul’da ilk dükkânını açan Kastamonulu Şekerci Hacı Bekir Efendi bu dükkâna “Hacı Bekir” derken aslında bilmeden kurumsal kimliğe ilk adımını atıyordu.</p>
<p>Kurumsal kimlik; şirketin renginden, logosuna, kıyafetinden, araç filosuna kadar geniş bir yelpaze içinde incelenmelidir. Şüphe yok ki bu yelpazenin kendi içinde ahenkli ve konseptin sektör, ürün ya da hedef kitleye uygun olması kaçınılmaz bir olgudur. Renk tayfından web sayfasına, çalışanın şapkasından logosuna, sloganından cingılına, metin yazınından kartvizit tasarımına her şey şirketin hikayesi, misyonu ve pazarlama stratejisi ile uyum içinde olmalıdır.</p>
<p>Hiçbir ürününde marka adı yazmayan ama ısırılmış elma amblemi ile hemen tanınan Apple, 1892 yılından beri logo type ve kurumsal rengini değiştirmeyen Coca Cola, prestijli ama belli bir ölçüye kadar ulaşılabilir otomobil denince Mercedes, kurumsal kimliklerini çok iyi oluşturmuş üç örnek olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Mahallede yeni açılan küçük bir market dahi kendine özel poşet yaptırıyorsa kurumsal kimliğin önemi yadsınamaz. O halde kurumsal kimliğin faydaların kısaca bahsedelim:</p>
<ul>
<li>Fark edilmeyi, tanınmayı, hatırlanmayı ve unutulmamayı temin eder.</li>
<li>Kurumun kişiliğini ve karakterini yansıtır.</li>
<li>İç ve dış çevrenin şirkete olan güveni artar.</li>
<li>Kurumun çevresine karşı kurumsal imajını güçlendirir.</li>
<li>Rakip kurumların arasından sıyrılarak bir adım öne çıkmaya sebep olur.</li>
<li>Kurumsal kimlikle ahenkli yapılan pazarlama kampanyaları ile hedef kitlede duygusal bağ oluşturur.</li>
<li>İç müşterinin aidiyetini ve motivasyonunu artırır.</li>
</ul>
<p><strong>Kurumsal Kimlik Elemanları Nelerdir?</strong></p>
<p>Sevgili Okuyucu;</p>
<p>Kurumsal kimlik elbette logo ve kartvizit ile sınırlı değildir. Kurumsal kimlik profesyonel bir tasarımcı ile ve tüm detaylar düşünülerek ele alınmalı, yazılı hale getirilen “kurumsal kimlik yönergesi” “şirket kitabına” dahil edilmelidir. Kurumsal kimlik öğelerini şöyle sıralayabiliriz;</p>
<ul>
<li>Şirketin Adı</li>
<li>Markaların Adı</li>
<li>Logo ve Semboller (Belirlenmiş renk kodları ile)</li>
<li>Şirket ya da ürün cingılı</li>
<li>Kuruma özel renk &amp; yazı fontu</li>
<li>Varsa çalışan üniforması veya kıyafeti (iş gruplarına göre özelleştirilmiş)</li>
<li>Slogan / Motto</li>
<li>Sosyal Medya Bileşenleri</li>
<li>E-Posta İmzası</li>
<li>Web Bileşenleri</li>
<li>Tüm Basılı Evrak (Antetli kâğıttan, başarı belgesine, takdirnameden emeklilik yazısına, dosya sırtlığından fatura/makbuza…)</li>
<li>Kartvizit</li>
<li>Bloknot, Zarf, Klasör (çeşitleri ile)</li>
<li>Sticker</li>
<li>CD / DVD paket/sticker uygulamaları</li>
<li>İlanlar (Basın duyurusu/bülteni, taziye, kutlama…)</li>
<li>Kaşe</li>
<li>Kartlar (Personel, Ziyaretçi, Güvenlik, Araç…)</li>
<li>Bayraklar-Flamalar (Masa, Gönder, Flama, Kırlangıç, Yelken.)</li>
<li>Tabela-Totem uygulamaları</li>
<li>Çantalar (Kağıt, Naylon, Bez)</li>
<li>Tüm Kırtasiye ve Promosyon Ürünleri (Kalemi zımba, rozet, anahtarlık, mousepad&#8230;),</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2018%2F12%2F21%2Fbana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim%2F&amp;linkname=BANA%20KURUMSAL%20K%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N%C4%B0%20S%C3%96YLE%2C%20SANA%20K%C4%B0M%20OLDU%C4%9EUNU%20S%C3%96YLEYEY%C4%B0M" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2018%2F12%2F21%2Fbana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim%2F&amp;linkname=BANA%20KURUMSAL%20K%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N%C4%B0%20S%C3%96YLE%2C%20SANA%20K%C4%B0M%20OLDU%C4%9EUNU%20S%C3%96YLEYEY%C4%B0M" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_threads" href="https://www.addtoany.com/add_to/threads?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2018%2F12%2F21%2Fbana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim%2F&amp;linkname=BANA%20KURUMSAL%20K%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N%C4%B0%20S%C3%96YLE%2C%20SANA%20K%C4%B0M%20OLDU%C4%9EUNU%20S%C3%96YLEYEY%C4%B0M" title="Threads" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2018%2F12%2F21%2Fbana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim%2F&amp;linkname=BANA%20KURUMSAL%20K%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N%C4%B0%20S%C3%96YLE%2C%20SANA%20K%C4%B0M%20OLDU%C4%9EUNU%20S%C3%96YLEYEY%C4%B0M" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2018%2F12%2F21%2Fbana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim%2F&amp;linkname=BANA%20KURUMSAL%20K%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N%C4%B0%20S%C3%96YLE%2C%20SANA%20K%C4%B0M%20OLDU%C4%9EUNU%20S%C3%96YLEYEY%C4%B0M" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2018%2F12%2F21%2Fbana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim%2F&amp;linkname=BANA%20KURUMSAL%20K%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N%C4%B0%20S%C3%96YLE%2C%20SANA%20K%C4%B0M%20OLDU%C4%9EUNU%20S%C3%96YLEYEY%C4%B0M" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2018%2F12%2F21%2Fbana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim%2F&amp;linkname=BANA%20KURUMSAL%20K%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N%C4%B0%20S%C3%96YLE%2C%20SANA%20K%C4%B0M%20OLDU%C4%9EUNU%20S%C3%96YLEYEY%C4%B0M" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Ffatihpocan.com%2F2018%2F12%2F21%2Fbana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim%2F&#038;title=BANA%20KURUMSAL%20K%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N%C4%B0%20S%C3%96YLE%2C%20SANA%20K%C4%B0M%20OLDU%C4%9EUNU%20S%C3%96YLEYEY%C4%B0M" data-a2a-url="https://fatihpocan.com/2018/12/21/bana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim/" data-a2a-title="BANA KURUMSAL KİMLİĞİNİ SÖYLE, SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM"></a></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fatihpocan.com/2018/12/21/bana-kurumsal-kimligini-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
